"Şehit"

1309 Kelimeler
Manisa, 6 Mayıs 2022; Üç yıl önce... Nisan: Ne zaman ölürdü insan nefesi kesilince mi yoksa kalbi atmayı durdurunca mı? Ben Nisan Koral bugün en sevdiğini toprağa vermiş vatan uğruna şehit vermiş Nisan, Nisan bugün öldü, kalbi bir daha asla atmadı, onunla birlikte o da bir mezara girdi. Hayat olacağı dediği bu yerde yaşayan bir ölüden farksız oldu. Haber geldiğinde Manisa'da, eşinin baba ocağındaydı Nisan. Büyük bir mutluluk ile gitmişti oraya. Eşi ve o Ankara'da yaşıyordu. Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş ve yine uzmanlığını burada yapmıştı. Bir hafta önce ise uzmanlığını sonunda almıştı. Kendisinden daha mutlusu yoktu. Bu güzel haberi sevdiği adama hemen vermiş sonra da saatlerce telefonda konuşarak ne yapacaklarına karar vermek için memlekete gitme kararı almışlardı. Ankara uzun yıllar Nisan'ın yaşadığı şehir olmuş sevdiği adamı burada tanımıştı. Ankara, kimine göre denizi olmadığı için sıkıcı bir memur şehri, İstanbul'un tırnağı olamazdı. Ama içine girip yaşamaya alışan biri için zamanla vazgeçilmez olan Türkiye'nin gözbebeği, Başkenti. Ama bitmişti artık. Nisan uzmanlığını alır almaz sevdiği adamın görev yaptığı ile onunla birlikte gidecekti. Gerçi onun belirli bir yaşam alanı yoktu. Dağlar onun yaşam alanı olsa da Nisan artık ondan uzun ayrı kalmak istemiyordu. İki farklı insan iki farklı dünya. Birisi ona bir askere aşık olacağını söylese güler geçerdi. Ona en uzak meslekti çünkü. Nisan hayat vermek için vardı. Silahlar ona göre değildi. Zıt kutupların birbirini çekmesi mi yoksa kaderin Nisana olan cilvesi mi bilinmez bu şahin gözlü adama ilk gözü değdiği an aşık olmuştu. Hem de ne aşık. Sarhoş kafayla bile adamı gözleriyle yemişti. Zordu asker karısı olmak. Asker yolu beklemek. Hiç vazgeçmeden saatlerce beklediği olurdu bazen Nisan'ın. Ama ne zaman geleceğim diye söz verse gelirdi şahin bakışlısı. Kara gözleri ile insanı deler geçerdi Timur. Daha adım atmasından neyi var anlardı. " Güzelim. Ben sınır dışı görevinde olacağım. Sen gidince bizimkilere belli etme." "Orduda tek Bordo bereli ekip sizsiniz sanki." diye sormurttu Nisan gene. Günlerce konuşamadıkları olurdu bazen. Gerçi Nisan da sürekli nöbet tutarak onun bu yokluğunu hissetmemeye çalışır kendisini işine adardı. Ama bu görevlerin özel operasyon olduğunu bilecek kadar uzun süredir asker eşiydi. Çünkü ordu onları, timinin adı olduğu üzere avlamak için gönderirdi. Timur'un lakabı avcıydı. Timi de zamanla bu isimle anılır olmuştu. "Avcılar" derlerdi onlara. Devlet kimi isterse, gider, bulur getirirlerdi. Bunun için eğitilmişlerdi. Özel kuvvetler mensubu olmak için üç yıl özel eğitim almıştı Timur sonra da Bordo Bereli olarak ayrı eğitimlerden geçmişti. Orduda ne yaptığını ailesi asla bilmezdi. Hissettirmezdi çünkü. Ama Nisan anlardı. Birbirine olan aşkları sadece lafta değildi. Delicesine seviyordu bu adamı. O nedenle inanmamıştı ya haberi getiren askere. "Başınız sağolsun." Lafı bomba gibi düşmüştü ailenin orta yerine. "Yalan.." diye bir çığlık atmıştı Nisan. Bir haftadır konuşmamışlardı kocasıyla ama alışkındı Nisan. Müsait olunca o arardı. Aralarındaki sessiz anlaşma da buydu. Olur olmaz rahatsız etmezdi hiç bir zaman. Birkaç gündür içinde beliren sıkıntıyı onun aramamasına bağlıyordu. Her zaman olurdu. Hayır hayır. Hep geri gelmişti Timur. Söz verirse gelirdi. "Vatan sağolsun..." derken kayınbabası yere çömeldi. Kayınvalidesi oracıkta bayıldı. Nisan mı, Nisanı bir titreme aldı. Yüreğine yayılan acı hiç geçmeyecek bir şekilde tüm hücrelerine yayılmaya başladı. Kalbinden vurulsa eminimki bu kadar acımazdı. Nefesi kesildi. Dondu kaldı. Gözünden ne bir damla yaş aktı ne feryat figan etti. Bayılan kayınvalidesine gitti. Onu kendine getirmeye çalıştı. Askerî konvoyu gören komşuları feryat figan eve doluştu. Onlarla kayınvalidesini kendisine getirdiler. Sonra yan taraftaki kendi dairelerine geçti Nisan. Kayınvalidesinin zamanında oğlu için aldığı. Evlendikten sonra onlara verdiği evdi. Aynı yerde oturmam demedi hiç bir zaman çünkü zaten hep uzaktaydılar. Kayınvalidesi ısrarla buraya da ev kurdurmuştu. Onlar da gelince burada kalıyorlardı. Elinde sımsıkı tuttuğu telefonun ekran kilidini zorla açtı. Sonra Aşkım yazan ve yanında bir kalp olan isme dokundu. Telefonun çalmasını bekledi bekledi bekledi... Sesli mesaj sesi için konuşan kadını duyunca tekrar aradı. Sabaha kadar bu döngü devam etti. Belki bin kez aradı sevdiğini ve belki bin kez o bip sesini duydu. Sabah olana kadar devam etti. En son telefonun şajı bitmesi ile durdu. Kimsesi yok gibi çömeldiği yerde kollarını dizlerine bağladı ve saatlerce boş duvara baktı. Biliyordu. Timur gelecekti. O söz verdiyse gelirdi. Gelmedi... Kimse de merak edip Nisan'ın kapısını çalmadı. Evlat acısı yaşayan ana babanın yüreği kor olup yanmıştı. Sabah olunca elini yüzünü yıkadı yan daireye geri gitti. Onun bu hali herkesin dikkatini çekerken fısıltılar doldu. Duymuyordu ama Nisan. Kulaklarını kapatmıştı. Son konuşmalarının sesi tekrar tekrar yankılanıyordu kulaklarında. Ne diyordu o çok ünlü söz; bir gün son kez birisine sarılacak ve son kez sesini duyacaksın... Son kez olduğunu bilmeden. Son kez olduğunu bilseydi Nisan gelmesi için elinden geleni yapar o göreve göndermezdi onu. Duvarda asılı, resmi üniformalı, akademiden mezun okurken çekilmiş resmine baktı. Şahin gözleri o yaşında bile belliydi ve o yaşında bile çok yakışıklıydı. Kimseyle konuşmadı. Dışa dönük bir kadındı normalde ama doktor olunca herkesin hastalık sormasından bıktığı için genelde sessiz takılırdı. "Tüm ekip şehit olmuş." dedi birisi fısıltıyla. Televizyonda dönen kırk beş saniyelik haberden aldığı bilgiyle. Nisan da bakmıştı haberlere. Timur'un resmi de vardı. Şehit yüzbaşı Timur Koral yazıyordu altında da. Ama Nisan hala inanmıyordu. Birileri geldi sonra. Cenazeler şehitliğe gömülecekmiş. Manisa'da ki tek şehit Timur'du. Çocuklardan ikisi Ankara'da yaşıyordu. Birisi Ardahanliydı. Birisi Edirne. Üçü İstanbul. Biri Hatay ve birisi Mardin. Hepsinin yüzleri gözlerinin önünden geçti Nisan'ın. Bazen Ankara'ya görev için geldiklerinde yemek yapardı Nisan onlara hep birlikte eğlenirlerdi. 10 aileye ateş düşmüştü. 7 kadın eşsiz kalmıştı. 10 çocuk babasız. Bir tane nişanlı kalmıştı geriye. Ya delirmişti Nisan ya da delirecekti. Bu sessizliği hayra alamet değildi biliyordu. Birisinin "şehit kızı ya ondan heralde.." dediğini duydu. Duymaz olaydı... Şehit kızıydı Nisan. Doğruydu. Ama babasını asla tanımamıştı. 3 yaşındaymış babası öldüğünde. Hain bir pusuya kurban gitmiş. Annesi, abisini ve onu tek başına büyütmüştü. Abisi asker değildi sanılanın aksine ama çok da uzaklaşmamıştı. Özel harekat polisiydi. Polis akademisini birincilikle bitirmişti üstelik. Evet şehit kızıydı ama konunun şehit karısı olmakla ne alakası vardı bilmiyordu. Tören alanına geldiklerinde çerçeve içinde Timur'un fotoğrafı verildi eline. Sonra gördü. Cenaze arabası ile gelen kırmızı bayrağa sarılı tabutu. Devlet büyükleri, ordu büyükleri, komutanlar herkes vardı. Ama bir tek Nisan yoktu sanki orada. Birazdan toprağa gömülecek olan sanki Timur değildi de Nisan'dı. Namazdan sonra, aniden fotoğrafı bırakıp ileriye doğru hızlandı. Görmesi gerekiyordu. Görmez ise asla inanmazdı. "Tabutu açın." dedi sertçe. Başındaki askere. "Olmaz." dedi asker. "Şehit cenazesi açılmaz.." "Görmek istiyorum.." "Olmaz." dedi yine. Sesi o kadar serttiki. Sonra yavaşça yaklaştı al bayraklı tabuta. "Aşkım ben geldim. Kalk hadi." dedi. Sonra tekrar seslendi. "Şakanın sırası değil Timur, kalk hadi." dedi tekrar. Askerler ne yapacağını bilemez şekilde ona bakarken Nisan kırıldı. Hiç akmayan gözyaşları sel olup akmaya başlarken tabuta sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İçideki çığlıklar dışarı vururken, "kalk hadi" diye ağlamaya başladı. Çığlık çığlığa ağladı. Kimse onu tabuttan koparamadı. Ta ki halsiz düşene kadar. Artık bu hayatta belki de en sevdiği adamın gittiğine ikna olana, güçsüz düşene kadar ağladı. Şehit cenazelerinde her zaman hazır bulunan ambulanstan gelen hemşirenin ona sakinleştirici vurduğunu hayal gibi hatırladı. Tekrar kendine geldiğinde evindeki yataktaydı. Hareket ediş tarzından evindeki adamın abisi olduğunu anladı. "Uyandın mı?" "Evet." " Gömdüler mi?" "Saatler önce." "Beni mezarlığa götür." diye ayaklandı. "Dur be kızım. Geberip gideceksin." dedi sinirle abisi... "Abii." "Annem yanda." "Abii.." "Tamam dağ keçisi. Tamam." Annem gelmek için abimi beklemişti. Anlaşılan cenazeye son anda yetişmişlerdi. Üç gün boyunca mezarda onunla uyudu. Doktor olduğu ve çok fazla kadavra gördüğünden midir bilinmez ölülerden kormuyordu. Asıl korkulması gerekenler zaten yaşayanlardı. Üç günün sonunda kasıklarına giren bir ağrı ile birlikte kalkmak zorunda kaldı. Eve doğru yolda giderken, kocasından geriye kalan tek hatıranın da onu terk ettiğini anlamıştı. Günler haftalara dönüştü. Haftalar aylara. Aylar yıllara. Ama Nisan hep aynı anda aynı zamanda sıkıştı kaldı. "Mevsimler gelip geçse de onun ömrü hep kışta kaldı." Ölmeye çalıştı, kendini öldürmeye de ama yine de olmadı en sevdiğine kavuşamadı. Kalbi attı. Tek bir duygu bile barındırmadan. Nefes aldı yaşadığını bilmeden. Bedenin de tek hissettiği Timurun eksikliği oldu. Ne demiş, Nazım Hikmet; Kaldı işte çayımız bardakta, Çocukluğumuz sokaklarda, Mutluluğumuz kursağımızda, Sevdiklerimiz uzaklarda, Gülüşlerimiz fotoğraflarda... Nisan'ın da hayatı böyle yarım kalmıştı işte...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE