Furkan, Serap'ı görünce içinden, "Neçirvan'dan kurtulmak bundan kurtulmaktan daha kolaydı, yandın oğlum, helvanı kavurtturur bu kız " dedi...
Meriç, elinde kutuyla Furkan'a bakıp imalı bir şekilde gülerek başıyla selâm verdi. Serap, Meriç'in selam verdiği yere dönünce Furkan'ı gördü. Eline aldığı bir kutuyu zorlanıyormuş gibi tutarken Furkan'a yaklaştı.
"Merhaba Furkan, nasılsın?"
"İyi olmaya çalışıyorum?"
"Geçmiş olsun kaza geçirmişsin, çok üzüldüm. Şimdi nasılsın?"
"Çok yürümez, üzerine basmazsam iyiyim."
Meriç araya girip, "Madem yardım edemiyorsun edenleri oyalama bari, git yat yatağına posta güvercini." deyince biraz önceki imalı gülümsemeyi bu sefer Furkan yaptı ve, "Posta güvercini, ayağına takılı mektubu illaki bir yere ulaştırırmış Meriç abi biliyor muydun, bende diyorum acaba bende ki mektubu da abime mi versem?" dedi.
Meriç, birden ciddileşerek Serap'ı eve gönderip elindeki koliyi kamyona geri koyduktan sonra Furkan'ın kolundan tutarak tenha bir yere götürdü.
"Ne saçmalıyorsun sen?"
"Ne oldu Meriç abi, bu kadar panik olacak ne var o mektupta?"
"Furkan, severim seni biliyorsun? Ver o mektubu bana."
"Bende seni severim abi, sen de biliyorsun. Ben yıllarca sevdiklerimi ve sırlarını da korurum onu da anlamış oldun bence."
"Ne istiyorsun açık konuş?"
"Bir birimizi sinirlendirecek, hoşuna gitmeyecek şeyler yapmayacağız. Hepsi bu kadar."
"Neymiş o seni sinirlendiren, istemediğin şey?"
"Komşularımızdan herhangi birinin huzurunun kaçması, rahatsız edilmesi gibi ufak ama benim için büyük şeyler."
"Bak yavru posta güvercini, işine vazife olmayan işlere karışmamayı öğretmek zorunda bırakma beni. O mektubu bana ver ve önümden de çekil."
"Beni önüne de sen getirdin, o mektubu da sen verdin. O zamanlar cahildim, mektubu sahibine vermedim ama şimdi akıllandım babama bile verebilirim."
"Bende o zamanlar cahildim saçmaladım, o mektubun bi önemi yok artık, yak gitsin."
"Şimdi ki saçmalıklarında mı cahillikten peki."
"Furkan, büyü de gel!"
"Akşam gelde ne kadar büyüdüm göstereyim!"
Meriç, Furkan'ın yakasından tutarak kendine çekip, "Seni gebertirim laann!" diye bağırınca Enes ve Kaan yanlarına geldi.
Kaan Meriç'i, Enes'te Furkan'ı çekip ayırdı. Meriç geri geri götürülürken, "Elinden geleni ardına koyma oğlum, ben bu yola canımı başımı koydum, sana bırakır mıyım?" diyerek gitti.
Enes'te Furkan'ı arka sokağa götürüp şaşkın şaşkın yüzüne bakınca Furkan kızdı.
"Ne şaşkın ördek gibi bakıyorsun oğlum, şerefsiz anlamış, Cansu'yu kasdediyor."
"Of Furkan bi rahat dursana, bi bırak oğlum, zamana bırak, Sen yokken Cansu abla ne hâle geldi biliyor musun, belli ki oda seninle olmayı istiyor. Meriç'in üstesinden o gelir sen merak etme."
"Lan dert bir değil ki, kız istese ne olacak Meriç kafasına koyduğunu yapar. Bilmiyor gibi konuşma." (Nefes nefese)
"Yok daha neler, ne yapacak zorla kaçıracak değil ya?"
"O dengesizin ne yapacağı belli olmaz."
"Tamam bi sakin ol, seninle bir şey konuşmam lazım."
"Söyle!"
"Bi gel şuraya oturalım, sakinleştee!.."
"Yine kötü haber geliyor değil mi? Beni hazırlamaya çalışıyorsun?"
"Öyle vallaa ama benden duy istedim..."
•~~~~~~• Neriman hanım Engin'in çayı bitince Türkân'a seslendi.
"Kızım Engin abine çay doldur."
Engin, Türkân'ın uzandığı bardağın üzerini eliyle kapatıp kendine çekerek almasına mani olurken, "Yok canım sağol, artık almiym. Kesenize bereket." deyince Neriman hanım,
"Afiyet olsun oğlum da ne yedin ki?" dedi.
"Çarşının pidesini özlemiştim gelirken ondan da yedim, tok olmama rağmen bu böreğe hayır diyemedim Neriman teyzem yine muhteşem olmuş."
"Bu sefer ben yapmadım Türkân yaptı."
(Engin Türkân'a bakarak)
"Annenden el almışsın Türkân maşaallah, çok güzel olmuş ellerine sağlık."
"Afiyet olsun Engin abi, beğenmene sevindim." (imalı bir şekilde)
"Beğenmemek ne demek, bu böreğe laf eden taş kesilir."
"Sende olmasan bu evde kıymetim bilinmeyecek abiiimm!" (Taş vurur gibi)
E: "Hakaaann! Serzeniş hissediyorum?"
H: "Fındık kabuğundan çıkmış işte oğlum. Güzel olmuş dedik daha ne diym."
T: "Engin abi, 'Hııımm, annem yapmamış ama güzel' ne zamandan beri iltifat sayılıyor?"
H: "Abart abart, kızım kaç yıldır senin yemeklerini yiyorum alışkınım, her yemeğine olağanüstü davranamam değil mi?"
E: "Harbi mi yaa, sen İstanbul'da böyle yemek mi yapıyordun?"
T: "Ağabeyimiz dışarı da yemek yemesin diye evet."
H: "Özür dilerim bacım tamam mı, böreğin muhteşem olmuş, hatta annemin böreğinden daha güzel olmuş... Oldu mu?"
T: "Geçti Bor'un pazarı abicim yemezler."
"Bunlar böyle işte oğlum iki gün didişmeden duramıyorlar. Sen bakma onlara."
E: "Bizde böyleyiz Neriman teyze, özlemişim. Bi gideyim de bende Nalan'a yapıcam."
"Bak yaa, bir de söylüyor. Sizin bu kızlarla alıp veremediğiniz ne acaba?"
T: "Bırak anne yaa, bi evlensinler de göreyim, taze böreğe laf eden kendi kahvaltı hazırlamazsa bende ne olayım."
"Sahi Engin, sen gelmeden yelin geldi, Hayırlı olsun diyelim mi?"
E: "Daha erken Neriman teyze, ben de bilmiyorum ne oldu ne olacak, kendileri bana sormadan yapmış bir şeyler."
"Hayırlısı olsun inşaallah oğlum, Cansu iyi kızdır. Sen de öyle. İkinizi de evlatlarımdan ayırmam. İkiniz içinde hayırlısı ne ise öyle olsun."
E: "Amin Neriman teyzem sağol, bende seni annem gibi seviyorum biliyorsun."
Furkan'ın eniştesi araya girerek, "Olayı tam olarak anlamadım ne oluyor?" deyince Hakan eniştesine bakıp, "Cansu var ya enişte, Engin'e istiyorlar." dedi
Masada kısa bir şok dalgası oluşmuş Türkân Erkan'la bakışırken enişte de teyze ile göz göze gelmişti.
Teyzesi kocasından bayrağı devr almış gibi, "İyi de o kız başkasını istiyor diyorlardı. Ne oldu?" deyince yine Hakan cevap verdi.
"Meriç'i diyorsun! Yok teyze ufak bir yanlış anlaşılma olmuş."
"Ben başka biri diye duymuştum ama?"
Bu sefer Engin merak ederek, "Kiminle?" diye sorunca, Türkân hızlıca söze atlayıp, "Okulda bi kız arkadaşı vardı, Bursa'da onun ikiziyle görüşüyordu." dedi
Neriman hanım da kızının yanlışını düzelterek Engin'i rahatlatmak istedi.
"Kızım Cansu'nun haberi yoktu. Onlar istemiş ama Seher kabul etmemiş."
Ortada endişe edici bir şey kalmasa da Engin'in içine bir kurt düşmüştü...
•~~~~~~• Furkan sakinleşince Enes yanına oturup dirseklerini bacaklarına dayayarak suçlu çocuk gibi yere baktı.
Furkan da koluyla kolunu dürterek, "Başlayacak mısın artık?" diye sordu.
"Furkan, bir şey olmuş ama bende yani bizde yeni öğrendik, annem kendi kendine yapmış."
"Neyi?"
"Abim de ablam da ben de yeni duyduk ve şok olduk!"
"Karakola gideceğim Enes çabuk olur musun lütfen."
"Annem... Iıııııımm... Şeyyy... Seher teyzeyle... bir şey konuşmuş..."
"Cansu değil mi?"
"Evet ama gerçekten olacağından değil, abim başkasıyla çıkıyordu biliyorsun?"
"Kıvırma Enes, abin istemese her türlü engel olurdu."
"Sen neden şaşırmamış gibisin?"
"Şaşırmadım çünkü bekliyordum. Hatta ümit ediyordum. Bir taşla iki kuş."
"Nasıl yani anlamadım?"
"Nesini anlamadın laann, bunlar üç yakın arkadaş değil mi, kardeş gibiler yani. Cansu evet demez ve kendi istediği biriyle de evlenmek istemezse en az altı ay cepte. Meriç bile bir şey yapamaz."
"He laaann! Hiç bu açıdan düşünmemiştim."
"Yürü hadi yürü, abini gör."
"Ne abisi?"
"Abin geldi kardeşim müjdemi isterim. Bizde kahvaltı yapıyor."
"İyi dee nasıl gelmiş, taburcu mu olmuş?"
"Ne taburcusu bee?"
"Furkan, abim yaralanmış, o yüzden erken terhis ettiler. Babam seni aramaya diye çıkıp onun yanına gitti. Birlikte almaya gidecektik, Nasıl geldi acaba?"
"Neresinden yaralandı? Gayet sağlıklı duruyordu"
"Kurşun baldırını sıyırmış."
"Engin abi gazi oldu haa!"
"Aynen valla! Hadi gel gidelim de bi göreyim. Haa bir de annemler bilmiyor."
"Anladık herhalde!"
"Ya ne bileyim, hatırlatmak istedim..."
•~~~~~~•
Boynunu vurdurtmaktan kokmayan bir horoz, tüm cesaretini kullanıp öterken gözlerimi açtım. Saate bakmak ve olayları takip için, kendimle birlikte yatağa savurduğum çantaya uzanıp içinden telefonu çıkarttım .
Ekrana dokunduğumda kapanmış olduğunu gördüm. Muhtemelen şarjı bitmişti. Eskiden olduğu gibi şarja takıp banyo da işlerime baktım...
Üzerimi giydikten sonra açma tuşuna basıp annemlere bakmak için dışarı çıktım. Kafamda milyon tane cevaplanmak için sabırsızlanan sorular vardı.
Annemlerin gündem Furkan'dan Engin'e geçmediğine göre hâlâ bilmiyorlardı. O an bende Nazo'ya haber vermediğimi hatırlayıp odama gittim. Telefonu alıp hemen aradım.
"Efendim Cano'."
Telefonu açması, panik halinde haber bekliyormuş gibi değildi. Evet panik olmak zorunda değildi ama bu kadar sakin olması da beni şaşırtmıştı.
"Furkan döndü, iyi... Merak etme diye aramıştım ama görüyorum ki sen zaten biliyor gibisin."
"Cano' biliyorum tabi sen Neçirvan'dan yardım istemedin mi? Oda bir şekilde döndüğünü öğrenmiş bana söyledi."
"Nasıl öğrenmiş?"
"O kadarını da bilemicem, benim kocamın kolu uzundur biliyorsun, kaybı şıp diye bulur."
"Ha ha haahahaha çok komik."
"Ben seni kasdetmedim Cano' ama neyse o konulara girmeyelim. Furkan nasıl?"
"İyii."
"Nasıl iyi!.."
"Basbayağı iyi işte."
"Yara?"
"Yara, tahmin ettiğim gibi ayağı kanamış."
"O kadar yani?"
"Evet o kadar."
"Bi değişiklik falan da yok?"
"Aslında bir şey var ama ben şok üstüne şok yaşadığım için ona takılmıyorum."
"Ne oldu yine Cansu, senin hayatında aksiyon dizisi gibi mübarek bir günün sakin geçmiyor."
"Söyle arkadaşını söylim seni demişler, sen kendine bak. Aksiyonu çerez niyetine çitleyen adamın karısısın hatırlatırım."
"Vallaa Cano' bizim ki bile senin kadar vurdulu kırdılı geçmiyor. Geçen hafta Şirwan'ın bi adamını içimize sızdırdığını anladık. Düşman düşmanı kolluyormuş meğer."
"Nasıl?"
"Neçirvan'ı takip edip, yanına silahla giren birini vurdurttu."
"Bu salak mı acaba? Senin benden başka düşmanın olamaz mı diyor."
"Kalp kalbe karşıymış canım, seninki de aynısına yakın söyledi. 'Eski dost ve yeni düşmanımı kimseye yedirmem' dedi."
"Psikopat diyorum inanmıyorsun. Ayrıca nereden benim ki oluyormuş."
"Lafın gelişi dedim güzelim yaa."
"Yaa oofff, beni bırak şimdi sen ne zaman doğuruyon söyle de yanına geleyim."
"Sen oralardan kaçmak mı istiyorsun acaba? Sen gelmeden düğün konvoyun gelir kızım saçmalama."
"Umurumda değil."
"Hayırdır Cansu, yine bi cesaretlenmişsin, hangi istediğin yolunda gitmedi söyle..."
"Engin geldi, Furkan'a takıntılı bir kız varmış o buraya taşındı, Meriç Furkan'ı anlamış onunla olayım diye tehdit ediyor, Derya'nın Furkan'a aşık olabilme ihtimalini öğrendim, Furkan'ın annesiyle annem kavga etmiş, bir daha olursa yüzüne bakmam diyor. Bu günlük bu kadar canım."
"Aaayyyhhh Cano'... Şimdi doğuracağım."
"Dur bekle!.. asıl bombayı sona sakladım, Engin'ler de beni istemeye geliyormuş."
"Şakaa!"
"Başkasından duysam bende ilk seferinde inanmazdım ama Meriç söyledi. Ona da Engin söylemiştir kesin."
"Ne yapacaksın şimdi."
"Onlar gelmeden biz gideceğiz ve gereken cevabı bizzat Engin'e söyleyeceğim."
"İyi de, Engin'in sevgilisi var demiştin, O yüzden Meriç'i aşık edicem demiştin, ne oldu?"
"Tahmin ettiğim şey oldu Nazo', iyi de oldu. Planım hâlâ tıkır tıkır işliyor. Son bir şey kaldı. Sonra ver elini istanbul."
"Ne İstanbul'u Cansu, deli deli konuşma. Furkan ne olacak?"
"Nazo', sen gelen kızı bi görsen neden hâlâ o köydesin, neyine güveniyorsun dersin."
"Neyi varmış, Altın kaplama gümüş mü?"
"a-ahahahahahhaahah... Sen beni güldürdün Allah'ta seni güldürsün emi. Kaplama mı bilmiyorum ama Altın sarısı saçlar, mavi gözler, ince bel, uzun boyu var."
"Aman da aman, benim canım arkadaşım rakibini kıskanmış mıymışş..."
"Ne kıskanacağım Nazo' saçmalama, kıskanamayacağım kadar güzel kız Allah için, o dururken Furkan beni isterse gözü bozuktur derim yani, o derece."
"Canım benim, Neçirvan'a aşık olan kıza da güzel diyorduk ne oldu?"
"İyi dee siz evlendiniz de sana..."
"Mecburen aşık oldu demek istiyorsun değil mi?"
"Yaa üzülme lütfen öyle demek istemedim."
"Haklısın Cano', ikimizin de başka şansı yoktu."
"Ciwannaz, lütfen... Özür dilerim... Öyle demek istemedim gerçekten."
"Cansuu, işlerini yoluna koyunca ararsın emi. Ben şimdi kapatıyorum."
"Özür dilerim..."
"Görüşürüz."
En yakın arkadaşımın kalbini kırmış, moralini düzelteyim derken daha beter etmiştim. Bir manken de onun kasdettiği kızdı ama benim arkadaşımın güzelliği bir köye destan olmuştu. Neçirvan'ın aşık olmaktan başka şansı yoktu demek istemiştim.
"Geri zekâlısın kızım geri... aptal..." diye söylene söylene mesajlara girdim. Furkan arkamdan Saliha teyzenin sokağından gitme demişti ama ben başıma geleceği bilemeden gitmiştim.
"Neredesin, konuşmamız lazım." Yazıp cevabı beklemeye başladım.
"Abimle karakola gidiyorum. İstersen dönüşte buluşalım."
"Neden?"
"İfade vermem gerekiyormuş."
"Ben bir şey söylemedim."
"Ne söyleyecektin ki?"
"O gece olanları işte."
"Korkma seni ele vermem."
"Aslında versen iyi olur, gider biraz yatardım aklım başıma gelirdi."
"Ben yatırcam seni, sen merak etme ama aklın başına gelir mi gider mi bilmiyorum."
"Cıvıma hemen ben ciddiyim."
"Ben de öyle. Biz yaklaştık nerede buluşalım."
"Yerimize gel."
"Bak seeenn, yerimiz de varmış demeekk, hangi gittiğimiz yer, yerimiz oldu bana da söyler misin?"
"Ben gidiyorum tamam mı sana göre hangisi ise oraya git!"
"Tamam tamam kızma, şaka yaptım. Ben haber verince çık, erken gitme ne olur ne olmaz."
"Tamam görüşürüz."
•~~~~~~• Furkan gülümseyerek telefonu cebine koyarken Hakan da gülümsemişti.
"Neee, neden öyle baktın?"
"Nee, kardeşime bakıyorum, bakamaz mıyım?"
"Ne bileyim bi acayip baktın da."
"Yengemizle ne zaman tanışıyoruz, onu merak ettim."
"Ne yengesi?!"
"Geçen seneki kız mı?"
"Hangi kız?"
"Lan kıvırma işte, geçen sene gördüm sizi."
"Yanlış anlamışsın o benim arkadaşım."
"Demek abine güvenmiyorsun, öyle olsun bakalım, hadi in."
Furkan afallamış bir şekilde arabadan inip, Hakan'ın peşinden karakola girdi. Komutanın odasına gelip oturdular. Yazıcıda geldikten sonra komutan Furkan'a sordu.
"Eee Furkan efendi, nasılsın bakalım."
"İyiyim Eyüp abi, yani komutanım teşekkür ederim. Sizlere çok zahmet vermişim. Hakkınızı helal edin."
"Helal olsun. Sana da geçmiş olsun. Söyle bakalım bir haftadır neredesin başına neler geldi."
"Komutanım aslında ben gündüzden eşyalarımı hazırlamıştım, annemle ablam panikten eksikliği farkedememiş, abime de bir kaç gün yokum dedim ama şarj bitmiş, ben duydu zannetmiştim. Endişeleneceklerini düşünemedim."
"Telefonun neden kapalıydı peki, eşya alırken şarjı almadın mı?"
"Aldım ama telefon cebimde kanala girince bozuldu."
"Bu kadar önemli bir şeyi nasıl cebinde unuttun?"
"Daha önemlisini çantayla karşıya atarken, acaba kırılır mı diye düşündüğüm için telefonu unutmuşum."
"Ne vardı çantanda."
"Gideceğim yere götüreceğim hediye. "
"Nereye gittin peki?"
"Erzincan'a."
"Özel değilse kimin yanına ve neden?"
"Kız arkadaşımla tartıştık, gönlünü almak için."
"Altı gün mü sürdü."
"Biraz inatçı bir kız. Zor oldu diyelim."
"Kanala girdiğine göre otobüsle gittin herhalde."
"Evet. Otobüse yetişmek için kanala girdim."
"İyi de Furkan'cığım o yol doğu yolu. Doğuya giden herhangi bir araçta Erzincan'dan geçiyor, sen hangi otobüse yetiştin ki?"
"Ucuz bilet almıştım param boşa gitmesin diye-"
Hakan Furkan'ın sözünü keserek, "Ne ne nee, ufak at biraz lan! Ne ucuz bileti? Koca firma senden para mı alıyor?" deyince komutan Hakan'ı susturarak, "Tamam Hakan boşver, belli ki kardeşinin ufak bir sırrı var. Biz bu şekilde konuyu kapatalım sen evde hallet." dedi.
Hakan Furkan'a ters ters bakarak, "Sağol Eyüp yaa, merak etme ben onun ifadesinin doğrusunu öğrenirim." deyince komutan merakla, "Engin nasıl?" diye sordu.
"Bedensel olarak iyi aksama falan yokta, psikolojik olarak kötü gibi, o belli etmez biliyorsun?"
"Bilmez miyim. Psikolojisi de zamanla düzelir merak etme. Sevgilisi terk etti en şiddetli çatışmadan yaralı çıktı kolay mı?"
"Zor evet ama ben kıza şaşırmadım, kendinden beklenileni yapmış."
"Bundan sonra ne yapacak peki, ne düşünüyor?"
"Çok şükür o defteri tamamen kapatmış, bizim köyden bi kıza vardı Cansu hatırlıyor musun? Onu istiyorlar."
"Şu kısa saçlı kız mı? Saçlarını kestirdi diye ağlıyordu."
"Evet evet o!"
"Engin onu susturmak için ne diller dökmüştü ya, sınıfta herkese gösterdi 'güzel olmuş değil mi, bu saçta yakışmış?' falan diye. Demek şimdi evlenmek istiyor haa?!."
"Bakalım Cansu da isteyecek mi?"
"O ne demek yaa, o kız Engin'e aşık değil miydi. Ben mi yanlış hatırlıyorum."
Komutan ile Hakan konuştukça Furkan sinir oluyordu. Hakan son sinir bozucu soruya cevap vermeden kendisi koltuktan öne gelerek, "Benim işim bittiyse gidebilir miyim?" deyince Hakan da ayağa kalktı. Arkadaşıyla vedalaşıp, geldikleri gibi yola koyuldular.
Furkan Cansu'ya, "Yaklaştım çıkabilirsin." diye mesaj atarken hapşırdı ve canı yanmış gibi elini böğrüne bastırınca Hakan, Furkan'ın yüzündeki acı çeker ifadeyi farkedip panik oldu.
"Furkan, ne oluyor?"
"Bir şey yok abi, dikkatli sür!"
Direksiyonu bir sağ bir sol yapıp kontrolü sağlayınca dörtlüleri yakıp kenara çekti. Elini uzatıp, "Furkan bakayım ne oldu?" dedi ağlamaklı bir sesle.
"Abii bir şey yok, durup dururken soydurtma beni. Kanalın suyu soğuktu üşütmüşüm herhalde, nefes alınca bıçak saplanıyor gibi olur ya ondan... Annem bi çorba yapar ıhlamur nane limon bir şeyim kalmaz merak etme."
"Doktora gidelim o zaman, bi muayene etsinler tahlil falan yapsınlar."
"Tamam gidicem ama Enes'le bi işim var, halledip giderim olur mu?"
"Sen işini hallet gel, ben götürcem."
"Abii abartmayalım istersen haa, anneme de belli etme."
"Furkan, bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Ne gibi?"
"Bana tavırların bakışların değişti, soğuk davranıyorsun. Bilmeden bir şey mi yaptım?"
"Sana öyle geliyor bir şey yok."
"Var Furkan, yok derken bile ses tonundan anlayabiliyorum."
"Şimdilik yok abi gerçekten."
"O ne demek yaa, şimdilik yok ne, ileri de mi olacak?"
"Olacak gibi ama olmaz inşaallah."
"O şey her ne ise söyle bana Furkan, ümit ettiğin neyse ondan feragat edeyim, benim için hiç bir şey senden daha değerli değil."
"Uğraşıyorum abi, olmaması için uğraşıyorum. Sana söyleyebileceğim tek bir şey var, bir yıl sadece bir yıl annemler ne söylerse söylesin yapma, isteme."
"Furkan? Ortaklık konusu mu, yoksa bana verecekleri tarladan istediğin mi var?"
"Sorma işte yaa, sür artık işim var."
"Peki, ben bu bir yılda isteyecekleri şeyden senin istemediğini anlayabilecek miyim? Ona göre hayır demek istiyorum da. Hani yemeğe gel derse de hayır demiym değil mi?"
"a-ahahahahahah, O kadar basit değil abim, hayatını etkileyecek bir şey."
"Peki öyleyse... Geldiğimden beri ilk defa eskisi gibi abim dedin. İnşaallah o şey her neyse faka basmam da aramız böyle kalır."
Furkan'ın gülerek "Amin" demesiyle yola devam ettiler...
•~~~~~~• Furkan'dan önce buluşacağımız yere gelip beklemeye başladım. Kendimi sakinleştirmeye çalışsamda başarılı olamıyordum.
Benim aksime Furkan gülerek geliyordu. "Gel gel, soracağım sana" dememi yüzümden anlamış olacak ki yüzü ciddileşerek yaklaştı. Elini "dur" der gibi kaldırıp yalvarmaya başladı.
"Yum'lu Cansu'm lütfen, yalvarırım beş dakika bekle, yıllar sonra seninle yine buradayım azıcık tadını çıkartayım."
O dakikaya kadar kendi kendimi yerken şapşal hâline güldüm. Gülmemden destek alarak yanıma oturdu.
"Buraya ilk geldiğimiz günü hatırlıyorum."
"Bence o kadar geriye gitme, o gün yalnız değildik, abin ve arkadaşları ablan, Nalan, Enes, kalabalıktık."
"O kadar geriye gitmedim çünkü ben o günü tam hatırlamıyorum. Seninle ilk başbaşa geldiğimiz güne gittim."
"Kuzunun öldüğü güne yani?"
"Bana ilk sözünü verdiğin güne yani."
"Sonrasında neler yaptın hatırlıyo musun peki?"
"Hatırlamak istemiyorum ama maalesef evet."
"Bana yalvarıp yakarıyordun! Ya istediğin olsaydı, ne olurdu?"
"Olmadı değil mi?" (Üzgün bakışlarla)
"Olmadı merak etme." (Rahatlatıcı bakışlarla)
"Ben o zamanlar yaralı bir güvercindim, ne doğru ne yanlış bilmiyordum.Tek isteğim seninle geceleri de ayrılmamak, bizim evden hiç gitme istiyordum."
"Kapının önüne geçip yalvarıyordun annem de üzme çocuğu kal diyordu."
"Annen Enes'i de severdi ama bana ayrı bir düşkünlüğü vardı gerçekten."
"Senin yaşlarında kardeşim öldüğü için onun sevgisini size vermişti. O zamanlar Enes'in dedesi hastalanmıştı İstanbul'a hastaneye gitmişlerdi. Annem de hep seni görmeye giderdi. Sonra da Erkan'ı sevmeye başladı derken Derya oldu."
"Derya oldu ama annen bizi sevmeyi hiç bırakmadı ki!"
"Tatlı uslu çocuklardınız, söz dinlerdiniz oda severdi."
"Belki de ileride damadı olacağımı hissettiği içindir." (Gıcık bir tavırla)
"Bu kadar yeter mi?" (Ciddi ve gergin bir sesle)
"Topuğuma sıktım galiba, kaçarım yok desene. Başla seni dinliyorum."
"Bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun?"
"Neyi?!." (Meraklı gözlerle)
"Annemlerin kavga ettiğini."
"Annemler kavga mı etmiş?!"
"Furkaann!.. İlk defa duymuş gibi konuşma."
"Vallahi ilk defa duyuyorum. Ne zaman, neden?"
"Peki Derya sana karşı bir şeyler hissediyor olabilir mi?"
"Derya... Banaaa... Ne hissedecek yaa... saçmalama... Sana kim ne söylediyse yalan söylemiş."
"Yalan söylemeyecek kişilerden duydum Furkan."
"Yaa Cansu saçmalama, ben aslında ikilemde kaldığım bir haldeyim, Derya birine bir şey hissediyorsa o ben olamam, Erkan'dır. Kafana böyle saçma sapan şeyler sokma."
"Neyin ikileminde kaldın peki?"
"Yani seninle elti mi deniyor görümce mi varya, onun olup olmaması konusunda."
"Elti elti. Görümce değil. Peki diğeri ney?"
"Boşver onu şimdi. Annemler ne zaman kavga etmiş, neden ve kim söyledi."
"Babam gizlemeye çalıştı ama Derin söyledi."
"Hain baldız."
"Bak seenn, elti görümce bilmiyosun ama baldızı yapıştırdın."
"Elti görümce senin olayın o yüzden. Konuyu saptırma!"
"Saliha teyzenin kızı yüzünden kavga etmişler ama torunu Derya'nın sana aşık olduğunu söylemiş, sende o yüzden bize gelip gidiyormuşsun."
"Ben geçen sene geç gelip erken gittim. Bir şey bilmiyorum, Enes biliyordur arayayım mı?"
"Boşver arama. Öğrenirim sonra. Sen neden geç gelip erken gittin?"
"Iıııığmm... Şeeeyy..."
"Ney Furkan?!"
"Arkadaşla tatile gittik yaa!.." (Başını kaşıyarak)
"Yalan söylüyorsun!"
"Yemin ederim tatile gittik."
"Tatile gitmiş olabilirsin ama eksik söylüyorsun. Seni tanıyorum Furkan, ifadelerini de biliyorum. Doğru söyle çabuk posta güvercini seni..."
"Posta güvercini mi? O nereden çıktı."
"Lafı değiştirme söyle?"
"Sen Meriç'le konuştun değil mi? Bu sefer ne yaptı ne dedi?"
"Ooofff evet konuştuk sıra ona da gelecekti zaten. Ama kaçamazsın ne yaptığını öğreneceğim."
"Yaww he hee öğrenirsin. Meriç ne dedi."
"Bizi anlamış tehdit etti. Kabul etmezsem herkese söyleyecekmiş."
"Hadi yaa, iyii söylesin benim istediğim de o zaten."
"Furkan, bana zaman vermiştin. Ben istemiyorum."
"Hâlâ mı Cansu, dün geceden sonra hâlâ mı kararsızsın?"
"Ben anneme söz verdim, bir yıl evlenmek istemeyeceğim."
"E süper canım, bende bir yıl istiyorum zaten."
"Sen neden bir yıl?"
"Bazı yapacaklarım var."
"Okulla ilgili mi?"
"Evet."
"O kızla ilgili bir planın var mı peki?"
"Hangi kızla?"
"Ne demek hangi kızla? Kaç kız var ki? Serap'la tâbi kii!"
"Ben de sana aynı soruyu sorayım, ne demek planın var mı? Ne planı?"
Daha fazla uzatmak istemediğim için başımı ve bakışımı Furkan'dan çevirip manzaraya bakmaya başladım. Dudaklarını omuzuma koyduğunda dik dik baktığını hissettim.
"Akşam gelecek misin?"
"Nereye?" derken dudaklarını benden ayırmamıştı.
"Enes'lere?"
"Ben sabah Engin'e hoş geldin dedim, daha gerek yok." derken başını kaldırıp baktığım yöne doğru döndü.
"Gel!" dedim içinde bir sürü anlam yüklü bir şekilde.
"Bu sefer ne ördün, ona göre geleceğim."
"Çorap ama Engin'in başına."
"Kendin hallet işte, ne yapmak istiyorsan yap beni neden istiyorsun?"
"Engin'e vereceğim cevabı merak etmiyor musun?"
"Herkesin yanında vermezsin diye düşünüyorum."
"Herkesin yanında öyle bir şey söyleyeceğim ki, cevabını herkes hariç o alacak."
"Pişman olup üzüleceğin şeyler söyleme ama tamam mı?"
"Ne demek pişman olmak, bu akşam için beş yıl bekledim ben!"
"Ne olacak peki Cansu, yapacaksın da ne olacak. Eline ne geçecek?"
"Sen ne diyorsun Furkan yaa, ne o üzülmüş gibisin. Dayanamayacaksan gelme tamam mı?"
"Bitecek mi merak ediyorum Cansu, son mu merak ediyorum. Sonunda bizi ne bekliyor merak ediyorum."
"Fazla merak iyi değildir. Çok merak ediyorsan akşam gel gör, ileriyi beş yıl öncesinde düşündüm ben merak etme. En olmadı giderim buralardan olur biter. Beş yıldır yoktum yine olmam."
"Tamam tamam kızma hemen, gitmeyi de aklından çıkart. Bundan sonra buradasın bir daha gidemezsin?"
"Kalkalım mı artık, akşama hazırlık yapmam lazım."
"Yine palyaço gibi giyinmeyeceksin değil mi?"
"Yok yok merak etme bu sefer kendi dolabımdan giyineceğim..."