Birkaç gün sonra hapishaneden büyük haber geldi. Mercan, yediği yemekten zehirlenmişti. Ya biri onu bilerek zehirlemişti ya da kader onun canını almaya yemin etmişti. Herkes hastaneye koşmuştu. Koridorlarda yankılanan ayak seslerine, gözlerdeki korkuya, yüreklere saplanan öfkeye ve tarifsiz acıya tanıklık ediliyordu. Ömür, gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde, titreyen sesiyle babasına döndü: "Dedim sana baba! Dedim bırak, vazgeç inadından! Ama dinlemedin!" Mercan, bir yandan ölümle pençeleşiyor, bir yandan da karnındaki bebeğini düşünüyordu. Canı gidiyordu ama aklı evladındaydı. Hakkı Ağa derin bir nefes aldı, gözlerini kaçırarak, boğuk bir sesle konuştu: "Töredir kızım, bilmez gibi konuşma." Aslında o da istemiyordu ama aşiret hüküm vermişti bir kere. Kendi sözünün üstüne söz söy

