Yolculuğum oldukça tatsız...İstemeden bir yere gitmek veya dönmek insanı epey yoruyor.Bir yandan da zaman tünelinde geriye dönmeye benziyor.Yaklaştıkça,öncesi bir bir sırayla zihnimden geçiyor.Bir daha asla adım atmam dediğim malum yer farklı bir yüzleşme.Bitirdim dediklerim gerçekten sonlanmış mıydı?!.Ben kendimi mi kandırıyorum aslında?!.İçinden çıkılması oldukça zor bir durum.Ben o yerden uzak durduğum vakitlerde de çok değişim görmüştüm çevremde...Şu menfaat denen şey insanı mutasyona uğratabiliyor...Artık tanıyamadığım ama,bildiğim insanlar..Kendime avuntular arıyorum.Mesela ailem bana karşı bunu yaptıysa,gayrisi neler yapmaz gibisinden...Yoksa akıl denen şey ince telinden aşağıya düşmeye hazır her an...Sonra geriden bugüne geliyorum,basamak basamak.Ve neden sıkıcı bir otobüsün diken kaplı bir koltuğundayım?
Tabii bir anda isteğimle olan bir şey değil.Onca acil ve önemli oluşunu tekrarladığım halde kayda alınmadım,bu bir.Gerçek kurtuluşum içim muhtaç olduğum kitaba kavuşmalıyım,bu iki.Gerisi artık benim için de önemini çoktan kaybetmişti...Hatta dünyaya gökten zembille indirildiğimi bile düşünmeye başlıyorum.Babacığımın güzel hayali olmasa,tamamen buna inanacağım neredeyse!..Sürekli birileriyle uğraşmak da yorucu,hem de istemediğim halde.Ve sık sık kendime sorduğum soru şu:Neden rahat durmazlar?.Üç günlük,beş kuruşluk değil mi sonuçta şu yaşamak dediğimiz?En kötüsü insanların dışında uğraşmak zorunda olduğum bir varlık var.La havle!..,çekiyorum.İnsanlar yetmezmiş gibi!..
Ve o çok iyi tanıdığım yollardan geçerek garaja giriyoruz.Bir anda öfkem artıyor.Ne vardı şimdi beni buraya getirtecek?!.Kargoya verselerdi çoktan elimdeydi kitap.Ben bu gerilimi tekrardan neden yaşıyorum ki?!.İniyorum araçtan,ilk adımı attığım an yoğun bir bulantı hissediyorum.Buraya gelmek,sevmediğim bir yemeği zorla,tiksintiyle yemeğe benziyor.Derin derin nefes alsam da o bulantı beni bırakmıyor.Mecbur kaldığım bu hal diğer kabusla ilgili ve çözümü de aynı...Ufak çantamı omzuma alıyorum,eşya namına bir şey yok yanımda.Geniş alanı adımlıyorum isteksizce.Gözüm yerde.Sanki aradığım kitap birden önüme düşecek de ben hemen geri döneceğim gibi.Ama olmuyor tabii.Bir yandan da aklım çocuklarda.Umarım bu kısa ve zorunlu yokluğumu kolayca atlatırlar.Keşke yanlarında olsam.Özlüyorum onları şimdiden,kedimi bile çok özlüyorum...En nefret ettiğim şeydi bu mecburiyet halleri.Her zamankinden daha öfkeliyim.Gerim gerim gerilmek böyle oluyor işte!..
Bir an duraklıyorum,neden acele ediyorum ki bu kadar?!Sonuçta bu lanet yere geldim.Bir köşede oturup bir sigara içebilirim.Beş on dakikadan bir şey olmaz.Sonuçta ne ben buraya isteyerek geldim ne de beni sevgiyle ve sabırsızlıkla bekleyenlerim var...Ufacık kahve ile kafe karışımı yerin en ıssız masasına oturuyorum.Çay istiyorum,klasik davranışla.Çantamdan çıkardığım paketten aldığım sigarayı yakıyorum.Bu arada bayat mı bayat bir çay önüme konuyor.Rengiyle kokusuyla bas bas bağırıyor,beni içme diye...Parasını veriyorum.Artık rahatım bir süre.Gözlerim etrafta geziniyor.Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği bu yer oldukça değişmiş ve bana şu an oldukça yabancı.Telefonumu uzun bir aramadan sonra bulup çıkarıyorum çantamdan.Arıyorum,geldiğimi haber vermek için.Uzun uzun çalmasına rağmen yine cevap yok...Ve düşünüyorum bu rahatlık nasıl bir duygu?Bir anda birini tamamen yok saymak nasıl bir beceri?!.Ben biraz geç eve döndüğümde çocuklarımı kesin ama,kedimi bile canı gönülden özlerim.Kapıda karşılaması,sürünüp sevgisini göstermesi....Ondaki bu sevgiyi çoğu insanda bulamamışımdır.Menfaati bir kap yemek iken böylesine sevgi tabirsiz...Oysa ben kimlerin yanında olmadım ki dostum,arkadaşım diye.Bir iki tanesinin dışında hepsi kayıp...Ben vazgeçmedim,onlar gittiler.Ya her zamankiler yetmedi ya da benden daha safını buldular,bilemem!..Neyse...Felsefi bir hayat yorumundan sonra yine istemeye istemeye kalkıyorum yerimden.Yolcu yolunda gerek!Beklenen misafir yerine varmalı...Aslında az önceki düşüncelerim bu karşılaşmaya hazırlık içerikli...Hep böyle olmuştum zati.Sürprizler dışında her şeye kendimi alıştırarak dahil olmak...Bu da sanırım bana has bir korunma yöntemi!.
Kocaman garajı geçip sondaki merdivenlere varıyorum.Ara yollardan geçerek ana caddeye çıkıyorum.Taksi de var ama, binemem.Yol paramı zaten zor denkleştirmişim.Bu yüzden minibüsü tercih ediyorum.Uzun bir beklemenin ardından biniyorum minibüse.Yine bilindik yollar akıyor iki yanımda...Bakına bakına gidiyorum,kendimi oyalaya oyalaya...Zor gelmiyor değil.Ne işim vardı bu saatten sonra buralarda?!Üstelik aramalarım bile cevapsız kalırken...Tek yanıt var,mecburiyet!Kurtulmak,huzura ermek sonuçta...
Kocaman caminin önünde iniyorum.İlkokuldayken yaz tatillerinde az gelmemiştim buraya,kuran öğrenmek için.Ama,ben genelde bahçedeki kedileri kovalamıştım.İndiğim yöne dümdüz ilerliyorum ve tanıdık birini görmemek için dua ediyorum.Ayak üstü yaşadıklarımı bilmeyen insanlara bir şeyleri anlatmak oldukça zor ve yorucu..Sanki dileğim kabul oluyor.Uzun süre düz ilerledikten sonra sağdaki sokağa sapıyorum.Sonra tekrar dümdüz.Ve eski yaşantımı sürdürdüğüm evin önündeyim.Neler yok ki burada?!..Üzüntülerim,sevinçlerim,ilk aşkım ve kırgınlıklarım.Eskimeye yüz tutmuş,hatta boyası atmaya başlamış bahçe kapısından geçiyorum.Birinci katın zilini ürkerek çalıyorum.Yıllar yıllar sonra hem de.Açılmıyor tabiiki de..Beklemediğim bir şey desem,yalan olur...Biraz bekleyip tekrar tekrar çalıyorum.Sonuç hiç!Parmaklarım en üst katın ziline dokunuyor bu sefer.Kısa bir süre sonra açılıyor kapı.Çıkıyorum en üst kata,yavaş yavaş.
Anneannem beni karşısında görünce donup kalıyor.Birden ağladığını fark ediyorum,bana sarılıyor.Ama ilginçtir ki hiç konuşmuyoruz.Kolumdan tutup beni içeri çekiyor.Çocukluğumdan hatırladığım,o ufacık salona giriyoruz.Yan yana yine o çok iyi hatırladığım,çizgili döşemeden koltuğa oturuyoruz.Ben bir şey demeden o başlıyor konuşmaya:
''-Ah kızım ah!.Attılar seni oralara bir başına...''dedi ama,gerisini getiremedi...Yine ağlıyordu.Ben görmeyeli de sanki küçülmüştü...Kırışık yüzü,elleri ile minicik bir kuş kadardı.Ne diyeceğimi bilemedim bir an,sayıklar gibi konuştum:
''-Aradım ama,kimseyle konuşamadım.Evde de yok sanırım...''
''-Yine kardeşinin derdinde,ondan başkasını gözü görmüyor.Elinde avucunda ne varsa ona verdi,sanki sen de onun çocuğu değilmişsin gibi...''
Burada sesi dikleşti,öfkeliydi benim gibi.
''-Boşver,ben alıştım...''diyebildim sadece yanıt olarak.
''-Aç mısın kızım?Hemen yemek hazırlarım.''dediğinde elinden tutup yerinden kalkmasını engelledim önce.Hep aynıydı...Çocukken akşam üzeri oynamaya çıktığımızda elimize tutuşturduğu ekmek dilimlerini hatırladım.Bazı peynirli,yağlı bazı da salçalı...Ne kadar da tatlı gelirdi.Dünyanın en lezzetli yemeği kadar tatlı gelirdi bana.
''-Aç değilim.Ne yapıyorlar?''
Sorumun yanıtı beklediğim gibi:
''-Geziyorlar kızım,yiyip içip geziyorlar.Babandan kalanı bitirdiler.Annen üst üste birkaç kere kredi çekti...Daha ne diyeyim?!.''
''-En son yaklaşık altı ay önce beni aradılar.O hisseli arsayı satmak için.Sattırmadım.Fena oldum,bir daha arayıp sormadılar beni.''
Anneannem şaşkın,bana bakıp:
''-Ben seni sorduğumda da hep arıyoruz,telefonda görüşüyoruz diyorlar.Vah vah!..Ama garip değil,babanı da kandırdılardı zaten..''
Geçmişin kasveti tamamen çökmesin diye konuyu değiştiriyorum:
''-Nerede acaba?Akşam gelir mi?''
''-Bilinmez ki yavrum!.Bazen kardeşinde kaldığı oluyor.''
Sessiz kalışımı üzüntüme veren kadın,teselli etmek istercesine:
''-Gelmezse gelmesin bende kalırsın,üzülme,ben bakarım sana...''derken sözlerini bölüyorum,sarılıyorum yeniden ona,ağlıyorum hatta.Ama esas geliş nedenimi ona nasıl derim?!Sonra fazla detaya girmeden:
''-Almam gereken bir kitap var,çok önemli benim için.''
Sıkıntımı anlamış gibi fazla sorgulamıyor:
''-Aslında annenin bana bıraktığı yedek bir anahtar var.Kardeşinde kaldığı zamanlar için bana vermişti.İstersen al ve kitabını getir.Ama,bu ne kitabı böyle önemli?''
''-Sonra anlatırım.''diye geçiştirip,gülüyorum.Aslında keyfimi yerine getiren,annemle yüz yüze gelmeyecek olmam.Planımı tamamlıyorum kafamda.Geceyi anneannemin sevgi dolu yüreğiyle geçirip,kitabı alıp,sabah erkenden kimseye görünmeden geri dönmek...İstesem bu kadar güzel denk gelmezdi...Uzun zamandır unuttuğum huzurun bir parçasını yakalıyorum.Yine gülümseyerek,ne olduğunu anlayamayan anneanneme bakıyorum:
''-Akşama,o çok sevdiğim sarmandan yapar mısın?Ben de yardım ederim.''
Kadın yaşından beklenmeyen bir çeviklikle yerinden kalkıyor ve mutfağa yöneliyor.Ardından sesleniyorum:
''-Anahtarı ver önce,gidip hemen kitabı alıp geleyim!..''
Kadın,ne olduğunu bilmediği ama,hayırlı bir iş yaptığı düşüncesiyle,vestiyerden anahtarı alıp bana veriyor...Birden tekrar çocuk oluyorum.Boynuna sarılıp durmadan öpüyorum...