Bir elimle yüzümü kapatıp, anın adrenaliyle çığlık attım. O sırada bir gölge hareket etti. Cenkay, resmen bir fırtına gibi ortaya çıktı. Enrique’yi yakasından yakaladı, taş duvara savurdu, yumruğu havada süzüldü ve Enrique’nin çenesine indi, keskin bir çatırtı yankılandı. Bir yumruk daha attı ve onu yere serdi
“Seni öldürürüm!” diye gürlediğinde sesi bir aslanın kükremesi gibi, öfkeden titriyordu. Enrique’yi tekmelemeye başladı. Göğsü öfkeden inip kalkıyordu. Alnındaki damarın atışını görebiliyordum.
“Bir daha ona yaklaşırsan, seni bitiririm!”
Güvenlik görevlileri koşarak geldiğinde ‘’Paşam ne zahmet ettiniz ya? Kusura bakmayın, sizi de yorduk!’’ diye iğneledi.
Haklıydı bir bakıma. Böyle bir yerde böyle bir güvenlik zaafiyeti olabilir miydi?
“Bunu dışarı atın.’’ dedi emreden sesiyle.
Görevliler, Enrique’yi kollarından tutup sürüklerken, o bağırıyordu, küfürler savuruyordu, ama Cenkay’ın gözleri bendeydi. Nefes nefese, titreyerek bir köşede duruyordum, kolum Enrique’nin sıktığı yerde sızlıyordu, elbisemin askısı omzumdan kaymıştı.
Cenkay, bana yaklaştı, gözlerinde öfke vardı ama aynı zamanda bir endişe, bir yumuşaklık. “İyi misin?” dedi endişeli sesiyle.
Başımı salladım, ama gözyaşlarım yanaklarıma süzülüyordu, ellerim titriyordu.
“Gel…” dedi elimi nazikçe tuttuğunda. Beni en çok yaralayan oydu ama aradan geçen zamanda kurtarıcım da o olmuştu.
Çırağan’ın lobisine yürüdük. Beni lobide oturttu ve su verdi. Sonra resepsiyona gidip, yanıma geldi.
“Sakinleşmen lazım.” dedi yumuşak ama kararlı sesiyle. gözleri bir an bile benden ayrılmadan asansöre götürdü. Asansörde, yan yana dururken roofa çıktığımızı düşündüm ama o beni bir odaya götürdü.
‘’Oda mı tuttun?’’
‘’Aslında boş odaları yoktu. Ama burası yarın sabaha rezerve olduğu için, bir saatliğine kullanmamıza izin verdiler. Güvenlik zaafiyetlerinin özrü olarak tabii.’’
‘’Gerek yoktu.’’
‘’Burada daha rahat toparlarsın kendini.’’
Başımı salladım.
Boğaz’ın aydınlattığı odaya girdiğimizde Cenkay, beni koltuğa oturttu ve bir bardak su getirdi.
‘’Çantanı getirtelim mi?’’
‘’Gerek yok. Banyoda makyaj temizleme malzemeleri vardır zaten. Aşağı inince de makyajımı tazelerim.’’
‘’Balkona çıkıp hava almak ister misin?’’
‘’Hayır, gerek yok.’’
Ben öyle dedikten sonra yanıma oturdu hatta çöktü. Elbisemin düşen askısını omzuma geri çekmem aklıma yeni gelmişti. Ben elbisemin askısını omzuma çekince onun gözleri de kolumdaki morluğu fark etti.
“Bunu o mu yaptı?”
Sessiz kaldım. O da biliyordu sorunun cevabını.
‘’Geceyi bozmamak için onu sessizce gönderdim ama yarın ondan şikayetçi olacağız, tamam mı?’’
Ben de öyle yapacaktım zaten. Sınırdışı edilsin de görsün pislik.
“Nasıl gördün bizi? Çığlığımı mı duydun?”
“Sizi takip ettim. Seni onunla yalnız bırakmak istemedim?’’
‘’Neden?’’
‘’Çünkü sana bir şey olmasına izin veremem.” dedi.
‘’Sorumun cevabı bu değil. Bana bir şey yapıp yapmayacağını bilemezdin. Bizi neden takip ettin?’’
‘’Bilmiyorum Rana. Ama sizi baş başa bırakmak istemedim. Seni kimseyle baş başa bırakmak istemiyorum.’’
‘’Sen benimle baş başa kalıyorsun ama, şu anda olduğu gibi.’’
‘’Aynı şey değil Rana.’’
‘’Sen de bana zarar verebilirsin.’’
‘’Ben sana gerçekten istemediğin hiçbir şeyi yapmam.’’
Aniden ‘hah!’ diye bir nidayı salıverdim dudaklarımdan. Dolan gözlerime de engel olamadım. Öfkeden başka bir şey hissetmiyordum o anda.
‘’Rana, özür dilerim.’’ dedi.
‘’Ne için?’’
‘’Çok şey var. Bilmediğin çok şey… Hepsi için özür dilerim.’’
‘’Bilmediğim?’’ dedim imalı bir ses tonuyla. Güzide de benzer şeyler söylemişti. Bilmediğim ne vardı?
‘’Ne var bilmediğim?’’
‘’Zamanı gelince Rana.’’
‘’Ne demeye çalışıyorsun?’’
‘’En iyisi senden uzak durmam ama uzak durmaya çalıştıkça beni kendine daha çok çekiyorsun Rana.’’
Koltuktan kalktım.
‘’Amacını aşıyorsun. Bu gece için sana teşekkür ederim ama bu, yaptıklarına tamamen sessiz kalacağım anlamına gelmez.’’
‘’Senden böyle bir şey istemiyorum Rana.’’ dedi bana yaklaşırken.
‘’Neden üstüme geliyorsun?’’
‘’Koluna bakmak istiyorum. Mini barda buz olacaktı, onunla biraz morluğu yatışır.’’
‘’Ben yaparım, teşekkür ederim.’’
‘’Acıyor mu?’’
Başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım.
‘’Başka bir şey yaptı mı sana?’’
‘’Hayır.’’
‘’Sana bir şey sormak istiyorum ama dürüstçe cevap ver lütfen.’’
‘’Sor tabii. Yalana veya inkara başvuran hiçbir zaman ben olmadım. Yaptığım her şeyin arkasındayım ben.’’
Gözlerini devirdi. Mini bara yönelip buz aldı ve gelirken soracağı şeyi sordu. ‘’Daha önce Enrique gibi, sana zorla dokunan veya el kaldıran oldu mu?’’
Kendisinden mi bahsediyordu bu? Saçmalama Rana! Sen o gecenin her anından zevk aldın ve yaşadığın anlarla ilgili zerre pişmanlık duymuyorsun. Seni pişman eden şey, Cenkay’ın sonrasında yaptıklarıydı.
‘’Neden soruyorsun bunu?’’
‘’Bilmek istiyorum. Yalnız hissetmeni istemiyorum çünkü.’’
‘’Yalnız değilim ben, dayım var.’’
‘’Bu gece olanları dayına anlatabilir misin Rana?’’
‘’İyi ki bir iyilik yaptın sen de… Nereye varmaya çalışıyorsun böyle yaparak?’’
‘’Ben sadece sana yardımcı olmak istiyorum Rana. Dile getiremediğin pişmanlıkların varsa eğer, ya da dillendiremediğin için üstü kapanmış ve hesabını soramadığın haksızlıklar varsa, ben senin sesin olmak istiyorum.’’
Kendinden başlasaydı, iyi ederdi bu gerizekalı.
‘’Sen iyi havaya girdin bakıyorum da… Bu ucuz kahramancılık oyununu tadında bırak bence.’’
Bana bakakaldı. Aklından neler geçtiğini bilmiyorum ama, gözlerindeki ifadelerin değişkenliğinden zihnine bir sürü şeyin akın ettiğini anlayabiliyordum.
‘’Neyse, boşver.’’ dedi derin bir nefes vererek.
‘’Kolunu ver, bakayım. Sonra da aşağı inelim.’’
Pes edip kolumu uzattım. Buzu dokundurduğunda kolumu hafifçe kendime çektim refleks olarak.
‘’Orospu çocuğu! Ben ona asıl yarın göstereceğim dünyanın kaç bucak olduğunu.’’
‘’Senin de gömleğinin yakasına kan lekesi sıçramış.’’
‘’Hadi ya… Ben en iyisi direkt eve gideyim.’’
‘’Bence de…’’
Beni koltuğa yönlendirdi ve benimle birlikte oturdu. Koluma buz uygulamaya devam etti. Eriyen buzdan damlalar yırtmacımdan açıkta kalan bacağıma damlayınca yine irkildim. Ani bir refleksle bacağımı hareket ettirdiğimde, Cenkay’ın bacağını sıyırdı. O an, gözlerimiz kilitlendi, aramızdaki mesafe eridi, nefesi dudaklarıma değecek kadar yakındı. Kalbim deli gibi atıyordu, onun smokinin altındaki göğsü, nefesle inip kalkıyordu. Gecenin sessizliğinde, kendimi yeniden ona teslim olurken buluyordum. Ama bu sefer onun da en az benim kadar zayıf olduğu ortadaydı. Bu gece esintisi, ikimizin de tozlarını havaya savuracaktı.
Neredeyse bir yıl sonra dudakları yeniden dudaklarımı bulacakken kapı çaldı. İkimiz de irkilip ayağa kalktık ve odada zıt yönlere doğru birkaç adım attık. Cenkay kapıya yöneldi, bense balkona. Biraz soğuk hava bana kendimi iyi hissettirecekti. Balkondaki hasır koltuğa oturdum ve manzaranın tadını çıkarmaya çalıştım. Ben balkonda Boğaz’ın tadını çıkarırken, Cenkay da tekerlekli servis arabasıyla geldi. Üstünde bir şişe şampanya, iki kadeh, çilek ve krema vardı.
‘’Güvenlik zaafiyeti için özür olarak göndermişler. İster misin?’’
Başımı iki yana salladım.
‘’Bu gece çok içtim. Dursam, iyi olur.’’
‘’Hazırsan aşağı inelim o zaman. Ben de eve geçerim.’’
‘’Çok yorgun hissediyorum kendimi ve ayaklarım da ağrıdı. Ben de başımı alıp eve gelmek isterdim.’’
Dayıma eşlik etmek zorundaydım gece sonuna kadar.
Cenkay bana doğru adımladı ve önümde diz çöktü.
‘’Ne yapıyorsun?’’ diye sordum.
Ayakkabılarımı ayaklarımdan çıkarmaya başladı. Titreyen sesimle bir daha sordum ‘Ne yapıyorsun?’ diye.
‘’Madem ayakların ağrıdı, ben de her centilmen gibi görevimi yerine getiriyorum.’’
Önce sağ ayağımın tabanını, baş parmağını bastırarak taradı. Sonra bir yerde şişlik hissetmiş olacak ki, oranın etrafına baskı uygulayarak ödemi dağıtmaya çalıştı.
Yaptığı hareketler bedenime bir rehavet veriyordu. Nefes alışım sıklaşmaya başladı. Başımı geriye attım ve bacaklarımı biraz daha araladım. Diğer ayağıma geçtiğinde, bacağımı da biraz yükseltti. İç çamaşırım görünmesin diye diğer bacağımı biraz yaklaştırdım. Cenkay’ın her hareketiyle, sakallı yüzü belli belirsiz bir şekilde diğer diz kapağıma temas etti.
Aynı o gece olduğu gibi yine manzaranın karşısında, onunla baş başaydım ve yine ayaklarımın önündeydi. Aradan geçen onca zamanın gücü ne aramızdaki tutkuya ne de çekime hiçbir şey yapamamıştı ama, yine de çok büyük bir fark vardı.
Ben, aynı ben değildim. Duygularımı içimden atamasam da, aklıma daha çok mahal veriyordum. Ayağımı ani bir hareketle geri çektim.
‘’Bu kadarı yeterli.’’ dedim.
‘’Ayakkabını giymene yardım edeyim.’’
‘’Gerek yok, ben hallederim. Her şey için teşekkür ederim Cenkay abi.’’
‘’Kendine dikkat et ve dayının yanından ayrılma, tamam mı?’’
‘’Merak etme kuzen, başımın çaresine bakabilirim.’’
Tek kaşını kaldırıp bir şey diyecek oldu ama sonra derin bir nefes almakla yetindi ve gitti.
Olduğum yerde biraz daha kaldım ve kendi kendime mırıldandım.
‘’Ne gece ama…’’ dedim.
‘’Ne gece ama…’’