19. Bölüm /Konsey Ekibi.
Celal hışımla evden çıkıp ekip aracına binerken, bahçe kapısında Yeşim’in spor arabasıyla burun buruna geldi.
Celal, dikiz aynasından Yeşim’e ters bir bakış fırlatıp gazı köklerken Yeşim hiç oralı olmadan, havalı bir manevrayla aracı çınarın gölgesine yanaştırdı.
Masada Alparslan, Ertuğrul ve Hazel henüz daha konuşmaya başlamamıştı ki Yeşim fırtına gibi yanlarına ulaştı.
Gözlüklerini saçının üzerine itip boş sandalyeye, Hazel’in yanına çöktü.
"Ooo, Başkomiserin egzoz dumanı hala havada asılı kalmış," dedi Yeşim sırıterek. "Günaydın millet! Ne o Hazel, yanakların neden bayrak gibi kıpkırmızı?"
O sırada tepsilerle kahveler masaya geldi. Alparslan, Hazel’in utançtan titreyen ellerini ve boynuna kadar tırmanan kızarıklığı fark edince şakacı tavrını bir kenara bıraktı.
Sandalyesini Hazel’e yaklaştırıp elini şefkatle onun omzuna koydu.
"Bak bana Hazel," dedi Alparslan, sesi bir abinin korumacı tınısıyla doluydu. "Sen bu kapıdan içeri girdiğin gün bizim için sadece bir 'emanet' değildin. Sen bizim öz bacımız oldun. Bizim bu planları yapma sebebimiz sadece abimi delirtmek değil. Senin o güzel gözlerindeki o 'istenmiyorum' hüzününü tamamen silmek. Biz senin arkandayız. Anladın mı abicim? Şimdi utanmayı, çekinmeyi bırak. Bizim strateji kurmamız için senin dün gece o kapalı kapılar ardında ne yaşadığını bilmemiz lazım. Hadi, anlat bize..."
Hazel, Alparslan’ın bu samimi desteğiyle derin bir nefes aldı. Yeşim’in meraklı, Ertuğrul’un ise cin gibi bakan gözleri üzerindeydi.
Kahvesinden küçük bir yudum alıp boğazındaki düğümü çözmeye çalıştı.
"Anlatmak... Kolay değil," dedi Hazel, sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi.
"Celal öyle bir değişti ki o an... Başkomiser üniformasının altında bambaşka bir adam varmış gibiydi. Mendili elimden bir çekişi vardı, sanırsın meydan muharebesi yönetiyor. Ama asıl bomba dışarıda patladı. 'Eğer seni bu elbiseyle o düğüne geri sokarsam adam değilim!' dedi ve... ve bir şaplak indirdi kalçama!"
Hazel bunu söylerken elleriyle yüzünü kapattı. Alparslan ve Ertuğrul birbirlerine bakıp sessizce sırıtırken, Yeşim bir ıslık çaldı.
"Sonra odaya daldı," diye devam etti Hazel, parmaklarının arasından bakarak. "Ben tam soyunurken, üzerimde neredeyse hiçbir şey yoktu… Öylece kaldı. Nutku tutuldu adamın! Bakışları üzerimde öyle bir asılı kaldı ki, ilk kez kendimi korumasız ama bir o kadar da değerli hissettim. Ama yelkenleri indirmedim, onu balkona sürgün ettim. Sabaha kadar orada duman altı oldu."
Yeşim, Hazel’in elini tutup sıktı. "Bu iş bitmiş Hazel. Adamın devrelerini yakmışsın. Ama şimdi o yangını kontrol altına almak değil, daha da harlamak lazım."
Alparslan hemen planı patlattı.
“Bu akşam sizi Ada’nın en lüks restoranına götürüyoruz. Ben bizim çocukları ayarladım. Beş dakikada bir masaya damlayacaklar. Çiçekler, tanışma teklifleri, hatta biri diz çöküp evlilik teklifi bile edecek! Celal abim de emniyette Turan’ın başında, 'asayiş kontrolü' ayağına o masayı izleyecek."
Yeşim, Ertuğrul’a keskin bir bakış fırlatıp araya girdi. "Plan güzel ama eksik beyler. Hazel, o masada onlara gülümsemeyeceksin. Aksine, onlara 'ulaşılamaz bir kraliçe' gibi davranacaksın. Celal abi senin başkalarına ne kadar 'uzak' olduğunu gördükçe, seni kaybetme korkusuyla kavrulacak. Kıyafetin bende... Onu hayal gücüyle boğacağız."
Ertuğrul sırıttı.
“Yani ateşi biz yakıyoruz, benzini Yeşim döküyor." Hevesle Hazele döndü.
“ Bu savaşa hazır mısın abicim?”
Hazel, abilerinin ve Yeşim’in arkasındaki bu devasa güçle ayağa kalktı. "Hazırım," dedi kararlılıkla. "Hem de hiç olmadığım kadar."
Yeşim, Hazel’i adeta bir kasırga gibi bahçeden söküp alarak Girne’nin en seçkin butiklerinden birine sürükledi.
İçeride ipeklerin, dantellerin ve pahalı parfümlerin kokusu havada asılıydı. İkisi de bir yandan akşamın "stratejik" kıyafetini arıyor, bir yandan da askıdaki elbiseleri birbirlerine tutup şakalaşarak sabahın o ağır havasını dağıtıyorlardı.
"Bak bu kırmızı tam bir 'Başkomiser Katili' olur!" dedi Yeşim, sırtı tamamen açık bir elbiseyi Hazel’in üzerine tutarken. "Ama hayır... Celal abimin tansiyonu gerçekten çıkar, adamı elimizde kalmasın."
Hazel kıkırdayarak elbiseyi kenara itti. "Yeşim, adam zaten barut fıçısı! Daha sade ama vurucu bir şey lazım."
Sonunda Yeşim, butiğin en özel köşesinden o parçayı çıkardı. Vücudu bir deri eldiven gibi saracak, siyah deri bir etek ve kemik balenli, omuzları tamamen açıkta bırakan beyaz bir büstiyer.
“İşte bu," dedi Yeşim gözleri parlayarak. "Hem asi hem de ulaşılamaz..."
Hazel deneme kabinine girdiğinde, Yeşim dışarıda onu beklerken aynadaki yansımasına daldı. Hazel perdeleri aralayıp çıktığında, Yeşim’in o anlık dalgınlığını ve gözlerindeki o geçmek bilmeyen buğuyu fark etti.
Hazel aynadaki kendine şöyle bir baktıktan sonra yavaşça Yeşim’e döndü.
“Yeşim... O gece podyumda," dedi sesi yumuşayarak. "Sen ve Ertuğrul... Aranızda sadece bir bakışma yoktu. Bir fırtına koptu ama kimse ıslanmadı sanki. Ne var aranızda?"
Yeşim, sanki gizli bir yarasına dokunulmuş gibi irkildi. Saçlarını geriye itip acı bir tebessümle koltuklara oturdu.
"Biliyor musun Hazel... Bazı aşklar daha doğmadan üzerine toprak atılarak gömülür," dedi, sesi bir fısıltı gibiydi. "Ertuğrul ile biz... Yıllar önce, o henüz mesleğine bu kadar gömülmemişken, aramızda bir şeyler filizleniyordu. Yani ben amacıma ulaşsaydım filizlenecekti. Ama sonra o teyzemin kızı Dilem’in yalanı girdi aramıza. İğrenç, paslı bir yalan... Ertuğrul o yalanı gerçek sandı. O kız şimdi öldü, bu dünyada yok ama hayaleti hala üzerimizde dolanıyor."
Yeşim derin bir iç çekti, gözleri uzaklara daldı. "O kızın mirası olan o yalan, Ertuğrul ile benim arama bir duvar ördü. O duvarın arkasından bana bakıyor, yanıyor, biliyorum... Ama bir adım atmıyor. Gururu mu engel, yoksa o hayaletten mi korkuyor bilmiyorum. Ben de açıkçası yoruldum be Hazel. Bir hayaletle savaşmaktan, her defasında o duvara çarpmaktan çok yoruldum."
Hazel, üzerindeki şık kıyafeti unutup Yeşim’in yanına çöktü. Bu adadaki ilk arkadaşı idi o. Yeşimin güçlü duruşunun altındaki yorgunluğu ilk kez bu kadar yakından görüyordu. Yeşim’in ellerini sıkıca tuttu.
"Sen çok güzelsin Yeşim... Sadece dışın değil, kalbin de o kadar iyi ki. Ertuğrul abim o duvarı elbet bir gün yıkacak. Çünkü hiçbir hayalet, senin gibi kanlı canlı bir aşkın karşısında sonsuza kadar duramaz."
Hazel, buruk bir gülümsemeyle Yeşim’e sıkıca sarıldı. İki yaralı ruh, o lüks butiğin ortasında, birbirlerinin sessizliğine ortak oldular.
Yeşim gözlerini silip Hazel'den ayrıldı ve tekrar o "maskesini" taktı. "Hadi bakalım! Duygusallık bitti. Şimdi bu 'Gozan Kızı'nı bir 'Hekimhan Yangını'na çevirme vakti. Akşama Celal Başkomiserin sadece asayişini değil, aklını da alacağız!"
Akşam olduğunda konaktaki hazırlıklar tamamlanmıştı. Hazel, aynadaki aksine bakarken dudaklarında memnun bir gülümseme belirdi.
Üzerinde ağır abiyeler yoktu. Bu sefer vücudunu bir eldiven gibi saran siyah deri bir kalem etek, üzerine ise köprücük kemiklerini ve omuzlarını tamamen açıkta bırakan beyaz, kemik balenli bir büstiyer giymişti.
Saçlarını tepeden sıkıca bir at kuyruğu yapmış, kulaklarına devasa gümüş halka küpeler takmıştı. Bu haliyle hem ulaşılamaz bir kraliçe hem de her an fırtına koparacak bir kasırga gibiydi.
Tam o sırada kapı tıklatıldı ve Ertuğrul içeri girdi. Gözleri odaya daldığı an, aynanın önünde duran Yeşim’i buldu. Sadece bir saniye sürdü o bakış, içinde yılların yükü, sönmeyen bir yangın ve o meşhur "hayaletin" gölgesi vardı.
Ertuğrul hemen kendini toparlayıp bakışlarını Hazel’e çevirdi, hafifçe ıslık çaldı.
"Yenge, abim bu görüntüyü ekranda gördüğü an telsizden anons geçer, tüm Ada’yı ablukaya alır! Hazırsanız çıkıyoruz. Operasyon başlasın."
Hazel, aynadaki kendine son kez göz kırptı. "Bakalım Başkomiser, 'karım' dediği kadının elden gidişini izlerken ne yapacak?"