Hande şuan da çaresiz hissediyordu. Taa ki bir saniye öncesine kadar.
"Bende sana beni yakalayamayacağını söylemiştim!"
Ani bir hamleyle polisin kolunu çevirip karnına diziyle sert bir şekilde vurdu.
Polisi yüzüstü şekilde yere serdiğinde kaçmaya başladı. Polis hızlı bir şekilde olduğu yerden toparlanıp Hande'nin saçından yakaladı ve yumuşak şekilde çekti.
"Benden kurtulamazsın küçük hanım!"
Polisin dişlerinin arasından söylediği belliydi. Hande, saçını polisten kurtarınca bu işi yüz yüze dövüşerek halledebileceğini düşündü. Önüne döndüğünde polisin sadece vücudunu görebildiğini farketti. Bu dövüşmesini zorlaştıracaktı.
"Dişe diş komiser!"
Polis ve Hande gardını aldığında sanki iki kişinin kavgasının başlangıcını belirtir gibi göğü yaracak biçimde bir gök gürültüsü koptu. Hande aniden irkilince polis, kahkahalar ile güldü.
Hande sinirlenip adamın karnına yumruğunu geçirince nefessiz kaldığı belli bir şekilde kıvrandı. Hande polise bir tane yumruk atacakken elinin tutulduğunu hissedip yüzünün soğuk betonla buluştuğunu hissetti.
Hande, polisin belinden çıkartmaya çalıştığı kelepçenin sesini duyabiliyordu.
Bir saniye...
İki saniye...
Üç saniye...
Hızlı bir şekilde polisin özel bölgesine tekmeyi attığında hızlıca yerden kalkıp, ordan uzaklaşmadan önce bağırarak birkaç birşey söyledi.
"Polis bey, eşinize benden selam gönderin!"
*****
Hande arka kapıdan evine girdiğinde motosikletin giriş kapısının açık olduğunu farketti. Demek ki şuan da Ashley evdeydi.
"Ee nasıl atlattı o polisi?"
"Dövüştüm. Az daha yakalanıyordum. Manyak dövüşüyor. Aslında yenerdi beni ama kız olduğum için birşey yapmadı pek. Merhametli polismiş."
Ashley mutfağa gidip iki bardak bira koydu. Salona geri dönüp bardaklardan bir tanesini Hande'ye uzattı.
"Ben içki içmiyorum, biliyorsun."
"İçeceksin. Kendi kendimize takılıyoruz. Sarhoş olup sevişecek halimiz yok ya."
Hande bardağı alıp eliyle kavradı. Çok yorgundu, belki bu iyi gelirdi.
"Birşey diyecek ama kızma?"
"Söyleme."
"Yaaa Hanna!"
"Tamam söyle madem."
Ashley birasından bir yudum alıp konuştu.
"Geçen geceyi unutabiliyor mu?"
Hande'nin aklından zaten bir saniye çıkmıyordu ki. Biraz yalandan ne olurdu?
"Hangi gece Ashley?"
Ashley yüzünü buruşturup gözlerini devirdi.
"Hadi ama, bu kadarına da inanmamı bekleme pis yalancı!"
Hande birasından ilk yudum aldığında boğazını hafif de olsa yakmıştı. Ne kadar da kırılgandı.
"Ashley, bilmiyorum ama, sanırım hiçbir zaman unutamayacağım. Aklımdan bir an olsun çıkmıyor. O anları beynim resmen başa sarıp duruyor. Çok, çok aptalca ama öyle."
Ashley bilmiş bir edayla bardağını yukarı kaldırıp kendini işaret etti.
"Ben, yanılmam! O adamla illaki bir yerde karşılaşacaksınız. Peki, onu görsen tanır mısın?"
"Tanıyamam. Etraf çok karanlıktı. Sadece burnu iriydi kirpikleri kıvrık. Tek betimeleyebileceğim şey bu."
Ashley kafasını salladı.
"Bu kötü oldu işte."
"Kötü olan ne?" Hande birasını içmeyi bırakıp masanın üstüne koydu. Kendine neden işkence ediyordu ki?
"Anlamıyor mu? Adam karşına çıksa tanımayacak!"
Hande gözlerini devirip, bağdaş kurarak oturdu.
"Ashley hayaller aleminden bir dünyaya dön. Dünya acımasız. Milyarlarca insan içinden onu bulabilmem zaten imkansız!"
Ashley kendi birasını bitirince Hande'nin içmediği bardağı kendisine boşalttı.
"O kadar emin olma küçük hanım."
"Ya ne küçük hanımı anlamıyorum! Aramızda bir yaş var sadece. Ben 23 sen 24. Ne var ki bunda küçük hanım diyorsun!?"
Ashley yüzünü buruşturup alnındaki hayali teri silermiş gibi yaptı.
"Tamam daha demiyor. Hem bak benim aklıma ne geldi."
"Gelmesin aklına bişey allah aşkına!"
"Ne bu asabiyet! Yolarım saçını başını!"
Hande derin bir nefes aldı. Dövüşmek ona iyi gelmiyordu.
"Tamam kusura bakma. Söyle hadi."
"Senin eskiden yaşadığın şey var ya. Bak hemen itiraz etme lütfen. Diyorum ki..."
"Bak bu konuyu kapattığımızı düşünmüştüm."
"Ya dur ama. Dinle bir."
"Pekala. Devam et."
"Şimdi o eski yaşadığın zamana geri dönsek. Bizde senin ka.."
"Onu nasıl yapacağız bir. İki o zamana dönsem bile yine hatırlamam."
"Sen o işi bana bırak. Sen hipnozu kabul ediyor mu?"
"Hipnoza inanmıyorum çok saçma. Ama kabul yapalım. Ne zaman yapacağız?"
"Şimdi!" Ashley salondan çıkıp kendi odasına girdi. Çekmecesinin sesi duyuldu, içinden birşey aradığı belliydi.
"Sen bu işi tam olarak biliyor musun ki?" Diye bağırdı Hande.
"Tabii ki. Ne sandı?"
Ashley elinde köstekli bir saatle dönünce Hande sırıttı. Hadi ama, o filmlerdeki saçmalığı yapabileceğini mi zannediyordu?
"Şimdi sen bu saati takip ediyor, benim dediğim komutlara uyuyor. Anlaştık?"
Hande onaylayınca Ashley saati sallamaya başladı. Hande gözleriyle takip ediyordu. Bir dakika, iki dakika, üç dakika...
"Şimdi ben sana komut verdiğimde uyuyor."
Hande işe yaramış gibi ayakta durmakta zorlanıyor gibi gözüküyordu. Ashley ona "uyu" diye komut verdiğinde Hande başını koltuğa gömmüştü.
"Hande beni duyabiliyor mu?"
"Evet" diye mırıldandı Hande. Ashley onu dik oturur pozisyona getirince kafası omzuna düşmüştü.
"Şimdi biraz eskilere git."
"Oh, Philadelphia. Ashl-.."
"Daha derinlere in. 13 yaşına."
Hande yüzünü buruşturmuştu. Onun hayatındaki en kötü sene olmalıydı.
"O yaşında yaşadığın en kötü anıyı ayrıntılı bir şekilde anlat."
"Odada uyuyordum, içeri birisi girdi. Annem zannettim önce. Yanıma gelip saçlarımı okşadı. Ama annem olmadığını anladığımda gözlerimi açtım. Babamın pislik arkadaşlarının oğluydu. Ondan sonrası karanlık. Sadece elinde bir bez olduğunu ve ağzımı kapattığını hatırlıyorum. Bayılmıştım."
Bu anlattıkları Ashley'ye anlattığıyla aynıydı. Daha ayrıntı vermesi gerekti.
"Orayı iyi hatırlamaya çalış."
"A evet. Uyandığımda beni soymaya çalışıyordu. Hala daha çıkaramamıştı yani. Bağırdım ne yapıyorsun diye tokat attı. Direndim ona, boğazımı sıktı bu sefer. Sonra üstümdekileri çıkartmayı başarınca kendisi soyundu."
"Peki sana birşey yaptı mı? Ne olur düzgün hatırla."
"İçime girmeye çalışırken zorlandı ve yapamadı. Dışarıdan sesler duyunca da kalktı gitti."
Ashley duyduklarına inanamıyordu. Yani bir kız kendisini 10 senedir tecavüze uğramış mı zannediyordu?
"Emin misin? Bir daha düşün."
"Evet çok net. Aynen öyle oldu. Ama bacak aramdan kan geldi. Çok değildi ama geldi."
"Şimdi seni sarstığımda uyanacak."
Ashley Hande'nin omuzlarından tutarak silkeledi. "Uyan" diye komut verdiğinde Hande yarı uyanık şekilde gözlerini açtı.
"İyi misin?"
"Evet. Ama çok uykum var."
"Dur ama şimdi uyuma. Birşey diyecek sana."
"Evet."
"Az önce hipnoz etti ya seni?"
"Bir şey oldu mu? Söylenmişimdir en fazla. Başka hiçbir şey hatırlamıyorum ki."
Hande yine gözlerinin dolmasına engel olamayarak hüzünlendi. Hangi kadın böyle bir olay yaşayıp ta üzülmezdi ki?
"Sen hala bakiresin Hanna! O pislik sana dokunamamış bile!"
*****
Bir gece. Herşeyin belki de dönüm noktasıydı. Hande hala üzülüyordu aslında. Çünkü on yıl boyunca kendini fiziken tecavüze uğraşmış biliyordu.
"Daha fazla üzülme Hanna. Zararın neresinden dönersen kârdır. Belki bu gece senin yeniden doğuşun olacak."
Yeniden doğmak. Anlamını bildiği ama hiç yaşamadığı bir şeydi.
"Aslında bir yanım harika hissediyor. Ama bir yanım.. Anlayamıyorum."
Ashley Hande'yi iyice sarmaladı. Onun şuan sevgiye ihtiyacı vardı.
"Ben seni kardeşim gibi seviyor Hande. Hatta daha fazlası. Senin başına kötülük gelsin istemem. Ama birşey soracağım. O adamı, bulmamı ister misin?"
Hande'nin boğazına yumru oturmuştu. Ne diyeceğini bilmiyordu.
"Ben vakti geldiği zaman intikamımı alacağım."
"Buna cesaretin olmadığını biliyor. Bu yüzden ben bulayım diyor. Ne dersin?"
"Korkuyorum. İğreniyorum. Üzülüyorum. Kısaca berbat hissediyorum. Sen nasıl doğru bulursan öyle yap. Ama zarar görmeden halledelim şu işi, lütfen."
Ashley yataktan kalkıp arkadaşının üstünü sıkıca örttü.
"Birlikte yatar mıyız yoksa gideyim?"
"Rahat edersen birlikte yatalım."
Ashley sırıtıp cevap verdi.
"Ayağını ağzıma sokmak yok amaa."
*****
"Ya kalksana geç kalıyoruz."
Ashley evde at koşturur gibi panikle dolanıyordu. Hande uyku mahmuru elini telefonuna atıp saate baktı.
05.40
Ashley dalga mı geçiyordu?
"Saat daha 6'ya 20 var sen ne geç kalmasından bahsediyorsun?"
"Hayır ya saat 7'ye 20 var asıl!"
Hande kafasının uykudan yeni kalkmasına rağmen böyle iyi çalışmasına sevinerek yataktan doğruldu.
"Ah, Ashley. Saatler 1 saat geri alındı. Geçmişte kalmışsın sen!"
Ashley'nin yüzündeki panik yok olmuştu.
"Off bende geç kalıyoruz zannettim. Bugün önemli bir toplantı vardı ondan öyle yaptı."
Ashley kambur bir şekilde odadan çıkıp mutfağa gitti.
Saatin daha erken olmasını fırsat bilip rahatça hazırlanabilirdi. Artık istediği gibi giyinip istediğini yapabilirdi. Kendini hafiflemiş hissediyordu.
Gece herşeyi öğrenmişti ama bacak arasından kan geldiği için önce hâla bakire olmadığını düşünmüştü. Ashley sadece zedelendiğini söyledi. Ve %100 öyle olmuştu. Şu vardı ki fiziksel olarak takıldığı şey zar değildi, o pisliğin vücuduna verdiği kalıcı zarardı.
"Ben bir duşa gireceğim."
"Tamamm." Diye seslendi Ashley.
Terliklerini giyip banyoya doğru gitti. Kapıyı açtığında içersinin buz kestiğini farketti. Eğer hasta olmadan kurtulursa sevinecekti.
Banyoya girdikten sonra sıcak suyu açıp içersinin buhar olması için bekledi. O arada kıyafetlerini çıkarttı. Şimdi kendisiyle yüzleşebilirdi.
Üstünde hiçbirşey yoktu. Bu şekilde aynanın önüne gelip kendini inceledi. Göğüsleri bu kadar büyük müydü? O niye bilmiyordu?
Bir tabure çekip oturdu. Şimdi tam 10 yıldır tiksindiği, bakmaya cesaret edemediği organına bakacaktı.
Bacaklarını aralayıp aynada yansımasına baktı. Normal görünüyordu. Elini değdirmeyi denedi. Hâlâ o günkü gibi acıyor muydu acaba?
Elini dokundurduğunda hiçbirşey hissetmedi. Acımıyordu artık.
Duşakabinin dışına taşan buharları görünce banyo terliklerini giyerek içine girdi. Sıcak suyu ılıştırarak istediği kıvama getirdi. İçinde anlamsız bir mutluluk vardı. Aslında anlamlıydı ama konduramıyordu. Kendisi için hala saçma geliyordu böyle bir yöntemle öğrenmek. Daha önce jinekoloğa gitmek aklına gelmişti ama cesaret edememişti.
Sıcak suyla rahatlatıcı bir duş aldıktan sonra banyodan çıkınca saçlarını kurutmak için saç kurutma makinasını aradı. Dolabı açıp aynanın yanında duran prize fişi takmak için kapağı açıp taktı.
Ayna buhar olmuştu. Hande buharı silip flu olan görüntüsünü netleştirmek isteyince buharı silmeden önce üzerinde birşey yazılı olduğunu gördü.
Tüyler ürperten yazıyı okudu. Bir daha. Bir daha. Sesi cılız çıkmıştı ama bağırmıştı.
"Ashley!"