Geciken Gözyaşı

1138 Kelimeler
"Bir Selanik Türküsü istiyorum Hisar, bir de rakı..." demişti Serdar. Hisar, eteklerini savurarak hizmet etti, ona. Mezelerini tastamam hazır etti, yanına oturup kadehini vurdu, o susuyor diye sustu, sormadı, deşmedi, merak ettiyse de etmez davrandı. Nasılsa ilerleyen saatlerde sarhoş olurdu Serdar, alırdı onu koynuna. Öyle de oldu, Hisar sabahtan beri umduğunu bulduğu için hazırdı her zaman olduğu kadar sevdiği adama. Elleri ile çıkardı kıyafetlerini. Gömleğinin düğmelerini tek tek açtığında gördüğü yarayı yadırgamadı. Bu adamı yaralı ilk görüşü değildi. Ağır ağır öptü yarasının üstünü, dudaklarının yangınını içinde bir yerlerde yaşarken tutuştu kadın. Ateşini söndüren bir balyoz gibi indi başına. Allak bullak oldu, eskidi hevesi geri çekildi... Bir daha tekrarlayacak mı diye bekledi? Serdar derin bir uykunun koynunda gibi homurdandı. Ne demişti? Gözlerine dolan yaşları salıverdi kadın, yanaklarından düşerken anımsadı Serdar'ın yaralı tarafını tutarak, "Dokunma Turna'ma," deyişini. Ne zaman dokundurmaz olmuştu? Adamın sırt üstü yattığı yatağın soluna geçti, şevkle çıkarıp yere attığı tişörtü geçirdi başından. Rimelinden akan karalar bulaştı açık renk penyesine... Ağır adımlarla çıktı odadan, Serdar'ın uyuduğu kanepeye attı bedenini, ağlamayı kestiğinde sabaha karşıydı. Dağılmış parçalarını tek tek toplamak zorundalığı ile bütün gece uyumuş kadar ayık dikildi ayağa... Serdar, gene gömleğinin düğmeleri açık bir halde indi salona. Çayı demlenmiş, yumurtaları az pişmişti... Masada ki yerini alırken; Hisar, ocağın önünde yapmacık selam verdi adama. Çayı taşıdı, çabucak doldurdu bardağı. Çaydanlığı kaldırıp yerine geçti. Adamın tabağına kendi elleri ile servis yaparken durdurdu onu Serdar. "Çok koyuyorsun yiyemiyorum, ziyan oluyor." Geri çekildi, kendi çayına iki şeker attı. Serdar gülerek takıldı, "O şekerler yağ oluyor Hisar Hanım?" Alınmış rolü kesmedi Hisar, öylesine bir tebessümle karıştırdı çayını. O an takıldı Serdar'ın gözleri ona. Kadında belirgin bir durgunluk vardı, göz altları çökmüş, yüzü solgundu. "Neyin var? Bakayım tırnağın mı kırıldı?" Uzanıp kadının elini tuttu Serdar, Hisar gözlerini kaçırarak kıkırdadı. "Neyim olacak be, gece canımı çıkardın!" Serdar, bunun üzerinde durmadı. Hatırlamıyordu da zaten. En son hatırladığı şey, Esma'nın küçük ellerinden birini kaldırıp ona sallayarak evine girdiği andı. Demli çayından bir yudum alıp, ağzına badem salatalıkların kabuklarından soyulmuş dilimlerinden attı. "Tırnakların kırılmadı ise gerisi hallolur. Tırnak dediğin kolay uzamıyor malum. Emektar iş." Hisar, yiyormuş gibi görünmek adına tabağını tepeleme doldurmaya başladı. Az sonra Serdar ona gene takılacak, her şey sıradanlaşmaya daha müsait olacaktı. Geçecekti akşam ki saçmalığın etkisi... Ona dokunmasından rahatsızlık duyduğu an, istediğini aldıktan sonra olacaktı adamın. Bu da hep böyleydi zaten, onu tanıdığı ilk günden beridir. İlk arzusu hep baskın olurdu Serdar'ın, istekli, abartılı... Tabağında tek bir zeytin koyacak yer bile kalmamıştı ki başını çevirip adama baktı Hisar. Adam dalgındı, bir boşluğa düşmüş gözleri, elinde çayı kımıldamıyordu. "Peki senin neyin var?" diye sordu korkuyla. Serdar ona cevap verirse diye korkarken adam onu duymadı bile. Kalktı yerinden Hisar, adamın arkasına geçti, ellerini omuzlarına bırakıp talepsiz masaj yapmaya başladı adama. Birkaç saniye hususi bekledi, gevşesin diye adam ve sonra sordu. "Yaralanmışsın gene!" "Geçen senden giderken evin önünde gafil avladılar." "Kimler?" "Var birkaç tahminim, emin değilim henüz." "Dikkat et kendine." "Ediyorum merak etme sen beni, keyfine bak." "Ben iyiyim. Keyfim de iyi ama sen iyi oldukça. Sana bir şey olursa bir daha sittin sene iyi olmam." "Herhalde bir seni etkiler benim delinen postum." "Canımı al daha iyi, bana böyle ihtimallerle gelme Serdar." Gülümsedi adam... Hisar'ın bu yağız duygusu onure ediyordu onu. İhtiyacını tamamlıyor, çatlaklarından sızıyordu. Ancak dün gece yeni oluşan çatlaklarına bundan daha fazlası vardı sanki. "Canını niye alayım kız, benim alacağım belli..." "Vereceğin?" "Vereceğim değişir..." Serdar kadının kolundan tutup kendine çekerken, sandalyesini biraz ittirdi. Kadın tam olarak kucağına düştü. Halinden memnun bir kahkaha bekledi Serdar, duyamadı. Nefesini kadının nefesine yaslayıp, "Menopoza mı giriyorsun Hisar?" diye sordu. Hisar, umursamaz görünmeye çabaladı. "Böyle bir atarlar seziyorum sende. Ne yaptım gece ben sana, ha, yarı yolda mı bıraktım? Söylesene kız, ne yaptım?" "Hiç." "Hisar, gözlerini kaçırma benden." Hisar ağlamaklı oldu o anda, yüreği doldu taşmak üzereyken başını adamın boynuna gömdü. Serdar daha sıkı sarıldı ona, sırtını sıvazlayıp kulağının dibinden öptü. "Hisar, seni bu akşam dışarı çıkarayım mı? Mudanya'ya gidelim, ya da çiftliğe... Zeytin bahçesini izler, rakı içeriz... Hı?" İstemediğini söyleyen çocuksu bir ses çıkardı kadın yaşına, yaşadıklarına tezat. Serdar'ın elleri kadının saçlarına değdi. Hisar, o vazgeçilmez şefkati saçlarının arasında avuç içi sıcaklığında hissedince belirgin bir ifadeyle ağlamaya başladı. Serdar durakladı... Hisar'ın böyle ağladığı zamanlar, sekiz sene öncesine aitti. Çok eski çok çok eskiydi... "Ne oluyor yavrum sana? Gel, bak bakalım yüzüme." Zoraki çekti yüzüne kadını Serdar. Gözleri, yorgun yanaklarını ıslatmış, yıllanmış ifadesini çocuk avuntusuna mecbur bakıyordu. "Biri bir şey mi dedi? Konu komşu falan?" "Yok be ne diyecekler? Bunca zaman dememişler." "Ee ne oldu o zaman, ne diye ağlıyorsun?" "Sen böyle sorunca daha kötü oluyorum be!" "Sormayayım mı? Derdini de ki derman olayım Hisar, öyle uzaktan olur mu?" "Sen gitme yeter bana, başka derman istemem." "Nereye gitmeyeyim?" "Ne bileyim gidesin tutar da... Korkuyorum, bu saatten sonra ne yaparım? Bu yaştan sonra nereye sığarım." "Deli misin kızım sen? Bu yaştan sonra seni kime muhtaç ederim ben? Ayrıca yaşında bir şey yok, fıstık gibi kadınsın sen? Ne gençlerini gördüm ben..." Gözyaşına bağdaş kurmuş bir gülüşle adamın sırtına vurdu Hisar. "Anladık çapkınsın, kabul ettik, git kimin koynunda heves söndürmek istiyorsan söndür. Ama gene bana gel, gene beni ara..." "Ee öyle yapıyoruz zaten? Ne oldu yani, raconu mu bozduk?" "Dokundurmadın adam dün beni kendine... Dokunma Turna'ma dedin!" İrkildi Serdar! Güç bir bela musallat oldu ona. Dağıldı ifadesi... Kadının sırtını pışpışladı, "Hadi kalk da kalkayım çok işim var bugün benim," dedi. Hisar, sorgular toparlandı. Korku ile çekildi geri, Serdar kalktı. Düğmelerini iliklerken, "Akşam alırım seni, belki ararım gelmeden," dedi. Başını salladı Hisar, geçmesini umuyordu bunun, geçip gitmesini... *** Porselen tabaklara değen kaşık, çatalların uyumlu sesine karışıyordu kalabalığın uğultusu. Mete, elinde tepsisi ile oturmak için izin istediği masadan ses gelmeyince tepsisini alıp Esma'nın karşısına koydu. Kızın gözleri dalgın, uzakta bir noktaya sabitlenmişti. Adam arkasına baktı... Her zaman ki yemekhane kalabalığı dışında gözüne çalınan olmadı. "Ameliyat günün de değil ki hastan öldü desem?" deyince genç adam, sıçradı Esma. Tabağında ki tavuklar öylece duruyordu, pilavına tek çatal vurmamıştı, ekmeği dilimi ile ona bakıyordu. Zoraki gülümserken Mete'nin ona yakınlığı Serdar'ın varlığından ulaştı. Onun kardeşi olmanın verdiği huzurla adım adım rahatladı. Birbirine hiç benzemeyen bu iki kardeşin birbirine benzemeyen arkadaşlıkları bulanıktı, karman çorman, dağınık... "Duydun mu, Kazım Bey'in unvanını almışlar." Mete hastaneden bir olayla gelmişti ona. En sevdiği şeydi bu Mete'nin. İş ortamından konuşmak, iş arkadaşları hakkında bildikleri üzerine tahminler yürütmek... Olmadı bazı hastalarına dair detaylara girerdi. Hasta mahremiyetini adını gizleyerek koruyacağını sanırdı. Esma, o güne kadar hep iştirak ederdi bu sohbetlere ama o gün yanlış geldi, keyifsiz kaldı söylenenler. Sıkıldı... Öğle saati geçmek bilmedi... İzin isteyip kalktığında Mete hiç alınmadı, hiç şüphelenmedi. Kahve içmeye geleceğini detaylandırdı ve gün içinde kahvesini içerken akşam yemeği için bir kez daha evine davet etmek istedi kızı. Esma ise reddetmeyi denedi... Yapamadı... Mazeretsiz kaldı, iki aydır her gün yapılacak bir şeyler bulunmak için azami çaba harcanırken bugün ki kaçış... Bilmediği bir şey vardı ki o gece onu iki taraftan saran renkli bakışlar bekliyordu. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE