Yaklaşan yaz mevsimini çılgınca müjdeleyen,sıcak bir mayıs sabahına gözlerimi açtığım vakit,o günün farklı olacağımı tahmin dahi etmiyorum...Yaşamın en güzel yılları,üniversitenin ikinci sınıfındayım...Bir sene evvel yapamadığım ne kadar ders varsa bu sene halletmişim.Özellikle dil dersleri...Bu da neşemi ikiye katlıyor...Artık olayı çözmüştüm,havada karada diploma benim!..Hissettiğim güçlü enerjiye rağmen,yataktan çıkmıyorum.Hatta kollarımı kaldırmış geriniyorum...Sonrasında başımın altına çaprazlama ellerimi koyuyorum,düşünüyorum.Bugün ne yapsam acaba?!.
''-Hala yatıyorsun!..Kalkmayacak mısın?''diye gülümseyerek konuşan teyzeme bakıyorum...Tatlı mı tatlı,bir o kadar da anlayışlı...
''-Kalkayım mı?!''diyorum sorusuna soruyla...
''_Keyfin bilir!..Ben çıkıyorum,sen kafana göre takıl.''
Cevap vermiyorum ama,yastığa sarılıp daha da yerleşiyorum yumuşacık yatağa.Henüz tatil sefasına doymadığımı anlayan teyzem yine gülerek beni yalnız bırakıyor.Biraz daha oyalanıyorum,bu arada kapı sesinden yalnız kaldığımı anlıyorum...Gözlerimi kapatıyorum yeniden.Telefonuma gelen mesaj sesiyle artık iyice uykumun açıldığını anlıyorum.Uzanıp yan tarafımdaki komidinin üzerinden telefonu alıyorum.Mesaj kısa:
''-Ne yapacaksın bugün?''
İki yıldır arkadaşım olan Kaya,yine kıskançlık krizinde anlaşılan.Tatile başladığımda bir hafta teyzemde kalmak isteğimden oldukça huzursuz..Bir an önce eve dönmemi istiyor ama,ben inatçılık ediyorum.Onca çalışmanın,sınavın ardından biraz gezmek benim de hakkım.
''-Bilmiyorum.'' cevabım kısa...Az çok beni tanıyor ve yazdığım bu tek kelimeden gerildiğimi anlıyor,akıllı çocuk...Uzatmıyor:
''-Görüşürüz...''diye kısa kesiyor,istediğini öğrenememenin tatsızlığında...Umurumda değil...
Bir kere daha geriniyorum,olduğum yerde...Saat neredeyse on iki...Kalkıyorum,ılık bir duş fikrine kapılıyorum,sonra doğru mutfağa...Su ısıtıp koyu bir kahve yapıyorum,şekersiz...Acı mı acı,sek...Salona geçiyorum,düşünüyorum...Ve aklıma o parlak fikir geliyor...Aceleyle kahvemi bitirip hazırlanıyorum dışarı çıkmak için.Uzun zamandır merak ettiğim,sahaflar çarşısının yolunu tutuyorum...Aradığımı ve daha fazlasını bulabileceğim yer...Çünkü daha önümde bitirme tezim var.Ne kadar çok pratik yaparsam,işim o kadar kolaylaşacak.Önce o yoğun sıcağı hissediyorum,güçlü güneş ışıklarına karşı gözlerim kısılıyor,hemen gözlüğümü takıyorum ve yürümeye koyuluyorum...Dönemin gözde ulaşım aracı,dolmuş taksiye biniyorum.Güzel manzara iki yanımdan akıp geçiyor...Sanki bütün insanlar kendini sokağa atmış,öylesine kalabalık,öylesine cıvıl cıvıl...Hoşuma gidiyor,delice bir yaşam devam ediyor...Ve iniyorum araçtan.Bakına bakına yürüyorum ve işte istediğim güzellik...Tarihi bir bina,her yerde gördüğüm toz ve soluk renk eskiliğini bağırıyor adeta...Geniş,mermer merdivenlerden iniyorum,sonu görülmeyen bir dehlize benziyor...Ama her yer ışıl ışıl...Işık sanki be mekana can katıyor...Aradığım kitap dükkanları hemen belli oluyor zaten...Kapı önleri üst üste istiflenmiş,eski kitaplarla dolu...Hepsini tek tek incelemem mümkün değil...Artık rastgele uzanıyorum...Taş baskı olanları bile var..Sevinçten çıldıracağım!..Ama bütçem sınırlı,bunu unutmamalıyım...En büyük dükkanı gözüme kestiriyorum ve başlıyorum yığılı kitaplara bakmaya...Birkaç tanesinin ardından biri denk gelince ağzım açık kalıyor.Fuzuli'nin ''Leyla ile Mecnun''kopyası,hem de taş baskı...Ne olursa olsun bunu almalıyım!...Hazine diye tabir ettiğim iki kitaba daha denk geliyorum...İçeri girip ödemeyi yapmak için soruyorum:
''-Bu üçüne ne kadar ödeyeceğim?''
Yüzünde hiçbir ifade bulunmayan yaşlıca adam,kitapları elimden alıp bakıyor ve:
''-Üç yüz yetmiş beş ver,yeter!''diyor.Bu rakam biraz beni zorlayacak ama,bir daha böylesini bulmam imkansız...Cüzdanımı açıyorum ve satın alıyorum...Ardımı dönüp çıkmak üzereyim ki:
''-Bu da benden sana hediye!..''diyen adamın bana uzattığı kitaba bakıyorum...Eski,siyah bir kabı var...Şaşırıyorum,neden diye soran bakışlar atıyorum,adam anlıyor:
''-Kitap okuyan,özellikle böyle kitaplara ilgi duyan azaldı.Bu eser,çok ilginçtir.Değerini bilen birisinde olması güzel.''
Şaşkınlığım devam ediyor:
''-Teşekkür ederim ama,...''
Adam lafımı bölüyor:
''-Bunu başka bir yerde bulamazsın..Fakat sakın içindekileri bilmeden kullanma!.''
O sıcak günde tuhaf bir üşümeye kapılıyorum.Sanki bir an önce oradan çıkıp gitmem gerektiğini düşünüyorum.Bu yüzden adama karşı gelmiyorum,kitabı kabul ediyorum:
''-Çok teşekkür ederim.''
Hızla dükkandan çıkarken adam bir daha tekrarladı cümlesini:
''-Sakın bilmeden kullanma!''
Merdivenleri hızla tırmanıyorum,bu dehliz benzeri yer sanki farklı bir boyutmuş gibi tedirginim...Tekrar güneşin aydınlığına ulaşınca iyi hissediyorum...Kendi zamanıma dönüyorum.Kitaplara sımsıkı sarılıyorum...Hava o kadar güzel ki eve dönmek istemiyorum.Yalnız kitapları incelerken Sahaflar Çarşısında epey zaman harcamışım,yeni farkına varıyorum...Amaçsızca yürüyorum...Ağaçların arasında kalmış şirin bir kafe görüyorum.Beni kendine çekiyor.Oturuyorum,limonata istiyorum...Beklerken aldıklarıma bakmak istiyorum...Leyla ile Mecnun'un solgun,biraz tahrip olmuş kapağını açıyorum.Bu öylesine güzel bir heyecan ki kendimi tutamıyorum...Yazılarda herhangi bir tahribat yok,sayfaları da tam...Limonatamı yudumlarken diğer kitaplara da göz atıyorum ve en son hediye kitabın kapağını açıyorum,okuyorum:''Anadolu Büyüleri''...Olduğum yerde sıçrar gibi doğruluyorum.Bu ne şimdi?!.Böyle esrarengiz şeyleri sevmem!..Bir iki sayfasını acele acele çeviriyorum,garip çizimler var...Huzursuz olup,kapatıyorum ve en alta koyuyorum yine...Benim bu kitapla ne işim olabilirdi ki?!..Adama kızıyorum,içten içe...Amannn!..Olmadı,atıveririm,okumak zorunda değilim! Havanın kararmaya başladığını görüyorum ve eve dönüyorum,teyzemin yanına...
''-Nereye kayboldun kız?!''diye takılıyor kapıyı açan teyzem,sonra elimdeki kitapları fark ediyor.
''-Sahaflar çarşısına gittim.O kadar çok kitap var ki bakayım derken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.''
''-Sorun yok!..Zaten geç kalmadın,yoksa arardım.Hadi geç içeri!..''
Sonra kitapları alıyor elimden,okuyamadığı yazılara bakıyor anlamak istercesine...O arada en alttaki kitap yere düşüyor,rastgele bir sayfası açık kalıyor.
''-Bak,bunda çizimler de var,bu ne?''deyince hızla alıyorum ve geçiştiriyorum:
''-Eski taş baskı kitaplar,şiir kitapları falan...''
''-Anladım,hadi git ellerini yıka!..Birazdan enişten gelir,yemeğe otururuz.''
''-Tamam.''diye kestirip atıyorum,kaldığım odaya geçiyorum.Kitapları komidinin üzerine bırakıyorum.Telefonumun sesi geliyor,ekranda Kaya yazdığını görüyorum ama,cevap vermiyorum.Bugün iyi bile dayanmıştı bence,yoksa şimdiye kadar kırk kere neredesin diye arardı.Açmak istemiyorum da vazgeçmiyor,sonunda:
''-Efendim!..''
''-Neredesin?''
''-Nerede olabilirim sence?Tabii ki teyzemin yanında!''
''-Neden bu kadar sinirlisin o halde?''
''-Beni boğuyorsun!..Anlamıyor musun?''
Bu sert tepki karşısında yumuşuyor:
''-Sadece seni merak ediyorum ve çok özlüyorum.''
''-Merak edecek bir durum yok,yetişkin bir insanım.Tatile çıkalı daha iki gün oldu,özlemek de neyin nesi?!''
Bir an cevap gelmedi,sonra:
''-Haklısın!..Özür dilerim...''sözleri içimi acıtıyor:
''-Öğlen uyandım,sonra da akşama kadar kitapçıları gezdim.Tamam mı?''
''-Tamam...Ne zaman eve gideceksin?''
Bu sorunun gelmemesi mucizeydi zaten:
''-Yarın ya da öbür gün...''
''-Anladım,görüşürüz...''
Cevap vermeden kapatıyorum..İyiydi,hoştu ama,bazen üzerimde baskı kurmaya çalışması beni çileden çıkarıyor....
****
Evdeyim nihayet...O gün odamda yalnızım,nedensiz bir merak beni dürtüyor,malûm kitabı okumak için alıyorum...Sayfalar ilerledikçe o güne dek duymadığım,bilmediğim şeyleri görüyorum...''Ayırma büyüsü,bağlama...''Bunlar nasıl şeyler?İnanan,yapan var mıydı bilmem!Çizimler vardı,kare,üçgen,daire içinde ebcet hesapları...Rakamlar...
''-Ne yapıyorsun?!''sorusuyla yerimden sıçrıyorum.
''-Neyin var senin?Yüzün bembeyaz..''diye konuşuyor annem..
''-Kitap okuyorum.''
Yanıma gelince,şekiller ilgisini çekiyor:
''-Bunlar da ne böyle?''
Kısaca anlatıyorum,elimdeki kitabın öyküsünü.Bir süre ses çıkarmadan yanımda oturuyor ama,aklından bir şeyler geçtiğinin farkındayım ve yanılmıyorum:
''-Sen gelmeden önce Serpil bana uğramıştı.Çok üzgün,galiba eşiyle boşanacaklar.Adam hep buna bağırıp çağırıp evden gidiyormuş.''
''-Eee bundan bize ne?!''
''-Bize ne olur mu?!Yengemin kızı,yuvası dağılmasın!''
Sanki bir şeyleri anlıyorum ama,susuyorum.Annem:
''-Şu kitapta onlara uygun,kocasını eve bağlayacak bir şey yok mu?''
Kahkahalar atıyorum ve:
''-Anne biz ne anlarız böyle işlerden?..Hayatta olmaz,yapmam!''
Israrcı:
''-Sen de sanki dünyayı kurtaracaksın!..Alt tarafı bir dua yazacaksın!''
''-Bu kitabın tembihini unutmam!Bilmediklerimi kullanmam!''
Annem sinirlenmiş gibi çıktı odamdan.Akşama kadar ortada görünmedi...Akşam yemeğinden sonra anladım olanları.Annem Serpil'e gitmiş.Şimdi de Serpil bizde...Kapı önünde konuşmalarından anlıyorum...Babama duyurmuyorlar...Yoksa öfkeleneceğini annem iyi biliyor.Beni kolumdan çekip mutfağa götürüyor annem,Serpil de ardımız sıra geliyor.Israr ısrar üzerine.Kurtuluş yok,mecbur kabul ediyorum.Annem aceleyle kağıt ve kalemle birlikte o kitabı getirip mutfak masasının üzerine,önüme koyuyor.Ellerim titreye titreye ilgili sayfayı buluyorum.Duaya benzer,kısacık iki cümle yazıyorum.Annem istediğini yaptırmanın mutluluğunda,Serpil de kocasını kendine bağlayacağının mutluluğunda...Sonunda başımdan gidiyorlar,rahatım,daha doğrusu öyle zannediyorum...
Uyumak için odama çekiliyorum.Geç bir saat,etrafta çıt yok..Karanlık..Bir ara oda kapısının yavaşça açıldığını hissediyorum.İstediklerini yapmıştım,daha ne istiyordu annem benden?!.Öfkeyle bir kolumun üzerinde doğruluyorum yatağımda ve öylece donup kalıyorum..Yanılmamıştım,kapı açılmıştı ve kapının hemen dibinde ayakta bana bakan birisi var..İnsana benziyor da benzemiyor da...Ses çıkarmadan öylece dikiliyor karşımda...Kanım donmuştu damarlarımda...Çığlık atmak istiyorum ama sesim çıkmıyor...