Yemek masasının altına doğru dağılıp giden cam parçaları, toz haline gelmiş porselenlerle buluştuğunda ortaya duvara asılası bir manzara görseli çıkmıştı. Kaç porselenin heba edildiği mutfağımdaki net zayiattan haberim yoktu. Levent'le Okan dolapları açıp kapatırken hiç bardak kalmadığını görmüştüm. Sonra Levent, bulaşık makinesinden bir tane bulup çıkarmış ve "Buraya bakmayı akıl edememiş!" diye sevinç nidaları atmıştı. Okan elindeki büyüteçle mutfağımın içinde yürümeye kaldığı yerden devam edince kulağıma yine aynı ses doluştu. Kırık olan porselenlerimin ufalanma sesinden bahsediyorum. Üstlerinden ayı gibi geçtikleri için bu sesi son bir saattir her an duyuyordum. Okan, "Buralarda hiç emare yok gibi." derken büyüteci buzdolabına doğru tuttu. O benim büyütecimdi. Başta neden "Bana büyü

