Arınmam Gerek...

2031 Kelimeler
''Evin bir öğrenciye göre fazla lüks değil mi?'' Gece şaşkınlığını gizleyemediği kara gözlerini bir an üstüme dikiyor. Ardından etrafına bakınmaya başlıyor. Kendi evinin yanında bu daireyi nasıl lüks bulabildiğini düşünmeden edemesem de bozuntuya vermiyorum. Gülümseyerek omzumu silkiyorum. ''Haklısın... Babamın geliri iyidir.'' ''Hım...'' Evi incelemeye koyulurken bana arkasını dönüyor. ''Odan nerede?'' Her yer benim odam bu evde. Yatak odamı soruyor olmalı. ''Burada,'' diyerek koridorun sonundaki kapıyı açıyorum. Meraklı gözlerle peşimden geliyor. Odama girip geniş yatağıma uzanıyorum. Gözlerimi üstünden ayırmıyorum nedense. Merakla odayı inceliyor. Her karesini zihnine kaydediyor sanki. Eşyalarımın önünde oyalanıp bir şeyler arıyormuş gibi ciddiyetle her bir köşeye göz atıyor. Bulabileceği hiçbir detay olmamasına rağmen durumdan rahatsız olmuyorum. Bana ilgi duyması işimi kolaylaştırmaktan başka bir şeye sebep olamaz sonuçta. Benimle ilgili her şeyi merak etmeli, her an beni düşünmeli ve ben ne istersem yapacak kıvama gelmeli. Bu ne kadar çabuk olursa bu işten o kadar çabuk kurtulurum. Bir süre onu sessizce izlesem de sonunda ''Sen bana yemek yapmayacak mıydın?'' diye soruyorum. Onunla konuşmak hoşuma gidiyor, varlığı aslında bana iyi geliyor. Garip bir huzur yayıyor bu kız içime. Evimde olmasının hoşuma gittiğini hissederek kaşlarımı çatıyorum. Lanet olsun! Neden ondan bu kadar çok etkileniyorum ki? Sözlerimin ardından uzun uzun yüzüme bakıyor. Gözlerinde hayranlığın etkileri parlıyor bu sefer de. Gülümsüyor sonra. Hâlâ etkim altında gibi görünüyor ama bana bir garip bakıyor. Ne var yüzümde benim?! Sadece yakışıklı olduğumu düşündüğü için mi böyle bakıyor yoksa bakışlarımda başka bir şey mi buluyor? Doğrulup karşımda duran aynadan yansımama bakıyorum. ''Niye dik dik baktığını sorabilir miyim?'' ''Dik dik bakmıyorum ki...'' Masumiyeti yüzüne yerleşirken ayağa kalkıyorum. ''İyi! Yemek yapacak mısın yapmayacak mısın? Yoksa dışarıdan söyleyeceğim.'' ''Sinirli hâlini seviyorum...'' diyor alakasız bir şekilde gülümseyerek. Sanki doğduğumdan beri hayatımdasın! Nereden biliyorsun sinirli hâlimi? ''Uzun süre tanımadan da çözebilirim insanları...'' Sesli mi düşündüm? Hayır. Bu kız medyum mu? Aklımı okuyor! Lanet olsun! ''Aklını okumuyorum Çağan...'' Kahretsin, ne oluyor? Bu kız iç sesimi falan mı dinliyor, büyücü mü? Ne oluyor be?! ''Gece, korkutuyorsun beni...'' Tamam, itiraf ediyorum ki korktuğum tam bir palavra... İstersem Gece'ye şu an bile istediğimi yapabilecek kadar etkileyici olabilirim. Yine de kendimi onun yanında bu kadar ele verdiğimi fark etmek beni geriyor. Gerildiğimi korkuyormuş gibi yaparak gizlemeye çalışsam da kalbimde tuhaf bir rahatsızlık hissi oluşuyor. ''Hiç korkmuş gözükmüyorsun ama?'' Bir şey demek yerine masum görünen ama alaycı duran ifadesine kaş çatıyorum. Tam ters bir şey söylemeyi düşünürken Gece "Yemek yapacağım," diyerek sırıtıyor. "İyi, o zaman mutfağa geçelim." Ben önde o arkada odamdan çıkıp mutfağa giriyoruz. Kahkahası mutfağa dolarken dolabı açıyorum. Şimdi de hiçbir şey söylemek gelmiyor içimden. Sessizliği seviyorum ben. Özellikle bu mutfakta normalde tamamen sessizken nasıl sevmem? Yalnız yaşayan insanların çoğu bunu sever. Değil mi? İçindeki malzemelere bakarken Gece'nin sorusunu duyuyorum. ''Ne yapmamı istersin?'' Arkamı dönmemle burun buruna geliyoruz. O kadar yakınıma gelmiş ki şaşırıp kalıyorum. Bu kız da ters bir şey var ama ne? Ne ara arkama gelmiş ki? ''Biraz normal olman fena olmaz hani?'' diyorum somurtarak. Gülerek beni ittiriyor. ''Yemek olarak ne yapayım?'' ''Bilmem, ne biliyorsan yap... '' Kafasını sallıyor. ''Biraz müziğe ne dersin?'' Şu an o küçük kız gitmiş, tüm dişiliği bedenine yaymış bana bir şeyler yapmaya çalışan bir kadın duruyor karşımda. Sorun şu ki bu ana, bu mekana, bu zamana gereğinden fazla uyumlu görünüyor. Sanki aslında burada eksik olan onun varlığıymış da şimdi her şeyi yeni tamamlanmış gibi hissetmeden edemiyorum. ''Olur,'' diyorum gülümsemeye çalışarak. Kısık sesli bir müzik açıyorum. Tezgahın karşısına geçip kollarımı göğsümde birleştiriyorum. Gece saçlarını bileğindeki lastikle toplayıp gömleğinin kollarını kıvırıyor. Ellerini yıkayıp kuruladıktan sonra göz göze geliyoruz. ''Beni mi izleyeceksin?'' diye soruyor şaşkın bir hâlde. ''Evet.'' Yanakları kızarıyor, aslında şu an olduğu kızarıklığı ikiye katlıyor da diyebilirim. Ama bana itiraz etmiyor ya da bakmamamı söylemiyor. Uzun bir süre onu izliyorum. O sebzeleri doğrarken ya da mutfak dolaplarını karıştırıp ihtiyacı olan eşyaları ararken kendimi büyülenmiş ya da hipnotize edilmiş gibi uyuşuk hissediyorum. Gözlerim ondan ayrılmayı reddediyor. İlgili görünmemin işim açısından daha iyi olduğunu bilmeme rağmen şu anki helimin profesyonellikle uzaktan yakından alakası olmadığının farkındayım. Zaten canımı bu sıkıyor. Normalde de ilgili olur, onun karşısında olabilecek en nazik âşık rolüne kolaylıkla bürünürdüm ama Gece'nin yanındayken rolüme odaklanmam gerektiği aklımdan çıkıp duruyor. Kendimi onun doğallığına kapılıp giderken buluyor, gerçekleri her hatırladığımda tuhaf bir şekilde sinirlendiğimi hissediyorum. Benim bu karışıklıktan, karmaşadan kurtulmam gerek. İşime odaklanmam gerek. Kendime gelmem gerek! Gözlerim Gece'nin kusursuz hatlarını incelerken aklımdan geçenlere inat birden ona sarılma isteğiyle doluyorum. Bu yaşta bir kız nasıl bu kadar güzel olabilir ki? Belki de sorun bendedir, yanlış bakış açısı ve yanlış görüntüdür bana yansıyan? O yüzden ondan etkilenip duruyorumdur? Gece aniden kafasını çevirip bana bakıyor. ''Salça nerede Çağan?'' Bir an gülme isteğiyle doluyorum. Hâli öyle doğal ki sanki garip olan bu yaşanan değil de önceden yaşanmayışıymış gibi geliyor. ''Buzdolabında...'' diyorum gülümseyerek. "Muhakkak öyledir ama ben göremiyorum ki!" "Büyük ihtimalle bir kavanozun arkasında kaldığı içindir." ''Ah, evet, buradaymış!'' diyor sevinçle. Ardından eline birkaç malzeme daha alıyor. O işine geri dönerken gözlerim de kaldığı yerden onu izlemeye, bedeninin her karışını incelemeye devam ediyor. Aramızda kulağıma asla ulaşmayan şarkılar dönüp dururken ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum. Gece mutfakta koşturup dururken saçları sağa sola savruluyor ve tokası birden kayıp yere düşüyor. Daha o ''Çağan, özür dilerim ama saçlarımı önümden çeker misin?'' diye sormadan evvel bedenim harekete geçiyor. Yerimden kalkıp yutkunarak yanına yürüyorum. Güzel yüzüne düşen saçlarını elimle kulağının arkasına atıyorum. Ardından yerdeki lastikle saçlarını bir kez daha toplayıp düzeltiyorum. Ellerim yumuşacık bukleleri arasında ayrılmak istemeyerek karıncalanıyor. Gece dönüp bana bakarken yüzü daha da kızarıyor. ''Şey... Teşekkürler. Bu arada çok beklettim ama çok da az kaldı. Beklerken sen de masayı kurar mısın?'' *** Çorba, makarna ve salata! Onca dakikanın, saniyenin, şarkının ve düşüncelerimin ardından menümüz biraz basitmiş gibi hissetmeden edemiyorum açıkçası. Bunca bekleyişin ardından sahiden de bir yemek yapmayı düşündüğünü varsaydığım için önüme konan makarnaya bakarken yüzümü ifadesiz tutmakta zorlanıyorum. ''Eline sağlık...'' diyorum şüpheyle. Gece karşıma oturup gülümsüyor. ''Önce ye, sonra beğenirsen söylersin.'' Kendine güvendiğini fark edince iştahla ilk onun yemesini bekliyorum ama o beni izlemeye başlıyor. ''Kesin içine zehir koydun!'' Bir kahkaha atıyor kafasını geri atarak. Ne var bunda bu kadar komik? Çorba yemeyeli kaç asır oluyor acaba? Ne yapacağımı kestiremeden çorbadan bir kaşık içiyorum. Bir kaşık daha... Bir kaşık daha... Tuhaf bir şekilde kaşığı elimden bırakamıyorum. ''Gece... Bu... Cidden çok iyi. Süper!'' derken ne dediğimin farkında bile değilim. Arkasına yaslanıp kollarını neşeyle göğsünde birleştiriyor. Hâlâ beni izlediğini hissedebiliyorum ama umursamıyorum. Resmen önümdeki tabağa gömülüyorum. Uzun süredir hiç bu kadar sıcak ve lezzetli şeyler yememiştim. Tuhaf bir şekilde kendimi evde yemek yiyen biri hissediyorum. Bunun şu an gerçekten yaşandığını bilsem de hissettiğimin daha derin bir anlamı olduğunu anlayabiliyorum. Demek insanların çoğu böyle sevgiyle ve özenle hazırlanmış sıcak yiyeceklerle şımartılıyor. Ben onca lüks restoranda üstün lezzetler tattığımı hissederken belki de ne kadar soğuk bir yaşantım olduğunun farkında bile değildim. Doyduğumu hissettikten sonra kafamı kaldırıyorum. ''Ellerine sağlık Gece!'' diyorum samimiyetle. Sesim hâlâ biraz şaşkın çıkıyor. ''Alt tarafı çorba yapmıştım ama neyse... Afiyet olsun.'' ''Alt tarafı mı?'' Kaşlarımı çatıyorum. ''Üst tarafını çok merak ettim doğrusu?'' Tekrar gülerken telefonu çalıyor. Gözleri telefona kilitlenirken gülüşü donuyor. ''Kim arıyor?'' Soruma cevap veremeyecek kadar dalgın duruyor. ''Gece?'' Bana cevap vermeden ve yüzüme bile bakmadan telefonu açıp yavaşça kulağına götürüyor. ''Efendim?'' Duydukları daha da zora sokuyor sanki onu, gürültülü bir şekilde yutkunuyor. Birisinin uzun uzun konuştuğunu anlayabilsem de ne söylediğini duyamıyorum. Derken Gece ''Hayır, olmaz!'' diyor kesin bir dille. Ben kaşlarımı merak ve görmezden gelinmenin verdiği öfkeyle çatarken o bir süre karşı tarafı dinliyor. ''Tamam, bekle o zaman!'' Kiminle konuşuyor? Neden böyle isteksiz? Babası olmadığı belli, onunla konuşurken böyle olsaydı zaten tüm planımız suya düşerdi. Canını sıkan ama tanıdığı biri olmalı. Ben düşünceli bir şekilde onu izlerken sonunda yutkunarak telefonu kapatıyor. ''Özür dilerim Çağan ama acaba beni eve bırakabilir misin?'' ''Bir şey mi oldu Gece?'' ''Çok önemli değil... Misafirimiz var da...'' Gözlerini kaçırarak ayağa kalkıyor, ben de peşinden kalkıyorum. ''Peki, gidelim bakalım...'' desem de aklımda onlarca tilki dolaşıyor. Neden kiminle konuştuğunu açıklama zahmetine girmiyor ki? Hem nasıl bir misafir apar topar eve dönmesini gerektirmiş olabilir? Tüm bunları çok merak etsem de öfkem sayesinde duygularımı bastırmayı başarıyorum. Gece'ye hiçbir şey sormuyor, meraklı görünmemeye çalışıyorum. Ne de olsa hissettiğim karmaşık duygulara rağmen yapmam gereken bir işim var ve kızgınlığım beni tuhaf bir şekilde kendime getiriyor. Evimden sessizce çıkıp otoparka iniyoruz. Gece'yi arabama bindirdikten sonra adresini tarif etmek dışında benimle konuşmuyor. Aslında evinin yolunu çok iyi bilmeme rağmen gerçeği ona belli etmiyor, acemi bir şekilde verdiği tariflere uyarak birkaç kez yanlış sokağa bile giriyorum. Sonuçta ben sadece liseli bir ergenim ve sadece onu evine bıraktım diye tüm yolu bilmeme imkan yok. Evlerine ulaştığımızda Gece arabadan telaşla iniyor, ben de dayanamayıp ona eşlik ediyorum. O an merakım ağır basıyor sanki. Hem merakıma nasıl tepki vereceğini de öğrenmek istiyorum. ''Gece, bekle bir saniye... Seninle gelmemde bir sakınca var mı?'' Aniden bana dönüyor. Nihayet beni duyuyor. ''Ne?'' ''Size gelmemde bir sakınca var mı Gece?'' Sesimi bu denli soğutan bu kez ben değilim, onun tepkisi. Yüzümü ifadesiz tutmaya gayret etsem de aramızda gergin bir hava oluştuğunu hissetmemesi imkansız. Sanki beni yeni fark etmiş gibi telaşlı bir şekilde etrafına bakınıp nihayet kekeleyerek konuşuyor. ''Yo... Yo... Gel tabii. Hiç sorun değil.'' Zoraki bir gülümsemeyle yanıma geliyor, hafifçe kolumdan tutup yürümeye başlıyor. Kapının önünde durunca kolumu bırakıp çantasını karıştırmaya başlıyor. Anahtarlarını ararken telaşının ellerini titrettiğini fark ediyorum. Ne oluyor böyle? Neden Gece aniden tuhaf davranıyor? Ben yanı başında surat asarken o kapıyı açıp içeri giriyor. ''Hadi gel...'' Hiçbir şey söylemeden arkasından yürüyorum. Büyük, her yeri avizelerle ışıklandırılmış holü geçip daha da büyük bir salona giriyoruz. İçeri girdiğimizde odanın görkeminden çok odada duran genç bir adam dikkatimi çekiyor. Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü biri... Tam gözlerimle Gece'ye kim olduğunu soracakken birden koşarcasına yanımıza ulaşıp Gece'yi kollarına hapsediyor. Bir an nefes alamadığımı hissediyorum. Hiç tanıdık değil bu hissettiklerim. Nabzım hızlanıyor, ellerim titriyor. Olduğum yerde öylece donup kalıyorum sanki, bedenim kaskatı kesiliyor. ''Bir tanem... Seni nasıl da özlemişim!'' Sesi sıcak ve tutkulu çıkıyor. Ben gözlerimi kocaman açmış onları izlerken o Gece'nin saçlarını öpüyor. ''Kokun hiç değişmemiş!'' Kendini geri çekip Gece'nin yüzünü tutuyor. Bir şey yapmak istiyorum ama nedense hareket edemiyorum. ''Kızgınsın bana, değil mi?'' diye sorarken varlığımın farkında bile değilmiş gibi görünüyor. Gece'nin yüzünü göremiyorum, sesi de çıkmıyor. Artık kalbimin atışı öyle şiddetli ki kulağım uğulduyor. Neden böyle hissediyorum? Derdim ne benim? ''Her şeyi telafi edeceğim meleğim, yemin ederim!'' Ellerimi sıkıyorum hırsla. Sonra Gece'nin hayran olunası incecik sesini duyuyorum. ''İstemiyorum.'' ''Yalvarırım yapma böyle... Suçluyum, suçumun farkındayım... Ama seni asla bırakamam, biliyorsun değil mi?'' Gece yine susuyor. Olayı idrak etmeye çalışıyorum bir süre. Gözlerimi çocuğun yüzüne odaklıyorum. Az önce asılmış olan yüzü şimdi parıldıyor. Mavi gözlerini kısıyor şefkatle. Lanet olsun! Gece'nin sevgilisi mi varmış? Ben dehşetle durumu anlamaya başlarken çocuk yavaşça öne eğilip Gece'yi gözümün önünde öpüyor. Bir an boş boş bakıyorum onlara. Elini yavaşça kızın beline koyduğunu fark edince hızla arkamı dönüp koşarcasına çıkıyorum salondan. Bir an önce bu aptal karmaşadan arınmam gerek benim! Gece'ye karşı hiçbir şey hissetmiyorum! Asla hissetmeyeceğim! Planım zorlaşıyor ama pes etmeyeceğim! ''Lanet olsun!'' Kendimi toparlamalı ve mantıklı olmalıyım. Sevgilisi olmasının hiçbir önemi yok. Evli bile olsa benim için fark etmezdi, değil mi? Önemli olan kalbini tamamen kazanana dek yapmam gerekeni yapmak. Şu an sinirli olmamın sebebi Gece değil! Olamaz! *** Kapıyı sertçe çarpıp kendimi eve atıyorum. Buraya nasıl geldiğimi bile bilmiyorum. Aradan ne kadar süre geçti? Ben az önce gördüklerime gerçekten şahit oldum mu? Lanet olsun! Böyle hissetmemem gerekirdi. Sarsılmış olmamam gerekirdi. Bir şey hissetmemem gerekirdi! Tabii ki de böyle hissetmiyorum aslında. Mümkün değil. Bu... Bu sadece şaşkınlıktan olmalı! Yoksa işim için hayatını mahvetmeyi planladığım birinin sevgili olması neden önemli olsun ki? Lanet olsun! Gece'yi öpmek için uzanan dudakların hayali aklımdan bir türlü çıkmıyor. Bunu bir an önce unutmam gerek benim. Kendimi hızla banyoya atıyorum. Sıcak suyun altında her şeyi unutmalı ve yeniden başlamalıyım. Acaba su ne kadar ısınsa arınır bugün? Ya da bugün arınabilir mi? Bugünü aklımdan tamamen silip atabilir miyim? Şimdi suyla birlikte günahlarımdan çok bana yapılanlar akıyor sanki. Tek tek hepsi akıyor, tüm siyahlıklar, tüm kir, pis ne varsa akıyor suyla birlikte. Hırsla gözlerimi kapatıyorum. Bu pislikleri görmemem gerek benim! Yine bedenim isyan ediyor kaynayan suya. Yavaşça kalkıp çıkıyorum sudan. Kapıda asılı bir havluyu sarıyorum bedenime. Tüm sıcaklığa rağmen üşümem normal mi? Yavaşça odama giriyorum. Ağırlaşan bedenimi zorla yatağa atıyorum. Sanki... Her şey en baştan başladı. Sanki... Geçmişim geleceğimin önüne geçti. Yine! Gözlerimi sımsıkı kapatıp yorganıma sarılıyorum. Sabah olmasın ve ben asla uyanmayayım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE