"İnsafın yok mu senin?
Hazır mıyım değil miyim sormadın
Aşık ettin kendine
Sonrada hiç oralı olmadın.
Şimdi benden ne istersennn."
"Benim sana hayrım yok
Tarafından katledildim
Senin bana hayrın yok
Yoooooook"
Ocaktaki kremanın kaynamasıyla altını kapatıp içine toz vanilyayı kattım. Üzerine streç filimden bir parça koparıp kapattım. Böylelikle krema hem soğumak hem de üzeri kabuk bağlayıp katılaşmayacaktır. Bugün akşam yemeğe Oğuz ve Ahmet gelecekti. Bende bu yüzden mutfağa girmiş. Önlüğümü takmış, şarkımı açmış yemek yapıyordum.
"Aşkta dertler katmer katmer
Dertlenirsem (dellenirsem)
Hak ver hak ver
Şeytan diyor yol ver son ver
Sevenine bari son kere şans ver"
Şarkı bitmiş mutfağı sessizlik kaplamıştı. Hemen yeni bir şarkı açacakken kapı çalınmıştı. Gelen kişi büyük bir ihtimal Ahmetti çünkü ondan bir kaç malzeme istemiştim onları almıştı. Hemen ellerimi yıkadım. Mutfaktan çıkıp kapıya ilerledim. Kapının deliğinden baktığımda Ahmet olduğunu gördüm. Hem kapının kilidini açtım.
"Hoş geldin Ahmet" Ellerindeki poşetleri kapının yanına bırakıp içeri girdi.
"Hoşbulduk Nazlı öğretmenim de bu kokular ne böyle"
"Sizin için yapıyorum. Bir kaç bir şeyler işte"
"Vallahi Nazlı öğretmenim ayıp olmazsa fazla fazla yapın da Karargahdakiler de nasiplensin." Arkadaşlarını düşünmesi çok ince bir hareketti. Ama o söylemeden ben zaten hazırlamıştım.
"Sen hiç merak etme ben onlara bir şeyler yaptım. Sana çay vermemi ister misin?"
"Yok almayayım yoksa komutanım beni çiğ çiğ yer." Kadirden mi bahsetiyordu. Yani bu çoçuğun başka komutanı vardır dimi yani
"Komutanım derken Kadir mi çiğ çiğ yer."
"Evet Nazlı Öğretmenim hatta dakikaları sayıyor olabilir."
"Neden ki yani hoşuna gitmeyecek bir şey mi yaptın." Bende iyice meraklı olup çocuğu soru yağmuruna tutmuştum. "Sizi yorduğumuz için bize kızıyor hatta ben dayaktan son dakika buraya geleceğim diye kaçmış olabilirim."
"Peki o zaman sen oyalanma akşam da yüzünüz gözünüz mor gelmeyin olur mu?" Hemen asker duruşu ile selam verip kapıyı açıp gitmişti. Bende poşetleri mutfağa götürüp boşaltamayan başladım. Ardından da müziğimi açıp yemeklerimi yapmaya devam ettim.
•••
Kıbrıs tatlımın üzerine Hindistan cevizini serperken telefonun ard arda titredi. Çok önemsemeyip işimi yapmaya devam ettim. Tatlının işi bitince onu dolaba soğumaya bıraktım. Telefonum bir kaç kez daha titredi. Sanırım önemli bir şey vardı. Ellerimi yıkayıp kuruladım. Telefonumu elime aldığımda mesajlar Kadirden gelmişti.
Yüzbaşı Kadir
"Bu şerefsizler için boşuma yorulma"
"Kır önlerine yumurta yesinler."
"Yada siktir et ben kafalarını kırayım."
"Sizde üçünüz iyi yersiniz yemeği baş başa!"
"Karargah da herkes yemeklerini soruyor bir daha bunlara yemek falan yapma gerek yok!"
"Haşlanmış patates yesin şerefsizler."
Bu mesajlarda biraz sitem onu davet etmediğim gibi bir ima ya da hafif bir kıskançlık mı vardı ? Yoksa ben mi yanlış anlıyorum. Ve rahatça konuşması da gözümden kaçmamıştı.
Yüzbaşı Kadir
"Öncelikle merhaba Kadir"
"Ve istediğim kişiye yemek yaparım yerimde."
"Seni rahatsız eden yer ne?"
"Biz iyi niyetimizle söyledik öğretmen"
"Hem sana bir şey mi dedik karargah da ismin 7/24 gündem de"
"Ee ne olmuş yani ismim yada ben seni rahatsız mı ediyorum."
"Öyle bir şey mi dedim ben"
"Bilmem rahatsız oluyorsun gibi geldi de"
"Ne yaptın akşama bu şerefsizlere çok şey yapma gözleri aç bunların."
"Sen onlara şerefsiz demeyi bırak ve dövmeyi de!"
"O ŞEREFSİZ Ahmet söyledi dimi?"
"Yoo kuşlar fısıldadı Kadir Yüzbaşı askerleri dövüyor diye"
''Ne yaptın akşama bu şerefsizlere çok şey yapma gözleri aç bunların.''
"Ne yapayım sarma sardım şimdi neyse sen beni oyalama akşama misafirlerim var."
"Görüşürüz yüzbaşı"
"Bu mesaj silindi"
"Bu mesaj silindi"
"Bu mesaj silindi"
"Görüşürüz öğretmen!!!"
Sarmanın suyunu döküp ocağa koydum. Şimdiye kadar mezeler - içli köfte, yoğurtlu semiz otu, sarma, esnaf lokantasının yıldızı domatesli meze- hazırdı ve tatlı da hazırdı. İçli köfteyi teyzem geldiğinde getirmişti. Bugüne kısmet olmuştu bende hemen dolaptan çıkarmıştım. Yani sırada domates çorbası, pilav ve sebzeli kavurma kalmıştı. Yani işin çoğu gitmiş azı kalmıştı. Evimi de zaten neredeyse her gün temizlediğini için oldukça temizdi.
Sarmanın altını kısıp ellerimi yıkadım. Ardından salona geçtim. Kısa bir mola verecektim. Sabahtan beri yemek yapıyordum. Koltuğa uzandım. Sırtım biraz ağrımıştı. Ocakta sarma da piştiği için telefonuma alarm kurdum yoksa uyur yemeğim de yanardı. Gözlerimi kapatıp koltukta rahat bir pozisyon aldım.
•••
Yastığımın altından gelen alarm sesi uykumu mahvetmişti. Zihnime işkence gibi geliyordu. Huzursuzca yerinde kıpırdandım. SARMA! hızlıca gözlerimi açıp mutfağa koşmuştum. Hala yanan sarmanın altını kapattım. Oh şükür yanmamış yada dibi tutmamıştı. İçer de hala çalan alarmı kapattım. Saate baktığımda yaklaşık kırk dakikadır uyuduğumu fark ettim.
Telefonumu bırakıp banyoya gidecekken gelen bildirim sesi ile elime geri aldım. Mesajlar Ahmet'ten gelmişti. Mesajın üstüne tıkladım.
Ahmet
"Nazlı Öğretmenim biz bugün Kemal Albayımızda izin aldık erken çıkacağız. Saat altı civarı geliriz tabi sana sa uygunsa Ve eğer müsait olursan Kemal Albayımız da bir çay içmek istermiş." (16.34)
"Yok sorun değil zaten çoğu şey hazır hem Kemal amca da isterse yemeğe gelebilir." (16.35)
"Tamamdır o zaman Nazlı Öğretmenim size kolay gelsin akşama görüşmek üzere." (16.36)
Hemen çorbamı yapmaya başlamıştım. Çünkü yemekleri bitirip banyoya geçmem gerekiyordu. Misafirlere yemek kokmak istemezdim.
Dakikalar içersin de çorba,sebzeli kavurma ve pilavı yapmıştım. Pilavı dinlenmesi için bir örtüye sardım. Saate baktığım beşi çeyrek geçiyordu. Hemen masayı kurmaya başlamıştım. Çatal,bıçak,kaşık,bardak ve tabakları götürmüştüm. Peçete tuzluk gibi diğer eksikleri de yerleştirmiştim. İçecekleri ve suyu en son getirirdim.
Hemen banyoya gittim. Üzerime sinen yemle kokusundan arınsam yeterdi benim için üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp duyun altına girdim. Saçlarımı yıkayıp vücudumu da hemen köpükledim. Ardından da durulandım. Bornozuma sarılıp sıkıca kurulandım.
Odaya geçip ayarladığım kıyafetlerimi ve iç çamaşırlarımı üzerime geçirdim. Saçlarımın ıslaklığını havlu ile aldım. Ardından da kurutma makinesi ile kuruttum. Saçlarımın kabarmaması için iki yandan balık sırtı ördüm. Kayık yaka olan gömleğimin omuzlarını düzelttim.
Kıyafet olarak açık mavi jean üzerine da beyaz kayık yaka gömlek giyinmiştim. Her zamanki gibi allık ve sadece rimel sürdüm. Banyoyu toparladım. Saate baktığım altıya on vardı. Her an gelme ihtimallerine karşı çorbanın altını kısık ateşte yaktım.
Demlenen pilavımın ağzını açıp karıştırdım. Oh lapa falan olmamıştı. Kavurmaya baktığımda etlerinin gayet yumuşak olduğunu anladım. Çaydanlığa suyu doldurup ocağın üzerine koydum onlar gelince altını açardım zaten.
Son olarak da Kıbrıs tatlısına baktım kreması donmuş gayet kıvamlı olmuştu.
Ekmekleri dilimleyip tabağa yerleştirdim. Ardından kapı çalındı. Evet evimin ilk misafirleri gelmişti. Derin bir nefes alıp kapıya ilerledim.
Ve açtım.
Karşımda bana sırıtarak bakan ellerinde çiçekle bekleyen Ahmet ve Oğuz vardı. Arkalarında ise Kemal amca vardı.
"Hoşgeldiniz"
Ahmet hemen öne atılarak ayakkabılarını çıkardı. "Hoşbulduk Nazlı Öğretmenim ve bunlar sizin" Ellerime uzattığı çiçeği gülümseyip aldım. Arkasından Oğuz da aynı şekilde selam verip çiçeğe ellerime bıraktı.
"Yalnız oğuzcum ilk ben verdim çiçeği bir farkım var haberin olsun yani"
Oğuz ve Ahmet birbirine sataşarak içeri girmişlerdi. Kemal amcaya döndüm. "Sende Hoş geldin Kemal amca gel"
"Hoş buldum kızım bu da benim ikramım." Elime uzattığı tatlı poşetini aldım. "Ama bu ayıp oldu Kemal amca ben o kadar şey hazırladım size hazır tatlı mı vereceğim yani mis gibi Kıbrıs tatlım varken."
"Elimiz boş gelmeyelim dedim kızım bizim iki kafadar almış çiçek bende tatlı alayım dedim Ama seninkini yanından geçemez."
Kapıyı kapatıp Kemal amca ile birlikte içeri geçtik. Ahmet ve Oğuz koltuğa oturmuş bizi bekliyorlardı. "Kemal amca isterseniz sofraya geçin bende çorbaları getireyim."
Kemal amca beni onaylayıp sofraya oturdu. Oğuzda aynı şekilde sofraya oturmuştu. Ahmet'in oturmasını beklerken benimle mutfağa gelmişti. Kaynayan çorbanın altını hemen kapattım. "Sende otursaydın Ahmet ben getiririm."
"Olmaz Nazlı Öğretmenim eğer yardım etmezsem komutanım beni keser." Kadirden bahsetiyordu dimi?
"Neden ki hem komutanın nereden bilecek yardım edip etmediğini"
"İçer de ajanı var Nazlı öğretmenim o hemen yetiştirir." Oğuzu kast ettiğini anlamıştım. Ahmet ve Oğuza üzülmüştüm Kadir sayesinde her gün azar ve neredeyse dayak yiyorlardı.
"Tamam o zaman ben çorbaları koyayım sende şurada ki sürahiye su koyda çiçekleri koyalım yoksa ölür." Evde vazom yoktu bu yüzden çok kullanmadığım sürahiye koydurmuştum.
Kepçe yardımıyla çorbaları kaseye doldurmuş tepsiye yerleştirdim. Tam tepsi ile gidecekken Ahmet elimden aldı. Bende o içeri giderken hemen çay suyunun altını yaktım. Masaya diğer gidecek şeyleri de hemen elime alıp bende mutfaktan çıktım. Ahmet çorbaları tabakalara koymuştu. Bende elimdeki içli köfteyi ve sarmayı masaya bıraktım.
"Kızım sen bunları nasıl yaptım yada nasıl yetiştirdin. Yorulmadın mı?"
"Severek yaptım Kemal amca hem öyle çok yorulmadım tatlı bir yorgunluk o"
Kemal amcanın yüzünde kocaman bir gülümsemesi vardı. Sıcacık gülümsemsi insanın içini ısıtıyordu. Kemal amca bir baba sevgisini kan bağı olmadan da gösteriyordu. Yada ben hiç baba sevgisi görmediğim için küçücük bir gülümseme bile beni etkiliyordu. Çorbalar içilmeye başlamıştı. Masada sakinlik vardı. Ufak ufak da sohbet ediliyordu.
"Vallaha bende biraz çat kapı geldim ama"
"Olur mu öyle şey hem çok iyi oldu böylelikle ödeşmiş olduk yani siz bizi yemeğe çağırmıştınız şimdi de ben"
Herkesin çorbası bitmişti. Ahmet yine peşime takılıp benimle mutfağa gelmişti. Hemen kaynayan suya çayı demlemiştim. Altını da kısıp ağır ağır demlenmesine izin verdim. Sonra da pilavlara ve sebzeli kavurmayı tabakladım. Ben tabakları hazırlayınca Ahmet'te alıp içeri götürmüştü. Pilav tenceresinin kapağını kapatmış mutfaktan çıkacakken Ahmet gelmişti. "Bir şey kalmadı götürülecek."
"Yok Nazlı Öğretmenim sizden bir şey isteyecektim."
"Evet buyur söyle" hafif hafif kıvranıyordu. Ağzındaki baklayı çıkaramıyor gibiydi derken bir andan döküldü.
"Şey acaba Kadir komutanın için biraz sarma ayırır mısınız? Kendisi çok sever de" Güzel kalbi ile onu döven söven adamı düşünüyordu. "Yani hem kendisi nöbette bir şey yememiştir ben götüreyim ona"
Aç açına mı nöbet tutuyordu bu adam! Şiddete karşıyım Ama Kadire bunu uygulayabilirsiniz. "Tamam ayırırım diğerlerinden de koyarım hem sen götürme bende seninle geleyim ona teşekkür etmem gerek de"
Sadece başını salladı ve salona geçti. Demek ki Kadir Yüzbaşı sarmayı çok seviyordu. Yavaş yavaş onunla ilgili olan şeyleri öğreniyordum. Yüzümdeki istemsizce oluşan gülümseme ile içeri girdim. Tekrar masaya oturup sohbet edip yemek yemeğe devama ettik.
•••
Muhteşem bir gecenin sonuna gelmiştik. Yemek,çay,tatlı sohbet bitmişti. Kapıya doğru gelmiştik. Ayakkabılarını giyiyorlardı. "Tekrar her şey için sağ ol kızım ellerine sağlık"
"Afiyet olsun Kemal amca"
"Nazlı Öğretmenim ellerine sağlık umarım Allah nasip ederde yemeklerinden yeriz bir daha"
"Daha buradayım evimde her zaman size yetecek kadar yemek var her gün gel ye."
"Kapını güzelce kilitle kızım dikkat et Allah'a emanet" Kemal amcaya el salladım. Kemal amca, Ahmet ve Oğuz merdivenlerden inecekken Ahmet'i durdurdum.
"Ahmet sen dur." Oğuz ve Kemal amca Ahmet'i beklemeden gitmişlerdi. Hemen odamdan okul zamanın da boya yaparken kullandığım şapkayı Ahmet'e verecektim. Sonuçta onun şapkasıydı. Kapıya geri gelmiştim.
"Şapka ya boya yaparken almıştım ya yıkadım. Bir türlü vermek nasip olmadı."
"Nazlı Öğretmenim sağ olunda bu benim değil."
"Ne demek senin değil kimin bu"
"Komutanımın"
Komutanı yani Kadir'indi dimi yanlış anlamdım.
"Kadir'in mi yani onun şapkası mı?
"Evet o gün şapka istediğimde kendi şapkasını çıkarıp vermişti. Hatta gece nöbete gelemedi başına güneş geçtiği için neyse siz bunu ona verin."
Benim için şapkasını vermiş ve başına güneş geçmişti. Kalbimin hızlanmasına engel olamadım. İçimde bir umut ışığı vardı. Derin bir nefes alıp verdim. "Ahmet sen beni aşağıda bekle ben geliyorum."
"Tamam Nazlın Öğretmenim." Kapıyı kapatıp hemen odama gittim. Eşofmanımı ve üzerime bir tişört giyinmiştim. Mutfaktan saklama kaplarını alıp poşete koydum. Ve şapkayıda poşete attım.
Anahtarımı ve telefonumu da alıp evden çıktım. Poşeti Yere bırakıp ayakkabılarımı giyip kapıyı kilitledim.
Sonra poşeti geri alıp merdivenlerden indim. Ahmet de Oğuz da beni arabada bekliyorlardı. Hemen arka kapıyı açıp bindim. Oğuz da arabayı çalıştırdı.
Karanlık yollardan ışığıma doğru gidiyordum. Kalbimin ritmini bozan kişinin yanına gidiyordum. İstemeden de olsa onun en sevdiği yemeği yapmıştım. Umarım beğenirdi. Ve hep yapardım yani Allah nasip ederse onu bana ;)
"Ahmet sen Nazlı öğretmenim ile git benim nöbete geçmem gerek." Karargaha gelmiştik. Arabadan inip Ahmetin yanına ilerledim. "Buradan Nazlı öğretmenim."
Ahmeti takip ederek Yüksek bir tepe çıkmıştık. Gözetleme kulelerine gelmiştik. Ahmet elimden poşeti alıp bana öncelik verdi. İlk ben merdivenlerden çıktım. Son bir kaç basamak kalmışken arkasını dönük konuştu. "Sinan oğlum bir şey istemiyorum dedim ya niye gel- Nazlı"
Bana doğru dönmüş bedenine yasladığı silah ile bana bakıyor ve sanki burada olduğuma inanmıyor gibiydi. "Merhaba kolay gelsin"
Yüzündeki gülümseme gitmiş ve kocaman bir gülümseme oluştu.
"Hoşgeldin Öğretmeni senin ne iş-"
"Ben getirdim komutanım Nazlı öğretmenim size sürprizi var." Ahmet elindeki poşeti göstererek konuşmuştu. "Komutanım siz isterseniz inin aşağıya ben bakarım buraya.''
Gözlerim onu izlerken o hiçbir şey demeden silahı çıkarıp Ahmet'e verdi. Ardından da Ahmet'in elindeki poşeti alacakken ondan hızlı davranıp ben aldım ve merdivenlere döndüm. O da arkamdan geldi. Merdivenlerin bitiminde onun öne geçmesine izin verdim. Ve takip ettim.
Kulelerin arkasında kalan kimsenin olmadığı sadece oturmak için bankların olduğu yere gelmiştik. Önümüzde bir lamba vardı yani burayı aydınlatan tek ışıktı. Banka oturunca ben yanına oturdum. "Demek gün boyu bir şey yemedin ve aç açına nöbet tutacaktın."
"Sen nereden biliyorsun diyeceğim Ama Ahmet söyledi dimi? Adam karı gibi laf yetiştiriyor."
Lafına karşılık dizine tekme attım. "Ahmet'e laf etme ve bize de laf etme. Hemcinslerime karışma!"
Sinirlenmem hoşuna gitmiş olmalı ki gülümsemesi büyümüştü. Neyse gülümsemeye çok odaklanma Nazlı odaklanma!
Poşetten saklama kaplarını çıkardım. Ardında çatal kaşık ve peçeteye. "Evet afiyet olsun buyurun." Önce bana sonra yemeklere baktı. Ve sonra konuştu. " Bizimkilere versen bana getirirdi sen bu saate niye geldin."
"Yemekleri yolda yeme şüpheleri ve saklama kaplarımın sağ Salim gelmesi için geldim." Belki birazda seni görmek için olabilir Ama biraz mini minnacık yani çok değil.
Daha fazla konuşmayıp yemeğe başlamıştı. Umarım yemeklerimi beğenirdi. İlk önce sarmanın kapağını açtı ve yemeğe başladı. O sarmaları yerken bende diğer saklama kapındaki içli köfteyi çıkardım. Poşetin dibindeki yuvarlak saklama kapını da çıkardım içinde çorba vardı.
İlk önce çok çorbayı içmesi gerekirken o sarmayı yiyordu. Bende önündeki sarmayı çekip çorbayı koydum. " Önce çorbayı iç sadece sarma yeme."
Kaşığı da eline uzattım. Hiç tereddüt etmeden elini parmaklarıma anlık sarıp geri çekti. O umursamadan çorbayı içerken hala havada duran elimi indirip başımı çevirdim. O yemekleri yerken ben arada ona bakıyordum. Hala daha kaşığı alırken ki yaptığı temas aklımı kurcalıyordu.
"Bizim bir idda vardı hatırlıyor musun?"
"Evet okulda en çok duvar boyan kazanacaktı ve sen kazanmıştın." Merakla ona bakıyordum çünkü kazanan kaybedenden bir şey isteyecekti.
"İşte bende diyorum ki artık ödülümü alayım."
"Evet seni dinliyorum ne istiyorsun. Ama yapabileceğim bir şey olsun saçma sapan şeyler isteme sakın."
"Yoo gayet de severek yapacağımı düşünüyorum. Hem basit bir şey" Başımı sallayıp onu dinlemeye devam ettim.
"Bana sarma sarmanı istiyorum." İstediği şey sadece yaprak sarmaydı. Ahmet gerçekten haklıydı yaparak sarmayı çok seviyordu. Ve bu benim için çanta da keklikti oldukça basitti.
"Ya bende bir şey sandım istediğin sarma olsun her zaman sararım." Gülerek söylediğim sözler istemsizce ağzımdan kaçmıştı. Şu an vücudumdaki bütün kanın yanaklarıma toplandığını hissettim.
"Yani öyle demek istemdim şö-"
"İstesem sarmayacaksın yani"
"Hayır tabi ki de sararım sen söyle yeter." Resmen nefes nefese kalmış gibi hissediyordum. "Aman neyse ya kafamı karıştırma iddianın karşılığında sana sarma saracağım." Derin bir nefes verip sırtımı banka yasladım. Oda doymuş olmalı ki kapların kapaklarını kapattım. Bende poşete kapları yerleştirdim. Sanırım artık gitme zamanım gelmişti. Suratım asılmıştı sanki birazcık
"Tekrar nöbet kulesine çıkabilir miyiz? İlk çıktığımda pek şey yapmadım da" Hem gerçekten merak ettiğim için hem onu azıcık daha görmek için olabilir.
"Sadece son bir kerelik olacak ondan sonra eve gideceksin tamam mı?" Başımı salladım. Sonra birlikte banktan kalktık. İkimizde karanlık yoldan tekrar kulelerin olduğu yere geldik. Önden o arkasından da ben merdivenlerden çıktık.
En tepeye ulaşınca poşeti yere bıraktım. Karanlık olduğu için pek bir şey görünmüyordu. Ama Yüksek olduğu için burası oldukça esiyordu be üzerimde kısa kollu bir tişörtüm vardı. Kadir en uç köşeye gitmiş kendinisi arkasındaki kulübeye yaslamış kollarını bağlamıştı.
"Üşümüyor musun sen burada çok esiyor."
"İncecik giyinmişsin üşümem gayet normal"
"Ee senin de üstünde ince bir forma var nasıl üşümüyorsun."
"Benim vücudum soğuk havalara alışık hatta daha beterlerine yani bu küçücük bir esinti." Tekrar aramızda bir sessizlik olmuştu.
Bir süre daha etrafı izlemiş sessizlik iyi gelmişti. Sandım artık gitmem lazımdı Kadiri daha fazla oyalamamalıydım. "Şey ben gideyim artık seni de daha fazla meşgul etmeyeyim."
"Benim için bir sorun yok. Nasıl istersen." Yerdeki poşete uzandığımda kapların yanındaki şapkayı gördüm. Ah az kalsın unutuyordum.
"Kadir dur."
Merdivenlere doğru gidecekken sesimle bana dönmüştü. Poşetten şapkayı çıkardım. Bakışları ellerimdeydi. "Okulu boyadığımız gün şapka istemiş Ahmet bana bunu getirmişti." Her kelimde bana daha çok yaklaşıyordu. " Ben şapka Ahmet'in zannetmiş ona geri verecektim Ama Ahmet şapkanın sana ait olduğunu söyledi."
Dikkatlice beni dinliyordu. Şapka da olan gözleri yukarı çıkmış gözlerime sabitlemişti. " Şapka için teşekkür ederim beni güneşten korudu Ama keşke kendini de düşünseydin. Başına güneş geçmiş."
Söylediğim söz sanki ona göre oldukça boştu yani önemsemiyordu. Hani ne gerek var bunu konuşmaya der gibiydi. "Bir güneş geçmesiyle düşecek adamsan askerlikte ne işim var değil mi?" Gülerek söylediği sözler benimle alay eder gibi miydi anladım yada farklı bir şey ima ettiğini de düşünmüyordum.
"Öyle demek istemdim Ama neyse şapka için sağ ol." Eline uzattığım şapkaya baktı. Bir şey arar gibi bakmıştı. "Merak etme yıkadım tertemiz pis değil."
-Belki adam kokunu istiyordu sen niye yıkadın gız
"Gerek yok sende kalsın bende var." Onu anlamamıştım. Bende dursa ne işime yarayacaktı ki en iyisi vermekti.
"Al işte ben ne yapacağım sana lazım olur."
Tam bana cevap verecekken bir silah sesi duyuldu. Ardından da sayısızca silah sesleri geldi. Ne olduğunu anlamadan Kadir beni belimden tutup kendine çekmiş ve yere düşmüştük. Kollarını sırtıma sıkıca sarmıştı. Böylelikle düştüğümüzde sırtım acımayacaktı ve öyle de olmuştu yere düştüğümde onun kolları arasındayım.
"Ahh" Yere düşerken Kadir'in sesi kulaklarıma çalınmıştı. Yoksa bir şey mi olmuştu? Yada kollarının üstüne düştüğüm için acımış mıydı?
Silah sesleri hala gelmeye devam ediyordu. Sıkıca Kadirin üniformasını tutmuştum. Başımı da boynuna gömmüştüm. Sık nefes alıp vermesi ve arada acıyla inlemesi beni korkutuyordu. "K-Kadir"
Korktuğum için istemsizce gözümden bir kaç damla yaş gelmiş ve boynuna damlamıştı. Kadir bunu hissetmiş olmalı ki başını kaldıracakken nöbet kulesine gelen mermiyle korkup Kadirin başını sıkıca kollarımla sarıp boynuma sakladım.
"KOMUTANIM KOMUTANIM"
Silah sesleri kesilmişti. "Kadir iyi misin? Kadir" Göğüsündeki ellerimin bir tanesini çekere yüzüne diğerini de omzuma koymuştum. Onu dürtmek amaçlı omzunu hafif sıktığımda tekrar acıyla inlemişti. Yüzünü elimle kaldırıp göz göze gelmemiz sağladım.
Ama sıkıca gözlerini kapatmıştı. Onu üzerimden itip yana yatmasını sağladım. Üniformasının sol kolundaki delik ve kanı görmemle dehşete düşmüştüm. Oldukça kan akıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Hemen yerimden kalktım.
"YARDIM EDİNN YARDIM EDİN"
Boğazımı yırtarca bağırmıştım. Hemen Kadir'in yanına çökmüştüm. Sanki kan olduğunda fazla akıyor gibi geliyordu yada ben ona bir şey olmasını istemediğim için telaş yapıyordum. Etrafta yara bastıracak bir şey arıyordum.
Köşede duran bez gözüme çarptı Ama yerde duruyordu ona tabi ki de kullanmazdım ya yarası mikrop kaparsa o yüzden tişörtüm ucundan yırta bildiğim kadar yırttım ve yarasına bastırdım.
Bağırmama rağmen kimse gelmemişti. Az önce burada olan o kadar askerler neredeydi. Tişört parçasını yarasına bastırdım.
"Kadir iyi misin konuş benimle lütfen"
"İ-iyiyim sen sen iyi misin?" Başımı hızlıca salladım. Ahmet ve Oğuz nedeydi. En iyisi onardı bulmaktı.
"Ben birisini çağıracağım sen de sağ kolunla yarana bastır."
Hemen ayağa kalkıp koşarak merdivenlerden indim. Ve direkt askeriye koştum.
İçeriye girdiğimde etraf ana baba günü gibiydi. Gözlerim Oğuz ve Ahmet'i arasa da görememiştim.
"Sende kimsin ne işin var burada" Önümde duran asker elinde kocaman silahı ve çatmış olduğu kaşları ile bana doğru bakıyordu.
"Kadir Kadir yüzbaşı vuruldu nöbet kulesinde yardım edin." Çatık kaşları havaya kalmış ve ardında bir kaç askere seslenip askeriyeden koşarak çıkmışlardı. Bende arkalarından koştum.
Nöbet kulesine çıktığım da hala bıraktığım gibi yerde yatan Kadir'i gördüm. Ecel teri döküyor gibi duruyordu. Alnında biriken minik ter damlaları vardı. Hızlıca yanına çöktüm. Ve nemli alnını sildim. "Geldiler Kadir iyi olacaksın."
"Hemen Komutanı revire götürün!" İki asker Kadir'i koltuk altlarında tutup kaldırdı. Tabi sol koluna dikkat edip. Kadir acıyla yüzünü buruşturmuştu.
Merdivenlerden dikkatle indikten sonra onları takip ettim. İçimdeki korku bir türlü gitmiyordu. Aksine her dakika sanki daha çok büyüyordu. Sonunda revire gelmiştik. Askerler Kadiri sedyeye yatırmış doktoru çağırmak için gitmişlerdi. Bende hemen Kadirin yanına gittim.
"Kadir" Ellerimle yüzünü kendime doğru çevirdim. Gözleri direkt gözlerimi bulmuştu. Önce beni inceldi ardından da gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmadan en derine bakıyordu. Bende ona yüzümdeki gülümsememle bakıyordum. Revirin kapısın açılmasıyla içeri benim yaşlarımda esmer kadın doktor girdi. "Demek yaralanmaktan bıkmadınız Kadir Yüzbaşım"
Yüzbaşım? Derken bu samimiyet nereden geliyordu. "Ne yalan söylemeyeyim bende seni tedavi etmekten bıkmadım."
Anlamsızca kadına bakarken gözleri beni buldu ve süzdü. Gözleri yırtık tişörtümde durdu. Sonra Kadirin omzundaki tampon niyetiyle kullandığım tişörtüme baktı. Ve gülümsedi. "Demek artık kurtarıcı meleğini buldum ha yüzbaşı ne yalan söyleyim bende tek olmaktan sıkılmıştım."
Bu kadının cümleleri kafamı karıştırırken revirin kapısı açıldı ve içeri Oğuz girdi. "Komutanım iyi misiniz? Bende sizi arıyordum her yerde"
"Canım eğer siz çıkarsanız Kadir daha iyi olacak hadi dışarı" Kadının tavrı bana garip gelmişti. Oğuza canım demesi Kadire olan yakınlığı kafamı karıştırmıştı. Umarım bir Hacer faciası olmazdı.
Oğuzla birlikte revirden çıktık. Ama hala aklım Kadir'deydi. Canı acıyor mu yada durumu iyi miydi? Aklımda ki sorular ile iyi bir şey bekliyordum. "O kadın kimdi yani doktor Kadire iyi bakar demi?"
"Damla mı o benim nişanlım Nazlı öğretmenim ve tabi ki de işinde çok yeteneklidir Komutanımın da bir çok yarasını iyileştirdi."
Ne! Nişanlısı mı? Hiç aklımdan bile geçmemişti. "Ben seni bekar sanıyordum. Hiç yüzük falan görmedim de"
"O konulara hiç girmeyin Nazlı öğretmenim geçen gün görevde kaybettim bu yüzden bir haftadır trip yiyorum." Demek Kadirle bir bağlantısı yoktu. O zaman huyu ve davranışları samimi gelirse güzel dost olurduk. Bana burada yoldaş olurdu belki.
"Hayırlı olsun ne zamandır nişanlısınız." Merak etmiştim zaten Damla oldukça güzel bir kızdı belki bu yüzden Kadiri ondan saklamak istemiştim.
"Yaklaşık üç aydır nişanlıyız." Damladan bahsederken ki gözlerinde ki ışıltı beni sevindirmişti. Sanırım bizim asker iyi tutulmuştu. Mecnuna dönmüş belli ;)
•••
"Demek sende bizden oldun. Yakında takar mısın yüzük"
"Abartma Damla biz birlikte değiliz o öğretmen, üst komşum görevi için geldi buraya"
"Bende öyle gelmiştim Kadir sonuç çatlağın biriyle nişanlıyım ve seviyorum. Ayrıca kızın bakışları hiç öyle demiyordu."
"Ne diyordu Damla"
"Vallaha ben anlarım küçücük kurşun yarasından bile nasıl korktuğu belli sana bir şey olacak diye titriyordu kız farkında bile değilsin."
Gerçekten titriyor muydu? Hiç fark etmemişti Kadir sadece ona olan ilgisini izlemişti.
"Ve sen yalancı bacağından vurulup buraya topallayarak gelen sen bir kol vurulmasıyla gelemedin. Yada gelmek istemedin."
"Damla!"
"Ne damla hangi yaralar ile buraya geldiğini biliyorum tek bir yardım almadan şimdi ne değişti yüzbaşı"
"Daha fazla konuşma Damla bitir şunu hadi!"
"Peki nasıl olsa yakında sen Mecnun o Leyla olacak demedi deme hem o saçlara tutulmayan da ne bileyim ben bile etkinlendim kırk bin kere maşallah vallaha"
Kadir bu sefer sessiz kaldı. Kendisi de kendisini oldukça zor tutuyordu. O saçlar,gözler, kokusu hele bugün yaptığı hareket Kadirin başını sıkıca sarıp boynuna saklaması Kadiri etkilemiş hatta hayran bırakmıştı.
"Ben en iyisi Emine teyzeyi arayım da söyleyeyim oğlum gelin buldu diyeyim hemde bir içim su"
"Bitmedi mi bu hala hızlı ol. Ve sakın öyle bir şey yapma!"
"Vallaha bilemem susmam beni bilirsin bir bakmışsın Emine teyze buraya gelmiş."
"Yeminle Oğuz ve sen tencere kapak bu kadar olur yani"
"Doğru biz tencere kapak sizde Leyla ile Mecnun" Kız Kadir ile uğraşmayı seviyordu. Sonunda ise bir kahkaha patlattı. Ve işimi yapmaya devam etti.
•••
"Daha ne kadar sürecek Oğuz bitmedi mi?" Oğuzda merak etmiş olmalı ki revirin kapısını çaldı. İçeriden gir sesi gelince önce Oğuz sonra da ben girmişti. Evet girdim ama ne göreyim üstü yarı çıplak bir Kadir
Bandaj ile sol omzu güzelce sarılmıştı. Oğuz hemen Kadirin üzerine kanlı üstünü geri giydirmişti. Damla da o sırada elimde tuttuğu ilaçlar ile bana geldi. "Bu ilaçları ağrısı olunca içmesi için bunları da günde bir kez sabah tok karnına içecek ve bu çantada da pansuman malzemeleri var. Günde bir kez yapılsa yeterli olur." Bana anlattıklarını can kulağı ile dinlemiştim Ama bana niye anlatmıştı.
"Sorun var nasıl pansuman yapıldığını biliyor musun yoksa ben eve bir hemşire göndereyim o ilgilensin."
"YoK! Ben halledebilirim ilk yardım eğitimi falan almıştım. Pansuman yapmayı falan biliyorum yani"
Ağzımdan aniden çıkmıştı. Kadir ve evde bir hemşire asla olmaz! Yani olmamalı.
Damla suratındaki mutlu ifadem ile bana bakarken bir anda arkasını dönmüştü. "Peki o zaman Kadir yüzbaşı sana geçmiş olsun diyorum çünkü biliyorsun başka hastalarım da var."
"Eyvallah sağ ol Damla"
"Ne demek efendim görevimiz sen yine bir yerlerinden vurulup gelme de neyse Oğuz hayatım bir gelir misin lütfen"
Kapıyı açıp gidecekken Damla arkasını dönmüş bize bakmış ve ortaya bombayı atıp gitmişti. "Yalnız sakın sevgilimin canı yanar diye pansumanı hafif yapma bastırarak yap ki mikroplar ölsün." Son sözlerini de etmemiş yada bombayı bırakıp gitmişti. Elimdeki ilaç ve pansuman malzemeleri ile burada duruyordum.
"Iıı şey eve gidelim istersen dinlenirsin." Sadece bana başını sallamıştı. Sedyeden kalkamasana yardımcı olmak içim yanına ilerledim. Kadiri ayağa kaldırdığımda sağ kolumu omzuma attı.
Birlikte revirde çıkmıştık. Giderken de Ahmet'i görmüştük. Kadirin yaralı olduğumu bilmediğini söylemişti. Biraz ayakta konuşmuştuk. Ona Kadirin eve gitmesi gerektiğini söylediğimde Kadirin arabasının anahtarını getirmeye gitmişti. Bizde Arabanın yanımda onu bekliyorduk.
"Sen araba sürmeyi biliyor musun?" Bana doğru yönelttiği soru ile başımı ona çevirdim ve aşağı yukarı salladım.
"Evet iki sene önce almıştım."
"Sürebilir misin bari ölüme gitmeyelim istersem Ahmet bıraksın bizi"
"Süremiyor olsam ehliyet almazdım değil mi yani vermezlerdi." Dediğime sadece kafasını sallamıştı. "Göreceğiz birazdan nasıl sürdüğünü"
O sırada Ahmet koşarak hem Kadirin eşyalarını hemde anahtarı getirmişti. "Komutanım Kemal albay yarın yanınıza uğrayacağınız söyledi önce buradaki kaosu halledeceğini söyledi."
"Tamamdır Ahmet sizde dikkatli olun Bana haber verirsiniz."
Arabanın kapılarını açıp elimdekileri arka koltuğa koydum. Aynı şekilde Kadirin eşyalarını da koydum.
"Nazlı öğretmenim isterseniz ben bırakayım."
"Gerek tok Ahmet ehliyetim bar benim" Önce Kadir arabaya bindi. Bende hemen kemerini bağladım. Ardında da sürücü koltuğuna binip koltuğu biraz öne çektim yoksa ayaklarım yetişmeyebilirdi.
Kemerimi takıp kapıları kilitledim. Ardından da arabayı çalıştırdım. Ve yola çıktım. Oldukça heyecanlıydım. Hem de gerilmiştim. Kadirin arabasını kullanmak benim için çok tuhaftı.
•••
Lojmana geldiğimizde arabayı park ettim. Ardından da kemerimi çözdüm. Kadire başımı çevirdiğimde uyuduğunu fark ettim. Yorulmuştu belki de günlerdir iyi bir uyku çekmiyordu. Önce arka koltuktan ilaçları toparlayıp Kadirin eşyalarını olduğu çantaya koydum. Sağ omzuma atıp kapıyı kapatım.
Ön kapıyı açtığım da Kadir uyuduğu için başı sağ tarafa düşmüştü. Emniyet kemeri çözmek için arabanın yükseltisine bastım. Elimi kemeri çözmek için kilide uzandığım sırada bileğimi sıkıca tutulmasıyla sıçradım. Bedenim Kadirin üzerine doğru yalpalandı. Üzerine düşecekken son anda diğer elimle koltuktan destek alıp Kadirin üzerine düşmekten kurtuldum.
Ama ne yazık ki yakın temastan kaçamamıştım. Kadir ile burun buruna değiyorduk. Hala sıkıca tuttuğu bileğimi bırakmazken gözlerimiz birbirine kenetlenmişti.
"Bir askere asla böyle ani hareketler yapma!"Hala durduğumuz pozisyon aklımı karıştırırken sadece ona başımı sallamıştım. Ben üzerinden çekilip arabadan uzaklaştım. O da kemeri çözüp arabadan indi. Elimdeki anahtara ile de kapıları kilitledim.
•••
Kadir ilaçlarını içmiş şimdi dinleniyordu. Bende evime çıkmış üzerimi değiştirip kendime bir kahve yapmıştım. Sıcak kahve sayesinde kaslarım gevşemiş ve yorgunluğum ortaya çıkmıştı.
Elimdeki boşalmış kupayı sehpaya bıraktım. Koltuğa uzanıp biraz dinlenmek istedim. Çünkü gayet güzel giden bir gün sonu böyle olmamalıydı. Aklım hala Kadirin vurulmasındaydı. Anlamadığım şey silah sesi duyulduğu andan hemen kendini bana siper etmişti. Ve yere düşmüştük.
İlk düştüğümüzde ki acıyla inlemesi ya da düşmeden önce kollarını sırtıma dolamıştı. Başımı boynuna saklamam ve derinlere doğru çektiğim kokusu hala burnumda tutuyordu. Kadir sayesinde sigaradan yada kokusundan nefret eden ben şimdi koklamak yada solumak için her anı yakalamaya çalışıyordum.
Soluk oldun bana... Seni içimde tutabilmek için nefesimi bırakmaya dahi kıyamıyorum
Çalıkuşu, Reşat Nuri Gültekin
Bölüm Sonu...