2

707 Kelimeler
“Bazı geceler, karanlık dışarıdan değil… içeriden gelir.” Kapıyı kapattıktan sonra sırtımı dayadım.Arkamda demir gibi kapanan kapıdan yayılan soğuk, sırtımdan içeri işledi sanki. Bir duvar gibi dikildim birkaç saniye. Ne ilerleyebildim, ne geri dönebildim. Sanki her şey içimde bir düğüm olmuştu da, o kapı onu iyice sıkılaştırmıştı. Yorgundum. Ama asıl yorgunluk uykusuzluktan değil, geçmişin ağırlığındandı. Öylesine ağırdı ki içim… Bu gece buraya görevle değil, ceza için gelmişim gibi hissediyordum. Omuzlarım çöktü. Oysa bir saat önce minibüsün camına yaslanmış, “sakin ol Elif, bu sadece bir görev,” diye fısıldıyordum kendime. Yıllardır bu işi yapıyordum ama ilk kez askeri bir görev almıştım. Benim işim buydu. Ama bu gece… Burası, bir görev yerinden çok bir mezar gibi hissediliyordu. Küçük, soğuk bir oda. Metal bir yatak, gri bir battaniye, soba gibi duran ama ısıtmayan bir kalorifer.Duvara yaslanmış bir masa. Üzerinde solgun sarı ışık veren bir lamba. Ve pencereden süzülen karanlık. Kar, hâlâ yağıyordu. Sessizce. Ama her tanesi, içime işleyen bir kelime gibiydi. Soğuk, suskun ve dokunduğu her şeyi öldürmeye hazır. Pencereden bakınca, sadece karla kaplı bir zemin ve nöbet tutan siluetler görünüyor. Yüzü seçilmiyor kimsenin. Herkes silik. Herkes suskun. Montumu çıkarmadım. Boynumu saran atkının sıcaklığını kaybetmek istemedim.Çünkü bu oda güvenli hissettirmiyordu. Çünkü belki de ilk kez içimdeki soğuğu dışarıdakiyle dengelemeye çalışıyordum. Çantamı yatağın yanına bıraktım, ama oturmadım. Bir an durdum sadece.Kıpırtısız, sessiz bir heykel gibiydim.Sadece nefes alıyor ama yaşamıyordum. Gözlerim tavana kaydı.Tavandaki küçük bir çatlak dikkatimi çekti.İncecikti. Orada, tıpkı çocukken duvarda gördüğüm o çatlakları hatırlatan bir iz vardı. Her gece o çatlağa bakardım. Her gece, babamın sesini hatırlamaya çalışırdım. “Geri döneceğim kızım…” Hiç dönmedi. Dönmedi. Ne cenazesi geldi. Ne vedası. Sadece eksikliği yerleşti hayatıma. Ve o eksiklik… her gece yatağımın ucunda oturup susmaya başladı. Ben de onunla susmayı öğrendim ve o gece, bir daha hiçbir şeye güvenmemeye karar verdim. Bu gece de farklı değildi. Yine bir askeri bölgede, yine tek başımaydım. Ama bu kez ben çocuktan ibaret değildim. Ve belki de o yüzden daha da kırgındım. 🜂 Çantamdan defterimi çıkardım. Yıllardır her göreve gittiğimde bir defter taşırım yanımda. Danışanlara değil, kendime yazarım. Çünkü bazı duygular, sadece harflerle hayatta kalır. Sayfayı açtım.Elimi sayfaya uzattım ama kalemim kıpırdamadı.Sanki içimde yazmak isteyen bir ses yoktu artık.Ya da belki susmayı yazmak bile susturulmuş bir çabaydı. Elimde tuttuğum kalem bile titriyordu. Dışarıdan bir ses geldi o sırada. Telsiz cızırtısı. Ardından bir ayak sesi.Ayak sesleri. Düzenli, belirli.Sanki zemine değil, zamanın üzerine basıyordu biri. Ve sonra, kapının hemen yanında bir gölge belirdi. Kalbim bir anlığına durdu. Ama kapı çalmadı. Sadece geçti. Bana görünmedi ama ben hissettim. Yaman. Neden bilmem, adımlarını tanıdım. Bastığı yer bile disiplin kokuyordu. Ama sanki yavaşlamıştı. Kapımın önünde, sadece bir saniyelik sessizlik oldu. Durdu mu? Yoksa ben mi öyle hissettim?Ama o an… içimdeki her şey bir anlığına sustu. Birden utandım. Bir yabancının adımında bu kadar anlam aramamalıydım. Ama insan yalnızken, her sessizliğe bir hikâye uydurur. 🜂 Gece ilerledi.Sanki gece uzadıkça, duvarlar daha da yakınlaştı üzerime. Yatağa uzandım ama gözlerim kapanmadı. Battaniyeyi dizlerime çekmişken, var olan titremem hala geçmedi. Üşüyen sadece bedenim değildi. Geçmişimdi. Pencereden dışarı baktım.Penceremden süzülen ay ışığı odayı böldü.Ay, puslu bir hayalet gibi gökyüzüne asılmıştı.Ve kar, hâlâ yağmaya devam ediyordu. Sanki tüm dünya susuyor, ama içimdeki çocuk hâlâ bağırıyordu. “Geri gel baba…” Ses bana ait ama ben değildi sanki bir ışığın içinden hiçliğe bağrıyordum.Işık Beni değil, geçmişimi aydınlatıyordu sanki. Göz kapaklarım ağırlaştı. Ve bir an.. Babamın o meşhur vedası tekrar canlandı gözümde. Kamuflajın içinde bir siluet. Gözlerini bana değil, ufka dikmişti. Sonra annem… Ağlamaktan sesi kısılmıştı ama yine de bana eğilip fısıldamıştı: “Güçlü ol kızım. Baban gibi.” Oysa ben Hiç onun gibi olamadım. Ne sessizliğim onun kadar asil, Ne de yokluğum bu kadar anlamlıydı. 🜂 Rüyamda, bir ses duydum. Yüksek bir patlama, Toprak havaya savruldu ardından bir bağırış. Uyanamadım. Ama rüyada, yüzünü hiç tanımadığım bir adam bana doğru geliyordu. Sertti. Gözleri karanlıktı. Ama sesi… “Hayatta kalmak mı, yaşamak mı?” Cevap veremedim. O an bir şey kırıldı içimde. Ve kendimi bir çığlıkla uyanırken buldum. Ter içindeydim. Kalbim kucağımdaydı sanki. Gözlerimi açtığımda sabah olmak üzereydi. Tavan hâlâ aynıydı. Ama içimde bir şey eksilmiş gibiydi. Ya da belki bir şey açığa çıkmıştı. O an tek hissettiğim şey şuydu: Buraya başkalarını iyileştirmeye geldim. Ama galiba önce kendimle yüzleşmem gerekecek. Ve yüzleşmek Uyumaktan çok daha zor bir eylemdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE