Okulun julieti berfin

1104 Kelimeler
Okulun teneffüs zili çaldığında, Berfin ile Zülfikar sınıfın kalabalığı arasında birlikte dışarıya çıktılar. Kantinin önünde küçük bir kalabalık oluşmuştu; öğrenciler kahkahalar atıyor, arkadaş grupları birbirine sesleniyordu. Zülfikar, Berfin’in yanından hiç ayrılmıyordu. Aralarındaki o küçük ama anlamlı bakışmalar, ellerin istemsizce birbirine dokunuşları, etraftaki arkadaşlarının tebessümlerini daha da büyütüyordu. “Berfin... seninle okulda yan yana oturmak bile ne güzel" dedi gözlerini Berfin’den ayırmadan. Berfin hafifçe kızardı, gülümseyerek "Öyle mi dersin, küçükken hatırlıyorum da mahalledeki deli iboyla otururum berfinle oturmam derdin" dedi "Aslında... şey seni ilk gördüğüm da aşık oldumda... korktum... ne bileyim çok küçüktük kalbimdeki bu şeyin büyüklüğü biraz korkutucu geldi... şimdi diyorum ki meğerse deli olan benmişim... narin çiçeğim" sesi o kadar kısık çıktı ki sonlara doğru ama Berfin çoktan duymuş kulaklarına kadar kızarmıştı Arka planda, yakın arkadaşları bir araya gelip fısıldaşıyorlardı: "Onların aşkı Romeo ile Juliet gibi!" "Kesinlikle, gözleri hep birbirinde." Berfin’in yakın dostları arasında, kızların arasından bir kahkaha yükseldi. Melis, Berfin’e hafifçe dokunarak: "Dikkat et, sınıfın en romantik çifti olacaksınız neredeyse!" Zülfikar ise, biraz utangaç ama gururlu bir tavırla "Sadece Berfin için buradayım", dedi. Kantin kalabalığı içinde geçen bu küçük sahne, onların gençliğinin ve ilk aşk heyecanlarının en saf halini yansıtıyordu. Okulun geniş bahçesinde güneş yavaş yavaş alçalmaya başlamış, teneffüs saatinin sonlarına doğru öğrenciler kantinin etrafında gruplar halinde toplanmıştı. Berfin ile Zülfikar, her zamanki gibi birbirlerine oldukça yakın yürüyordu. Onların etrafındaki arkadaş gruplarının fısıltıları ve gülüşmeleri, gençlerin taze ve saf aşkının habercisiydi. Melis, Elif ve diğer kız arkadaşlar Berfin’in hemen yanında yürürken, aralarındaki samimiyet hem destek hem de eğlence kaynağıydı. Melis, hafifçe kolunu Berfin’in koluna dolayarak, alaycı ama sevgi dolu bir sesle konuştu "Bak Berfin, Zülfikar’ın gözleri neredeyse senden başka kimseyi görmüyor. Bizim okulun en romantik çiftisiniz, artık biraz da bizi kıskandır" dedi. Berfin, utangaç bir tebessümle başını eğdi. "Hadi ama Melis, böyle şeyler söyleme" dedi. "Ama gerçek, değil mi?" Zülfikar, hafifçe kızararak Berfin’in elini tuttu ve aralarındaki sıcaklık daha da arttı. Bu küçük dokunuş, çevredekilerin dikkatini çekti ve hemen bir "OOOOOO" nidasi yükseldi. birkaç öğrenci biraz daha yüksek sesle gülüşmeye başladı. Bu arada, Berfin’in erkek arkadaşları olan Ömer ve Serkan, uzaktan onları izliyorlardı. Özellikle Serkan, Zülfikar’a karşı hafif bir kıskançlık duyuyor ama bunu belli etmiyordu. Ömer ise bu genç aşkın yanında duruyor, aralarındaki ilişkiyi destekliyordu. Ömer, Serkan’a fısıldadı: "Görüyorsun, Zülfikar gerçekten Berfin’in yanında değişmiş. Artık daha sakin ve mutlu." Serkan kaşlarını çattı: "Evet ama dikkat etmek lazım. Okulda dedikodular hızla yayılır. Bu aşk, bazen kolay olmaz." Berfin ve Zülfikar ise kendi dünyalarında, okulun karmaşasından uzak bir balonun içindeydiler. Bir anda Melis, kıkırdayarak: "Hadi bakalım, biraz da ödevlerden bahsedelim. Romantik konuşmalar yeterince oldu" dedi ve herkesin yüzünde gülümsemeler yayıldı. Teneffüs zili çaldığında, öğrenciler yavaş yavaş sınıflarına dönmeye başladı. Berfin ve Zülfikar, birlikte sınıfa girerken aralarındaki sessiz anlaşma, daha büyük bir sevgiye doğru attıkları ilk adımlardı. --- Okul çıkış zili çaldığında, koridorlarda bir anda uğultu yükseldi. Çantalarını omuzlayan öğrenciler, bahçeye akın ediyordu. Günün son dersinin yorgunluğu herkesin yüzünde okunuyordu ama Berfin’in kalbinde farklı bir heyecan vardı; çünkü Zülfikar ile birlikte eve doğru yürümek için sözleşmişlerdi. Bahçenin kapısında, ince uzun servi ağaçlarının gölgesi düşerken, Zülfikar Berfin’i bekliyordu. Üzerinde her zamanki gibi sade ama tertemiz kıyafetleri vardı; beyaz gömleğinin düğmeleri yukarıya kadar kapalı, gri hırkası hafifçe omuzlarına düşmüştü. Onu gören Berfin’in adımları ister istemez hızlandı. Melis, Elif ve diğer arkadaşlar geriden gelirken birbirlerine fısıldaşıyorlardı: "Vallahi bunlar iyice sevgili gibi oldu." "Oldu bile, ama ne tatlılar…" Zülfikar, Berfin’i görünce gülümseyerek başını hafifçe eğdi. "Beklettim mi seni?" diye sordu Berfin, yanına yaklaşırken. "Hayır", dedi Zülfikar, gözlerinde sıcak bir ifade ile. "Seni beklemek zaman kaybı olmaz." Bu söz, Berfin’in yanaklarına hafif bir pembe ton getirdi. Gözlerini kaçırarak yürümeye başladılar. Okuldan çıkıp sokağın köşesine vardıklarında, küçük mahalle dükkanlarının önünden geçtiler. Bakkal Hakkı Amca, onları görünce elini kaldırdı. "Berfin kızım, annen yumurta istedi mi bugün? "diye seslendi. "Yok Hakkı Amca, yarın alırız," dedi Berfin gülümseyerek. Yolda yürürken Zülfikar, arada Berfin’in omzuna doğru hafifçe eğilip konuşuyor, Berfin de onun söylediklerine gülerek karşılık veriyordu. Konuşmaları çok yüksek sesli değildi ama her kelime, aralarındaki bağı daha da güçlendiriyordu. Mahallenin kenarına geldiklerinde, küçük bir parkın yanından geçtiler. Çocuklar salıncaklarda gülüp bağırıyor, anneler banklarda oturmuş sohbet ediyordu. O an, Berfin’in içinden, bu anların hiç bitmemesi için sessiz bir dilek geçti. "Yarın yine birlikte yürürüz, değil mi?" diye sordu Zülfikar. Berfin, hafifçe başını salladı. Onların bu sakin ama derin sohbetleri, etrafta kimsenin tam olarak fark etmediği ama kendi içlerinde büyüttükleri küçük bir dünya gibiydi. Berfin eve yaklaştığında, kapının önünde annesi Ayşe Hanım’ı gördü. Ayşe Hanım, hafif şaşkın ama memnun bir ifadeyle ikisine baktı. "Haydi kızım, geç oldu" dedi. Zülfikar, saygılı bir şekilde selam verdi, ardından yavaş adımlarla uzaklaştı. Berfin, arkasından bakarken kalbinde hem huzur hem de tatlı bir merak vardı: “Acaba bu, gerçekten bir başlangıç mı?” Zülfikar, Berfin’in kapısından ayrıldıktan sonra dar mahalle sokaklarından yürümeye başladı. Sokak lambalarının sarı ışığı kaldırıma uzun gölgeler düşürüyor, evlerden gelen yemek kokuları burnuna çarpıyordu. Ayaklarının altında çatlak taşlar, çocukluğundan beri ezbere bildiği bu yolların tanıdık sesini çıkarıyordu. Kendi evlerinin kapısına vardığında, içeriden tencere kapağının metal sesi ve odun sobasının çıtırtısı geliyordu. Kapıyı açar açmaz sıcak bir hava yüzüne vurdu. "Geldin mi oğlum?" diye seslendi annesi Şefika Hanım mutfaktan. "Geldim ana", dedi Zülfikar, ayakkabılarını çıkarırken. Evin içi her zamanki gibi tertipliydi ama belli ki fakirliğin izleri duvarlarda ve eski mobilyalarda açıkça görülüyordu. Yine de Şefika Hanım’ın elinin değdiği her yer temiz, düzenli ve mis gibi sabun kokuyordu. Köşedeki masada babası Osman Ağa oturmuş, sessizce çayını içiyordu. Yaşına rağmen dimdik duran, kalın kaşlarının altından dikkatle bakan bir adamdı. "Oğlum, okul nasıl? "diye sordu. "İyi baba, dersler de iyi" dedi Zülfikar. Ama babasının yüzündeki ifadenin sadece dersleri sormak için olmadığını, bir yoklama çektiğini anladı. Yemek masasına oturduklarında annesi önlerine sıcak bir çorba koydu. Sofrada fazla çeşit yoktu ama Zülfikar her kaşığında, annesinin emek dolu ellerini hissediyordu. Yemekten sonra odasına çekildi. Küçük, sade bir odası vardı; bir köşede kitapları, diğer köşede tek kişilik yatak… Pencere perdesinden içeri giren ay ışığı odanın duvarına solgun bir parlaklık veriyordu. Çantasını kenara koyduktan sonra pencereden dışarı baktı. Mahallenin sessizliğinde uzaktan gelen köpek havlamaları, arada geçen bir arabanın sesi dışında hiçbir şey yoktu. Fakat zihninde tek bir şey vardı: Berfin. Onun gülüşünü, yürürken hafifçe başını yana eğişini, konuşurken gözlerinin nasıl parladığını düşündü. “Bu kız başka…” diye geçirdi içinden. Ama hemen ardından aklına babasının katı kuralları geldi. Osman Ağa, oğlunun kızlarla gezip tozmasına sıcak bakmazdı. Hele hele mahallede konuşulacak bir durum olmasını hiç istemezdi. Zülfikar yatağına uzandı, ellerini başının altına koydu. Tavanı izlerken, Berfin’in yanında hissettiği huzurun bir bedeli olup olmayacağını düşündü. Bir yandan onu daha çok görmek, tanımak istiyor; diğer yandan ailesinin tepkisinden çekiniyordu. “Zamanla… Her şey zamanla olur,” diye fısıldadı kendi kendine. Sonra gözlerini kapattı, uykuya dalmadan önce dudaklarında hafif bir gülümseme vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE