Kahve makinesinden gelen sesle birlikte "Sonunda!" diye mırıldandım. Beni bir saattir uğraştırmış, üstelik yedi lirama mâl olmuştu.
Makineye doğru hevesle gelen, Sibel'i görünce durakladım.
"Vaktin yoksa hiç uğraşma. Makine yine bozuk." dedim. Hayal kırıklığı hemen çökmüştü yüzüne.
"Bir işimiz de düzgün olsa şaşarım zaten." dediğinde güldüm.
"Üzülme üzülme. Akşam ısmarlarım ben sana kahve."
"Sağ ol ya! Akşam ben de ısmarlarım kendime kahve." dedi gıcık gıcık bakarak. Gözlerimi devirmeden edemedim.
"Sana iyilik yapanda kabahat."
Sibel ile üniversite son sınıfta ortak girdiğimiz birkaç dersten tanışıklığımız vardı ayrıca. Okul zamanları, pek görüşmesek de, aynı iş ortamı bizi birbirimize çok yakınlaştırmıştı. Aklı başında, kibar, güler yüzlü, hoş kadındı Sibel. Biraz hayalperest ve fazla ısrarcı olmasını gözardı edebilirdik, sanırım.
Abisi pub işlettiğinden, ara ara akşamları birlikte oraya gider, kafa dağıtırdık. Selim'i, yani Sibel'in abisini, daha önce hiç görmemiştim. Fakat kocamla boşanmaya karar verdiğimizi söylediğim ilk günden beri Sibel'in bizi tanıştırma çabası barizdi. Zaten üniversitedeyken de abisinden fazlaca bahsettiği zamanlar olmuştu, bana. Yıllar sonra abisinin evlenmemiş olması, benimse boşanacak olmam, sanırım ona bizim birbirimizin kaderi olduğumuz izlenimini vermişti.
Ki üzerinden iki ay geçmiş, ben hala boşanamamıştım. Yalnızlığı kısmen sevdiğimi de inkar edemezdim. Kafamı dinliyordum. Evde bir ses olmasını özlediğim zamanlar oluyordu ama özgürlük bana iyi gelmişti. Daha çok kendime vakit ayırıyordum.
O kadar uzun zamandır birlikteydik ki Orhan'la... Böyle bir boşluğa ihtiyacım olduğunu bile unutmuşum.
Orhan... Onu da özlediğimi inkâr edemem. Ama ne yalan söyleyeyim, aşk acısından bertaraf olduğum da yoktu. Rahat bir nefes almıştım, orası ayrı. Yine de her şeyden öte birlikte vakit geçirmeyi sevdiğim bir arkadaşımdı o. Her zaman da öyle kalacağını, boşansak bile birbirimizi güzel hatırlayacağımızı, arada oturup bir şeyler içebileceğimizi düşünürdüm eskiden.
Deli misiniz?! Tabi ki öyle bir şey mümkün olmadı! Orhan, benimle, ilk üç hafta hiç iletişime geçmedi. Boşanma davası zerzevatını nasıl halledeceğimizi sormak için aradığımda telefonlarımı açmadı.
Daha sonra...
Ben evi terk ettikten, tam yirmi gün sonra beni aradı. Özür dilemek ve tekrar denemek için. İç çektim. Orhan kadar kendinden emin bir adamın yapacağı iş değildi. Bu işte bir iş vardı. İçime sinmemişti. Hem bu sebepten, hem de hasretinden yanıp tutuşmadığımdan olsa gerek, reddettim. Birkaç kez iş yerime geldi, iki kez telefonda ağladı, her hafta çiçek yolladı... Nafile!
Tamam, kabul. Evliliği, sevgiyi, aşkı ve tutkuyu özlediğimi hep düşündüm bu süre boyunca. Ama Orhan'la değil. Onu da özlemiştim evet. Ama kocamı özlemiş gibi değil. Eski bir arkadaşı hatırlayıp "Şimdi burada olsa ne iyi olurdu!" diye düşünmüşüm gibiydi sanki.
Zamanla birbirimizin sevgisini kazanmıştık. Ama aşk... İkimiz için de en doğrusunun bu olduğunu o söylemişti. O zaman bu kadar net anlamamıştım. Orhan'sızlığın bana ne kadar büyük rahatlıklar sunduğunu fark ettikçe anlıyordum ne demek istediğini. Haklıydı. En azından benim için en doğrusu buydu. Hem, o evliliğin içinde benim unutamadığım, unutamayacağım kırgınlıklarım ve acılarım vardı.
Kalbimde ve aklımda net olan tek bir şey vardı. Boşanmalıydım. Çünkü Orhan'ın hayatımın erkeği, ruh eşim olmadığından adım gibi emindim artık. Üstelik beni böyle kolay bir şekilde bırakıp gidebilmiş bir adamın da bana olan aşkından deli divane olduğunu düşünmüyordum. Kim bilir, kafasından neler geçmişti?
Kafamı kaldırıp Sibel'e baktım.
"Avukat tanıdığın var mı?"
Biraz yüzüme baktı.
"Orhan, vazgeçmiyor mu?"
İç çektim.
"Maalesef. Ondan beklenmeyecek bir şekilde ısrarcı ve net. Ne yapmak istediğini anlamlandıramıyorum artık. Sadece en kısa sürede bitmesini istiyorum."
Bir süre düşündü. Önce biraz yüzü asıldı. Sonra aydınlandı.
"Benim yok tanıdığım avukat. Ama abim, bahsediyordu bir arkadaşından. Hem onunla da bir tanışmış olursunuz."
Kabalık etmemek adına, henüz boşanamadığımı ve abisinin tanıştığımızda, birazcık bile ilgimi çekmeyeceğini söylemek istemedim. Onun yerine sabırlı bir şekilde gülümsedim. Sonuçta Sibel'de bana yardım etmek niyetindeydi ve beni sevdiğinden, abisine uygun görüyordu. Kötü niyetli olmadığını bilmek, ona gülümserken, işimi kolaylaştırdı.
"Tamam, sen sorarsın. Akşam çıkışta hem kahve içeriz, hem bu konuyu konuşuruz. Benim hazırlamam gereken raporlar var. Çok teşekkür ederim, Sibel."
Kocaman gülümseyerek cevap verdi bana. Evden ayrıldığım zaman, bir gece Sibel'de kalmıştım. Ertesi gün hızlıca eşyalı bir daire tutup, Muğla'daki aileme haber verdim. Üzülseler de çok tepki vermediler. Benim gibi... Zaten ailelerimiz hiç anlaşamamıştı. Ne onun ailesi, beni ve ailemi severdi; ne benim ailem, Orhan ve ailesini... Böylesinin herkes için daha iyisi olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.
***
Akşam Sibel'le buluşup, iş yerine yakın bir alışveriş merkezine gittik. Klasik kahve dükkânlarından birine oturup, iki Türk kahvesi söyledik.
"Abimle konuştum. Bir arkadaşı varmış. Genelde ceza davalarına bakıyormuş ama abim, kendisi konuşursa kırmayacağını söyledi. Çok iyi bir avukatmış. Sonucu haber verecek, canım."
"Sana da abine de çok teşekkür ederim Sibel. Gerçekten bana çok destek oldun. Bu iş en kısa zamanda nihayete ersin, ben de yoluma bakayım istiyorum."
"Ne yapacaksın? Boşandıktan sonra tabi?"
"Aklımda belirli bir plan yok. İki yıldır yıllık iznimi kullanmıyorum. Sıcak bir yerlere tatile gitmek ilk planım."
O sırada kahvelerimiz gelince, bir an için dikkatimiz dağıldı. Sibel kahvesini önüne çekip bana baktı.
"Yurt dışına mı çıkacaksın?"
İlk yudumu aldım. Sıcak kahve ağzımı yakınca ister istemez yüzümü buruşturarak konuştum.
"Yani... Kesin bir şey yok, ama uzak bir yerlere gitmeyi düşünmüyorum. Tatilimin yarısı yolda geçecek yoksa. Belki Yunanistan olabilir ya da yurtiçi bir yerler. Bodrum filan..."
Gülümsedi. O geçen ay tatilini Paris'te değerlendirmişti. Kıskanmadım desem yalan olur. Ama şuan için uzağa gidecek ne bütçem vardı, ne halim. Yeni ev işi hızlıca halledilmiş olsa da beni, maddi ve fiziksel anlamda yormuştu.
"İstersen bizim yazlığın anahtarını veririm sana. Marmaris'te."
Bu jestin doğru olup olmayacağını düşündüm, şöyle bir. Bana çok iyi geleceğine karar verdim.
"Çok sevinirim. Belki hafta sonu sende kaçarsın yanıma?"
"Yalnız kalmak istersin diye düşünmüştüm."
"Bir yerden sonra o da sıkar. Bakalım. İzin aldığım zaman sizin yazlık müsait olursa tekrar görüşürüz bu konuyu."
Masanın üzerindeki telefonu çalmaya başlayınca ikimizin de gözü oraya kaydı.
"Abim. Senin avukat işini haber verecekti."
Başımı salladım.
"Alo?"
"..."
"Tahmin ettim. Ne dedi?"
"..."
"Yani bildiğim kadarı ile Zuhal, tazminat filan istemiyor. Tek isteği, bu işin daha fazla uzamadan son bulması?"
Onay ister gibi yüzüme bakınca hızla kafamı salladım. Orhan'ın parasına ihtiyacım yoktu. Hiç olmamıştı.
"..."
"Anladım abi, haklısın."
"..."
"Tamam. Sen bana mesaj at o zaman. Ben Zuhal'e sorarım. Ne zaman görüşmek isterse, kendisi bilir."
"..."
"Görüşürüz abicim. Çok teşekkür ederim. Sana borçlandım."
Karşı tarafın cevabını gülümseyerek dinleyip, telefonu kapattı. Yarın Selim ve avukat arkadaşı yarın sabah kulüpte olacaklarmış. Abisi, arkadaşının numarasını ve ofisinin adresini mesaj atacakmış.
"Ofisine mi gitmek istersin, yarın bir görüşelim mi?"
Bunu sorarken, neredeyse yalvararak bakıyordu. Yarın cumartesiydi. Daha fazla uzatmak istemedim. Selim'le beni önünde sonunda tanıştıracaktı.
"Tamam. Yarın gidelim. Ancak öğleden önce işim var. Saat on bir gibi buluşuruz. Uygun mu?"
Başını hızla salladı. Biraz daha oturup sohbet ettik. Çalıştığımız yer bir reklam ajansıydı ve Sibel çok üretken, çalışkan bir kadındı. Önemli bir şey olmadığı müddetçe, dışarıda da olsak hep işten ve projelerinden bahsederdi. O yüzden kaçınılmaz bir şekilde işten konuştuk. Sıkılınca kalkmak istedim. Hesabı ödeyip, ayrıldık.
Eve, evime, geldiğimde derin bir iç çektim. Çok da alıştığım ve sevdiğim söylenemezdi. En azından eşyaların sıfır, evin de güvenlikli bir sitede olması işime geliyordu sadece. Önce duşa girdim, sonra pijamalarımı giydim. Alarmı kurup, uyku bantlarımı gözüme geçirdim. Neyse ki hızlı uyuyan bir insandım. Henüz birkaç dakika olmuştu ki, bilincimin uyuşmaya başladığını hissettim.
***
Kapının deli gibi çalınmasıyla, sıçrayarak yerimden kalktım. Apar topar bantlarımı çıkarıp odaya göz gezdirdim. Hava hala karanlıktı. Saat gece yarısını geçmiş olmalıydı. Telefonumun ekranını açarken kapı, alacaklı gibi çalınmaya devam ediyordu. 02:37. Hayırdır inşallah.
Çantamdaki biber gazını elime alıp kapıya yaklaştım. Delikten bakınca, şaşırmadan edemedim. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi!
"Orhan?!"
Beni duyuyor gibi görünmüyordu. Evimi nasıl bulduğunu düşünürken, gözlerim onu inceliyordu.
"Bu saatte ne işin var senin burada?"
"Beni içeri almayacak mısın?"
Sarhoştu. Tabii.
"Seninle daha ayık olduğun bir zamanda görüşmeyi tercih ederim açıkçası. Bu kadar içmezdin sen."
Kapının önündeki paspasa oturup ağlamaya başladı.
"B-ben hiç iyi değilim. Ben gibi davranmayı unuttum resmen! Yalvarırım Zuhal! Biraz konuş benimle. Kelebek hakkında... Ben çok pişmanım!"
"Kelebek mi?"
"Hı hı... Öldü kelebek..."
Anlam veremedim. Saçmalayacak kadar içmişti demek. Arada, uykusunda da böyle anlamsız kelimeler sayıklardı.
"Orhan, hadi. Sana yardım edeyim de ayağa kalk."
Biraz çaba sarf ederek onu kaldırdım ve içeri taşımaya çalıştım. Güç bela, başarılı da oldum. Birkaç gün belimin ağrıyacağı kesindi. Su ısıtıcısını açtım ve hızlıca kaynatıp kahve hazırladım.
Neredeyse sızmıştı. Birkaç defa dürtükleyince gözlerini açtı. Kahveyi uzattım ve telefonumu aldım. Rehberden aradığım ismi bulup, hemen arama tuşuna bastım.
"Alo?"
"Kenan, iyi geceler. Bu saatte rahatsız ediyorum ama Orhan bana geldi. Sarhoş. Tek başına gönderemem, burada kalması da uygun olmaz. Rica etsem onu alır mısın?"
Kenan, Orhan'ın samimi arkadaşıydı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Sesinde anlamlandıramadığım bir panikle kabul etti.
"Ben kendim giderdim. Niçin istemiyorsun beni?"
"Biz boşanmak üzereyiz Orhan. Bu yaptığın hiç hoş değil."
"Boşanmayı ben istedim. Böyle bir fikrin bile yoktu. Sonra... Sana ne kadar alıştığımı anladım. Yaşadıklarım kolay değildi. Ama hak ettim. Senden özür diliyorum. Rica ederim şu boşanma işini ertele. Biraz daha düşün. Çünkü ben sana dava filan açmayacağım."
"Sarhoş bir adamla böyle ciddi konuları tartışmayacağım. Daha ayık ve mantıklı olduğun bir gün konuşmayı tercih ederim, Orhan. Kahveni iç ve git."
"Gerçekten boşanmak istemediğini sende biliyorsun. Yapma, Zuhal. Sen seversin beni. Kızgınlıkla hareket etme. İyi düşün."
"Ben gayet iyi düşündüm. Evet, doğru, seni sevdim. Belki sen boşanmak istemesen, ben bunu istemeye cesaret edemezdim. Şu da var ki seninle evliyken de mutlu olamadım hiç. Lütfen. Sıkma beni daha fazla."
"Acele ediyorsun."
"Tam aksine! Geç bile kaldım. Senelerdir senin beklentilerini karşılayamadığım için kendimi berbat hissettim! Şu saatte sana çocuk bile versem isteyerek, severek yaptığım bir çocuk olmayacaktı. Beni o noktaya getirmiştin. Sırf daha fazla tartışmamak için kabul edecektim neredeyse! Hiç hazır değilken, hiç istemiyorken hem de! Bir daha bana istemediğim bir şeyi yaptırmana izin vermeyeceğim. Neyse ki aldığın karar beni yolumdan çevirdi. Bunun için sana teşekkür ederim."
"Çocuk yapmayı düşündüğün bir adamı boşamak bu kadar kolay mı peki?"
"Dediklerimi duymuyor musun sen?! Çocuk yapmayı sadece sen sus, daha fazla beni boğma diye düşündüm ben!"
"Sesini yükseltme. Kavga etmeye gelmedim. Senden vazgeçmenin bir hata olduğunu anladım. Ve seni geri kazanmak için ne gerekiyorsa yapacağım. Söz veriyorum, istediğin gibi bir insan olacağım."
"Benim seni şekle sokmaya harcayacak enerjim kalmadı Orhan. Kimse kimsenin istediği gibi olamıyor... Sadece bir süre yaşamak istemediği şeylere tahammül ediyor o kadar. Ben senin için çocuk yapsaydım bile iyi bir anne olamazdım. Yoğun çalışıyorum. Bir çocuğa ve tekrar evliliğimi yoluna koyacağım diye çaba harcamaya enerjim yok."
"Bunu sormaktan hicap duyuyorum. Ama... Başka biri yok değil mi?"
"Saçmalamalarını sarhoşluğuna veriyorum. Bu seni hiç alakadar etmez."
"Seni paylaşamam. Sensiz olamam Zuhal. Ben sandım ki... Sensizliği hiç bilmediğimden böyle oldu! Sandım ki sensiz de mutlu olurum. Olamadım. Biliyorum... Seni kırdım. Çok pişmanım. Ne istersen yapmaya hazırım."
O sırada zil çaldı.
"Kenan, geldi. Gitmeni istiyorum. Şimdilik başka bir arzum yok. Bu iş bitecek."
"Yanılıyorsun. Beni hayatından bu kadar kolay çıkartamazsın. Sana olan sevgimi ispatlayacağım. Söz veriyorum."