PERA
Kollarımı birbirine dolayıp karşımda kahvesini içerek tabletini kontrol eden adama gözlerimi kısarak bakmaya devam ettim. Belki bakışlarımı fark eder de ne yaptığını anlardı. Resmen rehin tutuluyordum! Acaba kim olduğumu öğrenip, babamdan para koparmak için miydi beni alıkoymaları? Gözlerim büyük evin yüksek tavanlarında ve duvardakiler dahil odanın her bir yanında göz dolduran sanat eserlerinde gezinirken başımı iki yana sallayıp bu fikri aklımdan uzaklaştırdım. Paraya ihtiyaçları var gibi durmuyordu.
Kafamdaki sorular da hala cevaplanmamıştı.
İlk soru: Nazlı kim ve nerede?
İkinci soru: Bu adam kim?
Üçüncü soru: O küçük kız bu adamın gerçekten kızı mı?
Dördüncü soru: Babam beni neden hala bulamadı?
Beşinci soru: Bu doktor ne zaman gelecek?
Daha çok sorum olsa da bunlar şimdilik cevaplansa iyi olurdu. Son sorumun cevabı kapıda belirirken gözlerimi devirdim. Doktor nihayet gelmişti. Muayenemi yapsın da akıl sağlığımın yerinde olduğunu tasdiklesin diye bekliyordum sakince.
''Bir hastam vardı kusura bakmayın, işim biter bitmez geldim. Buyurun Nazlı Hanım sizi revire alayım.'' Evin içinde revir mi vardı? Bana hala Nazlı diye seslenilmesi sinirlerimi bozsa da sesimi çıkarmadan doktoru takip ettim. Bir yandan da evin dekorasyonunda gözlerimi gezdiriyordum. İlk izlenim olarak, bu evin kesinlikle bir aile evine benzemediğini düşünüyordum. Eve genel olarak sıkıcı renkler ve mobilyalar hakimdi. Lükstü fakat sıkıcıydı işte. Nazlı denen kadının zevksizliği miydi, yoksa aşağıda kahvesini yudumlayarak işe gömülmüş bu ev kadar sıkıcı olan adamın zevksizliğinin eseri miydi bu ev bilemiyordum. Onun dışında duvarların neredeyse hepsinde aynı elden çıkmış gibi duran benzer, sıkıcı tablolar asılıydı. Sanatı severdim, en çok da resimleri. İnsanların göremediği şeyleri resimlerde bulmak hoşuma giderdi, bu benim için bir oyun gibiydi. Diğer sıradan insanların göremediklerini görmek belki de beni kendimce daha farklı ve özel hissettiriyordu. Bu nedenle sergi sergi gezmeyi, sanatçılara destekte bulunmayı severdim. Resim yapmayı, resimleri izlemek kadar sık yapmasam da çizmeye, boyamaya, dokunmaya da merakım vardı. İç geçirdim ve doktoru takip etmeyi sürdürdüm.
Üzeri örtülmüş ve yere öylece bırakılmış tabloyu merak etsem de doktorun peşinden revire girmemle tablo da bakış açımdan çıkmıştı.
''Şöyle geçin lütfen.'' Doktorun gösterdiği sedyeye oturdum ve bacaklarımı sallandırarak tamamen beyaza bürnen odada gözlerimi gezdirdim sıkılgan bir şekilde. Bir an önce buradan gitmek istiyordum. Babamla yüzleşmek bile daha az sıkıcı olurdu gibi geliyordu.
''Önemli bir şey olduğunu sanmıyorum, yine de Özgür Bey'den öğrendiğime göre biraz kafa karışıklığınız mevcutmuş. Kısa bir muayene yapacağım izninizle, gerekli görürsem hastanede bir beyin tomografisi çektirmenizi isteyeceğim.'' Gözlerimi devirdim. Demek o kaba adamın adı Özgür'dü. Nedense kendisi hiç adı kadar coşkulu gelmiyordu.
''İstediğiniz muayeneyi yapın, buradan çabucak gitmek istiyorum.'' Doktor bana garip bir bakış atarken kollarımı önümde birleştirdim ve yüzümü kırıştırarak pencereden dışarıyı izlemeye başladım. O sırada da doktor kafama elle muayene yapıyordu. Kafamın ön tarafında eli fazla oyalanırken hissettiğim ağrıyla yerimde sıçradım.
''Biraz yavaş olur musunuz? Canımı acıttınız.'' Doktor iç geçirip başını sallayarak göz-el takip uygulaması gibi birkaç muayene türü daha yaptı ve başını sallayıp malzemelerini toplamaya başladı. Soru işareti dolu gözlerle doktora baktım.
''Muayene yaptığınıza göre artık şu Özgür denen mağara adamına beni bırakmasını söyler misiniz? Ben iyiyim, evime gittiğimde daha iyi olacağım. Babamla karşı karşıya gelmek istemezsiniz herhalde?''
''Başınızın ön tarafını kötü çarpmışsınız fark etmeden, şişlik mevcut. Muhtemelen daha da şişecek ve moraracak. Bu tarz kafa travmaları kafa karışıklığına, kısa süreli hafıza kayıpları ve baş ağrısına neden olabilir. Bu sanrıların ve kişilik bozulmasının nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. Önemli bir şey değil gibi görünüyor, buz tutmalısınız şişlik için. Geçmiş olsun.'' Adam kapıya doğru bakarak konuşurken kaşlarım da çatılmıştı. Gözlerim kapıya doğru çevrilirken Özgür Bey'in kapıya yaslanmış doktora baktığını gördüm.
''İyi günler dilerim, Özgür Bey.'' Özgür denen adam doktora başını sallayıp onu uğurlarken sedyeden kalktım. Özgür Bey de hala kapıda durmuş çatılı kaşları ile bana bakıyordu.
''Kızından kafanı vurup yaracak şekilde kaçacak kadar mı nefret ediyorsun?'' Bu adam hala ne zırvalıyordu? Nazlı değil Pera olduğumu kanıtlamak için ne yapabilirdim?
''Bakın beyefendi, inanın aile dramanız hiç ama hiç umurumda değil, üstelik benim bunlara ayıracak zamanım da yok. Aile travmalarınızı isterseniz bir terapiste anlatabilirsiniz, tanıdığım harika bir psikolog var. Şimdi izninizle, ben evime gidiyorum. Size de 'asıl' eşinizi bulmada başarılar dilerim.''Adamın şaşkın bakışları eşliğinde sarı saçlarımı savurarak odadan çıkarken ayağımdaki düz ayakkabılara burnumu karıştırdım. Topuklu ayakkabılarımla daha şık ve klas bir çıkış yapabilirdim oysa ki.
Adam hala 'Nazlı' diye seslenerek peşimden gelirken gözlerimi devirdim. Bu evdeki herkes kör müydü? Nasıl beni bir başka insanla karıştırabilirlerdi? Üstelik ben eşsiz bir kadındım, bu da durumu daha çekilmez hale sokuyordu tabii.
''Kaç kere söyleyeceğim? Ben. Nazlı. De-ği-lim!'' son kelimemle ayağım bir yere takılırken sendeledim. Takıldığım şey odaya çıkarken gördüğüm üstü örtülü tabloydu. Takılmamla örtü açılmış ve tablo yere devrilmişti. Kaşlarımı çatmış bir ailenin resmedildiği tabloya bakarken Özgür Bey'in hızla yanıma geldiğini görmüştüm. Yine de gözlerimi tablodan çekemiyordum çünkü gördüğüm ilginç detay şimdiden tüylerimi ürpertmeye yetmişti. Hafifçe eğilip orta boyuttaki tabloyu avuçlarımın arasına alıp kaldırırken gördüğüm suretle gözlerimin büyüdüğünü hissettim.
''B-bu nasıl mümkün olabilir?'' Sorgular bakışlarım Özgür Bey'e dönerken o sinirle avuçlarımın arasındaki tabloya bakıyordu. Bakışlarım tekrar tablodaki üç suratta en son da ortadaki surette gezindi, yani kendi suretimde. Özgür Bey'in, küçük kızın olduğu aile fotoğrafındaki üçüncü yüz bendim. Bu nasıl olabilirdi? Resimde askılı giyinen kopyamın omuz kısmında gözlerimi gezdirdim. Aradığımı bulamamamla ağzımdan tıslamaya benzer bir gülüş kaçtı. Bana ait doğum lekesi bu kadında yoktu. Bildiğim kadarıyla ikizim ya da kardeşim de olmazken bu nasıl mümkün olabilirdi? Nazlı diye ısrarla söyledikleri isim, bu gördüğüm kadına mı aitti? Taşlar tek tek yerine otururken resmin elimden çekilip alındığını hissettim. Ellerim boşlukta kalıp düşerken gözlerim de önümdeki boşlukta takılı kalmıştı.
''Bu resimdeki...'' Özgür Bey'in öfkeyle parlayan gözleri elinde sıktığı resimden bana döndü. ''Nazlı mı?''
''Ne saçmalıyorsun? Yine o ben değilim diye başlayacaksan hiç sırası değil.''
''Ben... Babamı aramalıyım. O sana söyler, benim Pera olduğumu sana o kanıtlar.'' Ona yaklaşarak hevesle koluna dokundum. Evet, babamı ararsam bu sorun çözülürdü. Azarlardı, kızardı, belki eve hapis cezası verecekti ama yapacak başka bir şey yoktu. Kimliğim de yanımda değildi üstelik. Nazlı denen lanet kadının da ortaya çıkmak gibi bir niyeti yok gibi gözüküyordu.
''Odana git ve kızımdan uzak durmaya devam et. Bu iş birkaç hafta içinde sonlanacak, o zamana kadar kaçmayı aklından geçirme.''
Özgür Bey, merdivenlerden hızla inerken ben de peşinden gidiyordum. Bana inanmak zorundaydı, en azından babamı aramama müsade etmeliydi.
Hızla elinde tepsiyle mutfağa yönelen görevlinin cebinde duran telefonu aldım ve babamın numarasını tuşlamaya başladım. Kadın ve Özgür Bey bana deliymişim bakarken bense telefonun açılmasını bekliyordum. Buradan çıkmalıydım.