Ne de güzel demiş, Sadi Şirazi; Değer verin, ya da vermeyin ama asla verir gibi yapmayın. Öyle bir durumdu ki bu, ne gidebiliyordum, ne de kala. Öyle bir histi ki bu, ne bağıra biliyordum, ne de susa. Odanın kapısını kilitleyip, ağır adımlarla banyoya doğru ilerledim. Ağlamamak için verdiğim bu savaşta, banyoya attığım ilk adımda yenilgimi kabullendim. Kilidi çevirip, lavabonun yanına yaklaştım. Musluğu açıp birkaç kez yüzüme su çarptıktan sonra ellerimi lavabonun kenarlarına koyup, yüzümü yukarıya kaldırarak aynaya baktım. Titriyordum. Berbat görüyordum. Benim hesap sormam gerekiyordu. Benim o adamı vurup öldürmem gerekiyordu. Bu doğru olamazdı öyle değil mi? O, bir bebek. Mihri ve Alp benim bebeğim. Onlar bana asla ihanet etmezler. Onlar masum, ben inandım. Yanıltmazlar. Kapının

