Oyun

1507 Kelimeler
Müfrat bir ruhu kendine fark etmeden hapsetmeye başlamıştı... Günün üçüncü bölümü karıştırmayın lütfen :) iyi okumalarrrr Gözlerimi başımın keskin ağrısı ile açtığımda yattığım yatakta cenin pozisyonu almıştım çünkü sadece başım değil her yerim ağrıyordu. "Uyandın mı? Günaydın!" kulaklarıma ulaşan tiz sesiyle şakıyan sesin sahibinin bir kız olduğunu fark etmemle merakla arkama dönmüştüm çünkü en son bulunduğum yerde bir kız yoktu. Karşımda yeşil gözlü kumral saçlı kıza baktığımda şaşırarak yattığım yatağın başlığına yasladığımda kız gülümseyerek karşıma bağdaş kurmuştu. Kızın benim gibi kumral düze yakın dalgalı saçları ve benim gibi koyu yeşil gözleri vardı. "Benziyoruz ne dersin yenge?" diyen kıza kaşlarımı çattım. Gerçekten çok benziyorduk ancak dediği 'yenge' kelimesi boş zihnimde yankılandığında "A-anlamadım? Hem sen kimsin?" diyerek bulunduğum odayı inceleyeceğim sırada tekrar konuşmasıyla ona dönmek zorunda kalmıştım. Kızın dudakları daha çok kıvrılarak "Ah üzgünüm densizlik ettim. Ben Nehir, sen?" diyerek elini uzattığında durumu pek anlayamasamda iyi birine benzemesi nedeniyle elimi uzatarak "Afra." demiştim. Kısa bir süre sonra üzerimdeki yarım siyah tişörtü fark ettiğimde elimi geri çekerek "K-kıyafetlerim?" altımdaki şortu görmemle korkarak Nehir'e bakmaya devam ettim. "Şey, geldiğinde baygındın. Kötü durumda olduğunu görünce duşa girdin." dedikleriyle öfkelenerek ellerimi yumruk yapmıştım. "'Duşa girdin' derken?!" Nehir gözlerini kaçırarak "Seni duşa sokmuş olabilirim." Gözlerimi kapatarak derin nefesler almaya başladığımda Nehir aceleyle konuşmuştu. "Hey kıyafetlerin üzerindeyken" dediğinde kurduğu cümlenin saçmalığı yüzünden ona karşı içimde hiç iyi hisler beslemezken mahçupluğu yüzünden sakinleşmeye çalıştım. Daha açıklayıcı bir dille "Bu yaptığın şey hiç normal değil! Bu kadar sakin anlatamazsın!" ne münasebet duşa sokmak ya? Nehir mahcupça gözlerini parmaklarına indirdi. "Özür dilerim, gerçekten... Yaraların vardı, pansuman yapmamız gerekiyordu." sakinleşmeye çalışarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım. "Ben neredeyim?" o adamdan kurtulup neyin içine düşmüştüm ben Allah aşkına? Nehir"Kuzenimin evinde." derin bir nefes alarak etrafa göz gezdirdim. Siyah, beyaz uyumu olan odaya bakarken bir soru yöneltmiştim. "Evi nerede işte ve kuzenin kim?" tekrar ona döndüğümde Nehir kaşlarını çatmış, şaşırarak "Nişanlının evinin nerede olduğunu bilmiyor musun?" tamam şu konuya açıklık getirmek istiyorum, benim nişanlım mı var! Henüz on dokuz yaşındayım! Sıkıntılı bir nefesimi bırakarak "Bak Nehir, ben... Nişanlımın adını söyleyebilir misin?" Nehir "Yenge sen iyi misin? Tamam biliyorum aniden tanıştık ama biz Egemen Ağabeyim'in bir sevgilisi olduğundan bir haberken nişanlısı varmış. Bizim tuhaf karşılamamız gerekirken sen tuhaf davranıyorsun." Bu Egemen şu beni kurtaracağını söyleyen adam değil miydi? Sanırım beni amcasından kurtarmış ve evine getirmişti ama neden diğerlerine yalan söylemişti? Beni kurtardığı için gitmem gerekmez miydi? "N-Nehir, senden bir şey isteyebilir miyim?" Nehir başını sallayarak "Tabii ki." "Egemen Ağabeyin şu an nerede?" Nehir elini savurarak "İçeride olması gerekiyor. Çağırmamı ister misin?" gözlerimi korkuyla kapatarak" Gerek yok... Biz neredeydik? Yani her zaman gittiğimiz evde miyiz?" diye bir yalan uydurdum. Nehir omuzlarını dudağını büzerek indirip kaldırdığında" Bilmem ki, sonuçta Egemen Ağabeyimin birden çok evi olabiliyor" sıçayım Egemen Ağabeyinin evlerine ama! Oflayacakken kendimi durdurdum ve yine yapmacık bir gülümseme ile "Tamam, telefonunu alabilir miyim? Ben telefonumu kaybettim de" eğer telefonunu alırsam kurtulabilirdim sonuçta değil mi? En azından birini arayabilirdim... Nehir"Tabii ama neden? Bu konuda Egemen Ağabeyim biraz uyardı da." Bu kızın çok saf oluşuna sevinsem mi üzülsem mi bilemeyerek aklıma bir yalan getirmeye çalışmıştım. "Şey... Acıktım, acıktım! Bu yüzden dışarıdan yemek sipariş edeceğim." "Afra yemek istersen eğer mutfak dolu eğer yine de bir şey istersen ben sipariş edebilirim." tok erkek sesiyle gözlerimi yumdum. Lanet olsun! Gelmişti... "Bu arada günaydın" dediğinde "Günün aydığından emin değilim" diyerek öfkeyle siyah gözlerine bakmıştım. O da gülümseyerek benim yeşil gözlerime bakmış "İyi misin?" demişti. Nehir'e baktığımda Nehir"Ağabey bu kız senin nişanlın değil mi?" demişti. Bende Egemen denen adama merakla baktığımda Egemen başıyla onaylayarak çekingen bir sesle konuşmuştu. " Evet öyle, ama en son kavga etmiştik. Bu yüzden beni pek umursamıyor." "Neden?" Egemen göz devirerek "Nehir kardeşim çok soru soruyorsun, sonra sor. Benim şimdi Afra ile konuşmam gerekiyor." Nehir başını sallayarak "Peki, sonra görüşürüz yenge." diyerek yanağımı öptüğünde ona boş bir bakış atmıştım. Nehir gittiğinde Egemen"Benim adım Egemen Soylu, o adam da amcam Erdinç Soylu'ydu." dediğinde ağzımdan bir 'hah'lama kaçmıştı, işim gücüm bitmişti bir de bunlarla uğraşıyordum. " Nedense yaptığınız soyadınızın tam tersi. Ne zamandan beri masumlar işkence görüyor?" Egemen gözlerini kapatarak "Tamam, haklısın. Gerçekten özür dilerim. Onun adına da kendi adıma da. Senin adın soyadın?" diyerek sorduğunda bu adam daha ılımlı davrandığı için sorularına cevap verirsem gidebileceğimi düşünmüştüm. " Sanırım hâlâ Afra Demir..." "Hâlâ derken?" sesindeki anlamamazlık ile alayla gülerek omuz silktim. Sonuçta ailem boşanırken annem bir merhamet kırıntısı gösterip beni velayet olarak yanına almak istemiş ve soyadımı değiştirmek istemiş olabilirdi. "Soyadım yok, adım Afra. Soyadımı reddediyorum" Egemen"Sebebini sorabilir miyim?" tekrar gözlerinin içine bakarak kaşlarımı kaldırdım."Soramazsın." ellerini göğsünde bağlayarak "Pekala, amcam ile derdin ne? Seni kaçırmasının sebebi olmalı." onu başımla onayladığım da "Benimle işi olmadığını ailemle olduğunu söyledi." Egemen yanıma doğru adımlayarak yatağın diğer ucuna oturduğunda "Ailenle derdi neymiş?" meraklı bir sesle konuşmuştu. "Bilmiyorum, hiç bir şey bilmiyorum Egemen Bey. Bana ne sorarsınız sorun cevap veremem. Amcanızı da sizi de ilk defa görüyorum. Hatta soyadınızı ilk defa duyuyorum. Ben hayatımda da kimseye kin gütmedim, bir düşmanım da yoktu. Bana her ne sorarsanız sorun bilmiyorum çünkü iki haftadır bende aynı soruları kendime soruyorum. Ama cevabı yok. Tek nedeninin ailem olduğunu biliyorum, hoş onlar da benim kaçırıldığımı bilmiyor. Başka kişiler olsaydı eğer maddi durumumuz yüzünden ona bağlayabilirdim ama görüyorum ki ona da ihtiyacınız yok. Sizde güçlü birisiniz, beni kaçırma sebeplerini bilmiyorsunuz ama farkındayım beni bırakmayacaksınız da. İyi bir insan olduğunuzu ümit etmek istiyorum çünkü yaptıklarınızdan bunu anlayabilirim, tek sığındığım düşüncem bu olacak. Lütfen, en kısa sürede aileme ulaşın ve ne gerekiyorsa yapsınlar. Yapmazlarsa da beni öldürebilirsiniz. Onlara yük olduğumu biliyorum." Gerçekten ölmek istiyordum, şu iki haftada o kadar bıkmış ve hayattan soğumuştum ki ölmek bana son çare gibi geliyordu. "Sana iyi davranacağımı bilmeni istiyorum. Kendi evinde gibi düşün lütfen, ne istersen yapacağım. Sadece dışarı çıkamayacaksın bir de dışarı ile bağlantın olmayacak. Eğer özel bir şeyler alman gerekirse Nehir her gün buraya gelecektir. Nişanlı kısmı ise, Nehir tüm aileye bir şeyler söyleyecekti. Tüm aileye evimde bir kız olduğunu söylemektense nişanlım olduğunu söylerlerse eğer sıkıntı çıkmazdı. Ben yokken sana bir şey yapabilirlerdi. " Derin bir nefes alırken bu yaşadıklarımda gerçekten kendimde suç aradım. Suçum neydi? Ne yapmıştım da bunları çekiyordum? "Peki... Amcan yine söylemez mi?" Egemen"Hayır, söyleyemez. Dün gece yeterince uyarı aldığını düşünüyorumi" gözlerimi kaçırırken başımı eğdim. Yutkunarak korkudan deli gibi atan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım. "Dün... Silah sesi duydum." birden sessizlik oldu. Hatta aldığı nefes seslerini bile duymamıştım. Egemen"O zaman dediklerini de duydun?" sessizliğin sebebini öğrendiğimde acıyla gülümsedim. Fahişe olacağım hakkında konuşması zihnime dolarken gözümden bir damla yaş elime düştü. "Biraz..." dediğimde birden görüş açıma Egemen girdi. Kaşlarımı çatarak yaptığını anlamaya çalıştım, dizlerinin üzerine çökmüş konuşuyordu. "Bak dediklerini ciddiye alma. O haklı değildi, kimseye böyle bir şey söylenemez. Tamam mı?" dediğinde gözlerinin içine baktım. "Sende öyle düşüyor musun? Sonuçta kızlar annelerine-" elimi ağzıyla kapatarak "Bak ben bir kadının onuru ile yaşadığını bilirim. O onura leke sürdürmeden, dimdik dursun isterim. Kendi onurun hakkında böyle konuşmamalısın. Kimse kendi onuru hakkında böyle konuşmamalı, başkası onuru hakkında da. Eğer sana böyle ithamlar da bulunan olursa da o, o kişilerin kendi sorunudur. Anladın mı? Sen kendini biliyorsun ve bu sana yeterli. Kimse kimsenin hakkında öyle konuşamaz, eğer konuşuyorsa bu onların onurunun olmadığı anlamına gelir" ? Odanın camından dışarıyı izlemeye başladım. Geceden beri fırtına devam ediyordu. İlkbaharın böyle geleceğini hiç ümit etmemiştim. Camı açtığımda vücuduma vuran rüzgara izin verdim, rüzgarın çıkardığı uğultuları ve yağmurun sesini dinlemeye başladım. Gözlerim istemsizce kapanırken zihnime dolan düşüncelerim ile irkildim. Aile kavramını bilmeyen bir genç kızdım, küçükken saçlarımı birilerinin öpüp okşamasını hayal ederek gözlerimi kapatır uyurdum... Annemin evde sesinin yankısını duyduğumda hızlıca yanına koşar o ise bana bir çöpmüşüm gibi davranarak yüzüme dahi bakmaz çoğu zaman elini tersi ile itmesiyle küçük bedenim bir yerlere çarpar ya bayılır ya da yara alırdı. Beş yaşlarındayken benim ona sarılmak için koşmam ile o topuklu ayakkabısının ucuyla benim vücudumu ittirmiş, başım merdiven basamağının sivri yanına düşmesiyle iki gün baygın kalmıştım çünkü o benim orada ona oyun yaptığımı sanarak bana bakmamış ve hizmetli abla beni bulduğundaysa çoktan kan kaybım yüzünden bilincim kapanmıştı. O gün ona kızamamıştım bile oyun demiştim, başka bir şey demiştim. Gözlerimi açtığımda onu görmeyi umut etmiştim ama nafileydi... Benim kaderimde ben hep sevilmeyen kısımdım... Benim kaderimde ben hep masum kısımdım... Benim kaderimde ben hep acı çeken kısımdım... Ve ben kaderimde hep unutulan kısımdım... Eğer unutulmsaydım daha iyi bir ailem olabilirdi. Eğer unutulmasaydım ailemden sevgi görebilirdim. Eğer unutulmasaydım şu an burada değil de babamın dizinin dibinde olurdum... Ama unutmuşlardı o kadar unutmuşlardı ki şu an saçma sapan bir oyuna evet demek zorunda kalmıştım, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak tabirinin tam tersini yaşıyordum. Doludan kurtulmuştum ve şu an yağmurun altındaydım ama ben yağmuru sevmeme rağmen şu an burada bulunmaktan nefret ediyordum. Egemen'e karşı çıkmadım, nişanlı oyununun benim sağlığım açısından daha iyi olacağına inandığım için ona tek bir kelime bile söylemedim çünkü iki hafta boyunca çok fazla şiddet görmüştüm, tekrar bunları yaşamak istemiyordum. Erdinç denen adamın line gitmeyeceğim içinde mutluydum, en azından burada insan gibi bir muamele görüyordum ancak bu durum burayı kabullendiğim anlamına gelmiyordu. En yakın zamanda tekrar buradan da kaçmak için yollar arayacaktım çünkü benim yerim burası değildi, ben Afra'ydım. Henüz on dokuz yaşında olabilirdim ama artık yetişkin bir bireydim ve ben kendimi kurtarmadığı sürece hiç kimse bana yardım edemeyecekti...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE