5.Bölüm

2539 Kelimeler
Elena yatağından doğrulup güneş ışıklarının göz kamaştıran sarılığını odaya dolması için kalkıp perdeyi açtı. Dışarıdaki büyüleyici manzara göz kamaştırıcıydı. Bahçedeki birçok ağaç meyve vermeye başlamış ve kuşların neşeli cıvıltısını duymak tarifi imkansız bir şekilde huzur vermişti. Bahçe yeşilin her tonunu barındırıyordu. İlkbahar’ın artık kendini iyiden iyiye hissettirdiği şu günlerde güneş Bay Jewel’in evine ayrıcalık sağlarmış gibi bütün ışığını buraya yansıtıyordu. Ruhunun ve bedenin bu taze ışığa ihtiyacı vardı. Bahçedeki küçük kıpırtı dikkatini çekti Elena’nın, kapının önünde oradan oraya koşturan şeyi daha net görebilmek için üzerindeki ince, kısa ve beyaz geceliğe aldırmadan parmak ucunda odadan çıkıp merdivenlerden aşağıya indi ve bahçeye çıktı. Biraz ileride bir yaprakla oynayan yavru kediyi fark etti. Beyaz ve sarı renkli tüyleri olan son derece sevimli kediyi gördü ve hipnotize olmuş gibi kediye doğru gitti. Küçük yavru öylesine sevimliydi ki onu kucağına almak için uzandığında hemen ellerinin arasına girivermişti. Kediyi biraz havaya kaldırınca boynundaki ince ve gevşek bir şekilde bağlanmış kırmızı kurdeleyi gördü. “Ufaklıkla erken tanışmışsın” Elena elini kalbine götürdü ve sesin geldiği yere döndü. Bay Felix yüzünde iç ısıtan ve yanağındaki o minik gamzeyi ortaya çıkaran gülümsemesiyle baharı simgeleyen diğer enfes şeyler gibi ona gülümsüyordu. “Beni korkutunuz efendim” Adam birkaç adım daha yaklaşıp elindeki kedinin başını okşadı. Sevimli kedi daha fazlasını istermiş gibi küçük başını adamın eline bastırdı. Şanslı kedi, diye geçirdi içinden. Ah, kahretsin iç sesi kendi saltanatını kurmuş beyninden bağımsız kalbiyle ortak çalışıyor gibiydi. “Bu sevimli kedinin sahibi siz misiniz?” diye sordu Elena “Sahibi Leo, dün onunla ahşap küçük gemilerini boyarken bana bir tane kedi sahiplenmek istediğini söyledi.” “Sizden kedi mi istedi” “Aslında istemedi geçen gün seninle beraber yıldızları izlerken bir tane yıldızın kaydığına şahit olmuş ve bir kedi dilemiş, o dileğini de benimle paylaşınca bende ona küçük bir sürpriz yapmak istedim “ Elena buraya geldiğinden beri küçük çocuğun tavırlarının değiştiğinin farkındaydı her zaman uysal ve söz dinleyen bir çocuk olmuştu fakat ufaklıklığı daha önce hiç böylesine mutlu ve konuşkan görmemişti. Başkalarına karşı hep içine kapanık bir çocuktu fakat şimdi karşısındaki adamın büyük katkılarıyla küçük çocuk açılıp tam yaşıtları gibi davranmaya başlamıştı. “Leo çok sevinecek bu sevimli ufaklığı gördüğüne” Esen hafif rüzgar genç kadının üzerindeki ince geceliği fark etmesini sağladı.Sadece geceliğiyle merakına yenik düşüp aşağı inmişti. Tıpkı haftalar önceki gibi genç adamın önünde kısa geceliğiyle kalmıştı ve böyle kalmaktan hiç ama hiç rahatsız hissetmemiyordu.Çünkü Bay Felix’in bakışları biran olsun yüzünden ayrılmamıştı. “Üşümüşsün” dedi Felix ve üzerindeki ceketi çıkarıp genç kadının omuzlarına bıraktı. Adamın nefis kokusu şimdi üzerindeydi. Ceketi omuzlarındaydı ve kendinden bir adım uzaktaydı genç adam, biraz önceki gülen suratından eser yoktu. Adamın bakışları dudaklarına inmiş dikkatli bir şekilde ona bakıyordu. Elena içindeki sıcaklığın yanaklarına yansıdığını farkındaydı. Felix bir adım daha yaklaştı ve Elena’nın yüzüne düşmüş saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi. Saçlarındaki eli yanaklarına geçti ve sert parmak uçlarını gezdirmeye başladı yumuşak yanağında. Bakışları birleşince genç adamın yüzünde hafif bir gülümseme yerleşti. “Eve gir yoksa kendimi daha fazla tutamayacağım” dedi Felix yanağındaki eli şimdi de genç kızın üst dudağında dolaşmaya başlamıştı bile. Elena kalp atışlarının dışarıdan duyulabildiğine emindi evet istiyordu bir kereliğine olsun hırpalanmadan, canı acımadan, şefkatle öpülmenin ne demek olduğunu öğrenmek istiyordu. Karşısındaki adamın tadına bakmak istiyordu. Neyse ki bu çılgınca isteği gerçekleşmemesini sağlayan onun gerçek dünyaya ayak basmasına neden olan küçük kediye ne kadar teşekkür etse azdı. Sesli bir şekilde miyavlamaya başladığı anda Elena kendine gelmişti ve adamdan hızla uzaklaşıp omuzlarında hala onun ceketi varken koşarak eve girdi ve sırtını kapıya yasladı. Göğüs kafesinin içindeki kalbinin uğultusundan zor nefes alıyordu. Biraz önce neler olmuştu öyle az kalsın adamın onu öpeceği gerçeği yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Derin derin soluklarının arasından merdivenlerden inen Sophie’yi gördü. Kendini toparlayabildiği kadar toparladı. “Ah, eve girdin mi canım kapıda Bay Ramsey ile konuşuyordun” dedi Sophie yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Elena tam cevap vereceği sırada Sophie yanına geldi.”Güzel yüzündeki tatlı kızarıklık ne kadar yakışmış” dedi ve göz kırpıp mutfağa doğru gitti. *** Aron karşısındaki adamının üzerine doğru gidip öfkeyle suratına yumruğunu geçirdi. “Ne demek gittiğimiz binada kimse yaşamıyor o ayyaşın doğru yer söylediğine emin misiniz?” dedi “Efendim dediği yere gittik kimse yoktu etraftaki herkese de sorduk orada kimse yaşamıyormuş o izbe yerde birinin yaşayabileceğini sanmıyorum bende” dedi “O binanın olduğu yerlere adam yerleştir belki bir gelip giden olur” dedi Aron , adamı emri aldıktan sonra izin isteyerek odadan çıktı. Pencereye doğru yürüdü ve gri bulutların hakim olduğu gökyüzüne baktı. Her nereye gittilerse onları bulacaktı. O velet umurunda değildi ama Miayı elde etmek için o küçük şıçanı kullanmak en kolay yoldu. O yüzden baş belası küçük sıçanıda bulmak önemliydi. O kız Aronun gençlik iksiriydi. Nereye gitmiş olursa olsun onu bulacak ve bulduğunda vaktinin çoğunu onu becermekle geçirecekti. *** Elena bahçede yavru kediyle oynayan çocuğa seslendi ” Yer fıstığım hadi gel üzerini değiştirelim” Leo kucağında kediyle içeri girdi. İkili öylesine tatlı ve sevimli bir şekilde Elena’ya bakıyordu ki üstü başı toz toprak içinde olan çocuğa kızamadı Elena. “Bu akşam kasabanın meydanın da olacak eğlenceye cesurda gelebilir mi?” dedi Leo Her yıl düzenli olarak baharın gelişini müziklerle ve dans ederek karşılarmış bu kasaba. Sophie’nin sabahtan beri yetiştirmeye çalıştığı yemeklere yardım etmişti Elena. Bütün kasaba halkı evlerinden yiyecekler getirerek yerel çalgılarla ve müzikler eşliğinde dans ettikten sonra yemek yermiş. “Cesur’un evde kalması daha iyi canım Sophie’nin anlattığına göre oldukça kalabalık oluyormuş orada kaybolursa bulamayız”dedi Küçük çocuk kediyi göğsüne daha da bastırdı. ” O zaman o bizi evde beklesin” dedi. Elena küçük yavruyu Leo’nun kucağından alıp kedi için yaptıkları kulübeye koydu. Ufaklık onun için doldurduğu süt dolu kabın içine düşercesine içmeye başladı. Ön ayakları kabın içinde son derece sevimli halde sütünü içiyordu. “Canı sıkılır ama burada cesurun ” dedi Leo, kediye doğru hüzünlü bakışlar atarak. Elena, küçük çocuğun başına bir öpücük kondurdu. Leo omuzlarını düşürüp yürümeye başladı. Odaya çıkıp ufaklığı temizleyip giydirdikten sonra aşağıya gönderdi. Kendi de giysi dolabının önüne gitti ve bu gece için giyeceği kırmızı elbiseyi yatağının üzerine koydu. Bu elbiseye bugün Sophie ile beraber tadilat yapmışlardı açık olan göğüs dekoltesini kapatmak için kumaş dikmişlerdi. İnce kombinezonunu giydi içine ve diz üstüne gelen beyaz yanlarında pembe kurdelelerin olduğu çoraplarını bacaklarından geçirdi ve daha sonra kırmızı elbisesini giydi. Ve aynanın karşısına geçti şu an kendisine bakan bu kadın, son derece özgüvenli ve alımlı görünüyordu. Geçmiş yıllardaki gibi solgun ve bitkin değil tam tersine güzel ve taze hissediyordu kendini. Uzun dalgalı saçlarını açık bıraktı ve Sophie’nin verdiği çiçekli tacı taktı. kendine son kez baktıktan sonra aşağıya indi. Elinde sepetlerle kapıda duran Sophie onu görünce gülümsedi. Kitap okuyan Bay Jewel de kafasını kitaptan kaldırıp beğeni dolu gözlerle Elena bakınca genç kız utançla kızardı. “Bu iki güzel hanımefendi sana emanet Leo “dedi Jewel, küçük çocuk büyük bir görev almış gibi göğsünü kabartı ve “Yanlarından hiç ayrılmayacağım” dedi. Küçük çocuğun bu görüntüsü evdeki herkesi gülümsetti. Elena Bay Jewel’in yanına gidip “Efendim bugün söylediğiniz mektupları yazdım ve kahya Jon’a verdim.” dedi “Teşekkür ederim güzel kızım” Elena, Sophie ve küçük çocuk Bay Jewel ile vedalaştıktan sonra evden çıktılar. *** Felix kalabalıkta dans edenlerin arasından geçip aradığı kişiyi bulması zor olmamıştı. Kırmızı elbisesinin içinde büyüleyici şekilde güzel olan kız, karanlık yeryüzünü aydınlatan ay ışığı gibi dikkat çekiyordu. Bütün erkeklerin hayranlık dolu bakışları Elena’nın üzerinde idi. Lanet olası o duygu yine peydah olmuştu içine. Dans pistinden geçen bir adam Elenayı durdurup bir şeyler anlatmaya başlayınca, Felix hızla onların yanına doğru gitti. Bu kızın yanında başka bir adam görmeye tahammül edemiyordu. Elena’nın yüz şeklinden de sohbetten sıkıldığı anlaşılıyordu. “Elena “ Felix ani bir hareketle genç kızın belinden kavradı ve kendine çekti. Ayak üstü Elenaya sarkan adam Felixi görünce gözleri yuvarlarından çıkar gibi kocaman açıldı. “E-eefendim sizi burada görmek ne büyük şeref “dedi adam ve müsaade isteyip gitti. Felix kollarının arasındaki kızı bırakmak istemiyordu. “ Benimle dans eder misiniz? leydim” dedi . Elena’nın gözlerindeki haylaz parıltılar genç adamın içini ısıttı. “ Dans defterime bakmam lazım diğer baylara haksızlık etmek istemem” dedi ve tatlı bir kahkaha attı. “Bu gece ki bütün danslarınız bana ait olmasını istesem “dedi Felix ve genç kızı dans pistine doğru götürdü. Ve içinden ekledi bir ömür bütün danslarının benimle olmasını istesem. *** Dar yolda nefes nefese koşmaya devam etti. Vücudu artık iflasın eşiğine gelmişti, çıplak ayaklarının altında kanlar akıyordu. Yağan yağmur kuvvetli yelle birleşmiş ve hızla koşan kızın ilerlemesini zorlaştırıyordu. Köpeklerin havlama sesleri yakından gelmeye başlayınca genç kız titredi. Kocaman köpeklerini salmıştı peşine onu yakalaması için, korkuyla şiddetlenen ağlaması, yağan yağmurla beraber görüş açısını sıfırlamıştı. Artık hiçbir şey görmeden korkusunun verdiği güçle koşmaya başladı daha hızlı çok daha hızlı koştu ta ki Özgürlüğün ılık sevinci damarlarından akmaya başlayana kadar. Gözlerinden akan yaşa, vücudundaki acıya rağmen artık özgür hissediyordu. Kaçmıştı kurtulmuştu ve artık göz yaşları sevinç göz yaşlarıydı kabus bitmişti. Olduğu yere çöktü dermansız kalan bacakları tir tir titriyordu. "Burada kimler varmış " Genç kız sesin geldiği yere döndü oradaydı tam karşısında simsiyah kıyafeti soluk yüzü, sarı dişlerinin göstererek gülümsemesi kabusun devam ettiğini gösteriyordu. Siyah kıyafetinin arkasından çıkardığı küçük çocuk Evandı, korkuyla ayağa kalktı genç kız. Onu nasıl bulmuştu küçük çocuğu kiliseye bırakmıştı kaçıp kurtulduktan sonra onu geri almak için en güvenli yer kilise gibi gelmişti gözüne. Evan'nın siyah kıvırcık saçlarını cebinden çıkardığı bıçakla kesmeye başladı. "Yalvarırım ona zarar verme " Küçük çocukla aynı anda ağlamaya başlamışlardı. Saçlarındaki bıçağı boynuna dayadı çocuğun ve o sırada boğazı yırtılırcasına bağırdı genç kız. "HAYIRRRRR" Elena gözlerini açtığında Leo'nun onun üzerine eğilmiş korku dolu gözlerle ona baktığını gördü. Küçük çocuğa sımsıkı sarıldı. "Tanrıya şükürler olsun sadece bir kabusmuş" dedi hala o kötü rüyanın etkisindeydi ve titriyordu. Küçük çocuğu korkuttuğunu fark edince kendine çeki düzen verdi. Kollarında Leo varken yataktan doğruldu. "Cesur acıkmış olmalı yer fıstığım hadi sen in ve onun sütünü ver" Küçük çocuk tedirgin bakışlarını Elena'nın yüzünde dolaştırırken, elini ıslanmış yanaklarına götürdü ve göz yaşlarını sildi. "Hadi canım sen aşağı in bende geleceğim birazdan" Leo yataktan çıkıp kapıya doğru gitti ve Elenaya bir kez daha baktıktan sonra odadan çıktı. *** Felix Londra'nın bu kasvetli ve yağmurlu havasına hiçbir zaman alışamamıştı, şimdi özel kraliyet davetiyle buralara kadar gelmişti ve bu boğucu Londra ona bundan tam beş yıl önceyi hatırlatıyordu. Kral George'nin gizli görevler verdiği ve en güvendiği isimdi bir zamanlar Felix, fakat son işinde masum bir ailenin öldürülüşüne engel olamadığı için her şeyi bırakmıştı ve İngiltere'nin en güzel kırsallarından biri olan Whitby de sakin ve huzurlu bir hayat yaşıyordu ki, o katil aşağılık korsan, Felix'in gemisindeki o masum insanların canına kıydığı anda artık huzur ve sakinlik değil intikam ister hale gelmişti. Kraliyet ailesinin görkemli sarayının girişinde durdu ve büyük heykellere baktı. Çocukluğunun ve gençliğinin bir dönemi burada geçmişti. Şimdi yirmi sekiz yaşındaydı fakat burayı gördüğü anda kendini yaşından daha da büyük hisseti. "Ah eski dostlar buluşması mı ayarlamış bu haylaz kral" Felix yanına gelmiş olan Bert'i görünce şaşkın bir şekilde eski dostuna sarıldı. O kadar çok beraber görev almışlardı ki ömründe en çok gördüğü yüz onun yüzü olmuştu. "Haylaz kral dediğini duyarsa bugünkü buluşmaya senin dahil olabileceğini sanmıyorum" dedi keyifle Felix. İki iri adamda onlara katılınca ortamdaki espirilerde artmıştı. Bekleme salonuna geldiklerinde öfkeyle homurdandı Bert "Hala uyuyorsa yataktan çıkarmak benim görevim" dedi. Fazla beklemeden Kral George'nin yemek odasına alındılar. Karşılarında masanın başında oturan adam onları görünce sevinçle yerinden kalktı. "Ah çocuklar sizi tekrardan bir arada görmek ne büyük mutluluk "dedi ve hepsini masaya davet etti. Keyifle yenen yemeklerin ardından Kral George onları neden buraya davet ettiğini açıkladı. "Bu ayın sonunda güzeller güzeli kızım Holly, Norwichte bir maskeli balo düzenleyecek ve sizin de o gecede bir nevi korumalık yapmanızı istiyorum birkaç aydır tehdit alıyorum. Ailem ve bana yönelik, pek kaale almasam da o gece fazla kalabalık olacak sizin gibi dikkatli adamlara ihtiyacım var "dedi. Felix karşısındaki ellili yaşların başındaki adama baktı. Küçüklüğünden beri onu hayatta hazırlayan görevlerde yer almasını sağlayan Para kazanmasını ve şu an ki zenginliğinin sahibi olmasını sağlayan kişiydi Kral George. "Sınırsız içki varsa ben varım" dedi Chris, bütün adamlarda onayladıktan sonra Kral George tekrardan konuştu."Yanlarınızda eşlerinizle veya bir kadınla gelin dikkat çekmemeniz gerekiyor" dedi ve Bert'e döndü "Bir fahişe ile gelme sakın Bert duydun mu? " Bert umursamaz bir şekilde sırıttı. Neden yanınızda bir kadınla gelin denince aklına Elena geliyordu. Kristal mavisi gözleri, altın rengindeki başak tarlarını andıran sarı saçları ve o güzel yüzü gözünün önüne gelmişti. İsmini içinden telaffuz etmek bile ona olan özlemini açığa çıkarmıştı. Bir haftadır uğraştığı diplomasi işleri yüzünden bir türlü görememişti Elenayı. Genç kadını en son gördüğünde kasabanın meydanında harika elbisenin içinde onun kollarında dans ederken ki haliydi. Ondan sonra neredeyse bir hafta hiç görememişti. Hissetiği özlem duygusu o kadar ağır basmıştı ki burnuna onun enfes kokusu geldiğini hayal etti. o gün dans ederken o güzel leylak kokusunu içine çekmişti bol bol . "Hey! Viking daldın gittin hadi kalkta şu Londra'nın tozunu attırdığımız zamanlardaki eğlenelim" dedi Bert. *** Elena bakışlarını mutfak camından gözüken Felix'in evinden alamıyordu. Genç adamı neredeyse bir haftadır görmemişti. Birkaç gün önce Leo ısrarla Bay Felixe gitmek isteyince onunla ile birlikte gitmişlerdi. Fakat genç adamın evde olmadığını Londraya gittiğini söylemişti Carlo. Elena Londra'yı düşününce üşüdüğünü hisseti bu güzel ilkbahar havasında, orası o pislik adamın yuvası idi. Bütün kötü günlerin baş rolüydü Londra. Fakat içini kemiren bir şey vardı genç kadının. Felix ne için Londraya gitmişti. Derin merak duygusu sonucu düşündüğü şey canını yakmıştı. Orada bir metresi mi vardı. O yüzden mi gitmişti onu görmeye, onunla vakit geçirmeye, her erkeğin bir metresi olur demişti o mide bulandırıcı herif. Ona inanmak istemiyordu Felix farklıydı biliyordu. Fakat şu anda hissetiği üzüntü ve kıskançlık içini kavuruyordu. "Canım sen iyi misin?" dedi Sophie "İyiyim sadece dün gece doğru düzgün uyuyamadım o yüzden biraz durgunum" dedi Elena son derece üzgün bir şekilde. "Anladım canım, arka bahçeden elma koparır mısın? Elmalı turta yapalım" dedi Sophie Elena dalgın dalgın mutfaktaki sepeti aldı ve bahçeye çıktı. Bahçe'nin köşesinde cesurla ve Felix'in yaptığı ahşap gemilerle oynuyordu Leo. Derin bir nefes aldı Elena. Genç kadına her şey Felixi hatırlatıyordu. Evin etrafından dolanıp bahçenin en uzak kısmında olan elma ağaçlarının olduğu yere gitti ve ulaşabildiği dallardan elma toplamaya başladı. Bayan Melnik'in iş teklfini kabul etmişti Elena, yarın elbise provası için Liverpoola gidecekti. Daha çok para kazanması lazımdı o yüzden bu işi kabul etmişti korkularının önüne geçmişti özgür olacağı İrlanda'ya gidecekleri düşüncesi. "Bu elmaları da sepete koyuyorum" Elena adamın sesini duyduğunda heyecanla arkasını döndü. Yakışıklı suratı güzel gülümsemesiyle ona bakıyordu. "Beni korkutmayı kendinize adet ediniz Lordum" Elena içini kemiren düşünceler yüzünden kendini adama karşı öfkeli hissediyordu. Böyle bir hakkı yoktu ne karısıydı ne de sevgilisiydi ama hissetiği kıskançlık onu derinden üzmüştü. Felix iyice yaklaştı genç kadına ve "Seni korkutuyor muyum?" dedi. Elena umursamaz bir şekilde omuzunu silkti ve elma toplama işine geri döndü. "Bir problem mi var Elena yoksa o gece dans ederken ayağına mı bastım oysaki bu konuda çok tecrübem var ve dikkatliyimdir" dedi son derece ilgiyle ve gülümsemeyle. "Her konuda bol bol tecrübeleriniz mevcut sanırım Lordum" dedi öfkeyle Elena Genç adam Elena'nın belinden tuttu ve kendine doğru çevirdi. Artık adamın bir kolu genç kadının ince beline sarılmış meraklı bakışları yüzünde nasırlı esmer eli ise yanağındaydı. "Nedir canını sıkan neden o güzel kaşlarını çattın" dedi Felix, Elena yüzünü başka tarafa çevirdi, adamın yoğun bakışlarının ve erkeksi kokusunun altında pekte mantıklı düşünemiyordu. Biraz önceki öfke ve üzüntü yerini özlem ve başka bir duyguya bırakmıştı adını söyleyemediği ama adı gibi emin olduğu o duyguya. Aşk'a...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE