O apartman dairesinin önünde, kapıyı deli gibi yumrukluyordum. ''Aç şu kapıyı, geri zekâlı! Aç, yoksa kafanda kıracağım!'' diye tekmeliyordum. En sonunda zat-ı şahaneleri kapıyı açmaya tenezzül ettiler. Dakikalardır kapıyı yumruklamaktan nefes nefese kalmıştım, saçım başıma karışmıştı. Karşımda saçı başı birbirine benden beter karışmış, gözleri çizgi film karakterleri gibi mosmor halkalara bürünmüş biri vardı. Bir kibrit çaksam, sayesinde bütün semt havaya uçardı. ''Ne yaptın? Tekel fabrikasını mı soydun?'' dedim. ''Ne işin var senin burada?'' diye karşılık verdi. Ona umursamadan içeri girdim. Etrafta gözlerimi gezdirmeye başladım. Salondaki sehpada boş şişeler vardı ama içki servisi yoktu. Gözüm kırık cama takıldı. Yerde cam kırıkları ve kurumuş kan izleri duruyordu; tıpkı bir cinayet

