Yıl 4002
Yeryüzü komutanlığı; Rodos şehri...
Geçidin açıldığı devasa odada turlayan komutan, çizmelerin ritmik tınısına kaptırmıştı düşüncelerini. Geçen her saniye kaybetme korkusu artıyor ve yüreğinin sıkışmasına neden oluyordu. Eşini bulmak için yücesini bilmediği bir zamana göndermişti. Şimdiyse dakikaları, verdiği kararı sorgulamakla geçiriyordu.
İhtimaller uğruna onlarca kuralı çiğnemişti. Kullanmaması gerektiği halde zaman makinesini çalıştırmış ve şehrini koruması için verilen enerjinin büyük kısmını, makineyi açık tutmak için harcamıştı. Yeryüzü kadimi öğrenirse, ödeyeceği bedellerin haddi hesabı olmayacaktı.
Tam doksan iki yıldır yokluğunun yarattığı boşlukla baş başaydı. O kadar uzun zamandır onu bekliyordu ki ödeyeceği bedeller, fuzuli bir ihtiyaç gibi gelmişti.
Ölümsüz olabilirdi ama bu ölümsüzlük, ebedi değildi. Sonsuz olabilmesi için eşi olmalıydı. Onları öldürebilecek tek şey eşsiz kalmaktı ki bir sekiz yıl daha eşsiz kalırsa ölecekti. Diğer eşsizlerin öldüğü gibi.
Eşinin ölmeden önce geleceğini bilse dahi son nefesine kadar onu bekleyemezdi. Yokluğunu yol açtığı boşluk onu günden güne tüketirken eşine, sevgiye ihtiyacı vardı.
Aç ve susuz yaşayabileceğini ama biraz daha eşsiz kalırsa öleceğini hissettiği zamanlar oluyordu. Sorguladığı noktalardan bir diğeri de buydu. Eşsizler, son anlarına kadar bu ihtiyaca nasıl tahammül ediyorlardı?
Dünyadaki tüm yerleşkeleri dolaşmasına ve her kadını görmesine rağmen onu bulamamıştı. Gözden kaçırabileceği birilerinin olma ihtimali yoktu. Zira doğan her ölümsüzün kaydı tutulurdu. Sizde eşinizi, kayıtlardan yola çıkarak arardınız.
Eşlerini bulmuş olmak bazen yeterli olmuyordu. Ölümsüzlük ikinci basamak olarak eşinizin sizi kabul etmesine bağlıydı. Şimdiye dek her ölümsüz yaşayabilmek için bunu kabul etmişti. Her insan, birlikteliğini eşine aşık olarak gerçekleştirmiyor veya sürdürmüyordu.
Bakmadığı kadınlar da vardı elbet. Ölümlüler. Onları görmesine gerek yoktu. Hiçbir ölümsüzün eşi ölümlü olamazdı.
İnsanlar yaşamayı seviyordu. Tıpkı onun da sevdiği gibi. Askerlerini ve halkını, bir çıkmaza bırakamazdı. İnsanlar, eskisi gibi savaşmıyor olsa da yönetim tutkusu dizginlenemiyordu. Nefis, yaratılışından bu zamana dek doymak bilmemişti. Muhtemelen öldüğünde dahi bilmeyecekti.
Bu yüzyılda savaşlar, iki bin yıl öncesi gibi değildi. Eğer birini öldürmek istiyorsanız eşini kaçırır, işkence yapar ve onu, eşinden ayrılmaya zorlardınız. Ayrılmayı reddetse dahi eşlerin uzun süre birbirini görmemesi ölüm sebebi olurdu. Bir nevi ölümlülerin beslenme ihtiyaçları gibiydi sevgi. Birinin konumunu istiyorsanız işe onu eşsiz bırakmakla başlardınız.
Yirmi yaşınıza geldiğinizde eşinizi aramanız gerekirdi. En hızlı eşini bulan kişinin rekoru, on yıldı. En geç bulansa son nefesine dek direnmişti. Eğer yüz yaşınıza kadar bir eş bulamazsanız ölüme kucak açardınız. Ya da kendinize, yükünüzü taşıyacak bir yüce hayvan bulurdunuz.
Yüce hayvan bulmaksa en az eş bulmak kadar zorlu bir süreçti. Olur da bulmayı başarırsanız yüce, size eşinizi aramanız için bir yirmi yıl daha katardı.
Yüz yaşına kadar eşini bulamamış olsa da doksan dört yaşında kurdunu bulmuştu. Ancak ömrüne yirmi yıl katmış olmasına rağmen eşini bulabilmiş değildi. Yaşı, yüz on ikiyi bulmuş ve onu aramak için sadece sekiz yılı kalmıştı.
Doktoru, aynı zaman da dostu olan Eren, eşini geçmişte araması gerektiğini söylemişti. Ancak geçmişe gidip geri döndüğünüzde artık ölümsüz değil, bir ölümlü olmaya mahkum olurdunuz. İhtimaller ne kadar fazlaysa seçenekleri o kadar kısıtlıydı.
Hiç kimse eşi için ölümlü olmayı göze alamamıştı. Bir ölümsüzün geçmişten döndüğünde artık ölümlü olduğu anlaşılmıştı. Korku, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hala tazecikti. İşte bu sebeple geçmişe gidip gelmek riskli sayılmış ve öyle kalmıştı.
Geri dönen ölümsüz, oraya eşi için gitmemişti... Gitme sebebi, ölümsüzlüğün sırrıydı. Ancak eli boş döndüğü yetmezmiş gibi elindekinden olmuştu.
Doktor, farklı bir yöntem deneyerek kurdunu geçmişe göndermesini istemişti. Ruhen ona bağlı olduğu için eşini tanıyabilir ve ona getirebilirdi. Bu mümkün müydü? İmkansızlık hissettiği açlığı bastıramamıştı. Mantıklı düşünmek eskisi kadar kolay değildi. Eline ne seçenek geçerse geçsin eşini bulmak için her birini denemeye hazırdı.
Eşini bulsa dahi ona getirmesi mucize olmaz mıydı?
Sahi kim bir kurdun peşine takılıp gelirdi?
Eğer bu yüzyılda değilseniz ki Kıraç, şu an geçmişteydi. Karşılaştığınız kurdun size yapabileceği tek bir şey vardı. Saldırmak. Şanslıysa kaçar. Değilse muhtemelen ölürdü. Kadının korkup kaçma ihtimali, gelme ihtimalinden oldukça yüksekti. Öyle görünüyor ki imkansıza oynamışlardı.
Çıkmaza giren düşünceleriyle adımlarına son vererek olduğu yerde kalan Komutan Rodos, yüzünü sıvazlayarak Eren'in yanına ilerledi.
"Ne kadar kaldı?"
Devasa ekrandaki renklerin koyuluğuna bakan Eren, terli parmaklarını dalgalı saçlarında gezdirdi. Ardından "Bir dakikadan daha az..." diyerek umutsuzca mırıldandı. Şu an komutanın aklına böyle bir düşünceyi soktuğu için kendisini suçlamakla meşguldü.
Yücenin yok olması demek Rodos'un da yok olması demekti. Arayış için daha sekiz yılları varken neden böyle bir riske girmek için acele etmişlerdi?
Makineden yükselen sinyal sesleriyle oldukları yerde sıçrayan ikili, odanın köşesine yerleştirilmiş olan kapsüle doğru hareketlendi. Yüzlerini kaplayan rahatlama ifadesi, yerini anında meraka bırakırken kapsülün içine yayılan ışıklar loş odayı aydınlattı.
Kıraç'ın kızıl tüyleri, ışığın kayboluşuyla göründüğünde kahkaha atan Rodos, avuçlarını kapsülün camına vurdu. İçini dolduran huzur biriktirdiği tüm korkuları o garip, hırıltılı kahkahasına sığdırmıştı.
Alnını cama yaslayarak yol arkadaşının iyi olduğundan emin olmak istediğinde Eren'in sözleriyle başını kaldırdı.
"İnanamıyorum..."
"Geldi..."
"Kıyafetlerine bir bak..."
"Çok yaşlı olmalı..."
Kesik kesik ve çok hızlı konuşuyordu. Son sözleri güçlükle yutkunmasına neden oldu. Ne kadar yaşlı olabilirdi ki?
Eşi ölümlü olmayacağına göre yaşlı olma ihtimali sıfırın altındaydı. Geçmiş yüz yıllarda eşsiz kalan biriydi aradığı.
Kıraç'ın kapsülünden uzaklaşarak iki adım ilerisinde duran kapsüle ilerledi. Eren kapsülü açmış ve kadının başına dikilmişti. Önünü kapadığı için yüzünü görmesi mümkün olmamıştı. Ancak çıplak bacaklar menzilini çoktan kaplamıştı.
"Kahretsin!" diyerek elinin ayasını alnına vurdu. Sadece ölümlü kadınlar kısa etekler giyerdi.
"Ölümlü..."
Omuzları aldığı yenilgiyle düşerken "Fosil olacak kadar yaşlı!" diyen Eren'i eliyle diğer tarafa itti.
Gözlerini dolduran görüntü karşısında irkilirken ellerini yumruk yaptı.
"Dışarı çık!" diyen sesi, dişlerinin arasından güçlükle yol bulmuştu.
Yaptığı hatanın geç farkına varan Eren, eli ayağı birbirine dolanarak terk etti odayı. Doktor olduğu için olsa gerek. Kendi eşi dışındakileri çıplak görmemesi gerektiğini sık sık unutuyordu.
Ölümsüzlükle birlikte değişen adetler, tam olarak özümsenmişti artık. Ölümlü kadınların kıyafet seçimine, giyimine kimse karışmazdı. Ancak ölümsüz kadınlar, tenlerini örter ve eşlerinden başkasına göstermezlerdi. Tarihte olduğu gibi evlerinde kalmayı ve balolar düzenlemeyi severler, ölümlü kadınlarla bir görülmeyi sevmezlerdi. Onları aşağılamaktan hoşlanırlar ve her birine hayat kadını muamelesi yapmaktan çekinmezlerdi. Ölümsüz erkekler, eşlerini bulana dek ölümlü kadınlarla takılırlardı. Bu sebeptendir ki gördükleri muameleyi yadsıyan olmazdı.
Odanın kapısı ardından kapanırken tuttuğu nefesini yavaşça bıraktı ve adımlarını asansöre yönlendirdi. Eşine, kadın için uygun kıyafetler ayarlaması gerektiğini söylemeliydi.
Rodos, önündeki kadının baştan ayağa incelemeye başladıktan sonra yumruk yaptığı parmaklarını çözdü. Simsiyah saçların süslediği kumral teni ortalayan ufak ama dik burnunu takip eden kırmızı dudaklar. Oldukça çekici görünüyordu. Fazlasıyla egzotik olduğunu düşündü. Boynu ve gerdanı açıktı. Göğsünü kapatarak göbek bölgesini açık bir şekilde sergileyen deriyle kürk karışımı bir parça giyiyordu.
İç çekti. Belinden başlayan ve sadece iki karış uzunluğunda olan etek. Uzun ve kaslı bacaklarını kaplayan tüy yığını ve ayaklarındaki sandaletler. Hangi çağda yaşadığını anlamak için uzun uzun düşünmesine gerek yoktu.
Parmaklarıyla alnını ovalayarak kadının üzerine eğildi. Elbiselerinden daha fazla dikkatini çeken şey sol kolunu kaplayan dövmeydi.
"O olduğuna eminim"
Kıraç'ın zihnine değen sesiyle incelediği dövmeyi bırakarak kadına sırtını döndü.
"Sanmıyorum"
Kapsülü açarak yücesini tıkalı kaldığı alandan kurtaran Rodos, umutsuz gözlerle kadına baktı.