KARANLIK DOLUNAY
Bölüm Şarkısı : Melis Aydın / Paramparça
2 . BÖLÜM
' PARAMPARÇA '
Bazen kendimi toz bulutu gibi hissediyorum. Sanki hareket edersem ortalığa saçılacağım ve beni kendimden başka kimse toplayamayacak . Ardımda kimseyi bırakamayacağım bir dünya kurdum kendime. İçin de babamın da olduğu. Şimdi o gidince benim de dünyam başıma yıkılmış olmayacak mıydı ? Yalnızlık tüm hücrelerimi bir kanser gibi sararken ben yoklukla nasıl baş edebilecektim peki? Şimdiye kadar her düşüşüm de yanım da bir kaldıran olmuştu. Ben şimdi bir de yalnızlıktan mı düşecektim? Bu sefer yanım da kimse de olmayacaktı .. Beni kaldırmayacaktı. Daha da acısı debelenmelerim hep boşa gidecekti. Yazıktı çok yazıktı.
*
"Kitaplar, " dedi babam sigaradan o an çatallaşmış sesini temizleyip, devam etti. "Kitaplar insana çok şey anlatır. "
Derin bir nefes alıp "Ama, " dedim oturduğum yerden kalkıp, hevesli bir bakışla yüzüne döndüm. Çünkü bu cümlenin devamını biliyordum. "Anlamasını bilene. " diye konuştuğum da aslında babamın bana öğrettiği yalnızca basit kurallardan birini tamamlamıştım.
Evet bu, aslında babamın bana hayata dair öğrettiği ilk kural da olabilirdi. Defalarca öğretti. Öğrendin mi diye sordu her defasın da. ' Hayır ' dedim hep. Sırf bir kez daha anlatsın diye. O da her hayır deyişim de sanki öğrendiğimi anlamıyormuş gibi ezberlediğim o cümleleri bıkmadan usanmadan söylerdi. Sanırım bunu hayatının sonuna kadar yapacaktı. Bende hayatımın sonuna kadar bunu hep isteyecektim.
"Evet. Öğrenmişsin artık. Sanırım bunu sana son kez anlatıyorum. " dedi o buruk ama gurur kokan gülümsemesiyle.
Ve devam etti, gözlerini kitaplığımda ki bir kitaba dikerek yaklaştı. Dikkatle baktığı kitaba baktım ben de onunla birlikte.
Eline alıp ilk sayfasını açtı. Sanki ürkek bir kuşu sever gibi davranıyordu. Zaten babam hep kitaplara böyle muamele gösterirdi. Kitabı burnuna yaklaştırıp , gözlerini sımsıkı yumdu. "Eğer bir kitabı okumaya başlayacaksan, önce ilk yaprağını aç ve kokla. " dedi en derin nefesle çekti içine kokusunu. Sanki ciğerlerine bayram edin der gibi.
Sonra nefesini bir an da dışarıya bırakıp "Eğer seni sarabileceğini düşündürten bir koku gelirse burnuna, asla bırakma onu elinden. " Biraz duraksayıp kitabı çekti burnunun ucundan.
"Ama şayet , " dedi kitabı rafa gelişi güzel koyarken. İşte burası en can alıcı noktaydı belki de .. Hem onun için hem benim için. " İlk sayfasını kokladığın kitap, sana basit bir parşömen kağıdı gibi kokarsa asla ikinci sayfasına geçme . Çünkü her kitap aynı kokmaz. Kimisi parşömen kokar ve bu koku, her insana aynı hissettirir. Ve sen kızım, " dedi beni yanına yaklaştırıp sımsıkı sarıldı. Saçlarımı derinden koklayıp "Sen aynı kelimesinin içinde eğreti duran farklısın kızım. Bunu sakın unutma. "
' Evet sandın ama gerçeği söylemişsin baba. Bana öğrettiğin ilk kuralı senin ağzından son duyuşummuş meğer ... Keşke her konu da olduğu gibi bu konu da da haklı olmasaydın .. Keşke böyle bir konu da haklılığın hayatına mal olmasaydı . Hayatıma mal olmasaydı. Keşke bize mal olmasaydı baba .. '
*
19 Eylül 2017
Gözlerimi açmadan daha o an burnuma dolan o koku. Lavanta.. Aşığıydım bu konunun. Müptelasıydım ..
Ah baba nasıl da biliyorsun kızını doğum günün de daha uyanmadan mutlu etmeyi. Gerinerek yüzümde ki o huzur dolu gülümsememle gözümü açtım. Balkonun kapısı yine açık ve eylül ayının bize bahşettiği o hoş esinti penceremin perdesini havalandırırken en sevdiğim mevsimin bu ay olduğunu hatırlayı verdim.
Nasıl da güzel esiyordu. Sanki bir önceki giden ay yakıcı, kavurucu ağustos değilmiş gibi ..
Bacaklarımla üzerimde ki pikeyi ittirirken kapım çaldı. Tabi ki de bu gelenin babam olduğunu bildiğimden toparlanıp bazanın başlığına yasladım sırtımı .
"Gelebilirsin ihtiyar . " evet ne kadar genç gibi görünse de o benim pas tutmayacak kalbimin tek sahibi olarak kalacaktı.
Ölünceye dek..
Kapı bir an da açılırken, ellerin de yüzünü gizleyen bir pastayla içeriye girdi. Bana doğru ağır adımlarla yaklaşıp tam karşımda durdu. Önümde hafifçe eğilip "İyi ki varsın prensesim, iyi ki doğdun. " diyerek elinde ki çilekli pastayı bana doğru uzattı.
Ben tam gözlerimi hevesle kapatıp tam dileğimi tutacakken "Bir saniye , " dedi babam. Ben ne olduğunu anlamadan gözlerimi açıp ona merakla baktım.
Oda vakit kaybetmeden devam etti. "Bu yıl, yıllardır dilediğin o dileği sesli dile. On beş yaş bunu hak ediyor. " dediğinde ben homurdanmaya başlayacaktım ki tekrar sesini kızar gibi yapıp "Hadi ama kendimi zor tutuyorum, şimdi pastana kafamı gömeceğim. " dediğinde kıkırdadım. Bana fırsat bile vermemişti.
Elinde ki pastaya gözlerimi indirip sımsıkı kapattım. "Bir daha ki yıl bu mumları annem ve babamla birlikte üflemek istiyorum . " dediğim an da gözlerimi açıp üfleyi verdim. Ondan sonra ise bu dilek benim yedinci yaş günümün dileğiydi. Ondan sonra ise bu yaşıma denk yaş günlerimin tek dileği oldu. Olmayacağını bile bile diledim üstelik ve bundan asla vazgeçemiyorum.
Babamın yutkunma sesini duyduğumda ise elindeki pastayı bana uzatıp, alkışlamaya başladı . Bir yanım buruk olsa da bir yanım çağlayan adeta.
İyi ki varsın ' bab ' aşkım ' Asıl sen iyi ki varsın.
Gözyaşlarımı içime akıtmam için bir muhteşem gün daha. Siz aynı evin içinde yaşayıp da, anne kokusu nedir bilmeden ne kadar tahammül edebilirsiniz bu hayata?
Ben ettim yutkuna yutkuna, gerektiğinde nefes alamadan. Ettim.
Annemle babamın arası ben kendimi bildim bile kötüydü. Aralarındaki diyalog bir elin parmağını geçmedi hiç bir zaman.
- Nasılsın Ayla ?
- İyi Nazım.
- Ezel nerede Ayla ?
- Odasındadır Nazım.
Bu ve buna benzer saçma sapan soru ve cevap. Başlar da bu mutsuzluğun sebebinin babam olduğunu düşündüm ama sonra öğrendim ki konu tamamen benmişim ya da kendimi buna alıştırmışım hep. Ben de zaten belli bir zamandan sonra ne düşüneceğimi bilemiyordum ki ..
Birbirlerini sevip kaçarak evlenen annem ve babamın birlikteliklerini onay vermeyen dedem ve anneannemin varlığı bu durumu öğrendiğimden beri içimi huzursuz eder. Evlendikten sonra iki yıl kadar hiç görüşmemişler. Dedem " o kaltak kızın bu evin kapısından giremez ! " deyince annem bir daha bırak gitmeyi aramaya bile cesaret edememiş. Bu olaylar annem için her ne kadar katlanamaz bir hal alsa da bu durumu kabullenmeye karar vermiş. Annem bana hamile kaldığın da her şey yolundaymış ve yedi ay sıkıntısız geçmiş. Ama ne olduysa beni doğurduğu o gün olmuş. O gün anneannem annemi arayıp dedemin öldüğünü söylemiş öfkeyle. Her şey senin yüzünden oldu deyip kapatmış telefonu. Anneme hangisinin ağır geldiğini hâlâ düşünürüm. Dedemin bir anda öldüğüne mi yoksa kendisini suçlamasına sebep olacak, vicdanına huzuru haram edecek, anneannemin o sözlerine mi? Annem bunları duyduktan sonra defalarca aramış anneannemi ama açmamış. Bir anne ne kadar gaddar olabilirse o kadar gaddar olmuş anneannem.
O an işte o an.
Benim, annemin çektiği acıyı hissederek gelme kararım ortalığı karıştırmış. Karnına saplanan acıyla iki büklüm olmuş. On beş dakika kıvranıp düştüğü yerden kalkamamış. Babam ise o gece aksilik olacak ya, iş yemeğine katılması gerekmiş. Ve oraya gitmiş. Her şeyden bir habermiş o saatler de . Annem oturduğu yerden son bir gayret doğrulup ' Hadi kızım , hadi Ezel ' diyerek yere düşürdüğü telefona zor da olsa uzanıp babamı aramış en sonun da. Babam duyduğu sesle her ne kadar acele etse de yerim saat sonra gelebilmiş ancak yanına. Eve geldiğin de ise annemi çoktan kendinden geçmiş, kanlar içinde yerde yatar halde bulmuş. Babam korkuyla hastaneye yetiştirmiş. Eğer beş dakika daha geç kalsaydı beni de annemi de kaybedecekmiş. Öyle demiş doktor. Şimdi düşünüyorum da eğer ben ölseydim, belki annem beni az da olsa severdi. Varlığımı kabullenemiyor, belki de yokluğumu severdi. Belki bana dokunamıyor hiç , gidip toprağımı severdi. Ona sarılırdı kızım diye. Kim bilebilir ki bunu? Belki o zaman değer denilen kıymet denilen şeyi bende görürdüm. Toprağın altında olsam da hissederdim belki.
Babam da o yüzden bana hep 'Seni Allah bize beş dakikayla bağışladı ' der. Yüreği pamuk babam. Annem üç gün yoğun bakım da yattıktan sonra çıkmış çıkmasına ama ağır bir depresyona girmiş bu sefer de. Kendini bana, babama, dünyaya kapatmış . Kimseyi almamış.
Dedem öldüğü için beni, babamı hatta anneannemi suçlamış hep. Benim bildiğim sebepler tabi bunlar. babam bunun altında çok daha başka şeylerin yattığını söylemişti bir keresin de bana. Öyle davranmasının tek nedeni yalnızca anneannem ve dedem değildi ona göre. Çok daha başka sebeplerin olduğunu söyledi hep. Ben inanmadım .. Daha doğrusu neye ne şekil de inanacağımı bilemiyordum ben .. Neden böyle söylediğini asla anlayamamıştım hala daha da anlayamıyordum. Zaten aralarındaki diyalog çok azdı söylediğim gibi. Annem her defasında çok başka bakardı bana. O bakışları her defasında yakalamıştım. Böyle çoğu zaman adlandıramadığım şekildeydi. Bana karşı mesafeliydi ama aynı zaman da o bakışların altında çok daha başka şeylerin yattığını da hissediyordum. Bunu bu küçücük yaşıma rağmen anlayabiliyordum.
Ama bunun yanında benden sütünü de sevgisini de, kokusunu da esirgemiş. Bir bebeğin başına gelen en vefasız hâl benim başıma gelmiş anlayacağınız. Daha el kadarken anne kokusuna hasret kalmak ne demek kimse bilmez. Bilmesin de zaten .. Çünkü o zamanlar da ağlamaktan öteye gidemeyen acım şimdi içim de kocaman bir taş oldu. Büyüdükçe acısı da büyüyormuş insanın. Benim kalbim büyüdü .. Kalbim de ki yara iyileşmedi daha da büyüdü. En sonun da kanamaya başladığın da bu acıya daha fazla dayanamayacağımı anladığım da ben de annemi görmezden gelmeye başladım. Başlar da o kadar çok acıttı ki bu. Ama daha sonra alıştım. İnsan oğlu nelere alışmadı ki zaten şu hayatta. Ben de aynı evin için de yaşadığım annemin varlığını yok saymaya alıştım. Tıpkı onun yaptığı gibi. Tıpkı onun beni görmezden geldiği gibi. Böylesi bir raddeden sonra daha kolay gelmeye başladı ..
Şimdi ise annem beni, ben de kendimi affedemiyorum. Bu gerçek ise beni günden güne mahvediyor, süründürüyor .. Elimden ise on beş senedir olduğu gibi yine hiç bir şey gelmiyor. Hissediyorum bundan on beş yıl sonrada bundan farklısı olmayacak.
Doğum günlerim benim pekte sevip kutladığım günler değil. Size sebebini anlattım. Dedemin ölümü, benim doğmam ve annemin benden kendini esirgemesi... Aklım erdikçe bu durum daha da yaşanılamaz hale geliyor benim için . Ama asla intiharı denemedim. Bunun tek sebebi, arkam da gözü yaşlı bir baba bırakacak olmam. Gerisi umurum da değil. Hiç bir zaman da olmayacaktı sanırım ..
Annemi bugün, diğer günlerden daha mutsuz, huzursuz, hayattan bezmiş görürüm. Zaten konuşmaz benimle ama bugün, her sene bugün yanıma gelip "İyi ki doğdun KIZIM ! " demesi için çok dua ettim, çok yalvardım ama umutlarım her yıl bugün biraz daha köreldi.
Gider bir bara umarsızca sabaha kadar içer. Unutmak için bu LANET GÜNÜ. Oysa gelip bana bir kere sarılsaydı, yıllardır yaşadığı o acı belki biraz olsun dinerdi. Ama o bunu seçmedi. En kolay olanı seçti. Hep en kolay olanı.
İçmeyi, kaybetmeyi, savaşmamayı.
En sonun da kendini de kaybetti.
Saçlarımı tarayıp iki yandan ördüm babamın sevdiği gibi. Hoş o bana dair her şeyi severdi. İki kişilik severdi çünkü. Annemin sevgisizliğini hissetmeyeyim diye. Ama üzgünüm baba. Bugün bir yaş daha büyüyorum ya, iki kat yetmiyor bana artık. Eksik kalıyor. Bunları yüzüne söyleyemem ama sen hissedersin bilirim. Sen kahretme kendini. Ben buna da alışırım.
Dolabımın aynasından kendime bakıp, gözlerimin rengini annemden aldığımı bir kez daha hatırladım. Mas mavi, deniz gibi.. Dolaptan aldığım kırmızı çiçekli elbiseyi giydim güzelce. Ayağıma geçirdiğim ayakkabılarla hazırdım kutlamaya (!) .
Odamdan çıkıp, koridor da ilerlerken babamın odasının önünden geçtiğim an sesini duydum. Kapısı aralıktı. Sanırım telefonla konuşuyordu. İçeriye girmeye yeltendim ama konuştuğu kişiye ismini söyleyince geri çekildim.
" Ayla on beş yıldır ilk defa sana yalvarıyorum. Bırak o elinde ki zıkkımı. Gel şuraya. İlk defa aile gibi kutlayalım kızımızın doğum gününü ! "
Bir baba, karısına yalvarırken nasıl çaresiz olursa öyle çaresizdi babam. Gözlerimin dolduğunu anladım. Elimi yumruk yapıp, dişlerimin arasına alıp bastırdım. Kanaması o an umurum da bile değildi. Belki bu acıyı hissederken, ağrıyan kalbimin ağrısını hissetmezdim.
Ağlamamalıyım. Babam beni ağlarken görmemeli. O yıkılırsa ben ezilirim, o ağlarsa ben ölürüm.
Hemen göz yaşlarımı silip, ayrıldım oradan. Annemin ne dediğini adım gibi biliyorum ama dillendirip kalbimi daha fazla kanatamam. Üzgünüm anne. Bu defa olmaz. Bu defa beni erkenden büyüttüğünü görmene izin vermeyeceğim.
Salondan mutfağa geçtiğim de Ela teyzenin doğum günü pastamı hazırladığını gördüm. Ela teyze yıllardır bizimle. Bana annemin göstermediği sevgiyi o gösterdi. Sütünü esirgemedi. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum.
Ve oğlu Çınar.
Benim aynı zaman da süt kardeşim.
Ela teyze Çınar'ı doğurduktan bir kaç ay sonra eşi Kenan amcayı trafik kazasın da kaybetmiş. Babam ise hem benim hem Ela teyzenin halini görüp birinin tavsiyesiyle ben doğduktan iki ay sonra işe almış. Ela teyze bana anne olurken, babam da Çınar'a baba oldu.
"Ooo Ela sultan en sevdiğim fotoğrafı bastırmışlar pastaya. Sen versin değil mi bu fotoğrafı? " dedim arkasından sarılarak. Boynuna kondurduğum öpücükle gıdıklandı yine. Nasıl güzel gülüyorsun sen öyle ama!?
Elleriyle kollarımı tutup bana doğru döndü. "Evet güzel kızım ben verdim. Gerçi her fotoğrafın güzel ama bu ayrı güzel. " dediğinde sımsıkı doladım kollarımı boynuna. Anneme sarılır gibi. Doyasıya çektim kokusunu içime. İnşallah annem gibi kokuyorsundur diye dua ettim içimden.
Çünkü Çınar biz küçükken ağzından kaçırmıştı bir kere. "Bak Ezel her anne aynı kokar. Sen benim annemi koklarsan, anneni kokluyormuş gibi olursun." dediğin de o gün Ela teyzenin boynun da uyuyup kaldığımı hatırlıyorum.
Ahh çocukluk işte. Masum Çınar ..
Dolu dolu gözlerimle geri çekildiğim de kafamı yere eğdim. O da ağladığımı anlayıp elini çeneme koyup başımı kaldırdı. "Şişt Ezel dökme o inci tanelerini. Bozuşuruz yoksa. " dediğinde dayanamayıp tekrar sarıldım boynuna.
Kanayan yaralarım sızlıyor, gözyaşlarım onların acılarına daha fazla katlanamıyordu. Senelerin birikmişi ha deyince bitmiyormuş anladım. Bunu da o kadar acı bir şekil de anladım ki, bu hayat öyle acı bir şekil de anlattı ki . Ben daha küçücüktüm omuzlarıma tonlarca yük bindiğin de . Hiç bir çocuk böyle bir şeyi ha etmezdi ki .. Ben ne yapmıştım da bunlar reva görülmüştü bana ?! Beni de bıraksalar saatlerce ağlarım ama arkadan gelen tanıdık sesle yumduğum gözlerimi açıp geriye çekildim. Boşta kalan ellerimle gözyaşlarımı sildim.
"Oho iki sulu göz bir araya gelmiş yine. " dediğin de Ela teyzenin da ağladığını o an anladım.
Çınar muzip sesiyle homurdanırken ellerinde ki çiçek fidelerini masaya bıraktı. Elinde ki eldivenleri çıkartırken "Ezel bak istediğin menekşeleri buldum. Hemen dikelim diyeceğim ama sen giyinmişsin. Yarın dikelim olur mu? " dediğinde kafamı masa da duran menekşelere çevirdim. Ellerimi Çınar'a doğru uzatıp "Sen benim kahramanımsın biliyorsun değil mi Çınar ? " dediğim de elimi sımsıkı kavrayıp , yanıma bir kaç adımla geldiğin de atladım boynuna.
Çınar benim olmayan kardeşim gibiydi. Ne zaman dara düşsem, çekip alırdı beni oradan. Yıllardır birlikte nefes alıyoruz. Ev de oyun arkadaşım, okul da sıra arkadaşım, dışarı da erkek kardeşim..
Her an atakta duran gözyaşlarımı zapt etmeye çalıştım ama yine başarılı olamadım. Sarıldığım kollarından ayrılıp elimin tersiyle yanağım da ki yaşları silmeye çalışırken Çınar eliyle elimi tutup diğer eliyle yaşları kendi sildi. Ben mahcupça yere başımı eğdim ama o sol eliyle çenemden tutup kaldırdı. "Ezel eğer bütün gün böyle ağlayacaksan, bir bardakta filan biriktirelim. Menekşelerin ilk suyunu sen ver he ister misin ? " dediğin de bir an da gülmeye başladım. Nasıl beceriyorsun içim yanarken, acılarımın üzerine su dökmeyi ? Bunu bir tek sen başarabiliyorsun üstelik .
Elimi kaldırıp omzuna vurduğum da oda gülmeye başladı. "Eğer bütün gün böyle benimle alay edeceksen , Ela teyzeme seni odaya kapatmasını söylerim. Doğum günüme de katılamazsın he sen bunu ister misin asıl ? " bu sefer muzipçe sırıtan bendim.
Ellerini havaya kaldırıp sustum dediğinde alayla gülümseyip, masanın üzerinde ki menekşelere çevirdim bakışlarımı. Hayatım da gördüğüm en güzel menekşeler olabilirdi kesinlikle..
Elime birini alıp "Çok güzeller ! " deyip burnuma götürdüm. Çınar da paketlerden birini alıp kafamın hizasına kaldırdı. Ben şaşkınca ona bakarken o da bir elindekine bir bana bakıyordu dikkatle. Düşünür gibi yapıp "Dur bakayım ." dedi düşünür gibi yapıp gözlerini kıstı. Ne yaptığına merakla bakıyordum şimdi. " Imm cık . Sen den daha güzel değil kardeşim. " deyip gülmeye başladı. Onun gülmesiyle ben de güldüm.
Hay deli çocuk. Sen çok yaşa emi ! İyi ki vardı iyi ki!
***
Bahçenin her yeri ışıl ışıl. Renga renk balonlar, kocaman bir masa ve üzerin de on beş yazan sarı balonlar. Her zaman sadelikten yana da olsam, babam bu sefer daha eğlenceli ve güzel olacağını düşünüp böyle yaptırtmış. Ben de onu kıramadım. Her zaman olduğu gibi .. Uzandığım hamaktan, çalan zille doğruldum. Sanırım arkadaşlarım geldi ve birazdan parti başlayacaktı.
Kapıya doğru ilerlediğim de, içeriden bana doğru gelen Selen 'i gördüm. Selen benim Çınar 'dan sonraki en iyi arkadaşım. İlk okuldan sonra liseyi de birlikte okumaya karar verince ayrılmadık. Sanırım bu deli kız Çınar 'a karşı da boş değildi. Yanına geldiğim de bana sımsıkı sarıldı. "İyi ki doğdun canım arkadaşım . " dedi. Ben de sarılmasına karşılık verip "Teşekkürler miniğim. " dediğim de ayrıldık. Benden bir ay küçük olduğu için miniğim derdim ona. "Bana şöyle söylemeyi kes. Çınar nerede ? " senin derdin belli oldu.
" Bilmem içeri de Merve 'yle konuşuyordu en son. " dediğim de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. O sinirle harmanlanan sesiyle " Ne Merve 'si Ezel ?! Merve de mi burada valla saçını başını yol - " dediğinde tepine tepine giderken kolundan tuttum.
Deminden beri sıktığım kahkahamı yüzüne baka baka en sonun da bıraktım. O da şakamı anlayıp gözlerini kısarak " Alçaksın Ezel. " dediğin de benim gülüşüm daha da arttı.
"Geç aptal aşık. Gelir şimdi mutfakta. " dediğim de içine sanki su serpilmişti.
Biz hamağa oturup dedikoduya başladığımız da zil tekrar çaldı . Dışarıya açılan kapıya baktığım da kapı da gördüğüm suretle ağzım açık kaldı . Gelen Atlas 'tı. Nereden çıkmıştı ki bu aptal çocuk !
Atlas benim korkulu rüyamdı. Babamın arkadaşının yeğeni. Amcasıyla babam bir zamanlar ortakmış ve bir süre sonra battıkları için ayrılmışlardı. Ama hala zaman zaman görüşürler. Aralarında ki arkadaşlığı hiç bir zaman anlayamadım. Ne çok samimi , ne çok soğuk. Zaten Kadir Amca yı hiç bir zaman ben de sevememiştim. Adam insanlara yiyecek gibi bakıyordu. Bakışları tuhaf adam derdim ona zaten. Böyle bir adamla babamın neden arkadaş olduğunu hep merak etmeme rağmen bir gün bile babama gidip neden oluşunu sorgulamak hiç aklıma gelmemişti ama mesela. Atlas ' la ise daha geçen sene tanışmıştık bir dernek yemeğin de . Babam o zaman tanıştırmıştı bizi. Ama Kadir amcayı hep görmüştüm çevremiz de . Özellikle annemin yanın da .. Annemin hiç arkadaşı olmamasına rağmen bu adamla görüşürdü. Buna çoğu zaman şahit olmuştum .. Atlas dan da hoşlanmıyordum zaten ben. Kendisi nasılsa yeğeni de öyle iticiydi gözüm de .. Keşke kova bilseydim şu an buradan bu adamı ..
"Hoş geldin ama seni çağırdığımı hatırlamıyorum. " dedim bana doğru geldiğin de. Ne güzel misafir perverim ( ! ) ama.
O da alınmadığını belli edercesine sırıttı " Senin değil zaten, Nazım amcanın davetlisiyim. " deyip kolumu sıvazladı. Benden ve bura da ki çoğu arkadaşımdan beş yaş büyük olmasına rağmen girdiği ortam da bunun zorluğunu hiç çekmedi. Gıcıktı zaten ne olacaktı . Ne halt yemeye geldiyse bu gün buraya da zaten anlamamıştım .
Art arda gelen zil sesleriyle herkesin bahçeye akın etmesi bir olmuştu ve sanırım gelen listesi herkesin bura da olduğunu gösteriyordu . İlerleyen dakikalar da herkesin pastayı beklediğini anladığımdan Ela Teyze nin yanına giderek pastayı getirmesini söyledim. Babam hâlâ ortalar da yoktu ama ben bilirim. Asla bu pastayı yalnız kesmedim ben yıllardır. Bu yıl da kesmeyecektim . Çünkü kahramanım beni asla yalnız bırakmazdı bunu çok iyi biliyordum ..
Bahçeye çıktığım sıra da birinin kolumdan tutulmasıyla sendeledim. Ellerin sahibine doğru baktığım da Atlas olduğunu gördüm. Beni baştan aşağı süzüp " Nefes kesicisin bunu demin fark edememişim. " dediğin de ne dediğini anlamadığım için şaşkınca yüzüne baktım. O bu durumumdan daha da keyif alıp ellerini sıklaştırdı ve devam etti " Ama çok küçüksün. Sanırım büyümeni beklemeliyim. " dediğin de bir an da kendime gelmemle, kolum da duran ellerini savuşturmam bir oldu.
Bir adım geriye gidip " Sakın bir daha bana dokunma. " diye tısladım. Aptal kendini ne zannediyordu ? Bu hiç hoşuma gitmemişti. Arkama dönüp sinirli sinirli söylenirken hırsla yürümeye başladım. Oda arkamdan sesli sesli gülüyordu. Akıl yaşı beş olan manyak.
Selen 'in yanına geldiğim de sinirli halimi fark edip " Ateş saçıyorsun Ezel ne oldu ? " diye sordu. Ben tam yaptığı densizliği anlatacakken Ela teyze bağırarak ortama giriş yaptı . . " İyi ki doğdun Ezel. İyi ki doğdun iyi ki doğdun. İyi ki varsın Ezel ! " dediğin de gülümsedim ama hâlâ babam ortalarda yoktu.
Huzursuzca yanlarına doğru giderken bir an da gelen sesle herkes bağırışmaya başladı. Put gibi durmam bir işe yaramayacağını biliyordum ama elimden bir şey gelmiyordu. Beyin fonksiyonlarım çalışmayı durdurmuştu adeta. Ne yapmam gerektiğini bilmiyor, oradan oraya koşuşturan insanları görüyor ama algılayamıyordum. Çünkü bu ses.. bu ses..
Bir silah sesine aitti ..
Çınar bir an da yanım da belirip benim elimden tuttu. Beni içeriye doğru çekiştirirken herkes oradan oraya koşuşturuyordu. Ne olduğunu anlamadan bir kez daha silah sesi geldi. Bahçenin arkasından geldiğini bu kez net anlamıştım.
Çınar "Hadi Ezel ! " deyip beni çekiştirirken içime düşen o yangına anlam veremedim. Bir an da kolumu Çınar 'ın elinden çekiştirip serbest bıraktım.
Arkamdan bağırışlara aldırmayıp sesin geldiği yöne doğru koştum. O kısacık mesafe içim de oluşan yangının etkisiyle kilo metrelerce yol gibi gelmişti bana. Adımlarımı hızlandırıp istediğim yere vardığım da , yer de yatan birini görmemle arkasından ilerledim. Hayatım da ilk kez büyük bir çıkmazın içindeydim. İçim den bir ses oraya doğru gitmemem gerektiğini söylerken beynim adeta benden önce oraya doğru koşuyordu . Nefesim ciğerlerim de takılı kalmıştı . Soluk boruma oturan bir şeylerin farkına vardığım da yutkunmak istedim ama bu resmen benim için bir işkenceye dönüştü.. Bu hiç normal değildi. Ben nasıl böyle yoğunlukta hissedebiliyordum ?
Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi atıyordu. Çok koştuğum için mi yoksa birazdan öğreneceğim şey için miydi bilemiyordum ?
Hayır baba, hayır ! Bu sana birlikte aldığımız ceket değil. Senin değil.
Yaklaştıkça içimden dilime varmayan o şeyleri söylüyordum. Sen olma baba. Yer de yatan sen olma. Yalvarırım sen olma ! Beni bırakmış olma ! beni bu dünya da bir başıma kimsesiz bırak mış olma !
İyice yanına sokulup hâlâ kondurmadığım bedenin yüzünü soğuk kanlılıkla bir an da kendime çevirdim.
İşte o an korkuların en beterini yaşadım. Deminden beri ettiğim tüm duaların boşa gittiğini anlamam geç olmadı. Olmadı. Keşke olsaydı. Ama zaten bu hayatta ne istersek hep tersi olmaz mıydı ? Ben bu hayattan şimdiye kadar çok fazla bir şey istememiştim de zaten. Neden şimdi böyle oluyordu ki ? Neden bu şey benim başıma gelmişti ? Ben kime ne yapmıştım ?
Hiçbir şey ..
Ama bu hayat bana hep zorluğu göstereceğine dair ant içmiş gibiydi. ve ben artık yapa yalnızdım.
çünkü..
çünkü..
Çünkü babam..
Ölü bedenden farksız yerde kanlar içinde yatıyordu.. O aklımdan geçirdiğim yüz binlerce ihtimalin hepsi de tutmuştu.
Tarihler on dokuz eylül iki bin on yediyi gösteriyordu. Ve ben artık kimsesiz kalmıştım.
Ben artık kimsezdim.
*
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici hep, hepp acele işi !
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40 ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğmi, oğluyla !
Tifoyken başardım bu aşk oynunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, can evim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
CAN YÜCEL
BÖLÜM SONU . . .