Furkan'ın rüyalarıma gelmesinden hiç bu kadar acı çekmemiştim... Yeri geldiğinde terletmiş, yeri geldiğinde sabırsızlaştırmış, yeri geldiğinde içimi ürpertmişti ama bu sefer ağlamama sebep olmuştu...
İki gün beynim çatlayana kadar ne yapacağımı düşündüm... Furkan'ı gördüğüm rüya o kadar gerçekti ki, rüya yada gerçek olduğuna nasıl emin olabilirim diye düşünüp plan yapmaya başladım...
İlaç saatime yakın annemin başımda belirmesiyle gözümü açtım, o geceden itibaren Furkan'ı da göremez olmuştum... Kahvaltıdan sonra çok terlemişsem annem banyo yaptırıyordu. (Tuvaleti bezden taşınca)
Kahvaltım devam ederken, bahçe kapısının gıcırdamasını duydum... Bu kapının yağlanma süresi gelmişti ama ben şuan istemiyordum... Gelen gideni öğrenebildiğim tek ses bu kapının sesiydi...
Tanımadığım iki ses, önce annemle konuşup sonra camdan odaya girince merakla kim olduklarına baktım.
Annem, "Çocuklar sizi tanımıyor olabilir?" deyince gelenlerden biri, "Önemli değil Seher teyze biz de kendimizi tanıtırız." dedikten sonra bana yaklaşıp, "Merhaba Cansu, ben Meriç." dedi
Meriç? Meriç? Ben Meriç'ten neden bu kadar negatif elektrik almıştım anlayamadan yanındaki kişi, "Merhaba Cansu, bende Hakan." deyince yüzümde kendimin bile hissettiği bir gülümseme olunca aynı kişi, "Meriç, beni hatırladı galiba?" deyip sevinmişti.
"Cansu, aşk olsun... Sana az ders çalıştırmadım, beni nasıl hatırlamazsın?"
O konuştukça ben geçmişi hatırlayıp hak vermeye başlamıştım. Evet, hatırlamıştım... Meriç bana ve Türkan'a ders çalıştırırdı... Orhan amcaların harmanda mısır yapıp bize yedirirdi...
Herkesi unutup sadece Furkan'ı hatırlıyor olmam bana tuhaf hissettirmeye başlamıştı...
"Hazır mı Seher teyze?" diyen Hakan'a baktım... Kim hazır mıydı? Neye hazır mıydı?
"Hazır ama ya üşütürse, daha yeni iyileşti."
M: "Yine iyileşir sen merak etme."
Kimden bahsettiklerini anlamama annem yardımcı olmuştu. "Kızım, bak Meriç'le Hakan seni gezmeye götürecek."
Neden? Niçin? Nereye? İstemiyorum, deme şansım yoktu, ilk gördüğümde tanımadığım ikili beni kaldırıp, arabaya doğru yürüdü.
Bu sefer gündüz yolculuk yaptığım için gözlerim pür dikkatti... Kazayı yaptığım yeri görürsem hafızam yerine gelir diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Hayâl meyâl hatırladığım yerlere bakınınca Meriç elimi tuttu.
"Buralarda ahlat ağacı vardı onu hatırladın değil mi? İneyim mi? İster misin?" dediğinde aklıma bir anım daha gelmişti...
Meriç, bahsettiği ağaca çıkmış bize ahlat toplarken düşmüştü... Omuzunun çıktığını hatırlayınca gözlerimden yaşların akmasına mani olamamıştım...
"Cansu, ağlama lütfen... Bu da geçecek... Biz her zaman yanındayız."
Anılar beynimde şimşek gibi çakıyordu...
Orta okuldayken yazılım kötü geçmiş ve ders çıkışı bahçede ağlamaya başlamıştım... Meriç yanıma gelip, "Her zaman başarılı olursan, başarmanın mutluluğunu alamazsın, kaybetmenin acısını yaşayalım ki kazandığımız da kıymeti olsun. Üzülme, ben sana yardım ederim bir sonraki sınavda düzeltirsin. Hadi ağlama lütfen... Ben her zaman yanındayımm Cansu'cukkk." demişti.
Ben bunları neden unutmuştum ki, Meriç hayatımın her döneminde bana varlığını hissettiren sayılı kişilerdendi.
En son neye bakıyordum, neden ağlamaya başlamıştım, Meriç neden "ağlama yanındayım" deme gereğinde bulunmuştu? Yine kafam allak bullak olmuştu.
Başımı Meriç'in omuzuna dayadığımda dudaklarını alnıma değdirmiş ve beynimde bir şimşek daha çakmasına sebep olmuştu...
Orta sondayken hasta hissettiğim halde okula gitmiş ve her fırsatta uyuklamıştım... Öğlen yemek arasında uyurken Meriç elinde ilaç ve suyla gelip, "Yemeğini ye, bunu iç... Yoksa daha kötü olursun... Üç gün yataktan kalkamazsın sonra, hadi." diyerek bana yemeğimi yedirmiş sonra da ilacı içirmişti.
Ders sonu sınıfıma gelip alnımdan öperek ateşime baktığında arkadaşlarım ıslık ve alkış yapmış bizi yakıştırmıştı ama Meriç, alkışlayanlara kızarak, "Susun lan, kız hasta zaten, başı ağrıyordur, gürültü yapmayın." deyip bana, "Ateşin düşmemiş ama Cansu'cuukk." demişti...
"Cansu'cuukk" derken de al yanağımdan sıkmış ve tebessüm etmişti... Ben geçmişimi hatırlayıp gülünce Meriç, "Ne gülüyorsun Cansu'cuukk, söyle bende güleyim." deyip yanağımı sıkınca aynı şeyi düşündüğümüzü anlayıp yine hüzünlenmiştim...
"Seni bugün akşama kadar ağlatacağım Cansu hanım kusura bakma. Beni unutmanın cezasını çekeceksin."
H: "Bana mı dedin?"
"Yoookk, Cansu hanımla konuşuyorum."
H: "Uyumuyor değil mi?"
"Ben varken o uyuyamaz, uyutmaamm." derken burnuma parmağını sokmaya çalışınca başımı geriye çekip bir ânımızı daha anımsadım...
Yılını hatırlamadığım bi yayla şenliğinden bir gece evvel nişan olduğu için oynamaktan yorulmuş, bütün şenlik boyunca uyumak istemiştim...
Meriç, elinde tüylü bir otla, kulağıma burnuma yanaklarıma dokunarak uyandırmaya çalışmıştı...
"Ya! Meriç abii."
"Ne abi nee? Kalk bakayım... Buraya uyumaya mı geldin?"
"Dün çok yoruldum."
"Sana neydi de öyle keçi gibi tepindin, görende nişan senin ki zannederdi... Kalk, yap salatamı gideyim, yoksa uyutmam seni."
"Yaa, aaabiiii, Meryem'le Melek:te yapıyor, onlara söylesene."
"Ben senin yapmanı istiyorum ama... Kalk."
"Nedennn?"
"Senin salatan daha güzel ben senin yapmanı istiyorum."
"Yalancısın, gıcıklık olsun diye yapıyorsun."
"Caaansu'cuuuukkkk."
"Meriç abi lütfen yaaa."
Meriç'in, uyandırmak için kulağıma üflediğinde içimde bir ürperti oldu ve o an tekrar yapmış gibi hissettim...
Hakan'ın sesini ikinci defa duyuyordum, "Meriç, rahat bırak şu kızı."
Meriç ve Hakan bugün beynimde şimşekler çaktırmak için yemin etmiş gibilerdi... Aynı günün devamı gözümün önünde tekrar canlandı...
H: "Selam, ne yapıyorsunuz?"
M: "Burada uyuyan bi güzel var da onu uyandırmaya çalışıyorum."
H: "Meriç, rahat bırak şu kızı!.. Akşam yoruldular, Türkan sabah uyanamadı... 'Kolum ağrıyor bacaklarım hamlamış dedi, herşeyi biz hazırladık."
M: "O kadar tepinmeselerdi bananee."
H: "Diğerleri nerede?"
M: "Salıncak yaptım, sallanmaya gittiler, şunu uyandırabilsem, onu da sallayacağım daa, uykucu Cansu'cuuukk uyanmıyor."
H: "Çok yoruldu demek ki?"
M: "Yok bee, biraz da naz yapıyor."
Uyanıp, naz mı niyaz mı gösterecek hâlim bile yok gibiydim...
Hakan'ın ıslık sesiyle sıçrayıp, Meriç'in, "Yuh laann, yavaş!" diyerek sırtıma dokunmasıyla gözümü açmıştım...
Karşıdan kolunun altına sıkıştırdığı topla gelen Engin'i görünce, ani bir hareketle yerimden doğruldum... Meriç'in eli sırtımdan aşağı kaymış ve çekmek zorunda kalmıştı.
Engin'in, "Ben de sizi arıyordum." demesinden Hakan'ın ıslığı kime çaldığını anlamış oldum.
E: "Ne yapıyorsunuz yaa? Sizi bekliyoruz."
H: "Bende Meriç'i almaya gelmiştim."
"Sana salata yapayım mı?" dediğimde Engin'in tebessümle bana dönmesine sebep olmuştum.
Engin, tebessümümle göz kırparak, "Akşam yorulmadın mı kız?" deyip, yine beni düşünme inceliğinde bulunmuştu.
"Yoruldum ama taş atıpta kolum mu ağrıyacak sanki, oturduğum yerden yaparım." dedim tüm samimiyetimle
"Biz maç yapmaya gidiyoruz, sen o zamana kadar dinlen, Nalan'la yaparsın." deyip yine beni yormak istememişti.
"Tamam." derken ki cıvıltım bir bülbülü andırmış olmalıydı.
Engin, elini saçlarıma götürerek, "Bana bak, yalnız uyuma sakın... Kulağına böcek girer..." derken, eline aldığı karıncayı yere attı.
Bir kere daha, "Tamam..." diyerek Meriç'in yanından kalkmak için hamle yapmış ve Engin'in elinden destek alarak ayağa kalkıp onunla birlikte oradan uzaklaşmıştım...
...Yutkundumm...
...Yutkundumm...
Gözümden yaş akıtarak yutkundum...
O gün, Meriç'in bana son ilgisi olmuştu, piknikten sonra ders çalıştırmayı bırakmış ve sınıfıma bir daha gelmemişti...
...Hatırladım ve yine yutkundum...
Benim ağlamam ile Hakan bir kere daha konuştu.
"Meriç, yapma..."
Meriç, göz yaşlarımı parmaklarıyla silerken, "Ben bir şey yapmıyorum ki?" diyerek kendini savunmaya geçti...
"Unuttuğu yılları hatırlıyor herhalde."
Evet, unuttuğum ve giden yıllarımı hatırlıyordum ama bu bana hiç iyi gelmiyordu...
"Geçmişi hatırlatacak şekilde konuşma." diyen Hakan'a dikiz aynasından bakmaya çalıştım.
Onun farkında olup, benim kaçırdığım şeyler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçip gidiyordu, tıpkı o günlerin ve ergenliğimin akıp gitmesi gibi...
M: "Ne yapayım kardeşim, geçte olsa kafasına çark etti."
H: "Sen yaptırma, aklını bulandırma yoksa bir daha seni getirmem."
"Bir daha getirmem" derken, bunun bir kaç kere daha olacağını mı söylemek istiyordu... İyi ama neden?.. Beni nereye götürüyorlardı ve ne yapmaya çalışıyorlardı...
Kasabanın çıkışına doğru yeni yapılan kapalı spor salonuna geldiğimizde burada fizik tedaviye destek için beni yürütmeye çalışacaklarını düşünmüştüm...
Ama içeriye girince öyle olmadığını anlamam uzun sürmedi... Tribünde aralıklı oturan kişiler ve sahada maç için hazırlanan iki takım vardı...
Meriç, beni koltuğa oturtup, "Eee amigo kız, yine tezahürat yapacak mısın?" deyince Hakan, elini omuzumdan aşırıp, Meriç'e vurduktan sonra, "Bak hâlâ yaa!" dedi...
Acaba burada neyi hatırlatmak istemişti?..
Hakan, "Cansu, üşüyor musun?" deyince düşündüm, ben bir süredir hiç üşüdüğümü hissetmemiştim kii, o duyguyu bile unutmak üzereydim... Adı Cansu olan ben değilmişim gibi, soru bana sorulmamış gibi Meriç cevap vermişti...
"Kardeşim, Cansu bu havaları sever... Hatta şu düğmelerini açalım, bunalmasın." derken montumun üç düğmesini açmıştı bile...
Meriç, beni bu kadar tanırken ben neredeydim, ne yapıyordum... Beynimi yormaya başladım ama şuan bir şeyler çakmıyordu...
Maç başlamış, top bir sağ kaleye bir sol kaleye gidip geliyor ama bir türlü oyuncular amaçlarına ulaşamıyordu...
Bir birine karışan bağırış seslerini anlamaya çalışırken, bir oyuncunun diğerine çelme takarak düşürdüğünü görünce, "Hiiiiiiii'iiii'." dedim istemsizce...
Hakan'la aynı anda bana bakan Meriç, elimi tutup avuçlarına aldıktan sonra, "Gördün mü? Ben bir şey yapmıyorum." dedi...
Elim, Meriç'in ellerini hissederken, gözüm, yerde yatan sporcuyu izlerken, aklım yine geçmişe gitmişti...
...Açık halı saha maçında karşı takımdan birinin Meriç'i arkadan itip yere düşürdüğünü görünce, sağımdaki Türkan, Meryem ve Melek üçlüsünün ayaklarını ezme pahasına sahaya koşmuş, sanki kendi itmemiş gibi Meriç'in yanında tikilen Kadir abiye saldırmıştım...
O ân bunu Meriç'ten çok, köylümü, komşumu, beni koruyan kişiyi savunmak olarak yaptığıma emindim... Kilolu ve kız olduğum için Kadir abi bana karşı koyamamış ve yere düşmüştü... Sinirim devam ederken fırsat bu fırsat, bende yanına oturdum... Yan yatıp yüzünü koruduğu için omuzuna vuruyordum...
Nihayet bir el beni ondan çekip, "Gel buraya deli kız, iyiyim bir şey yok..." demişti.
"Bırak yaa, geberteyim şunu." deyip tekrar atıldığımda, "Bu kız insan değil oğlum, başka bir şey." diyerek ayağa kalkan Kadir abiye, "Evet değilim... Gorilim ben, parçalarım seni." demiştim...
Meriç'in, "Gel gorilim gel." deyip beni çektiğini hatırlayınca gözlerimi kapatıp ağlamaya başladım. Meriç'in elini sıkarak, özür diler gibi ağlıyordum...
~~~~•~~~~•sekiz yıl önce ~~~~•~~~~•
Cansu'nun, o kadar "uykum var, yorgunum" demesine rağmen, Engin'in geldiğini görüp yerinden fırladığını görünce, Meriç ve Hakan birbirine baktı...
Engin, "Bende sizi arıyordum... Ne yapıyorsunuz yaa? Sizi bekliyoruz." deyince Hakan daha çabuk toparlayıp, "Bende Meriç'i almaya gelmiştim." dedi.
Cansu'nun, "Sana salata yapayım mı?" demesiyle Meriç, kaşlarını kaldırıp, gözleri ve mimikleriyle şaşırmış gibi yaptı...
Cansu ve Engin gülüşüp şakalaşarak yanlarından gidince, Hakan şaşkınlığını gizleyemedi...
"A' ooowww... Neydi bu şimdi?"
Meriç, iç çekerek, "Anlamadın mı? Gayet açık." deyince Hakan, "Eee ne olacak şimdi?" deyip hâlâ şaşkınlığını atamadığını gösterdi.
Meriç, "Ne, ne olacak oğlum, benim çırpınışlarım buraya kadarmış." dedi
Hakan, "Ama geçen sene, maçta?.." derken Cansu'nun Meriç'e yaptıklarını kasdedince Meriç, "O maç geçen seneydi bitti, demek ki artık benim gorilim değil." dedi...
~~~~•~~~~•Bir yıl önce maçta~~~~•~~~~•
Meriç, yere düşerken kızlar çığlık atmış ama Cansu, Melek'in ayağına basarak sahaya koşmuştu...
Melek, abisini unutup ayağını ovalarken, "Sinir oluyorum Cansu'ya yaa, sanki onun abisi." deyip kıskandığını belli etmişti.
Meryem, "Sen merak etme, o bizim abimiz, onun asla abisi olamaz. Hemde hiç bir zaman." deyip göz kırpınca Melek ne söylemek istediğini anlayıp yine isyan edercesine, "Yaaa, hayır!.. Ben istemiyorum... Türkan olsun yaa." dedi...