Baran Sancak:

Baran Sancak:

Baran Sancak:

Baran Sancak: Attığım fotoğraflarda güller var, Aşkın.
Baran Sancak: Yazlığa babamla diktiğiniz güller açmış.
Baran Sancak: Eğer sende istersen biraz burada kalalım mı?
Aşkın Sancak: Fark etmez bana.
Aşkın Sancak: Sen kalmak istiyorsan kalalım.
.
"Özlemişim burayı."
İnce şarap kadehini dudaklarıyla buluşturdu, Baran. İçindeki beyaz sıvının bir kısmını dudaklarından içeriye gönderirken kardeşinin söylediği şeye tebessüm etmişti. O da özlemişti burayı.
O da özlemişti terasta kardeşiyle yan yana oturup içki içmeyi ve yıldızları izlemeyi.
"Baran?"
Kardeşinin bir daha konuştuğunu duyunca başını, yasladığı koltuktan kaldırmadan ona çevirdi. Aşkın'ın üstündeki kalın kazakta gezdirdi bakışları, altına bir şey giyinmemişti. Kardeşinin giyim tarzına yıllar içerisinde alışmıştı. O kazağın şapkası bile varken neden alt tarafa bir şey giyinmediğini sorgulamadı.
Bakışları en son yüzünü bulunca gözlerindeki gözlükte takılı kaldı. Neden hâlâ çıkarmamıştı o gözlüğü? Bunu sormak için dudaklarını aralayacakken Aşkın'ın elindeki bardağın ağız kısmında gezdirdiği parmağına kaydı bütün ilgisi. Belli ki bir derdi vardı. Susmayı tercih etti o yüzden. Susmayı ve dinlemeyi.
"Söyle güzelim."
Aşkın abisinden gelen cevapla irkildi. Bakışları hızla kadehten abisine kaydı. Refleksle yaptığı bu hareket Baran'ı daha çok meraklandırmıştı. Kardeşini hangi düşünce içine bu kadar çekmişti?
Aşkın'ın soracağı soru birkaç saniye dilinin ucunda takılı kalmıştı. Sorup sormamak arasında kararsızlıkla gidip geldi. Sonra bir şey kaybetmeyeceğini kendi kendine hatırlattı. Arkasına yaslandı ve elindeki kadehi dudaklarıyla buluşturmadan hemen önce konuştu.
"Pusat'ın mezarı nerede?"
Bir iki yudum aldı şaraptan. Baran'a soruyu sormuş ve susmuştu. Bakışları gökyüzüyle buluştu. Buluştuğu saniye de gökyüzünden bir kuyruklu yıldız geçmişti. Yeşil bir kuyruklu yıldız...
Baran'ın yoğun bakışlarını üstünde hissetse de dönüp konuşmadı. O yıldızla birlikte kasılan çenesini düzeltmeye çalıştı. Tepki vermemesi gerekiyordu, yüz hatlarının gerilmesi nasıl bir amatörlüktü öyle?
Silkelenip kadehi dudaklarıyla tekrar buluşturdu. Hiç düşünmeden bardaktaki bütün şarabı içti. Baran'ın cümleleriyle birlikte son yudumunda küçük çaplı bir öksürük krizi geçirmişti.
"Hiç gitmedim, bilmiyorum."
Baran'ın, bir zamanlar en yakın arkadaşı olan kişiyle ilgili söyledikleri gecenin karanlığına sirayet etti. Aşkın'ın uzun aradan sonra merak ettiği bir konu olmuştu, aldığı cevap ise daha çok merak etmesine neden olmuştu.
Kim en yakın arkadaşının mezarının yerini bilmezdi ki?

Eyfeli kafanızda sansürleyin.
.
"Vay canına, uykucu!"
Karşısındaki koltukta uyuyakalmış olan abisine yönelik konuştu. Güneşin gökyüzünde çoktan yerini almış olmasına rağmen o hâlâ terasta yatıyordu. Kendisinin aksine o soğuğu hissedip içeriye girmemişti anlaşılan.
Aşkın bu görüntüye daha fazla dayanamadı ve kendi koltuğuna doğru ilerledi. Üstündeki pikeyi aldı, Baran'ın üstüne örttü. Yüzüne biraz baktığında aklına dün konuştukları dolmuştu. Arkadaşının mezarına hiç gitmeyişi dolmuştu...
Üstünden bir ürperti geçince irkilip eve girdi. Baran'la iyi anlaşırlardı. Aşkın sorması gereken kadar soru soran, merak duygusunu oldukça törpülemiş bir insandı. O yüzden bugüne kadar bazı konular hiç açılmamıştı evde.
Mesela Pusat'ın kaza geçirdiği gün neden kendi anne ve babasının da öldürüldüğünü sorgulamıyordu.
Çünkü bazı konular vardı, ona göre sorgulanmamalıydı. Cevabı kötüydü o soruların, kendisini tatmin etmeyebilirdi. Üstelik hayatını da birkaç cevap üstüne kuramazdı. Tıpkı birkaç cevap uğruna ölemeyeceği gibi.
İkinci katın merdivenlerine gelince seri şekilde basamakları inmeye başladı. Merdivenlerin başına yerleştirdiği bastonu gözüne çarpınca hızla ona doğru ilerledi ve eline aldı. Saçlarına yerleştirdiği gözlükleri tutup gözüne yerleştirdi.
"Bugün 7 Mart. Yani..." kapıya doğru ilerlerken kendi kendine mırıldanmaya devam etti. Üstündeki siyah kazak, siyah kalın tayt ve gözlükleriyle oldukça güzel duruyordu. Yürüyüş için gözlükler daima garip gözükse de insanlara bugün öyle olmayacaktı. Bulundukları yerde kendilerinden başkası yoktu. Soğuktu ve bu soğukluğu sadece onlar hissedebiliyordu şu an. Temiz bir hava vardı ve o temiz havayı da onlar alıyordu sadece. Aşkın kapıya ulaşınca kilidini açıp kolunu tuttu. Saniyeler içerisinde açtığı kapıyı sonuna kadar geriye çekti ve serin havanın yüzüne çarpmasına neden oldu. "... Yani bugün iki bin dört yüz doksan ikinci gün!"
İnsanları görmezden gelmeye başladığı günden bu yana geçen koca altı küsür yıl.
İki bin dört yüz doksan iki gün...
.
0541***: Ariana Grande saçlarını açınca gözüme çok garip geliyor.
Aşkın Sancak: Gerçekten mi?
0541***: Öyle vallahi.
0541***: Alışamıyorum, tuhaf yani.
Aşkın Sancak: Düşüncene şaşırmadım bay zeki, düşünceni benimle paylaşmana tepki gösterdim.
Aşkın Sancak: Bana ne o kadından?
0541***: Ben sana erkek olduğumu söylemiş miydim?
Aşkın Sancak: Ohooo fotoğraf bile atmıştın.
0541***: E o zaman sen kabul etmiş oldun.
Aşkın Sancak: Kör olmadığımı, değil mi?
Aşkın Sancak: Evet, öyle olmuş.
Aşkın Sancak: Manyak.
●İletilmedi.
0541***: Sen benimle dalga geçiyorsun...
Aşkın Sancak: Yazma bana, dalga geçilmesini istemiyorsan.
Aşkın Sancak: Şimdi izin verirsen yürüyüşe devam edeceğim.
.
Yeşilliklerin arasında kendi evini görünce koşar adım yürümeyi bıraktı. Elindeki bastonu açıp yere sabitledi. Derin derin nefesler almaya başladığında kazağın azda olsa üstüne yapıştığını fark etmişti. Bir elini ensesine attı, birkaç tutam saçın vücuduna yapıştığını gördü.
Baran koştuğunu anlamasın diye sakinleşmeye çalıştı. Hava onun sakinleşmesine oldukça yardımcı oluyordu.
Aşkın dakikalar önce yeşilliklerin içerisinde bir süreden sonra dayanamayıp koşmaya başlamıştı. Ev yoluna gelince de adımlarını yavaşlatmıştı, şu an ise komple durmuş etrafına bakıyordu.
Bakışları evlerinin karşısındaki evi buldu. İçi boş evi. Baran'ın zamanında babasına "Yan yana evimiz olsun!" diye yalvardığı evi. Şirin ailesinin evini...
Bakışlarına hüzün yerleşirken hatırladıklarıyla dudağının kenarı kıvrılmıştı. Buruk bir şekilde güldü. O istemeden adımları o eve doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Baran'ı terasta görememişti ama yine de bastonu kullanıyordu.
Evin önüne geldiği gibi arkasını dönüp kendi evlerini kontrol etti. Baran'ın hâlâ görünürde olmadığını gördü. Eğildi ve saksının altından yedek anahtarı aldı. Pusat ve Baran ne zaman üniversiteye gitmeyip bu eve gelseler anahtarı buradan alırlardı. Kendisi de birçok kez buna şahit olmuştu. Görme engelli olduğunu düşündükleri için onun yanında böyle şeyleri yapmakta sakınca görmezlerdi.
Yanılmadı. Anahtar saksının altındaydı, onu buldu ve eline aldı. Ayağa kalkıp kapının kilidine yerleştirdi. Açılan kilitle kapıyı ileriye doğru itti ve içeriye sızdı.
"Gazamız mübarek olsun."
Sessizce mırıldamıştı. Kapıyı içeriye girdiği gibi kapatmış, üstüne de yaslanmıştı. Sakinleşmek için orada birkaç saniye durdu. Sonra ise bakışları evde dolaşınca istemsizce yürümeye başlamıştı.
O sırada evde olan Pusat, ortamda hissettiği seslerle kaşlarını çattı. Elindeki telefonu bıraktı ve kulağındaki kulaklıkları çıkardı. Salondaki köşe koltukta yatmış, şarkı dinliyordu. Evin çalışanı ve aynı zamanda kendisine yardımcı olan Ata'nın gittiğine emindi. Hatta vedalaştıklarını da gayet iyi hatırlıyordu. Bugün yine gelecekti ama bu kadar erken beklemiyordu...
İçine huzursuzluk sirayet etmeye başlayınca ellerini koltuğa yerleştirdi. Doğrulamak için hareketlendiğinde bacaklarındaki hissizlik yine kendini göstermişti. Olduğu yerde kaldı Pusat. Doğrulamadı.
Aşkın ise o sıralarda bir bir kapısı açık olan mutfağa bakıyor, duvardaki tablolarda bakışlarını gezdiriyor, küçükken Buğu'yla üstünde birbirlerine oyuncak fırlattıkları halıya bakıyordu.
En sonunda ilgisi salona kayınca bir an için duraksadı. Bakışları hızla kendisine arkası dönük olan koltuğu buldu. Birkaç basamak inerse o koltuğa ulaşabilirdi. Ama o, onun yerine salondaki dev ekrana baktı. Acelesi yoktu neticede.
Pusat adım seslerinin kesildiğini duyunca bir kez daha doğrulmak için hamle yaptı. Bu da başarısızlıkla son bulunca yerine sindi. Eline telefonunu tekrar aldı. Ata'ya birkaç satır yazıp gönderdi ve hemen ardından başının altında olan yastığa odaklandı. Gözlerini yumdu, uyuyormuş gibi yaptı.
Ona göre evdeki hırsızdan başkası değildi. Zira dün gece kedisi Siyanür'le ilgilenirken karşı evdeki gürültüleri duyamamıştı. Buna duvarların ses iletmeme özelliği de eklenince dışarıdan gelen sesi duymaması oldukça muhtemeldi.
Aşkın bakışlarını zor bela çekti ekrandan. O ekranın karşısında Pusat ve Baran konsol oyunu oynuyordu, çok değil dört sene önce. Baran'ın gerçekten mutlu olduğu zamanlardı. Şimdi aklına geliyordu da gözleri doluyordu.
Silkelenip kendine geldi ve basamakları inerek koltuğa yaklaşmaya başladı. Pusat içten içe gerilse de bunu belli etmedi. Aşkın ise o zemine ulaştığı saniye camdan duvara yürümeye başlamış, kısa bir süre için Pusat'ı fark etmemişti.
Ama işte, kısa bir süre.
Adımları odada birinin varlığını hissedince durdu. Kaşları şaşkınlıkla çatılırken yavaşça arkasını döndü. Çoktan yanından geçip gittiği koltuğa baktı. Üstünde yatan hareketsiz bedene baktı. Vücudunu kısa bir süre süzdü, en son yüzüne gelince duraksadı. Gördüğü kişiyle çenesi kasılırken beynine sızan binbir farklı düşünce hızla yerini almıştı.
Biri en keskiniydi. Orada yatan gerçekten de Pusat mıydı?