İkinci Bölüm

1552 Kelimeler
"Kahretsin!" diyerek aniden yere kapandım. Bombanın sesi normal geliyordu artık, alışmıştım. Benim endişem o kadar masum insanın haykırışları ve Deniz. Bomba daha çok çıkışa doğru patlamıştı bu yüzden benim olduğum bölgede pek bir şey yoktu. Bombanın güçlü olduğunu söyleyemezdim. Şerefsizlerin tek amacı korkutmaktı daha doğrusu büyük bir şey olacağının haberiydi. Etrafıma baktığımda insanların dört bir yana dağıldığını gördüm. "Sakin olun lütfen!! Korkulacak bir şey yok emin olun. Çocuklarınıza sahip çıkın ve açık büyük bir alana gidin! Acil toplanma yeri gibi bir şey olabilir. Sakince gidin!" diye bağırdım. Şuan yapabileceğim tek şey buydu. Söylememle beraber çoğu kişinin dediğimi yaptığını gördüm. Bundan daha kötü bir sorunumuz vardı, Deniz'den haber alamıyordum. Telefonu arıyordum fakat açtığı yoktu. En son arabasına doğru gidecekti. O yüzden koşmaya başladım. Belimdeki silahı kontrol edip aramaya başladım Deniz'i. "Deniz!!!" "Deniz!!!" Hala ondan bir ses duyamıyordum. Arabasının oraya vardığımda etrafa tekrar baktım. Yoktu... Korkulu gözlerle etrafı sakin olabildiğimce süzmeye başladım. Ona bir şey olursa kendimi asla affetmezdim. "Kahretsin! Nerdesin be adam?! Çık gel artık!" Tekrar bağıracakken arkamdan bir ses duydum. "Maral!!" demesiyle arkama döndüm. Bu ses baş belası olan Deniz'e aitti. Onu görmemle beraber içimden şükrettim. Hemen koşarak bana sarıldı, deli. "Nerdeydin sen?!" diyerek omzuna vurdum. "Kızım elin ne ağırmış be!" Gözlerimi devirdim bu lafına karşılık. "Acıdı mı?" diye fisıldadım. "Eh yani az uz." bu çocuk beni deli edecekti. "Seni merak ettim deli neredeydin?!" "Maralcığım, ilk öncelikle deli olan ben değil sensin güzelim." Gözlerimi ona dikmiş dinliyordum ciddi ciddi. Maral kendine gel! "Bombanın sesini duymamla itibaren hemen oradan uzaklaştım. Kendime geniş bir alan ararken tam o sırada senin sesini duymamla itibaren seni aradım." dedi ve ardından devam etti. "Şuan da ise tam senin yanındayım." İçimden 'Bu çocuk iflah olmaz!' diye geçirdim. "İyi, aferin. Korkuttun beni." dedim tek. Bunu dememle itibaren yanaklarımı iki eliyle beraber sıkarak "Sen beni mi merak ettin? Korktun mu? Ay kıyamam sana ben." dedi ve öptü iki yanağımı küçük bir çocuğun annesi gibi. Beni serbest bırakmasıyla beraber yanaklarımı sildim. "Öpme vıcık vıcık." diyerek devam ettim. "Ayrıca korkmadım sadece telaşlandım." diyerek bol yalanlı cümleyi noktaladım. Sevgimi, açıkça gösteren bir insan değildim daha doğrusu olamıyordum. Korkuyordum. "Hadi hadi inandık." demesiyle gizliden gülümsedim. Deniz yeri geldi abi yeri geldi mi dost oluyordu bana. Onu kaybetme düşüncesi bile beni huzursuz ediyordu. O bunu biliyor fakat dile getirmem için ısrar ediyordu, kim bilir belki bir gün. Beraber sessizce sakin bir yere oturduk. Ambulans, özel harekatın gelmesiyle derin bir nefes almıştık doğrusu. Bizle beraber diğer insanlar da başka bir havaalanında uçuşları gerçekleştirecektik. Havalimanın güvenliği sağlandığını duyunca rahatlamıştım doğrusu. Çok şükür ki can kaybı yoktu. Sadece birkaç yaralı ve havaalanına verilen zarar vardı. "Maral valizlerini ver de arabaya koyalım. Eve geçelim." Deniz'in söylemesiyle kendime geldim. "Valizler şurada." diyerek parmağımla sağ tarafımı işaret edecekken bir bakmamla valizlerin olmadığını gördüm. "DENİZ VALİZLER YOK!" diyerek çığlık attım. "NE?" "Silah, silahlar vardı onda!" 'S*ktir!' diyerek kendime kızdım. Bir şey olursa diye koyduğum silahlar şuan yoktu! "Ah Maral Ah!" diye söylendi Deniz. "Oraya silah koyulur mu kızım?! Belinde var bir tane o neyine yetmiyor!" diye devam etti. "Ne bileyim ben! Hem ayrıca askerim kuyruğuma basan çok kaldı ki ben bir de Şırnak'a gideceğim! "Of Deniz hep sen telaşlandırdın beni!" "Benim ne suçum var kızım! Unutan sensin hıh." diyerek trip atmaya başladı. "Senin nazını çekemem Deniz. Dua et ki koyduğum yerde olsun. Yoksa kötü ederim seni!" Tabii asla Deniz'in suçu yoktu. Sadece kendime olan sinirimi Deniz'den çıkarıyordum. Deniz bunu bilmese de olur. "Ben bıraktığım yere gidip alacağım. Bir yere kaybolma." dedim ve Deniz'i tembihledim. Çocuk ruhluydu ve bunu tatlı yapan buydu. Hızlı adımlarla bekleme salonuna yürüdüm, pardon koştum tavşanın kaçtığı gibi! Diğer yandan elimle başımı ovalıyordum. "Migrenim tuttu Allah kahretmesin." Bekleme salonuna vardığımda oturduğum yeri görmemle beraber valizleri ve annemin verdiği yemekler de duruyordu. İçimden bir kez daha şükrettim. "Valizlerin yanına varacağım da bir çıtırtı duydum, ardından da bir küfür. Sesin geldiği yere doğru giderken belimden beylik tabancamı çıkardım yavaş yavaş. Anasını satayım yine kaos. Sesin geldiği yer ile aramda biraz mesafe vardı. Tuvaletlerin oradan gelmişti. Beni heyecanlandıran tek şey tek olmamdı. Yine iyisin Maral. Diyen iç sesime hak verdim. Küçük yaşımda yetimhanedeki kötü kızları dövdüğüm geldi aklıma. Ben daha 7 yaşlarımdayken gittiğim okula bir asker gelmişti. Büyük bir dikkatle, hayranlıkla seyretmiştim askeri. O andan itibaren kendime söz vermiştim, asker olacaktım. Yaşadıklarım beni hayata karşı güçlü kıldı, acılarımla büyüyerek öğrendim ben gerçekleri. Korkum yoktu kimseden. Cesurdum, gözüm karaydı. Ne olur sonunda? Bana bir şey olursa? Demedim asla kendime. Geleceğimi düşünerek bir işimi yaparsam başarılı olamazdım. Yada birçok insanın yüreklerine dokunamazdım. Gülümsedim, koca bir bilinmezlikte kaybolan hayatıma. Gülümsedim, mezarı kazılmayan acılarıma. Ve son kez daha gülümsedim, güçlü olduğuma. Lavabolara yaklaşmamla itibaren gelen sesler arttı. Adımlarımı sessizleştirip sıklaştırdım. "Kim var orada?" dememle beraber kurşun sesi duydum. Kurşun tam isabet etmese de kolumu sıyırıp geçmişti. Silahımı kurşunun geldiği yere yönelttim. "Kaçma pislik!" diye bağırdım. Terörist dediğimiz itin acil kapıdan çıkacağını anladım ve koştum ona doğru. Aramızda az bir mesafe varken konuştu. "Yaklaşma sıkarım! Şakam yok!" Histerik bir kahkaha atarak el çabukluğuyla ayağına sıktım. "Kim kime sıkıyormuş? Gördün değil mi?" diyerek yanına gittim. Ayağımla yarasına basarak konuştum. "Noldu kaldın öyle?" dedim ve güldüm. "Sen daha gül asker. Son gülen iyi güler!" demesiyle yarasına daha iyi bastırdım. "Ah!" diyerek inledi. Sen daha çok inlersin köpek. "B-büyük e-eylem olacak." diye kekeledi. "B-bakalım yi-yine gülebilecek misiniz?" demesiyle yakasından tuttum ve bir yumruk attım. "Yeter!" diyerek bağırdım. Sinirlerima hakim olamıyordum üstelik bu it daha çok sinirlendiriyordu. Kurşunu kafasına sıkardım ama kendime hakim olmayı becerdim. "Seni gebertirdim ama..." "Hadi yapsana! Öldürsene beni." Sinirimle fazla oynuyordu şerefsiz ama and içmiştim kefenimin üniformam olmasına. "Allah'ım sabır!" diye söylendim sürekli. "Siz Türkler çok korkaksınız." Ne diyor lan bu! "DOĞRU KONUŞ MAYMUN SURATLI!" "Yalan mı?" "Yalan lan!" dedikten sonra bir yumruk daha attım. O sırada özel harekattan gelen timi gördüm. "Bırak silahı!" diye bağırdı komutan. Silahımı yere bırakıp iki elimi de havaya kaldırmadan önce cebimdeki cüzdandan askeri kimliğimi çıkardım. Sonra kimlikle beraber iki elimi de kaldırdım. Timin komutanı elimdeki kimliği aldı incelemeye başladı. Diğer askerler ise yüzünü becerdiğim iti aldılar, kelepçeyi taktılar. "Üsteğmen Eflin Maral Kavin." "Emredin Komutanım!" diyerek hazır ola geçtim. "Rahat olun Üsteğmenim." diyerek kimliğimi geri verdi. "Kolunuz yaralanmış." Elimi kurşunun sıyırdığı yer ile kapatarak "Sıyırdı önemli bir şey değil." dedim sadece. "Beni takip edin Üsteğmenim." dedi ve timdeki diğer rütbelilere emiri verdi. Ben ise bir çırpıda valizleri alıp Komutanı takip etmeye başladım. Deniz'in yanına varıncaya kadar sessizdik. "Maral!" diye koşarak yine sarıldı. "Dur dur." dedim kolumu tutarak. Deniz bir kolumdaki yaraya bir de time baktı. Bir de az evvel yakaladığım pisliğe baktı. Kendileri insan dışı varlık olduğu için söylemek istemedim. "Maral ne oluyor?" "Az önce bir aksiyona karıştım. "Maral iki dakika duramıyorsun. Hep olay hep. Gülden Teyze seni bana emanet etti. Ya bir şey olsaydı?" Derin bir iç geçirdim. "Ne yapsaydım Deniz? Kaçmasına göz mü yumsaydım?" Gözlerini devirdi. "Sen de haklısın." diyerek ellerini iki yana açtı. "Kolun yaralı. Hastaneye gidiyoruz hadi!" dedi son olarak. "Abartma Deniz. Sıyırdı sadece gerek yok." "Maral Kavin! Sözümü ikiletme. Çabuk hastaneden sonra da eve gideceğiz." "Valla gerek yok." "Gülden Teyze, Hakan Amca aradı çokça. Direkt eve gelecekmişiz." Of dedim içimden. "Emir büyük yerden." "Aynen öyle Maralcığım." Arabaya vardıktan sonra valizleri bagaja yerleştirdik ve en yakın hastaneye doğru yola çıktık. Acilden girdikten sonra yarama bakıp sargıyı sardılar çoktan. "Geçmiş olsun." diyen hemşireden sonra Deniz de içeri geldi. "Korktum Maral, tekrar birini kaybetmekten korktum." dedi ve yanıma oturdu. "Sakin ol sakin. Bak buradayım." dedim ona sarılarak. "Ağlama Deniz. Bak buradayım kanlı canlı. Hem daha kötülerini yaşadık senle. Bu ne ki?" Gözlerindeki yaşı silerek "Doğru ya." dedi. "Maral seni bir kutuya koysam saklasam mı?" Deniz'in demesiyle kahkaha attım. "Kısmetim kapanır ama?" "Bir şey olmaz sana." "İyi ki varsın Deniz, iyi ki..." dedim onun duyamayacağı bir fısıltıda. Sarıldıktan sonra eşyaları toplayıp acilden çıktık. Ben arabaya binerken Deniz eczaneden krem almaya gitmişti. Derin bir oh çektim. "Bir olay daha bitti Maral Kavin." dedim kendi kendime. Bir kolumdaki sargıya bir de az gözüken karnımdaki yaraya baktım. Bedenim bu yaralarla doluyken ruhum da hayatımdaki yalanlarla doluydu. Bu yaralar gelir geçerdi ama ruhumdaki yaralar geçer mi? Sanmam. Ben daha ismi olmayan üç günlük masum bir bebektim. Üç günlükken terk edilmiştim soğuk duvarlara. Ne yaşadıysam, yattığım o sert yatağın yanındaki duvara anlatırdım. Aslında bunu çoğu kişi yapardı. Hastane duvarlarını bilirsiniz, şimdi o konuya girersek çıkamayız. O yüzden es geçiyorum. Herkes beni acımasız, asi sanardı fakat kimse bilmiyor ki acımasız olan geçmişimdi. Ben sadece bana nasıl davranırlarsa ben de öyle davranıyordum. Kısasa kısas üstüne kuruluydu düzenim. Hayatın acımasız olduğunu görmek isterseniz hayatıma bakabilirsiniz, teşekkürler. "Maral Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Deniz'in sesini duymamla beraber irkilerek kendime geldim. "O gemiler çoktan battı ben de." "Aga be..." Güldüm, alayla "Çalıştır da gidelim hadi." "Hemen gidiyoruz Maral." Arabayı çalıştırdıktan kısa bir zaman sonra arabaların mahşer yerine yani trafiğe karıştık. "Sedef'i istemeye sen de gelsene." aslında olabilirdi göreve başlamama daha vardı. Ben geçmişimi bırakmak istediğim için erken gidiyordum sadece. "Bilmem." "Maral ne oldu sana? Moralin bozuk. Anlarım ben. Anlat çabuk." "Yoruldum Deniz, sadece yoruldum." Cevabım yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki sustu. "Geçmişini hatırladın yine değil mi?" diye sormasıyla kendime geldim. Her ne kadar söylemek istemesem de anlamıştı beni. "Aklımdan çıkmıyor, kurtulmak istiyorum ama olmuyor. Yaşadığım onca şey tekrar tekrar önüme geliyor." Yüzüme baktı uzun uzun. "Maral bir fikrim var." Meraklı gözlerle ne diyeceğine baktım. "Acını yaşadığın yerlere gidip onlarla yüzleşmen." Bunu yapabilir miydim? "Yapabilir miyim Deniz?" "Yaparsın. Sen neler yapmadın ki Maral? Bu sana zor gelsin? Değil mi ama?" Gülümsedim, "Yapacağım." ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE