Güzelim

2238 Kelimeler
İki hafta... Koskoca iki hafta geçmişti onlar konuşmaya başlayalı. İlk Vaha'nın mesajı ile açıyordu gözlerini yeni güne. Gece en son onun mesajı ile kapatıyordu gözlerini. Her anlarını paylaşıyorları artık. Ne olsa, ne yaşasa Vaha'ya anlatası geliyordu Nare'nin. Onun Nare'nin hevesini kırmayıp saçma sapan ne varsa dinlemesi, cevap verip ilgi göstermesi hoşuna gidiyordu. En ufak şeyde Vaha'ya yazıyordu. Birkaç saat konuşmasa rahatsız hissediyordu kendini. Alışmışlardı da artık birbirlerine. Başlardaki çekingenlik gitmişti. Vaha bile artık daha rahat konuşuyordu Nare ile. En azından her mesajın sonunda 'Seni üzdüm mü Nare?' diye sormuyordu. O da hevesle konuşuyordu hatta. Bu daha da mutlu ediyordu Nare'yi. Geçen günlerde aldığı balıkların fotoğrafını atıp nasıl çocuk gibi mutlu olduğunu anlatmıştı Nare'ye. Bazen Nare'nin ona yaptığı gibi o da  giyeceklerini soruyordu Nare'ye. Onun seçmesini istiyordu. Kendisi çok anlamıyormuş bu işlerden. Bazen evde yapamadığı bir şeyleri soruyordu. Kimi zaman yemekle ilgili oluyordu bu, kimi zaman ev işleri ile. Birlikte kitap okuyorlardı mesela. Aynı gün aynı anda başlıyorlardı okumaya. Sonra birlikte değerlendiriyor, tartışıyorlardı okudukları satırları. Kısacası Nare alışmıştı ona, benimsemişti, sevmişti. Ayrılmak istemiyordu, sürekli konuşmak sürekli bir şeyler paylaşmak istiyordu. Ve Nare artık Vaha'yı görmek istiyordu. Birlikte okudukları o satırları yan yana olarak okusunlar istiyordu. Sevdikleri satırları konuşurken yan yana olmak istiyordu. Açamıyordu bu konuyu Vaha'ya. Söylerse her şeyin bozulacağından korkuyordu. Çaresizce devam ediyordu böyle ondan uzak kalmaya. Nerede, nasıl, kiminle diye düşünüyordu sık sık. Şuan gülüyor mu, ya da nasıl gülüyor, gülünce gözlerinin kenarları kırışıyor mu bunlar bu sıralar aklında yer edinen sorulardandı. Mesela gamzesi var mıydı Vaha'nın? Ya da gözleri nasıl bakardı? Mizacı, yüz hatları sert miydi? Saçları hangi renkti, gözleri hangi renk..? Yine düşmüştü aklına onlarca soru. Yine düşünüp düşünüp kendini üzmüştü. Uzanıp telefonu aldı eline sinirle. Kaç saattir yazmamıştı Vaha da. En son çalıştığını söylemişti. Saate baktı Nare. Akşam olmuştu çoktan. Vaha ile olan sohbetine girip yazmaya başladı. "Vaha! Vaha! Vaha!" Bir süre bekledi ekran başında. Vaha'dan mesaj gelmeyince telefonu dizlerine bırakıp kollarını bağladı göğsünde. Birkaç dakika kendi kendine Vaha'ya trip attı ona bunca saat yazmadığı için. Telefon titrediği an hızla eline aldı.Öyle bakmamakla onun Nare'yi beklettiği kadar bekletmekle falan uğraşamazdı Nare. Hem Vaha da hiç bilerek bekletmezdi ki Nare'yi. Bazen Nare yazsın diye telefon başında beklediği ve bunu hiç gocunmadan itiraf ettiği bile oluyordu Vaha'nın.  'Selam Nare!' Elini dudaklarına kapatıp kıkırdadı Nare. Az önceki tripten eser kalmamıştı bedeninde. Yine de belli etmedi bunu Vaha'ya. "Neden hiç yazmadın Vaha? Kaç saat oldu." 'Sen yorgunum, karnım ağrıyor dedin ya Nare.Ben de sen dinlen diye yazmadım.' Bakışlarını yukarı kaldırdı Nare. Avize ile birkaç saniye bakışıp Vaha'nın haklı olduğunu düşündü. "Tamam ama sen yine de yaz bana." 'Yeter ki sen iste. Memnuniyetle yazarım ben.' Dudaklarında kocaman bir gülümseme oluşurken  "Eee." yazdı Nare. "Ne yapıyorsun? Bitti mi işin?" 'Bitti. Şimdi bir şeyler yedim. Sen yedin mi yemeğini?' Gözlerini kırpıştırdı Nare biraz çekinerek. Vaha ona bu konuda hep kızıyordu. Aç bırakıyorsun kendini diyordu ve yine geliyordu azar. "Yemedim birazdan kalkıp yerim." 'Nare saat kaç oldu? Sen hâlâ öğlen içtiğin bir kâse çorba ile mi duruyorsun?Hadi kalk bir şeyler ye hemen. Sonra karnım ağrıyor, yorgunum diyorsun.' Derin bir solukla doldurdu ciğerlerini. Bir yandan da halinden memnundu. "Tamam." 'Düzgün bir şeyler ye Nare. Bekliyorum burada gelmeni.' "Tamaaaam." *** Nare sessiz olmaya dikkat ederek odadan çıkıp bir şeyler yemişti. Saat geç olduğu için kızlar uyumuştu. Ve Nare onların yediği akşam yemeğini ısıtıp yemişti. Vaha'nın tatmin olacağı yemeklerdi! Mutfağı toparlayıp telefonu eline aldı. Mutfak masasına kuruldu hemen.  "Geldimm, yedim yemeğimi." Ve çektiği fotoğrafı attı. Kuru fasulye, pilav bir de çorba vardı tabaklarda.  'Afiyet olsun. Sonunda düzgün bir şey girdi midene. Sürekli abur cubur yiyorsun.'      Gözlerini devirdi Nare trip atar gibi. "Sağol Vaha ama bilmem farkında mısın uzun zamandır abur cubur yemiyorum." 'Tamam haklısın bu konuda. Söz verdiğinden beri çok yemiyorsun.'  Taktir edilmiş bir çocuk gibi tebessüm etti bu kez. Vaha ile konuşurken adama sürekli abur cubur yediğinden bahsettiği için böyle olmuştu. Vaha söz verdirmişti aşırıya kaçmaması için. Ve Nare de fark etmişti,  gerçekten biraz daha sağlıklı beslenmesi gerekiyordu. 'Nare...'   Mesajı görünce ciddileşip baktı Nare. Az sonra yeni bir mesaj düştü ekrana.  'Hadi kahve yap kendine. Balkona çık, birlikte gökyüzünü izleyelim.'  Gülümsedi Nare. Dudaklarını dişledi. Neden gözleri dolmuştu şimdi? İki haftadır her şeyi yaparken 'mış gibi' düşünüyorlardı. Yanındaymış gibi gökyüzünü izliyor, birlikteymiş gibi kitap okuyorlardı. Aynı kitabı okuyup aynı anda kahve içiyorlardı. Birlikte yaparmış gibi...  "Tamam." yazdı hızla. "Birlikte mi?" 'Evet ben de yapıyorum. Birlikte.' Gülümsedi Nare. Telefonu bırakıp kendine bir kahve yaptı. Telefonu eline aldığında Vaha'dan gelen birkaç mesaj vardı. 'Üzerine bir şey al Nare. Hava soğuk. Ben hazırladım bekliyorum seni.' Odaya gidip üzerine bir hırka giydi. Ve bununla yetinmeyip küçük bir battaniye de aldı yanına. Kahvesini alıp balkona çıktığında telefonuna yeni bir mesaj geldi.  'Nare kapıya çıksana bir.'  Sorgulamadı Nare. Bir şey yazmadı. Elindeki kahveyi balkondaki minik masanın üzerine bıraktı. Kapıyı açtığı an karşısında tanımadığı bir adam görmeyi beklemiyordu. Kaşları çatıldı önce. Gözleri merakla adamın üzerinde gezindi.  "İyi akşamlar abla." diyen adamla düşüncelerinin aslında yanlış olduğunu anladı. Yutkunup başını salladı aşağı yukarı.  "İyi akşamlar." Adam aceleyle elinde tuttuğu saksıdaki çiçeği Nare'ye uzattı. Ardından da diğer elindeki kutuyu tutuşturdu Nare'nin eline. "Abla senin abi yolladı bunları. Biraz sinirliymişsin de bugün fazla uzatma ver gel dedi. İyi akşamlar. Saygılar." Adam Nare'ye konuşma hakkı vermeden hızlıca konuşup ardına bakmadan gitmişti. Hiçbir şey soramamıştı Nare. Konuşma hakkı tanınmamıştı ki. İçeri girip çiçeğe baktı uzunca. Çok güzeldi. Vaha ile birkaç gün önce çiçekler hakkında konuştuklarını hatırladı. Koca bir gülümseme oluştu yüzünde. Çiçeği odasına bırakıp kutunun kapağını açtı. İçinde Nare'nin sevdiği çikolatalar vardı. Bu sefer sesli gülüşüne engel olamadı. Sesi yükselmesin diye kafasını yastığa bastırıp koca bir kahkaha attı. Kutuyu da alarak koştur koştur balkona çıktı. Telefonu alıp Vaha'nın yazdıklarına baktı. 'Benim Nare'm bugün biraz sinirli gibiydi sanki. Umarım keyfin yerine gelmiştir.' Kocaman güldü Nare. Çok mutlu olmuştu. Hiç olmadığı kadar keyfi yerine gelmişti. Onun bu hâlleri kendinden geçiriyordu Nare'yi.  "Vaha! Çok teşekkür ederim. İkisi de çok güzel." Dayanamayıp ön kamerayı açtı. Sırıtarak baktığı bir fotoğrafını çekip yolladı Vaha'ya. Ardından çekip yolladığı fotoğrafa baktı. Pişman oldu bir an yolladığına. Saçı dağınık bir topuzdu. Üzerinde pijamaları vardı. Yüzü ve özellikle gözleri şişmişti. Bir de pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. Ama artık iş işten geçmişti bir kere. Vaha atar atmaz görmüştü fotoğrafı. Bekledi Nare onun bir cevap vermesini. Uzunca bir süre geçti aradan. Hâlâ çevrimiçiydi ama bir cevap yazmamıştı Nare'ye. O geçen birkaç dakikada Nare soğumak üzere olan kahvesinden birkaç yudum almıştı bile. Telefonun ekranı hâlâ açık duruyordu Vaha yazar diye. Ve tam bardağı dudaklarına götürdüğü an geldi mesaj. Kahve boğazına kaçtı. Birkaç kez öksürüp kendine gelmeye çalıştı. 'Ne güzelsin Nare. Ne güzel gülüyorsun.' Eli ayağı birbirine girdi Nare'nin. Kolunu kaldırıp nereye koyacağını, bakışlarını nereye kaçıracağını şaşırdı. Sanki baktığı mesaj değildi de Vaha'nın ta kendisiydi. Buna alışamamıştı Nare. Ve sanırım hiç alışamayacaktı. Vaha netti. Güzelse eğer güzel diyordu. Nare'yi önemsediğini söylüyordu direkt. Ya da bazen kıskanıyor bunu da dile getirmekten çekinmiyordu. Nare'nin iş yerinde bir adamla konuşmak zorunda kalıp Vaha'ya geç cevap verdiği gün söylemişti bunu da. Asla sert bir dil kullanmamıştı ama tatlı tatlı trip atmıştı Nare'ye. Bir de bazı konularda henüz çok deneyimsizdi. Nare bu iki haftada anlamıştı her şeyi. Gerçekten de onun daha önce arkadaşı olmamıştı. Nare'ye çok özen gösteriyordu. Tüm ilgisini ona veriyordu. Ve bazen hareketleri arkadaştan daha ilgili geliyordu Nare'ye. Normal birisi yapsa kendisine karşı bir şeyler hissettiğini düşündürecek şeyler yapıyor, söylüyordu. Ama Vaha'yı biliyordu Nare. Sürekli onunla arkadaş olduğu için memnuniyetini dile getiren adamın kendisini yalnızca değerli bir arkadaş olarak gördüğünü biliyordu. Ve son zamanlarda hissettiği bir şey daha vardı. Bu adam onu yalnızca değerli bir arkadaş olarak görmüyordu. Hayatının merkezine koyduğu bir arkadaştı Nare.  Elini neredeyse tüm gövdesinde attığını düşündüğü kalbinin üzerine götürüp usulca bir solukla doldurdu ciğerlerini. Lafı değiştirmeliydi. Bir şeyler söyleyip acilen bu lafı buradan çekmeliydi ama sanki beyni durmuş gibi hiçbir fikir gelmiyordu aklına. Ve yazabileceğini en saçma şeyi yazıp yolladı Vaha'ya. "Bu kadar çikolata almışsın. Hani abur cubur yasaktı bana?" 'Hepsini şimdi yemeyeceksin?' Vaha'nın bozuntuya vermeyip Nare'ye cevap vermesi ile bir gülümseme belirdi Nare'nin suratında. Muhtemelen utandığını anlamıştı Nare'nin.  "Hıı yemeyeceğim." yazıp gönderdi muzip bir yüz ifadesi ile. 'Nare!' Dayanamayıp elini dudaklarına kapatıp kıkırdadı. O cevap vermeden Vaha tekrar mesaj attı. 'Hadi hadi aç kitabını. Kaçıncı sayfada kalmıştık? Üzerine bir şey aldın değil mi?' "Aldım Vaha. Sen? Üzerine bir şey giyin sen de. Bu aralar biraz hasta gibi olduğunu söylemiştin." 'Aldım ben de. Hadi başlayalım. Sonra biraz da gökyüzünü izleriz.' *** Artık ağrımaya başlayan boynunu tutup iki yana oynattı. Zaman pervasızca akıp gitmiş sayfalarca kitap okumuştu Nare. Artık gözlerinin acıdığını boynunun ağrıdığını fark ettiği için telefonunu alıp Vaha'ya yazdı. "Bu kadar yeter bence Vaha. Boynum ağrıdı. Biraz da gökyüzünü izleyelim." Ekranı kapatmadan telefonu masanın üzerine bıraktı. Omzunda gelişigüzel duran battaniyenin uçlarını tutup bedenini daha sıkı sardı. O sırada sohbet ekranına Vaha'nın mesajı düştü. 'Olur izleyelim bakalım. Ama üşüdüysen içeri geç.' Gülümsedi Nare. Bu kez battaniyenin uçlarını başına kadar çekip tamamen bedenini kapattı. "Yok üşümedim. Bu gün gökyüzü çok bulutlu değil mi? Ay görünmüyor hiç." Nedense yüzünü bile bilmediği Vaha'nın ekranın karşısında tebessüm ettiğini hayal etti. Bakışlarını telefon ekranından gökyüzüne çevirdi.  'Öyle... Gün geçtikçe soğuyor hava.' "Küçükken kıştan nefret ettiğimi söylerdim ama yine de karla oynamaya doyamazdım." Gözlerinin önünde küçük Nare belirdi birden. Buruk bir tebessüm yolladı ona. Tam yanıbaşında oturuyordu şimdi minik Nare. Ayağındaki okuldan verilen botlar yırtılmış, üzerinde yine okuldan verilen montun en sevdiği taraf olan kırmızı yerini giymişti. Hiç sevmezdi o montla botu. Nefret ederdi hatta onlardan. Derste herkesin içinde çağırılırdı fakir öğrenciler, onların o yaşta nasıl utandığına, diğer arkadaşlarından nasıl çekindiğine bakılmadan bir listeden okunurdu isimleri. Sonra hep birlikte sıraya girip okulun alt katına inerlerdi. Orada herkese aynı bottan verilirdi. Ayak numaran yoksa eğer bir numara büyük ya da küçüğünü alırdın hep. Kızlara bir tarafı pembe bir tarafı kırmızı olan bir mont verilirdi. Hep büyük gelirdi o mont Nare'ye ama almaktan başka da çaresi yoktu. Büzüştürürdü kolları arasında o montu sınıfa öyle girerdi. Çocuk aklı ya utanıyordu işte, diğerlerininki gibi değişik montlar giymek istiyor, o pamuk prensesli çantadan kurtulmak istiyordu. Sabah okula herkesten önce gelir montunu çıkarıp sıranın altına sıkıştırırdı hep. Akşam da herkesten sonra çıkardı sınıftan. Gözlerinin dolmaya başladığını hissettiğinde başını yukarı kaldırıp gözlerini kırpıştırdı. 'Neden?' diye sordu Vaha. "Giyecek mont falan alamazdık, genelde okulun dağıttığı montu, botu giyerdim. Utanırdım öyle dışarı çıkmaktan. Ama yazın öyle değildi bir tişört bir pantolon zaten sokakta oynamaktan kimse ne giydiğine bakmıyordu." Şimdi artık tüm o zamanların utanılacak bir şey olmadığını anlamıştı Nare. Çekinmesi gerekenl bir şey yoktu ki. O dönemler abilerinin üçü de hem okuyor hem de yaşlarına bakmadan çalışıyorlardı. Bazen simit satmaya bazen su satmaya gittiği oluyordu abilerinin. Annesi de genelde temizliğe giderdi. "Ama abimler okuldan gelince bahçede karla oynamaya bayılırdım. Kar topu falan oynardık kardan adam yapardık. Hatta bir kez kardan küçük bir kulübe bile yapmıştık çok güzeldi. Sen sever miydin karla oynamayı?" 'Kardeşlerimle oynardım biraz ama öyle senin kadar çok sevmiyorum.' Nasıl biriydi Vaha? Bazen çok neşeli, saf ve çocuksu gelirken bazen tüm hayattan bıkmış, kendini dünyadan soyutlamış biri gibi geliyordu Nare'ye. "Artık seveceksiniz Vaha Bey, bu kış benimle oynamak zorundasınız." yazıp gönderdi. Mesaj görüldü oldu ve birkaç saniye sonra Vaha yazmaya başladı. 'Seveceğiz artık...' Ekrana deli gibi sırıtarak baktı birkaç saniye. Ama yüzüne yüzüne vuran rüzgarla dudaklarını büzdü. Kızarmış burnu soğuğun etkisi ile akmaya başlamıştı. "Dur biraz, üşüdüm içeri geçiyorum."  Telefonu kapatıp cebine koydu. Bardağını bir eline battaniyi de bir eline alarak içeri girdi. Yüzüne vuran ılık hava aslında ne kadar üşüdüğünün farkına varmasını sağladı. Girer girmez bardağı makineye atmış battaniyeyi de mutfaktaki sandalyenin üzerine gelişigüzel bırakmıştı. Parmak uçlarında koştur koştur odasına girdi. Yorganın altına girip tenini sarmalayan sıcaklıkla mayışırken telefonunu çıkarıp ön kamerayı açarak bir fotoğrafını çekti. Yorganın kapattığı yüzünün yarısı görünürken al al olmuş yanağının biri görünüyordu. Burnunu çekti bir kez soğuktan sıcağa geçince burnunun foşur foşur akası tutmuştu. Önce fotoğrafı yollayıp sonra ekran başında beklediğine emin olduğu Vaha'ya yazdı. "İçerideyiz Rıza baba." Mesaj görüldü olduktan hemen sonra iki haftadır Vaha'dan hiç görmediği bir mesaj aldı. Random atmıştı resmen. Ama sonra hiçbir şey yazmamıştı. Çevrimiçiydi ama yazmıyordu Nare'ye. Gecenin bu saatinde Nare'den başkasıyla konuşmazdı ki o. "Vaha? Biriyle mi konuşuyorsun?"  Mesajı atar atmaz mavi tik olmasıyla aslında sohbette olduğunu anladı Nare ve Vaha onun sorduğu soruyu es geçerek kendi derdini dile getirdi. "Yanakların kızarmış, hasta olacaksın." Nare durdu, ekrana baktı, baktı ve tekrar baktı. Ne yani... Vaha dakikalardır onun fotoğrafını mı inceliyordu? Ve Nare'nin bir şey demesine kalmadan Vaha tekrar yazdı. "Kimseyle konuşmuyorum Nare. Senden başka kiminle konuşabilirim ben?" "Vaha..." yazdı Nare ne diyeceğini bilemeyerek. Böyle anlarda asla ne diyeceğini bulamıyor lafı değiştirmeye çalışıyordu. Hiç alışkın değildi böyle şeylere, ondandı büyük ihtimalle bu kalp çarpıntısı. "Uyuyalım mı?" Mesaj mavi tik oldu, Vaha yazmaya başladı, Nare neden bilmez heyecanla yutkundu. Telefon ekranının ışığı kirpiklerine vurup yanağına bir gölge oyunu yaparken Nare'nin kalbi değişik ritimlerle atıyordu. "Uyuyalım güzelim." Uyuyalım güzelim? Güzelim? Titreyen elini kaldırıp heyecanla atan kalbinin üzerine koydu Nare. Gözlerini kapatıp derin bir soluk alıp verdi. Neydi bu şimdi? Çığlık atıp yerinde tepinmek istiyordu resmen. Kim bilir nerede olan bir adamla, gecenin bir saati herkes uyurken ve kalbi ritmini kaybetmişken ne oluyordu Nare'ye? Şimdi Vaha'ya yazmak istedi, arkadaşlar birbirine böyle güzelim demez birbirleri için kalbi böylesine atmaz demek istedi. Ama biliyordu ki Nare bunu söylese Vaha inatla Nare'nin onun güzeli olduğunu iddia edecekti. Çünkü Vaha'ya göre Nare güzeldi ve Vaha'nın arkadaşıydı, bu durumda Nare Vaha'nın güzeli oluyordu. Aksi iddia edilemezdi, Nare bile itiraz edemezdi bu duruma. 'Üzerini açma.' yazdı Vaha bu kez. İnadına Nare'nin üzerine gidiyordu herhalde. 'Üşüdün hastalanırsın. Yanında kimse yok üzerini örten olmaz.' "İyi geceler Vaha. Kötü şeyler düşünme, kabus görme. Ve sen de üzerini sıkı ört, kimse yok yanında üzerini örten olmaz." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE