1

972 Kelimeler
"Nereye gidiyorsun?" "Canım sıkıldı." Omuz silkip kalabalığın arasından sıyrıldı Aşkın. Elindeki bastonuyla çevresindeki insanlara vura vura ilerliyordu. Anlamadan yaptığını görenler ise öfkelerini söndürüp anlayışla başlarını sallıyorlardı. Üstündeki deri elbise aklına geldikçe çıldıracak gibi oluyordu. Ne vardı Koray ve Eray nereye gideceklerini önceden söylese? Hem belki o zaman daha rahat şeyler giyebilirdi. Üçüncü sınıf bir eğlence mekanı için fazla hazırlanmıştı! "Ben de hata, ben de!" Kendi kendine homurdanıp öfkesini insanlardan almak istercesine bastonu gelişigüzel sallamaya devam etti. Üstündeki deri, vücudunu saran düğmeli elbiseyle parti alanından çıktı. Etrafındaki insan sayısı iki binanın arasından geçerken azalmasına rağmen bastonu sallayarak yürümeye devam ediyordu. "Aşkın Hanım!" Şoförünün sesini duyunca duraksamıştı. Sesin geldiği yöne doğru döndü ve bastonunu sallamayı bıraktı. Gece olmasına rağmen gözünde yine siyah gözlükleri vardı. İnsanların ona değişik değişik bakmasını görmeye tahammül edemediği için takıyordu o gözlüğü. "Efendim, bana söyleseydiniz ya. Gelirdim sizi almaya." Kaç yıllık şoförü Şener'in sesini duyunca derin bir nefes çekti içine Aşkın. Rahatlamıştı. Daha fazla burada vakit harcamayacaktı. "Buyrun gidelim efendim." Kendisine kolunu uzattığını anlayıp elini koluna sardı, Aşkın. Yanına doğru koşar adım gelen Şener Bey'in nefes alışverişlerini duyuyordu. Soluk soluğa kalmıştı. Belki de kendisi için fazla yaşlandığını düşündü. Sonuçta onun hayatı renkliydi, Şener Bey'in ise bir ayağı toprağa bakıyordu. "Elli iki yaşında, Aşkın. Abartma bence." Düşüncelerine karşın içinden geçirdiği cümleyle eş zamanlı olarak konuştu yanındaki adam. "Efendim, eve gidiyoruz değil mi?" Bu sorunun cevabı normalde belliydi. Şener Bey sormak için sormuştu, Aşkın ise nezaketen dinlemişti. Eve gitmesi şarttı. Aksi hâlde Baran sıkıntı çıkartırdı. Yine de bu ihtimali umursamadı. Durdu ve yanındaki orta yaşlarını çoktan geçmiş olan adama hitaben konuştu. "Buğu'ya götür beni."   . "Resmen birlikte yaşıyorsunuz, ha?" Arkadaşının kendisini onaylayan mırıltılar çıkardığını duyunca arkasına yaslandı Aşkın. Buğu'nun ailesiyle yaşadığı evindeydi. Onun odasında, onun yatağında oturuyordu. Arkasını yatak başlığına yaslarken dümdüz, koyu kahve saçlarının birkaçı önüne gelmişti. Hissediyordu, tam karşısında oturuyordu Buğu. Ortamda tanıdıkları olunca daha bir bakmazdı konuşan kişiye. Daha çok sabit bir noktaya bakardı. Can sıkıntısından ve başka bir şey düşünmeden kaynaklıydı bu. "Buğu?" "Efendim Aşkın?" Buğu'nun sesindeki meşguliyetten telefonla oynadığını anladı. Bu gerçekle doğrulup elleriyle yataktan destek alarak ayağa kalkmıştı. Kalktığı gibi de yatağın üstüne koyduğu bastonunu eline aldı. "Senin işin var galiba, ben seni daha fazla oyalamayayım." "Ne? Saçmalama!" Buğu'nun telefonunu tam olarak şimdi kapattığına emindi. Kendisine baktığını üzerindeki ağırlıktan hissediyordu. Güldü içten içe bu duruma Aşkın. Fazla hassastı Buğu. Bu hassasiyetle yaşanmazdı. "İşin şakasındayım Buğu, gitmem lazım. Kaç dakikadır burada yeni sevgilini konuşuyoruz. Saatin kaç olduğunu tahmin bile edemiyorum!" Aşkın'ın hafif sitemli sesi ortamda yankılandığında Buğu üstündeki mini şirin elbisesiyle birkaç adım geri çekildi. Yaslandığı duvardan uzaklaştığında Aşkın'da duyduğu seslerle kaşlarını çatmış, o tarafa bakmıştı. Tabii gözleri kapalı olduğu için hiçbir şey göremedi. Gözlük hâlâ gözündeydi. "Saat daha iki. Hem ben konuşurum ailemle, burada kalman için ailenle konuşurlar. Uzun zaman oldu, Aşkın. Sarılarak uyuyalım istiyorum." "Pekâlâ..." içine derin bir nefes çekti. Başını açık pencerenin olduğu tarafa çevirdiğinde konuşmaya devam etmişti. "... Pekâlâ kalacağım. Ama sen de bana o üç ayıyı kime verdiğini söyleyeceksin."  . 0541***:  0541***: Sen gastronomi okumuyor musun? 0541***: Ne diye çiçeklerle bu kadar haşir neşirsin? 0541***: Üstelik görmeyen biri için fazla iyi diziyorsun... Aşkın Sancak: Sen bunlara bakıp benden şüpheleniyorsan, yemeklere bakınca ohoooo.  0541***: Ne olur yemeklere bakınca? 0541***: Elini nasıl kesmediğini mi sorgularım? 0541***: Halbuki tek merak ettiğim soru ağacın üstüne kazınan şeylerin üstünde nasıl parmaklarını gezdirebildiğin. 0541***: Görmeden o yamuk kalbin üstünde nasıl gezdi o parmakların, merak ediyorum açıkcası. . Aşkın Sancak:   Aşkın Sancak: Elim alışık.  Aşkın Sancak: Yapmam gerekenlere devamlı çalışınca yapabiliyorum. 0541***: Fotoğrafı nasıl çektin? Aşkın Sancak: Çalışanımız çekti. 0541***: Fazla iyi gözüküyor. 0541***: Görüyorsun sen. Aşkın Sancak: Yedi yıl. Aşkın Sancak: Koskoca yedi yıl. Aşkın Sancak: Neden görmüyormuş gibi davranayım? 0541***: Bilmiyorum ki. 0541***: Bazı şeylerin açıklamasını bulamasam da bu fikrimin değişmesine neden olmuyor. Aşkın Sancak: İlk ne zaman ne yaparken gördün beni de ilgini çektim? 0541***: Bulaşıkları kırmadan yıkıyorsun. 0541***: Gayette bilinçli diziyorsun makineye. Aşkın Sancak: Her şeyin yerini biliyorum çünkü. Aşkın Sancak: Hem ayrıca ben bulaşık yıkamam ki? Aşkın Sancak: Yıkarsam kendi evimde yıkarım. Aşkın Sancak: Bir de Buğu'ya gidince... Aşkın Sancak: Baksana, senin Buğu ile bir bağın olabilir mi? Aşkın Sancak: Belkide ortak tanıdıksındır. Aşkın Sancak: Koray mısın, Eray mı? Aşkın Sancak: Arada onlarda böyle saçmalıyor. 0541***: Hiç yanlış yazmıyorsun... 0541***: Kelimelerde bir tane bile hata yok. Aşkın Sancak: Seni engellemem gerekiyor sanırım. Aşkın Sancak: Canımı sıkıyorsun beni ciddiye almayarak. 0541***: Bir yandan da mantıksız ama. 0541***: Dört sene önce anne ve baban öldü senin. 0541***: Abinle birlikte çok üzülmüştünüz. 0541***: Sırf Baran mutlu olsun diye bile numara yapmayı bırakabilirdin. 0541***: Neden bırakmadın?  (Bu kişiye mesaj gönderemezsiniz.)  . Utku Savaş: Güzelim? Buğu Şirin: Efendim sevgilim? Utku Savaş: Hadi git Aşkın'ın telefonunu al. Utku Savaş: w******p'da birini engellemiş.  Utku Savaş: Numara 0541**** Utku Savaş: Aç o engeli.  Buğu Şirin: Kimin numarası ki?  Buğu Şirin: Koray ise lütfen beni Aşkın ile karşı karşıya bırakma. Buğu Şirin: Geçen şakasına Koray, Aşkın'ın Aşkın sinirliyken bileğini tuttu. Buğu Şirin: Aşkın ise Koray'ın bileğini döndürdü. Buğu Şirin: O zamandan beri o ikisinin arasına girmiyorum. Utku Savaş: Koray değil. Buğu Şirin: Eray'sa da beni karıştırma. Buğu Şirin: Gelenek görenek diyip bir ara tabakları üst üste koyup, biriyle diğer hepsini kırdı. Buğu Şirin: Gerisi ölüm sessizliği. Buğu Şirin: Aşkın mutfağın hâlini görünce durdu ve baktı. Buğu Şirin: Sesin nereden geldiğini anlamıştı, buna rağmen direkt mutfağın bahçeye açılan kapısına baktı. Buğu Şirin: Çenesi kasıldı, içinden yirmiden geriye saymaya başladı ve sonunda o korkutucu kelimeleri söyledi. Buğu Şirin: "Çıkın evimden!" Buğu Şirin: Eray ve Aşkın hâlâ görüşüyor olabilir ama Aşkın'dan korkuyoruz... Utku Savaş: Eray'da değil, güzelim. Buğu Şirin: Baran ise... Buğu Şirin: Hey, Baran onun abisi! Buğu Şirin: Abisini neden engellesin ki? Utku Savaş: Baran'da değil, sevgilim. Buğu Şirin: Doruk o zaman? Utku Savaş: Yazma şu puştun adını ya! ●İletilmedi. Utku Savaş: O da değil, sevgilim. Buğu Şirin: Sen misin? Utku Savaş: Buğu'm, güzelim, fark ettiysen sorgulayana kadar bin kere açmıştın
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE