Rahmi'nin çorbacısının en orta masasında, kilitli kapının ardında bir başınaydı Serdar. İçtiği kaçıncı kadeh olduğunu saymadan, dibini gördüğü rakı şişesinin yenisini bıraktı İsmail masaya. Rahmi, ağır ağır eşlik ederken Serdar'a, dükkanının en güzide hatırası gramofonundan gene eski bir Rumeli türküsü yükseliyordu. Ne soruyordu Rahmi, ne de merak ediyordu? Dert içirmezdi her zaman ama emindi bugün ki derttendi. Eğer anlatmak isteseydi, eğer konuşmak isteseydi zaten onu seçmezdi. Danışmak istese şimdiye dek zaten danışmıştı. Belli ki dinlenmek istemişti. Kederinde boğulup, kendi içinde hesaplaşmak... Şişenin kapağını açan adama kısık gözlerle baktı. Hafiften çıkan gıdığı bile buruş buruş olmuş bir adamdı Rahmi. Hayatta sahip olduklarını bir bir yitirip, bir Köroğlu bir Ayvaz kalmıştı dükka

