Kasım, Şanlıurfa’nın kıyısına serilen ilçe yollarında sararmış yaprakları savururken, Lale pencerenin önünde sessizce kahvaltı tabağını izliyordu. Her şey yerli yerindeydi aslında. Masa örtüsü annesinin ütüsüyle dümdüzdü. Babası her zamanki gibi gazeteye göz gezdiriyordu. Küçük erkek kardeşi ekmeğinin arasına çikolata sürüp öğretmenler odasında anlattığı hikâyeleri ezberliyor, en küçükleri olan Elif bebek ise bakıcının kucağında huysuzlanmadan oturuyordu.
Dışarıdan bakıldığında bu evde hiçbir sorun yok gibiydi. Baba matematik öğretmeni, anne edebiyat… Disiplinli, kitap kokan bir ev. Ama Lale, bazen bu düzenin fazla sessizliğinden korkuyordu. Sanki bazı şeyler olması gerekenden daha kusursuzdu. Sanki sessizliğin içinde çok büyük bir gürültü saklanıyordu da, henüz kimse fark etmemişti.
Lale on yedisindeydi. Hayatla ilişkisi zarif bir mesafedeydi. Ne çok yakındı ne de tamamen uzakta. Okulda en çok annesinin dersi olan edebiyatı severdi ama bunu kimseye söylemezdi. Annesi sınıfta sadece öğretmendi. Evdeyse zaman zaman sert bir anne. Lale bazen gözlerini annesinin parmaklarına diker, "Bu eller kitap mı çeviriyor yoksa zaman mı?" diye düşünürdü.
Yeni gelen bakıcı kadına “Fatma Abla” diyorlardı. Başörtüsünü biraz fazla sıkar, konuşurken göz temasından kaçınırdı. Annesi, “Kadın biraz fazla geleneksel ama olsun, Elif’e iyi bakıyor,” demişti ilk gün. Babası da “Çok konuşmuyor, tam aradığımız gibi,” demişti.
Ama Lale ilk andan beri bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmişti. Kadının bakışıyla Elif’e dokunuşu arasında bir soğukluk vardı. Bir anne şefkati değil, bir görev duygusu… Lale bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyordu ama içindeki huzursuzluk gitgide büyüyordu. Elif bebek ağladığında annenin değil, Lale’nin yüreği titriyordu.
Şanlıurfa merkeze yakın, bahçesinde nar ağaçları olan mütevazı bir evdi yaşadıkları mesken... evin içi sabah okula gideceklerin telaşlı sesleriyle doluydu... Hava daha tam aydınlanmamışken mutfaktan kızarmış ekmek kokusu yayılıyordu. Lale, kıvırcık esmer saçlarını aceleyle topladı. Ütülü askeriye gibi düzenli kiyafetleri arasından çıkarıp giydi okul üniformasıni. Bembeyaz ince parmakları aheste kavradi çantasını ve sonunda hazır olup mutfağa indiğinde babası kahvaltı masasında gazetesini okuyor, annesi ise küçük kız kardeşini kucağında sallıyordu.
"Lale, peynir tabağını getir kızım," dedi annesi.
"Tamam anne."
Evde düzen vardı ama bir de görünmez bir telaş: Anneleri sabah sekizde okula gitmek zorundaydı, babası ise şimdiden çıkmak üzereydi. İki yaşındaki küçük kardeşleri Elif, annesinin eteğine yapışmış, bırakmak istemiyordu. O yüzden annesi gündüzlü bir bakıcı almıştı evine...
Kadın çok sessizdi asla soru sormaz asla kimseye bulaşmaz di... siyah ferace giyerdi giderkende çarşafıni eksik etmezdi. Namazında niyazinda saliha bir kadındı... söylenileni fazlasıyla yerine getirir tek işi küçük Elif'in bakımı bile olsa evi temizler utu yapar yemekleri bile yapardı evin hanımı istemese bile. Akşam gitmeden "Abla size yemek yaptiydim sicak sicak yiyin" der evdeki erkeklerle göz göze bile gelmeden giderdi...
Gelen zil sesiyle lale koşa koşa kapıya gitti. Okula birlikte gittiği arkadaşı melike geldi zannetmişti. Kapıyı açtığında karşısında siyah çarşaf giymiş, yüzünü yarı örten, ince yapılı ela gözlerini ona sevgiyle değilde bir robot misali diken fatma ablayı gördü. Kadın, yavaş ama kendinden emin bir sesle,
"Selamünaleyküm, kızım rahatsiz etmedim inşallah erken mi geldim baban çıktımiydi" dedi ince sesiyle
Lale hafifçe duraksadı, sonra annesinin arkasından kadın içeri buyur edildi. Fatma hanımin geldiğini gören babası hemen toparlanıp evden çıktı kadına saygısı vardı çünkü. Fatma ablasi küçük Elif’i kucağına aldığında yumuşak sesle konuştu:
"Canım benim… Anne işe gidecek, ama ben senin yanında olacağım bugün ne oynayalım seninle" dedi ama hiç mi hiç içten gelmiyordu bu dedikleri Laleye
Lalenin aksine annesi bu durumdan pek memnundu “Çocuklarla arası iyi olacak herhalde,” diye düşündü. Ama Lale’nin içine hafif bir huzursuzluk çökmüştü. Kadının bakışları, bir anlığına, fazla dikkatli ve ölçüp biçer gibiydi.
---
Son dersin zili çaldığında Lale, defterini çantasına yerleştirip sınıfın kapısına yöneldi. Melike çoktan gelmişti.
"Hadi çıkalım" dedi Melike, yüzünde her zamanki neşeli ifade.
"Dur, matematik defterimi de alayım… Babam sorarsa “okulda unuttum” demek zor olur." dedi telaşla
İkisi yan yana okul bahçesinden çıkarken, hava akşamüstüne dönmüştü. Kışın kasım soğuğu, teni hafifçe üşütüyordu. Yolda yürürken Melike, Lale’nin koluna girdi.
" Annen bakıcı mı tutmuştu, geldi mi o?"
"Hıhı, sabah ilk kez gördüm. Adı Fatma. Siyah çarşaflı, çok sessiz bir kadın." dedi ama sesine yansıyan o sıkıntıyı saklayamadı
" İyi biri mi sence?" diye sordu tedirgin şekilde melike
Lale omuz silkti.
"İlk izlenim fena değildi… Ama bilmem, insanı çok dikkatle süzüyor gibi bakıyor. Bir an içim ürperdi."
"Haa… Belki alışmamışsındır. Ya da fazla ciddi biridir."
Melike konuyu hafifletmek istercesine, “Neyse, bizim evde olsa annem beş dakikada konuştururdu,” dedi. İkisi gülüştüler.
---
Eve vardığında kapı hafif aralıktı. İçeriden küçük Elif’in kahkahaları geliyordu. Lale, ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Fatma Hanım salonda yere serili halının üzerinde Elif’le oyun oynuyordu. Elinde tahta bir bebek vardı; bebeğin gözleri kömür karası, giysileri ise eskiydi.
"Hoş geldin Lale kızım" dedi Fatma Hanım, başını kaldırmadan.
"Hoş bulduk… Elif, çok gülüyorsun, neye bu kadar?"
Küçük kız, oyuncağı gösterdi. “Bebek bana şarkı söylüyor,” dedi.
Fatma Hanım hafifçe gülümsedi, sonra Lale’nin gözlerine baktı. O bakışta anlaşılması güç bir şey vardı… Sanki bakmakla yetinmeyip aklını da yokluyordu.
"Okul nasıldı? "dedi, sesi yumuşak ama ölçülü.
" İyiydi," dedi Lale, çantasını bırakırken.
Fatma Hanım, Elif’i tekrar kucağına aldı, yüzünü çocuğun saçlarına gömüp derin bir nefes aldı. Bu hareket, Lale’nin içini hafifçe sıktı. Ama kendine “Saçmalama, yeni tanıştın” dedi.
O akşam, sofrada herkes gülüp konuşurken Lale, bakıcının sessizliğini fark etti. Masaya sadece su ve ekmek uzatıyor, çok az konuşuyordu. Sanki hep dinliyor, izliyordu.
Lale o gece yatmadan önce defterine küçük bir not düştü:
“Fatma Hanım tuhaf… Elif’e iyi davranıyor ama bakışları… Bilmiyorum. Belki de sadece bana öyle geliyor.”
Defteri kapattı, ışığı söndürdü. Dışarıda rüzgar hafifçe uğulduyordu.
---
Okulun bahçesinde teneffüs saatinde Lale ve Melike yan yana bankta oturuyordu. Hava soğuk olmasına rağmen, güneş yüzünü göstermişti. Öğrenciler bahçeye yayılmış, kimisi top oynuyor, kimisi kahkahalarla sohbet ediyordu.
"Dün eve gidince Fatma Hanım’ı daha yakından tanıdım", dedi Lale, ellerini montunun ceplerine sokarak.
"Nasıl yani? Neler oldu?"
" Elif’le çok ilgili. Ama garip bir ilgisi var… Oyun oynarken bile gözleri sürekli sanki başka bir şey arıyor gibi."
Melike hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Belki de seni kıskanıyordur."
"Ne alaka?"
"Hani… Elif’i çok sevip ona sahip çıkmak istiyordur, sen de ablasısın ya… Belki böyle garip hissediyordur."
Lale gülmeye çalıştı ama gülüşünde bir huzursuzluk vardı.
"Dün gece odama geldi, “Hadi bakalım, prensesimiz uyudu mu?” diye baktı bana. Ses tonu tuhaftı… sanki dalga geçiyor gibiydi ama yüzünde gülümseme yoktu.
O sırada bahçedeki zil çaldı. İkili yavaşça yerlerinden kalktı. Melike, Lale’nin kulağına eğilip fısıldadı:
" Bak, ben sana dedim, bu kadın biraz fazla sessiz. Dikkat et sen."