-Dalga mı geçiyor bu her kimse!Zaten bütün gün bizi takip ederek evinize girerek yeterince kontrol etmiyormuş gibi.
-Bakalım daha ne kadar saçmalayacak.
Üçüncü zarfı açtığımda bu sefer panikleyen ben olmuştum.-Ama bu neden neden sen?
Aslı yüzüme bakıyordu.Elimdeki küçük foto kartı ona doğru çevirdim. Aslı' nın uyurken çekilmiş bir fotoğrafı vardı.Dudaklarına kırmızı
bir ruj sürmüştü.Üzerinde saten bir gecelik vardı.
-Ama bu bu benim. Benim evime de mi girmiş.Dudaklarım, (bunu söylerken istemeden parmaklarını dudaklarına götürdü) dudaklarım neden kırmızı?
-Anlaşılan uğraştığı tek ben değilim.Bu her kimse ikimizlede uğraşıyor ve korkutucu derecede tehlikeli.
Daha ne kadar şaşırtıcı derecede diyecektim ki. Adam ya da kadın her kimse zaten tehlikenin beden bulmuş hali gibiydi.
Son zarfada uzandım.Artık daha fazla kart, resim, fotoğraf yada başka birşey görmek istemiyordum.Buna ise bir tekerleme yazılmıştı."Ya şundadır ya bunda, ......... kızında."
Böyle bir durumda nasıl sakin kalabildiğimi anlamıyordum.
-Anlaşılan polise gidemiyoruz.
-Ne yapacağız o halde.Gelip bizi açık av gibi avlamasına izin mi vereceğiz.
-Bir dakika ne dedin sen.
-Ne ben ne dedim.Açık av gibi..
-Evet biz şuan açık birer avız ama onunda avcı olduğu söylenemez.
-Ne demek bu.
-Bizde onu avlıcaz.Ava giderken hemde.
-Bu şuanda imkansız görünüyor Şila Hanım.Herşeye ulaşımı olanda evimize girecek kadar bizi tanıyanda o. Biz ne biliyoruz.İsimsiz mektuplar, iğrenç fotoğraflar.Basım yeri gönderim yeri hiçbir şey yok.
-Buda demek oluyor ki şirket tarafından gönderilmemiş.Direk kendi getirmiş.Bu bizi bir adımda olsa ona yaklaştıracaktır.Güven bana.
-Peki şu polis işi.Nasıl ulaşacağız hiçbir şekilde ulaşamıyoruz.
-Ben onuda düşüneceğim şimdilik bunu bi askıya alalım adım adım gitmeliyiz.Planlamalı ve o şekilde hareket etmeliyiz.Polisede gitsek korktuğumuzuda belli etsek hiçbir işe yaramayacak.Onu daha çok kızdıracağız.
-Öyle diyorsanız bu durumu size bırakıyorum.Umarım ha korkunç hale gelmez. Ama anlamıyorum kim olabilir.Düşünüyorum ve bir türlü işin içinden çıkamıyorum.Size neredeyse bu işi kurduğunuzdan beri tanıyorum.Buraya ilk gelişimi sadece on kişilik atölye ekibinizi.Kim olabilir ki?Acaba okuldan falan olabilir mi?
-Sanmam okulda pek konuştuğum görüştüğüm hatta tartıştığım kimse yoktu.Bir tek İlkay vardı.Birde ablan işte.Heryere yanımda sürüklediğim birtek ablan.
-Anlıyorum.O zaman karşımızdaki tanıdığımız birisi değil.Buda işleri daha da zor hale getiriyor.O bizi tanıyor ama biz kim olduğunu bilmiyoruz.
-Sen bugün burada kal.Nöbetleşerek uyumaya çalışalım.Şuan bile izleniyor olabiliriz.Birkaç gün yanyana olmakda fayda var.Bu konuyla yarın daha detaylı ilgileneceğim.Dediğim gib ne kadar endişelensekde bir işe yaramayacak.Ben sana pijama getireyim.
Yatak odasına giden koridorda yürürken düşünmeden edemiyordum.Aslı çok haklıydı kimdi ki bu.Yani sorun yaşadığımız hiç kimse yoktu.Yatak odasına girip giyinme odasına geçtiğimde odanın içinde bir koku hissettim.Sabah duyduğum koku ile aynı kokuydu.
Etrafı koklamaya başladım.Hiçbir iz belirti döküme ya da açık bir şişe yoktu.Acaba temizlikçisinin kullandığı kimyasal mı dedim.İyide bu zamana kadar kokması normal miydi.Ayrıca neden sadece burada kokuyordu.
Aklımı kurcalama başladı.Bir yandan aranırken bir yandan da esniyordum.O kadar yprulmuş ve bitap düşmüştüm ki stres bedenimi yormuştu.Hızla bir pijama birkaç battaniye kapıp salona geldim.
-Sen uyu ben sonra uyurum dedim.
-Giyinmek için lavaboyu kullansam daha iyi olur dedi.
-Tabi ki yerini biliyorsun dedim.
Pijamalarını giyip geldiğinde ikimizde büyük koltuğun bir ucunda battaniyelere sarılmış uzanıyorduk.
-Tıpkı eski günlerdeki gibi sabahlara kadar çalışıp böyle uyuyakalırdık.
-Bu sefer çalışmıyoruz farkındaysan.Korunmaya çalışıyoruz.
-Doğru.Bu sefer farklı.Merak ettiğim birşey var. Acaba bizden ne istiyor?Ne yapmış olabiliriz.?
-Bunu zamanla öğreneceğiz.Şimdi biraz uyumaya çalış.
Gözlerini kapatıığını gördüğümde kendi gözlerimi kapatmamak için direniyordum.Oturmaya karar verdim.Belki telefonumu yada bilgisayarımı almalıyım birşeyler izlersem uyanıkkalabilirim diye düşündüm.
Sehbanın üzerinden telefonumu geri aldım ve battaniyenin altına süzüldüm. Birkaç makale okumaya başladım.
Sabah telefon alırmının sesiyle irkildim.Kafamı kaldırmadan gözlerimi açmaya çalıştım.Aslın'nında benim gibi miskin miskin kıvrandığını gördüm.
-Beni neden uyandırmadınnız?Bende sizi beklerdim.
-Ne önemi var ki bende uyuyakalmışım.Koltuktan kalktım oturdum.Ellerimi başımın arasına aldım.Ne ara içim geçmişti en son elime telefonumu almış internette dolanıyordum.
Bir an gözlerim sehbanın üzerine kaydı.Orada iki katlanmış halde bir kağıt duruyordu.Kağıdı bir çatı gibi koymuştu.Bana bakan yüzünde bir gülücük vardı.
-Aslı uyanmaya çalışarak telefonunu arıyordu.Sanırım lavaboya gitsem ayılacağım.
Hiç bozuntuya vermedim.Görmediğini farkedince için rahatladı.O gidene kadar kağıda dokunmadım.Tuvaletin kapısı kapandığında tuttuğum nefesimi dışarıya verdim.Hiç açmak istemiyordum.Bu ne ara oraya gelmişti.
Ne zaman gelmişti.Kim getirmişti.Uzanıp kağıdı aldım.İçerisine ataçla iliştirilmiş bir fotokart daha vardı.Kartta dün akşam birlikte uyuyan fotoğrafı vardı.Koşa koşa evime gelip hiç vakit kaybetmeden fotoğrafımızı çekmiş.Fotoğraf soğuyana kadar beklemiş ve bizi öylece izleyip geri mi gitmişti.
Bu her kimse tadımı kaçırmaya devam ediyordu.Notu okumak bile istemiyordum.Satırlarda gözlerimi gezdirmeye başladım.Bu sefer güzel bir şiir bırakmıştı.
"Bembeyaz bir mutluluğun üstüne düştü ihanet.
Ve savurdu safran sarısı öfkesini sevgiliye...
Kan oluk oluk akarken arındı mutluluk
Kanatları okyanusa dokunmuş bir ejderha gibi
Söndü ihanetin alevi ölümle...
Kapının çarpılmasıyla irkildim elimdekileri hızla bır çekilde koltuk minderinin altına sıkıştırdım.Ölüm mü? N eölümü? Beni mi öldürmek istiyordu?Ejderha kanatlarımı?Bu şiirden ne anlamam gerekiyordu ki.Bana karşı bir savaş mıydı.
Bu öfkenin sahibi kimdi.
-Acaba dışarda mı kahvaltı yapsak.Oradanda bana geçsek birkaç kıyafet alsam üstümü değiştirsem olmaz mı?
-Olur canım ben hemen hazırlanayım.
Yatak odama geldiğimde bu sefer o malum kokuyu almamıştım.
Demekki geçici birşeydi dedim.Üstümü giyindim tekrar salona geldiğimde Aslı kapıda bekliyordu.
-Bugün büyük gün seçmelere hazır mıyız?
-Hiç sorma gene en zor işlerden biri.
-Doğru bu sefer işimiz zor hepsi birbirinden yetenekli ve hazırlıklı.
-Aynen öyle umarım adil bir oylama olur.AA doğru unuttum almam gereken bir dosya vardı sen arabaya geç ben geliyorum.
Hızla eve geri döndüm hiç vakit kaybetmeden elime bir kağıt bir kalem aldım.Koltuğun altındaki notu çantama koyarken fotoğrafı kağıda iliştirip şunu yazdım."Zevk alıyor musun bari?" Aynı şekilde katladım üzerine bir gülücükde ben bıraktım ve evden çıktım.
Nasıl olsa yine gelecekti ben evde olsam da olmasam da gelecekti.Bakalım kim kiminle oynuyor.İlk başta çok korksamda karşımdakinin tam olarak ne istediğini anlamadan hareket edemezdim.
Bu hareketim ya onu çok kızdırıcaktı yada teşvik edicekti.Arabaya geld
iğimde
Aslı ön koltukta oturmuş beni bekliyordu.Hadi gidip şu işi halledelim.
Trafik olağan akışıyle ilerledi.En nihayetinde şirkete geldik.Ofisime giden yoldaki toplantı salonunun önünde bir düzüne insan bekliyordu.
Aslı zaten dün elenecekleri ve aranacakları halletmiş bana sadece seçme kısmını bırakmıştı.Alt kattaki atölyeye gidip neler olduğunu baktıkdan
sonra çantamı bırakmak için odama girdim.Tam montumu çıkartıp koltuğa oturuyordum ki masamın üzerinde sabahkine benzer bir kağıt duruyordu.
Bu imkansızdı.Odamın kapısı şifreliydi ve Aslı ve benden başka kimse bilmiyordu.Yoksa bunu yapan, Aslı olabilir miydi.Dün bütün gece benimleydi.Ama bana gelmeden öncesini bilmiyordum.Kapıda ilk gördüğümde çok k orkmuş gözüküyordu.Ama ya bir oyunsa.Beni tehdit eden, köpeğimi.. Casper'ı zehirleyen ya oysa...Kapım çalındı.
-Gel.
-Efendim hazır mısınız? Sizi bekliyorlar.
-Geliyorum hemen.
Bu düşünceyi aklımın bir köşesinde tutuyordum.Toplantı odasına girdiğimde karşımda biribirinden yetenekli ve heyecanlı on genç duruyordu.
Tam karşılarına geçip oturdum.Heyecanlarını buradan bile hissedebiliyordum.Gençlik dedim.Şu kahrolasıca gençlik.O kadar güzellerdi ki.
Hayata yeni atılmış adımlar, heyecanlar, istekler. Bunları hepsi birbirinden güzel duygulardı.
-Öncelikle hoş geldiniz.Sırayla kendinizi bana kısaca tanıtabilir misiniz?
Hepsi teker teker güncel bilgilerini vermeye başladılar.Elimde öz geçmişleri vardı ve tek tek bahsetikleri her bir bölüme değinmeye çalıştım.
Doldurma bir özgeçmiş mi yoksa gerçekten dediklerini yapabiliyorlar mı diye ara ara sıkıştırıcı sorular soruyordum.Ama onları bir türlü pürdikkat dinleyemiyordum.Gözlerim sürekli elindeki ajandaya not alan Aslı'ya kayıyordu.