İstanbul’da, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, odamı aydınlatan tek şey, Cenkay’ın çıplak sırtında yansıyan elektrik mavisi rengindeki şimşeklerdi. Bütün ağırlığını üstüme vermiş beni sanki yılların özlemini giderircesine öpüyor, okşuyordu. Bacaklarımı beline sararak, bedenini kendime olabildiğince yapıştırdım. Sırtını okşayan ellerim, git gide hoyratlaşıyordu. Öyle ki teninde çizikler bırakmaya başlamıştım.
Dudaklarından boynuma kayan dudakları, ufak ufak ısırıklarıyla, temasıyla eriyen bedenimi uyararak diri tutuyordu. Ellerimi omuzlarından göğsüne kaydırdım.
‘’Ben de sana dokunmak istiyorum.’’ diye fısıldadım.
Ellerimi tek eliyle tutup, başımın üstünde birleştirdi.
‘’Dokun…’’ dediğinde yüzünde o şeytani gülümseme vardı.
Beline sardığım çıplak bacaklarımı teninde gezdirmeye başladım. Ellerimi tutmayan eliyle çenemi sıkı sıkı kavrayıp dilini ağzımın içine bıraktı. İnlerken, dilini dişlerimin arasında ezdim. Buna karşılık olarak o da alt dudağımı ısırdı. Başımı hafifçe kaldırıp, boynuna bir öpücük bıraktım. Sonra da kulak memesini dişlerimin arasına aldım.
‘’Seni dudaklarımın arasında hissetmek istiyorum. Dudaklarımı karnındaki kaslara minik ıslak öpücükler bırakmak istiyorum. Dilimle teninin tadına varmak istiyorum. Seni ağzımda hissetmek ist-’’ lafımı bitirmeme izin vermeden tek eliyle boğazımı kavradı ve beni şiddetle öpmeye başladı. Söylediklerimden tahrik olduğu belliydi. Başımı yana çevirerek dudaklarımızı ayırdım ama o benim boynumu emerek devam etti.
‘’Pantolonunu çıkar artık.’’
‘’Bekle yavrum, daha erken.’’
‘’Onu hissetmek istiyorum.’’
‘’Sabaha kadar hissedeceksin, hiç acele etme.’’
‘’Sen acele et ama. Dayanamıyorum artık.’’
Bu söylediklerim ona komik gelmiş olacak ki kahkahalarla gülmeye başladı. Biraz alınmıştım açıkçası, kolları arasından sıyrılmaya çalıştım. Başarılı olamayınca da yattığım yerde yan dönüp, dizlerimi kendime çektim.
‘’Ne o? Küstün mü?’’
‘’Konuşma benimle.’’
‘’Konuşmayalım zaten, koklaşalım prenses.’’ demesiyle dudaklarını boynuma bastırmayı bir oldu.
Temasını engellemek için omzumla çenemi yakınlaştırdım.
‘’Rana, gerçekten kızdın mı bana?’’
Cevap vermedim.
Arkama geçip bana belimden sarıldı ve sırtımı göğsüyle buluşturdu. Dudakları saçlarıma minik öpücükler bırakmaya başladı.
‘’Gitmeyecek misin?’’ diye sordum.
‘’Gitmemi mi istiyorsun?’’
‘’Sevişmiyorsak kalmazsın diye düşündüm.’’
Dudaklarını kürek kemiklerimin arasında hissettim.
‘’Sen, bu gece benimsin Rana.’’
Kolları arasında yüzümü ona döndüm. Gözlerimdeki merak dolu bakışlarla ona baktım.
‘’Peki ya yarın gece?’'
Yüzünde şeytani bir gülümseme vardı.
‘’Sen ne zaman istersen gelirim prenses. Her gece istersen her gece emrindeyim. Sadece Rana,’’ işaret parmağını dudaklarımda gezdirdi. ‘’sadece bunları sıkı tut ve dudaklarıma mühürle, tamam mı?’’
Zihnime dolan soruları ve dilimin ucuna gelen sözleri öpücükleriyle savuşturdu. Beynimi paralize eden tutkulu öpücüklerine aynı ateşle karşılık verdim. Bir elimi yanağına götürdüm ve elim önce boynuna sonra da göğsüne kaydı. Göğsünden kaslı kollarını okşamaya başladığımda, üstüne çıkıp, kucağına ata biner gibi oturmuştum. Elleri kalçalarımı sıkı sıkı avuçluyor, ara sıra ufak şaplaklar atıyordu. Bu da benim dudaklarına inlememe neden oluyordu. Kendimi pantolonunun altındaki erkekliğine bastırarak, kalçamı kıvrak hareketlerle bedeninden kaydırarak onu öpüyordum. Yavaş yavaş kontrolü ondan aldığımı fark ettim. Bu bana kendimi bir başka hissettirmişti. Benliğimde böyle bir rengin olduğunu bilmiyordum.
Dudaklarımızı ayırarak gözlerine baka baka göğsünün arasını dışarı çıkardığım dilimin ucuyla yaladım. Bir elini saçlarıma dolayarak başıma yön verdi. Dudaklarım yavaş yavaş kemerinin hizasına geldi. Erkekliğini önce pantolonun üstünden ağzıma aldım.
‘’Lan! Siktir!’’ diye tepki verdiğinde başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerimde ne gördüğünü bilmiyorum ama birden üstüme yırtıcı bir hayvan gibi atladı.
Bir eliyle çeneme, diğer eliyle göğüs kafesime bastırarak beni aç bir kurt gibi öpmeye başladı. Sanki beni ilk defa öpüyormuş gibi bir açlıkla… Dudaklarını tenimde yavaş yavaş gezintiye çıktı yine. Meme uçlarımı dişleriyle gözlerime baka baka çiğniyordu. Arada dilini değdiriyor ama daha çok dişleriyle çiğniyordu. Bunu yapması, kısık kısık inlememe neden oluyor, o da sesimi bastırmak için elini ağzıma bastırıyordu. Sanırım zorbalamayı çok seviyordu.
Dudakları yeniden kadınlığımı bulduğunda yatağın çarşafını güç almak için sıktım.
‘’Cenkay!’’ diye fısıldadığımda göğsüm yükselmişti.
Dudaklarını kadınlığımdan ayırıp yine parmağını içime itti. Zonklayan kadınlığım onu bekliyormuş gibi parmağını sıkı sıkı kavrayıp bıraktı.
‘’Sen parmağımı bile bu kadar sıkı sarıyorsun, beni nasıl alacaksın?’’
‘’Buluruz bir yolunu.’’ diyerek göz kırptım.’’
Parmağı içimde hareket ederken bir bacağımı omzuna aldı ve ayak bileğimden bacağıma dudaklarını sürüp, küçük küçük öpücükler bıraktı. Tenime batan sakalları beni daha da ateşliyordu. Parmağının ucundaki kadınlığımla kıvranmaya başladım. O içimde hareket ettikçe ben de kalçamı dairesel hareketlerle oynatarak onu hissedebileceğim kadar çok hissediyorum.
‘’Cenkay…’’ diye fısıldadım arzuyla.
‘’Lütfen!’’ dedim çaresizce.
‘’Ne lütfen prenses?’’
‘’Cenkay!’’ dedim tekrar sızlanır gibi.
Beni bu duruma düşürmekten haz aldığı belliydi.
‘’Eğer şimdi gelirsen, içine girerim.’’ dedi.
‘’Lütfen seni hissetmeme izin ver.’’
İçimde olmasa bile onu hissetmek istiyordum.
‘’O güzel dudaklarınla saracak mısın peki?’’
Alt dudağımı ısırdım.
‘’İstiyorum, çok istiyorum Cenkay. Lütfen…’’
Teninin her zerresini emecek kadar arzuluyordum onu. Parmağını içimden çıkardığında sızlanmaya başladım.
‘’Bekle prenses.’’ dedi ve eğilip kadınlığımı emmeye başladı. Bunu yaparken özgür kalan elleriyle de pantolonunun fermuarını açtı. Yataktan inip pantolonunu çıkardığında karşımda o kalın, damarları zonklayan ve patlamaya hazır bir bomba gibi duran erkekliğiyle duruyordu. Hemen yataktan kalkıp dizlerimin üstünde yatağın ucuna doğru ilerledim. Tam uzanıp, dokunacaktım ki ellerim bileklerinden tutup durdurdu.
‘’Daha değil, önce ıslaklığını hissetsin.’’
Beni tek eliyle iterek yatağa sırt üstü yapıştırıp üstüme çıktı. Erkekliğini kadınlığımın girişine dayayıp, sürtmeye başladı. G noktama yaptığı nazik dokunuşlar beni git gide daha çok zevke getiriyor ve daha fazlasını istememe neden oluyordu. Daha sert dokunuşlar… Elimi tutup erkekliğine getirdi. Onu minik ellerimle okşarken, parmağını yine içimde hissettim.
‘’Cenkay, daha fazla zaman kaybetmeyelim artık. Seni içimde istiyorum.’’
‘’Parmağımı bile zor alıyorsun Rana. Onu nasıl alacaksın?’’
‘’Sen bana kıyamıyor musun?’’
‘’Kıyamamak değil, çocuk büyütür gibi adım adım içine girmek istemiyorum. Dolu dizgin, gerçek bir birleşme istiyorum.’’
Söyledikleri nedense beni yaralamıştı. Ne kadar tahrik olursam olayım, söylediklerine karşı tepki koymama engel olamamıştım. Yüzüne gecenin kaçıncı tokadı olduğunu bilmediğim bir tokat geçirdim. Dolan gözlerime de engel olamamıştım.
‘’Ben yetişkin bir kadınım, tamam mı? Daha büyüklerini aldım, bunu da alırım.’’
Cenkay bana dokunan ilk erkek değildi. İlk birlikteliğim lise mezuniyetimin olduğu geceydi. Lise boyunca sevgilim olan Kıvanç’la birlikte olmuştum o gece ve üniversitenin ilk dönemi bitene kadar da birlikte olmuştuk. Üniversite birinci sınıfı bitirdikten sonraki yaz tatilimde Kosta Rica’da Latin bir çocukla geçirmiştim bütün yazı. Bir de Cenkay’ın Güzide’yle ilişkisi olduğunu öğrendiğimde bir gece çok alkol alıp, işe yeni başlayan, liseden yeni mezun, benden iki yaş küçük şoförümle birlikte olmuştum. Benimle birlikte olduktan sonra gururuna yedirememiş ve işten ayrılmıştı ama senede birkaç defa kaçamak yapıyorduk.
Cenkay, söylediklerime bozulmuş olmalıydı. Ondan daha büyüklerin olmasına mı bozulmuştu yoksa benim başkalarına dokunmama mı, bilmiyorum ama söylediklerimle bacaklarımı iki yana açıp, içime sert bir şekilde girdi. Çığlık atacağım sırada yastığımı yüzüme kapattı. Gözlerimin kaydığını, ayaklarımın karıncalandığını ve elimin ayağımın tutmayacak hale geldiğini hissettim. Hayatımdaki en tutkulu, en ateşli geceyi Cenkay’la yaşıyordum ve bunun son olmayacağını da çok iyi biliyordum.