6. BÖLÜM (O)

1659 Kelimeler
 Yusuf son cümlesinden sonra bir hışımla odadan çıktı. Diğerleri de onu takip etti. Ben kıyafetlerini giydirmek için kaldım mecburen. Pikeyi tekrar açarak baş parmağımı yaralarında gezdirdim biraz. İnledi. Uyanmadan sadece inledi. Saysam sayamazdım. Ne kadar da çoktular. O an aklıma daha birkaç saat önceki çığlığı ve kırk, kırk bir, bitti demesi geldi. Neyi sayıyordu acaba? Aklıma gelen düşüncelerin hepsi de nahoştu. Hemen külodunu giydirdim. Sütyeninin kopçasını da bağlayıp bluzunu geçirdim başından. Hepsi kirliydi. Yenilerini almalıydık. Yan tarafına döndürüp mutfaktan su getirmek için çıktım. Salonda çocuklar hepsi sessiz, bir köşede oturuyordu. Aynı sessizlikle mutfaktan su alıp komodine bıraktım. Yanlarına tekrar geldiğimde saatin altı olduğunu fark ettim. "Hadi siz çıkın yavaştan, yetişirsiniz uçağa." "Bir git işine Oğuz, ne uçağı?" Yusuf sert çıktı. "San Diego olabilir mi? Vakit var daha. Rahat varırsınız zamanında." "Yok bro, kalıyoruz. Dertlenme artık. Ben zaten çok para ödemedim pilot olduğum için, bu hıyarlar kendi derdine yansın." Sırıttı hepsi. Allah iyi insanlarla karşılaştırsın duasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. İstesem canlarını verirlerdi de, istediğim Defne'nin artık hiçbir şeyden korkmaması ve o adamla göğsünü gere gere, başı dik mücadele etmesiydi. Defne neden iyi bir insanla değil de Eser sapığıyla karşılaşmıştı? "Sağ olun. Defne'nin profesyonel desteğe ihtiyacı var bence. Yusuf Sedef'i arasan mı?" "Hiç istemiyorum; ama en çabuk ondan dönüş alabiliriz." Hemen telefonunu çıkarıp iki ay önce olaylı şekilde nişanı bozduğu eski nişanlısını aradı. Ölsem bile aramam, ararsam götümü siksinler dediği psikolog Sedef'i Defne için aradı ikiletmeden. Götten sikilmek. İroni dünyası... "Selam Sedef nasılsın?" Hoparlör açıktı. Her kelimeyi üstüne bastıra bastıra söylemişti. Telefonu sıkmaktan parmak boğumları bembeyazdı. "Selam Yusuf, hayırdır totoş olmaya mı karar verdin?" "Ha ha ha ha. Seninle niye birlikte olamadım da ayrıldım bir kez daha hatırladım Sedefciğim." "Sen mi ayrıldın benden, güldüm bak şimdi, hadi oradan. Ben yüzüğü kafana attım ya unutmuşsun galiba. Popo göre göre beynini kullanmayı da unutmuşsun." "Uzatmayacağım Sedef. Psikoloji konusunda uzman olan sensin ne de olsa. Kendini senden ayrıldığım için çok çabuk toparlamışsın, tebrikler. Senden de bunu beklerdim. Gurur duydum inan, eski nişanlım da olsan bir zamanlar benimleydin sonuçta." Hep böylelerdi. Aslında tatlı tatlı atışan, her konuda farklı düşünen, uyumsuzluklarla uyumlu olabilen mükemmel bir çiftti Sedef ve Yusuf. "Ah canım ya, kendini demek böyle tatmin etmeye başladın? Sedef nasıl olsa toparlanamaz arkamdan, bir arayayım bakayım mı dedin? Bak ne geldi aklıma. Beni sen aradın. Onca laftan sonra hem de. Bana sen toparlanamamışsın gibi geldi. Başka kapıya canım. Allah versin. Kapatıy..." "Kapatma Sedef. Konu başka. Sonra laf sokarım, özlemişsindir. Sen de bir güzel yiyip formunu korursun yine." En sinir olduğu konu kilolardı. iki yıl önce yüksek lisans için tez yazdığı dönemlerde beş kilo almıştı bir ayda. "Korurum kilomu sen merak etme. Söyle konu ne?" "Bir arkadaşım için yardım etmeni istiyorum. Fiziksel şiddet, işkence ve anal tecavüz söz konusu." "Kimmiş bu arkadaş?" "Benim için önemli biri." Puşt. Sedef'i her daim ayar edecek illa ki. Siz niye ayrıldınız ya? "Senin için önemli demek. Tamam. Kendisi mi anlattı bunları sana? Eğer anlatmaya başladıysa bana ihtiyacı çok da yok demektir. Ne zaman vuku bulmuş bu olaylar?" "En son dün. Kendisi anlatmadı ki. Bedeni onun yerine söylüyor. Yardım edecek misin?" Yusuf'un sesi çatallaştı. "Ofisime mi getirirsin senin için çok önemli arkadaşını, yoksa ben mi senin evine geleyim?" Ben neredeyse artık patlayacaktım. Kemal bacağımı sıktı. Elimi ağzıma kapattım. "Hangisi daha uygun olur? Başta dediğim gibi tamamen profesyonel yardım almak için aradım. Seans ücreti, zamanı, seans sayısı her şey kitabına uygun olsun." "Siz gelin o zaman. En erken cuma akşam yediye randevu verebilirim." "Cuma akşam yedi. Anlaştık." Kapattı bir şey demeden Sedef. Patladım. Yarıldım gülerken. Diğerleri de bana katıldı. Yusuf ellerini saçlarından geçirdi. "Bir de gülüyorsunuz değil mi? Çok pezevenksiniz." "Sen de az puşt değilsin. Benim için önemli biri ne oğlum? Sesindeki bariz kıskançlığın kokusu burnuma kadar geldi." "Kıskandı değil mi?" Gülmeye başladı o da. "Siz niye ayrılmıştınız ki sahi?" Mustafa sordu bu kez. "Ne bileyim ben? Sedefle bir arada olunuyor mu ki?" "Ayrı olunuyor mu ki?" Tek kaşımı kaldırıp sordum. "Göreceğiz. Cuma çok geç değil mi ya? Cumartesi bugün. Daha bir hafta var." "Defne'yi de ikna etmemiz gerekir büyük ihtimalle. Görüşmeyi kabul edeceği meçhul. Cuma iyi bence." Kemal'e katıldım ben de. Psikolog dediğimizde ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Cumaya kadar kalacak mıydı, onu da bilmiyordum. "Biz kalkalım sen de uyu, dinlen. Bir şey olursa da hemen ara. Geliriz saat kaç olursa olsun." "Sağol Yusuf. Her şey için." Çıktılar. Odaya girip Defne'ye baktım. Aynı şekilde uyuyordu. Yanına gidip nefes alıyor mu diye kontrol ettim arkası bana dönük olduğu için. Oh! Alıyor. Salona geçip uzandım. Uyudum galiba. Gözümü açtığımda iki saat geçmişti. Tekrar odaya gittim, Defne aynı. Sıkıldım evde. Oya onda gelirdi. İki saat nasıl geçecekti? İnternete girip çoklu kişilik bozukluğunu araştırdım biraz. Okudukça içim karardı. En son kendine zarar verme ve intihar etme kısmını da okuyunca hızla kapattım sayfayı. Oya aradı, gelmek istediğini söyledi. Saat on olmuştu bile. Geldiğinde biraz konuştuk. Yaşamış olabileceklerini ona da anlattım. Şoka girdi tecavüz edildiği yeri ve Yusuf'un anlattığı diğer detayları duyunca. Sabah banyoda biraz tahmin ettik de bu kadarını o da beklemiyordu. Yemek yaptı bize. Tekrar odaya gidip bakmak istedim. Kapıyı çaldım yine. Yatakta yoktu. Uyanmıştı. Yemek için çağırdım. Oya gidince salonda yemeye başladı. Sabah ailesine gitmek için otogara bırakın diyen Defne şimdi hiçbir şey söylemiyordu. Yine de sordum. Aramak istemedi. Haklı olabilirdi. Eser kimdi, iş ya da aile ilişkileri var mıydı, aileden biri miydi, hayatlarına ne şekilde dahil olmuştu anlatmadan bilmem mümkün değildi. Kendim de tahmin etmek istemiyordum. Aklım bulanıyordu. Sedef'i hangi cesur yürek Defne'ye söyleyecekti bakalım? Anlatmak istiyor muydu ki? Anlatabilir miydi ki? Başka birini sordum. Var dedi. Erkek arkadaşı. Meriç. Aradı. Konuşurken gözleri doldu. Defne'nin beklemediği halde belki de Meriç gelmek istedi. Defne için çok mutlu oldum. Helal olsun adama. Kaç ay geçmiş aradan, Defne nerede belli değil, vazgeçmemiş, ümidini kesmemiş. Tüm gün uyuduğu için uykusu yoktu tabii. Benim de çok yoktu, iki saatlik uykudan sonra aslında. Yine de dün takılı olan sanatsal filmi başlattım. İlk yarım saatin sonunda Defne kanepenin kenarına başını yasladı. Hemen yatağa taşıyıp, ben de odama çıktım. Gece uykusu bir başka. Sabah erkenden bu kez dinlenmiş olarak uyandım. İlk işim Defne'yi kontrol etmek oldu. Gece yatırdığım gibi yatmayı nasıl başarıyordu? Kaçırıldığı yerde geliştirdiği bir teknik olduğundan emindim. Kapıyı usulca kapatıp yerli yabancı kaç kelimeyse Allah ne verdiyse saydırdım Eser ibnesine. Tüfek konusuna kafa yormadan kahvaltı edebilecek miydim acaba? Günlük gazetelere bakarken Elif ablaya mesaj attım. Gelmesine gerek olmadığını söyledim bir süre. Çok iyiydi de çok meraklıydı. Özellikle ben evde olmadığımda gelmesini söylemiştim anneme. Defne'yi evde perişan halde görürse işi gücü bırakıp oturur onunla ağlar, Sedef'ten önce de konuştururdu galiba. Onun arkasından da Oya'yı aradım. "Efendim Oğuz?" "Günaydın huysuz. Naber?" "İyilik. Defne nasıl?" "Uyuyor. Bugün izinlisin değil mi?" "Defne'yle yalnız kalmamı istemeyeceksin değil mi?" "Hayır da istesem ne olur?" "Bilmem. Çok üzülüyorum dünden beri. Rüyamda kötü kötü şeyler gördüm. Anlatamam sana; ama dün konuştuklarımız gibi şeylerdi." "Sağol anlatmadığın için biricik kardeşim. Senden istediğim senin uzmanlık alanınla ilgili." "İğne mi vuracağım birine?" "Yok o mesleğin. Alışveriş yapacaksın. Defne için kendine yapar gibi alışveriş yapmanı istiyorum. Aklına bir yerden sadece kimlikle kaçtığını ve kaçarken giydiğin kıyafetlerin de artık kullanılamaz olduğunu getir. Sonra da yardır ne varsa." "Sen ciddi misin? A'dan Z'ye mi?" "Aynen güzelim. Gel iki dakika kartı al. Koş avmye." "Ay çok heyecanlandım. Ayrıca da o mesleğin ne demek? Onda da uzmanım." "Bir daha düşün istersen. Oscar hangisine gider? Heyecanın baki kalsın; ama alışveriş Defne'ye yapılacak Oya. Kendine değil. Son çağrı: kendine değil, anladın mı? Bedeni biliyorsun. Yine de bir beden büyük al." "Anladım Oğuz, tamam. Bana fark etmez zaten. Geliyorum kartı almaya." Oya kartı alıp gittikten bir saat sonra tekrar kapı çaldı. Delikten baktığım kişiyi tanımıyordum. Kim o dediğimde Meriç Tokgöz cevabını aldım. Kapıyı açtım. Uzun boylu, oldukça yakışıklı, kumral, ela gözlü, benden küçük olduğunu düşündüğüm genç bir adamdı. "Defne'yle sizin telefonunuzdan görüştük sanırım." Başımı sallayıp kenara çekildim. İçeri girip ayakta bekledi. "Defne'yi çağırayım. Rahatına bak." Odaya girdiğimde Defne de zili duymuş olmalıydı. Yatakta pusmuştu. Meriç deyince ağrısını unuttu; canı yandı acele ederken, gittim yanına hemen. Salona kolumda getirdiğimde Meriç sevgilisine inanmaz gözlerle bakıyordu. Yanına sanki dokunursa un ufak olacakmış gibi yavaş yavaş geldi. Belki de olurdu. Önünde durup baktı biraz, dudaklarından öpmeye başladığında fazlalıktım orada. Mutfağa geçtim. Biraz oyalandıktan sonra salona kulak kabarttım; ama ses gelmiyordu. Geçtim ben de. Odaya girmiş olmalılar. İlk bir saatin sonunda bölümlerini biriktirdiğim La casa de papel izlemeye başladım. Sistem arka arkaya üç bölümü de geçerken odadan çıkan olmadı. Eve giren oldu. Oya geldi. Sistemi durdurup Oya'ya yardıma gittim. Gerçekten iyi iş çıkarmıştı. Elli torba vardı sanırım. "Selam abiciğim, sadece Defne'ye aldım, hepsi Defne'nin de şurada üç tane torbadakiler Defne'nin çok tarzı değil gibi. Onları ben bir alayım." "Abini kazıklıyorsun farkında mısın?" "Ne alakası var? Defne'yi düşünerek seçtim de arabada gelirken bir yakışmadı Defne'ye ondan şey ettim ben. Kız şimdi aldıklarıma bakarken bunlar ne böyle demesin diye eve götüreyim ben bunları." Burnunu sıktım. Helal olsun sana her şey. "Sağol Oya. Canımsın. Git dinlen hadi." İzlediğim dördüncü bölüm de bitince, içeride neler olduğunu merak ettim. Daha kahvaltı etmemişti ki Defne. Meriç bilmiyordu tabii. Aç olmasına dayanamıyordum. Bir beden büyük aldırmıştım bir de. Kilo alması gerekliydi. Uyandığından beri dört saat aç kalması değil. Tam ayağa kalkıp kapıyı tıklatmaya niyetlendiğimde usulca açıldı kapı. Meriç çıktı içeriden. Gözleri kırmızıydı. Defne anlatmış, adam da üzülmüş olmalıydı haliyle. Sorduğu soruya bir anlam veremedim. "Defne uyudu. Sen tanıyor musun bu orospu çocuğunu?" Kimden bahsediyordu? Eser'den mi? Defne'yle içeride beş saattir ne konuştun ki sen? Anlatmadı demek ki. "Bana bir şey anlatmadı. Konuyu bilmiyorum. Sadece evime aldım." "Anladım. Teşekkürler." Başka bir şey demeden kapıya yöneldi. "Pardon, nereye?" "Gidiyorum." Hadi canım sen de. Ben uçuyorsun sanmıştım. Bir yerde uçuyorsun da galiba. Kafan mı güzel? Defne yok yanında. "Onu anladım da nereye gidiyorsun?" "Manisa'ya döneceğim ilk otobüsle. Eşyalarımı alıp eve geleceğim sonra?" Algılarım mı kapandı benim? "Defne'yi kargoyla mı kamyonla mı göndereyim ben?" Sinirlendim. Ne demekti bu? "Defne isterse kendisi gelir ailesine. Ben görmedim, duymadım, bilmiyorum da zaten." Siktir git hayvan oğlu hayvan. Biraz daha durursan akıtacağım pekmezini. "Defne uyanınca ben ona ne diyeceğim?" Kapıyı açtı, kapatırken konuştu. "Ne dersen de."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE