Yeniden doğuş...

2716 Kelimeler
Akşam yemeğini yiyip, ilaçlarımı içtikten sonra, Türkân ve Derin mutfağı toplayana kadar büyük odada herkesle oturmaya devam ettik... .... Derya, sofranın kaldırılmasına yardım eden Erkan'ı mutfağa giden koridorda kıstırıp, "Haber var mı?" diye sordu. E: "İyiymiş merak etme... Hâlâ konuşmuyormuş... Sadece 'Cansu abla' diyormuş." "Vicdan azabı çekiyor galiba." "Öyle ama ifade de vermiyormuş. Neden hızlandığını anlatmıyormuş... Fren yaptığı yere göre bildiğin intihar etmiş gibi." "Kim bilir Nazlı ne yaptı..." "Ben Nazlı'ya sordum, 'beni öptü bende, 'bana biraz zaman ver.' dedim' diyor." "Pislik." "Bu onun anlatması tâbii, Enes abiyi de dinlemek lazım." "Bitti, Enes benim için bitti..." "Derya, saçmalama yaa, Nazlı'nın lafıyla kuyuya mı inilir?" "Yalan mı söylüyor, gördük Erkan, öpüşüyorlardı... Onun platonik aşkı yüzünden benim ablam ölecekti." "Madem bitirdin, neden hâlâ nasıl diye soruyorsun?.. Bırak, orada ameliyat olacakmış yaşama şansı yüzde elliymiş sanane?" "Neee? Yine mi?" "Evet, yine ve son ameliyatı, aynı zamanda da en kritiği... Ama neyse ki senin için bittiğine göre artık umrunda olmaz, değil mi?" Derya, ağlamaya başlayınca, Erkan elindekileri yere bırakıp sarıldı. "Gördün mü şapşal, öyle bir çırpıda bitti demekle bitmez." "İyi olur değil mi?" "Olur, olacak inşaallah, merak etme... Sen de kızgınlığını bahane ederek, abiyi bırakırsın artık." "Ne zaman peki?" "Haftaya bugün." "Keşke yanında olabilseydim." "Dualarımız onunla olacak inşaallah." .... ...Yorgunluktan bacaklarım ara ara seğirmeye başlamış yarına hamlayacağının haberini veriyordu. Aylar sonra ilk defa misafir ziyareti gibi başka bir evdeydim ve koltukta bacaklarım aşağı salık oturuyordum. Furkan, Hakan'la birlikte odada çalışıyor ara ara sesleri bize kadar geliyordu. Hakan, mimarlık fakültesi mezunu, Engin iç mimar, Furkan da inşaat mühendislik okuduğu için hastanenin bütün her şeyi bu üçlü de idi... Daha temeli atılmamış bir binada bu kadar anlaşmazlık yaşıyorlarsa bunlar ileride nasıl ortak olacaklardı... Ben, Furkan'a sözümü tutup veteriner olmuştum ama Furkan, doktor olamayacaktı, onun yerine hastane yapmaya karar vermişti... Annem kulağıma eğilip, tuvaletimi sorunca düşündüm ve "ıııı ıııııhh" dedim. İnceden inceden ağrıyan karnım haricî kendimi çok iyi hissediyordum. Furkan, odadan morali bozulmuş gibi çıkınca sevgi ve tebessümle gözlerine baktım. Beni görünce göz kırpıp yanıma oturdu. ... "Beni görünce morali gibi başka bir yeri daha düzeliyor olmalı ki, kontak kurmamanın yollarını arıyor." diye düşünürken, Hakan odasından çıkıp, "Aradı mı?" diye sormasıyla birlikte, Furkan'ın da yanıma oturma sebebini anlamış oldum. Furkan, doktor Yavuz'a mesaj atmış kendine dönmesini bekliyordu... Ekranda yazan isme cevap verince Yavuz abi karşıma geldi... "AA! Cansu?" F: "İyi akşamlar Yavuz abi, kusura bakma rahatsız ediyorum." Y: "Estağfurullah Furkan, önemli değil... Bu konuda her zaman arayabilirsiniz... Cansu nasıl?" "İiii...yyy..iiimm." Y: "Çok sevindim Cansu... Hadi toparlan da yeni hastanenin temel atma törenine katıl." "Nnn..eee... zzz...mmaaannn?" Y: "İki kardeş anlaşıp bir proje hazırladıktan sonra, belediye onaylar onaylamaz." "Ççç..aaa...bbb...uuukkk!" diyerek Furkan'a bakınca, Hakan da sol yanıma oturup telefona eğildi. "Yavuz bey, iyi akşamlar, gerçekten iki kardeş anlaşmazlığa düştük... Bana diyor ki, hastanenin hiç bir odası karanlık olmayacak, aynı zamanda hasta odaları da güneşi doğuşundan batışına kadar görecek." Y: "Sana da iyi akşamlar Hakan... Evet, Furkan'ın bu projesi benim çok hoşuma gittiği için sizinle çalışmak istemiştim..." F: "Yavuz abi, bi plan çıkarttık ama abim sizi daha çok düşündüğü için anlaşamadık." H: "Furkan beyin projesine göre, doktorların odası, güneşi görmeyecek." Y: "Furkan, biz gün yüzü görmeyelim mi?" F: "Öyle değil Yavuz abi... Hastanenin her katı üç bloktan oluşacak, hasta odaları birinci blok ve tamamen güneş görecek, orta blokta malzeme odaları, hemşirelerin gece kaldığı odalar ve tuvaletler olacak, üçüncü blokta, poliklinikler olacak... ikinci blok tamamen karanlık ama sizin odalar gün yüzü görüp, güneş görmeyecek şekilde olacak." Y: "Doğru mu anladım... Hastaların odaları Doğu, güney, batıya bakacak, Bizim odalar da kuzeyde kalacak." H: "Evet, Yavuz bey... Aynen öyle... Doktorlar sağlık dağıtırken kendileri güneşten mahrum kalacaklar." Y: "Hakan, biz sabah dokuz akşam beş oradayız... Rutubet ve nem sorunu olmadıktan sonra hekimlerimin bunu sorun edeceğini düşünmüyorum... Ama hastaları düşünelim, orada aylarca kalan hastalarımız var, gece onlara ne kadar geç gelip erken giderse psikolojik olarak o kadar iyi hissediyorlar... Furkan'ın projede bizlik bir sıkıntı yok. Sen projenin olumsuzluklarını halletmeye çalış... Mesela, orta bloklar... Yangında kurtarılacak birinci derecede malzemeleri en kısa sürede nasıl tahliye ederiz?.." H: "Onlar için, tahliye asansörü yapabiliriz. Ayrıca bütçede sıkıntı olmazsa, düştüğü yer yangın ve su geçirmez bir yer olabilir." Y: "Siz bütçeyi düşünmeyin, ortakları biraz sallarım ama olsun." H: "Tamam o zaman... Furkan'ın dönüşüne yetişmez ama bir daha ki ay ortağım size projeyi getirir diye tahmin ediyorum. Genelde projeler, belediye incelemesinden ilk seferde geçmez, ne kadar erken giderse o kadar iyi olur." Y: "Hakan, acele etmeyin, biz onu hallettik, belediye başkanı onaylamak için projeyi bekliyor, biz usulüne uygun yapalım, başkanı zor durumda bırakmayalım yeter." H: "Çok iyi haber... Detayları yarın konuşabiliriz, size daha fazla rahatsızlık vermeyelim. Y: "Hakan, bu hastaneye babamızın adını vereceğiz, adına yakışır bir hastane olması için çabalıyoruz, sen de rahat ol, ne zaman ne sıkıntı olursa ara, çekinme yani..." F: "Sen merak etme Yavuz abi... Eminim Medocalin kadar iyi olacak." Y: "Bizim hedefimiz Medocalin'i geçmesi kardeşim..." F: "Bu akşamlık bu kadar abi. Var mı bir emrin." Y: "Estağfurullah kardeşim canının sağlığı... Bu arada, Cansu'nun tablet yola çıkmış, en geç iki güne teslim edilir... Onun kurulumunu da sana emanet ediyorum." F: "Tamam abi, sağol." Y: "Cansu sağolsun... Bana; bir doktor, üç mühendis, bir mimar, bir iç mimar kazandırdı." F: "Okan abiyle Beyza mı?" Y: "Evet... İkisiyle de anlaşma imzaladık... Hastanenin bütün elektronik aksamı Okan'da. Beyza da doğumdan üç ay sonra burada başlayacak." "Bbb...ee..yyy...zzzaa... bbb.e...bbeeekk?" F: "Yavuz abi, bir şey daha öğrendi. Bebeği bilmiyordu." Y: "Bu mutlu haberi de benden mi duydu yani..." F: "Evet." Y: "Cansu, hiç bir şey için acele etme, evet bebek dört beş ay da baya bir ilerleme kaydeden bir şey ama emin ol, hayatında o kadar da değişiklik olmadı." "Hııııı hııııı." Y: "Herkese selam olsun, hayırlı akşamlar." F: H: "Hayırlı akşamlar." ... Beyza, Onur'dan ne zaman ayrılmıştı da Okan diye biriyle evlenip hamile kalmıştı... Babama baktığımda, neyi düşündüğümü gayet iyi biliyor gibi gözünü benden kaçırıp toparlandı. "Annesi, sordun mu? Bir ihtiyacı var mı?" "Sordum, yokmuş." "O zaman biz müsade isteyelim, Cansu da çok geç olmadan uyusun." Annem, mutfağa yakın olduğu için başını uzatıp, "Derya, kızım hadi bitmedi mi?" deyince Derya, Derin ve Erkan aynı anda yanımıza geldi. Annemler, beni Furkan'ların evine bırakıp gidince bi tuhaf hissettim... Sanki, evlenmiş ve artık bu evde kalmak zorundaymışım gibi olmuştu... ... Yılmaz bey, kapıya çıkınca, "Hatun, Salih'e bi bakalım mı? diye sordu. Derya, morali bozuk olduğu için, "Baba biz gitsek?" deyince Seher hanım, "Tamam, anahtarı kapının arkasında bırakmayın." deyip onları gönderdi... İki kız eve giderken, karı koca da Salih beyi görmek için Meriç'lerin eve doğru yürüdü. ... Düğünden sonra kocasının yanında bırakılan gelin gibi oturuyordum... Furkan, yanımda oturuyor arada bir diziyle beni dürtüyordu... "Sıra bizimkiler de," demiyorsa bende bir şey bilmiyordum... Hakan, odasından başını uzatıp, "Gelsenee!" deyince, "Tatildeyim abi... Tamam işte, bundan sonrası sende." diyerek itiraz ederken, kolunu omuzumdan atıp. "Cansu'ya söz verdim, hatırlamadığı ne varsa onları hatırlatacağım." dedi Furkan, koltuğa gömülüp, bana sokulurken Hakan isyan etmeye ramak kalmış gibi, "Çeneni çok yorma, Meriç çoğunu hatırlattı zaten, yaşayarakta hatırlıyor." dedi. "Meriç abi kendini hatırlatmıştır, ben bütün her şeyi." "Hazır kız senin yaptığın saçmalıkları unutmuşken, yapma bence... Ayrıca, okulun bitsin, göreceğim seni de, tatil nasıl unutuluyormuş tıpış tıpış öğreneceksin." Hakan'ın acı gerçekleri Furkan'ın yüzüne çarpmasına dayanamayan Rasim amca, "Oğlum, o zaman bırak da, o günler gelene kadar tatilinin tadını çıkartsın." dedi. Hakan, her zaman ki gibi babasına itiraz etmeden, "Hayırlı geceler." diyerek kapıyı kapattı. Furkan, zafer kazanmış gibi gülerken bana dönüp, "Odamıza gidelim mi?" deyince yutkundum... İşte şimdi bir kere daha kendimi gelin gibi hissetmiştim... Gözlerimi mutfaktan gelen Türkân'a dikip, beni bu yürüyen testosterondan uzak tutması için yalvarır gibi baktım. "Kendimi zor tutuyorum." diyen bir libidoş ne kadar sabırlı olabilirdi ki... Üzerimde bem beyaz bir elbise ile gelin gibi durabilirdim ama ben, birlikteliğin ortasında uyuma ihtimalini ve sabah uyandığımda hiç bir şey hatırlamama olasılığını göze alamıyordum... "Furkan, Cansu'yu odaya götürelim mi? Üzerini değiştireyim." Canım arkadaşım... Bir tanem... Can tanem... Bir kere daha Furkan'ın kucağında odadan içeri girdim. Furkan, beni yatağa bırakırken ablasıyla konuştu. "Abla, ben giydirdim yaa, yine ben çıkartsam?" "Bu seferlik senin giydirdiğini ben çıkartayım, zamanı gelince benim giydirdiğimi de sen çıkartırsın ödeşiriz." "Ben bu kadar bekletmem ama." "O da sağdıçlarının insafina kalmış, beni ilgilendirmez." "Ben sağdıçları şimdiden bağladım bile, çok uzağa götürmeyecekler." ...Bizim adetlerde damat, sağdıçları tarafından önceden belirlenen bir yere bırakılıp, eve yürüyerek döndürülürdü... Furkan, "Sen üzerini değiştir geliyorum." diyerek çıkınca, "Daha nasıl gelecek acaba." diye düşündüm. Türkân, işini garantiye almak için, "Son defa soruyorum canım, tuvaletin var mı?" dedi Başımı sağa sola sallayarak, "Iıı ıııııııhhh." deyince elbisemi çıkartmaya başladı. .... Yılmaz bey, yarım saat kadar Salih beyi ziyaret ettikten sonra Seher hanımla birlikte dışarıya çıktı. "Eee hanım?" "Ne eee bey efendi?" "Diyorum ki, hazır Cansu'da tekrar hatırladın, dördüncüyü yapalım mı? Ne diyorsun?" "Akşam akşam beni çileden çıkartma, bu yaştan sonra azanı teneşir paklar demişler." "O yaş, bu yaş değil biiirr!.. Sen menepoza girene kadar, rahmin ortağı olarak bende söz sahibiyim, bu da ikiii?" "Yılmaz bey akıllı ol Allah aşkına... Torun sevme yaşında ne çocuğu, yapma etmee." "Bak, gel... Temellerini bi atmaya başlayalım, hemen olmaz zaten... Dün haberlere çıktı, kızıyla kadın aynı gün doğum yapmışlar... Bi düşünsene... Güzel olmaz mı?" "Tövbe estağfurullah, neye büyük konuşuyorsam başıma getirme hevesindesin." "Cansu iyileşti sayılır, bak boşluğa düşeceksin... demedi deme..." "Ben o boşluğu dolduracak başka meşgale bulurum canım, çocuğa gerek yok." "Bari, kazı çalışması yapayım... Belki bi maden çıkar." "Nereye gidiyorsun?" "Eveee?! Kısa yoldan gidelim de bir an önce-" "Doğru yolundan yürü!" "Orası uzak yol, üşüme diye-" "Üşürsem kazı çalışmaları esnasında ısınırım ben, sen merak etme... Ama bu yoldan gider de istemediğim şeyler yaşarsam; kazı çalışmasıymış, temel atmaymış bırak, kürek vuracak arazi bulamazsın haberin olsun." "Tamam tamam yürü... Köyü bi uçtan diğer uca yürüyelim... Bu soğukta." "Sen bu soğukta amelelik yapma niyetindeyken bir şey yokta, ben o yandan gitmek istemeyince mi sorun oluyor?.. Sıcak günlerde gönül yayların gevşemeseydi, şimdi bu hava da köyü uçtan uca yürümezdin." "Alın ineği geri geldi küfrün yeri diyecem haa." "Yürü hadi yürü, son günlerde şofben suyu geç ısıtıyor." "Oooo, ne yürümesi koşarım bile, dur sen yorulma, gel sırtıma bin." "Elin ayağın bi rahat dursun, bi gören olacak." "Hatunu sırtlıyorum yaa, gören ne diyebilir ki?!" "Fıtığın çıkarsa, çalışmaları iptal edersin bak, demedi deme!" "Haklısın... Çabuk yürü o zaman çabuk..." ..... Yattığım yatak çok geniş olmasa da iki kişi rahatlıkla yatabilecekken, Türkân yanıma yer yatağı yapmıştı... Büyük ihtimalle Furkan da ablasının odasında uyuyacaktı... Işık kapanınca bende yavaş yavaş mayışmaya başladım... .... Gecenin bir vakti gözlerimi açtığımda ambar odasındaydım ve çok terlemiş gibi hissediyordum... Üzerimden yorganı atıp, sol ayağımı yataktan aşağıya sarkıttım... Sıra sağ ayağımı atıp oturmaya gelmişti ki, ayağımda bir ağırlık ile birlikte belimden bir kol bana mani oldu. "Cansu'mmm?" "Furkan!" "Nereye hayırdır." "Yaran nasıl?" "Ne yarası?" "Ayağın... Karnın..." "Cansuuu, iyi, iyiii, çok iyi." "Neden... ağlıyorsun?" "Cansu, sen konuşuyorsun!" "A.a.an.lamadım." "Cansu, yapma lütfen, biraz önce çok güzel konuştun." T: "Furkan! Ne oldu?" "Cansu, konuşuyor abla." T: "Nee, nasıl... Cansu?" İkili bana gözleri yaşlı bir şekilde bakarken ben neler olduğunu anlamaya çalışıyordum... Birden beynimde yine bir şimşek çakmış ve kazayı hatırlamıştım... Ellerimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladığımda, yatağında oturan Türkân dizlerime, Furkan'da boynuma sarılıp ağlamaya başladı. En çabuk toparlanan Türkân, "Cansu, yeter canım ağlama... Annem duyarsa gelir." deyince Furkan, sağ bileğimde bağlı olan ipi çözüp, kendi bacağından da sökerken, "Bırak abla, rahatlasın... Bende duyup geldim derim." dedi Bende kendimi toparlayıp, neden uyandığımı hatırlamaya çalıştım. "Tuvaletim... var..." F: "Bak abla, gördün mü?" T: "Duydum duydum... Ooohhh çok şükür... Biz gidene kadar tamamen iyileşecek inşaallah." F: "İnşaallah." Açık bir şekilde konuşuyorsam yürüye biliyorumdur diyerek sağ ayağımı da yere atınca Furkan tekrar engel olup, "O kadar da değil... Sakın haa kendi başına hareket etme." dedi. Ayağa kalkıp beni kucağına aldıktan sonra tuvalete getirdi. Türkân, geceden hazırladığı çarşafı kollarımın altından çadır gibi sardıktan sonra, kıyafetlerimi indirdi. "Tamam..." dediğimde Furkan, kapıya yakın olan lavabonun musluğunu açıp, "Çıkmasam, biraz daha konuşsan da duysam?" deyince sesli güldüm. "Furkan... çıkın..." T: "Furkan, sen çık ben onu konuştururum." "Türkân... Sen... de... çık." Belli etmiyordum ama bende çok heyecanlıydım... ~~~~•~~~~• Dört saat önce ~~~~•~~~~• Furkan, ablasının odasına gidip, kapıyı arkadan kilitledikten sonra eşofmanlarını giyerek önceden hazırladığı merdiveni camdan sarkıtıp aşağıya indi... Aşağı inip ellerine iki nefes vererek ısınmaya çalıştıktan sonra merdiveni bu sefer de kendi odasının duvarına koydu... İki basamak çıkmıştı ki Meriç camı açıp ıslık çaldı... "Aaabiii?" "Furkan, sen misin lan?" "Benim abi." "Aaahh yazııııkkk!.. Kendi odasına hırsız gibi girdiren hayatın ben taa..." "Ben onda değilim abi, ablamın odasına girerken bi gören olur mu diye korkuyorum." "Merak etme; bu köy, Türkan'ın bir erkeği odasına almayacağını bilir, ama seni sapık yada hırsız zannedip götünden mıhlayabilirler." "Acayip moral verdin abi, sağol... Neyse, o götüm daha fazla donmadan gideyim." "Ablanın odasına girerken beni ara, yardım ederim." "Tamam abi." "İyi geceler." "Sana da." Türkân, yukarıdan camı açınca, Furkan hızlıca merdiveni çıkıp içeri girdi... Kısık sesle konuşmaya başladılar. "Sessiz ol." "Uyudu mu?" "Evet." "Tamam, bak bakalım elim ayağım soğuk mu?" "Soğuk tâbi salak, ısıt şu soba da öyle gir yatağa." Furkan, bir gece önce olduğu gibi ellerini ısıtıp, "Allah rahatlık versin." dedikten sonra ablasının yatağına basarak kendi yatağına geçti. Yavaşça Cansu'nun üzerinden geçip, yorganın altına girdikten sonra, yine aynı sessizlikle Cansu'nun ayağını kendi ayağına bağlayıp yattı... Cansu'nun kokusunu içine çekerek uyumaya başladı... ~~~~•~~~~• Furkan, çıkarken kapıyı kapatmadığı için kısık sesle. "Biittii!" diyerek dışarıya haber verdiğimde Türkân içeri girdi... "Gel bakalım bülbülüm." "Türkân..." "Efendim." "Çıkart..." "Neyi?" "Bezi...mii?" "Bence de yaa, gece bile uyanıyorsun, neden takıyorsun kii?" İç çekip, Türkan'ın bezimi çıkartmasını izledim, "Kardeşine güzel kokacam diye bilerek altıma yaptım, anamda tedbir amaçlı taktı." diyemedim... Bu kadar uzun cümleyi ne zaman kurabilecektim acaba diye de düşünmeden edemedim... Her şey zamanlaydı ve önümde zamandan bol bir şey yoktu... Furkan, beni yatağa oturtup, "İyi misin?" diyerek konuşturmaya çalışınca, Türkân'a bakıp, "İlk... defa..." dedim... T: "Ne ilk defa canım?" "İlk... defa... Hastalığımı... unuttummm..." F: "Ben söylüyorum, takıl bana bütün dertlerini unutturayım sana." "Şapşaallll." T: "Yeter bu kadar, hadi uyuyun, sabah uyuya kalmayalım." F: "Bu sefer burada ben yatacağım... Uyanmasam yerdeydik." "Tamam..." Furkan, yanıma uzanıp kaşık pozisyonunda yatarken yorganla birlikte kolunu da üzerime sardı... Sırtımda Furkan'ın sıcaklığı ile, sabaha karşı karın ağrım da geçmişti... ~~~~•~~~~• üç saat sonra ~~~~•~~~~• T: "Furkan! Furkaaaann!" "Hııı!" "Kalk, hadi ezan okunacak, git." "Ooofff..." "Furkan... Hadiii." "Şuan içime oturan öküzü sana tarif edemem." "Senin tarif edemediğini anlıyorum ben canım... Ama azıcık sabır daa." "Tamam... gidiyorum... Teşekkür ederim canım ablam. Olur da bir gün sende bir şey istersen, bende sana böyle yardım edeceğim... Sözzz..." "Sen mutlu ol, ben başka bir şey istemiyorum... Bir de sizin sayenizde artık söz kelimesini duymak da kullanmakta istemiyorum... Çık hadi..." Furkan, ablasına gülerek geldiği gibi camdan çıktı, her yer zifiri karanlık olduğu için Meriç'i aramadan ablasının odasına girdi. Ezan okunurken uyanan Neriman hanım, abdest almak için kalkınca Furkan'la banyonun kapısında karşılaştı... "Anne, ben kılıp yatıyorum, babam beni çağırmasın." deyip odaya girdikten sonra namazını kılıp kahvaltı hazırlanana kadar uyudu... ...Türkân, Cansu'nun kahvaltısını odasına götürmek için sofradan yiyecekleri tepsiye alırken, Furkan odadan çıktı... "Bereketli olsun." deyip banyoya giderken Neriman hanım, panikle, "Furkaaannn!" dedi... Cansu korkmasın diye kendini sıkıyordu ama eli ayağı titreme noktasındaydı. "Annee? Ne oldu?" Neriman hanım, "Oğlum, senin neren kanıyor?" deyip bacağına bakarken herkesle birlikte Furkan da bacağına baktı... Furkan, bacağında ki kanı görünce panikle Türkân'a bakıp, yardım ister gibiyken Erkan atıldı... "Abii, kusura bakma, söylemeyi unuttum... Geçen akşam Kaan abilerin keçi hastalanınca mundar olmasın diye kesmeye gittik, o zaman bu üzerimdeydi. Bir saat giydim diye yıkamaya atmadım, demek ki oradan olmuş." T: "Şapşalsın Erkan, büyü artık yaa... Furkan, git değiştir canım, hemen ver bana ben deterjana basayım da lekesi çıksın." Türkân; annesine, kanın kuru mu ıslak mı olduğuna bakma fırsatı vermeden koluna girip birlikte Furkan'ın odasına doğru yürüdü... Aynı panik bu seferde Türkân içeri girince yaşandı... "Cansuu?" "Efendim..." "Sen regl olmuşsun." "Nee... Seennn... Nereden... bili...yorsun?" "Buradan Cansu'mmm." "Hiiii'." "Tamam, merak etme... Annem gelmeden seni halledeyim ki, anlamasınlar." "Özür... dilerim..." T: "Nedeenn?" "Beezz..." "Saçmalama Cansu... Furkan'a çıkmayıp sadece yatakta olsaydı bu derece panik olmazdık ki, neden özür diyorsunn. Sen üzülme ben bu salağa kızıyorum, o bacağın orada ne işi varmış acaba diye... Bir dee, şu şapşal bir an önce çıksın da seni halledeceğim merak etme." "Kız, bu şey kaç gün sürüyor?" T: "Ne yapacaksın lan?" "Bir şey değil yaa, en güzel günümde geldi çattı Ramazan diye bir şarkı var ya aklıma o geldi." "Haaa, tâbi tâbi, bende yedim... Al eşofmanını çık hadi." "Cansu'ya bir şey lazım mı?" "Yok, sen çık yeter ki ben halledicem." Furkan, kıyafet alıp çıkınca, "Merak etme, bende aynıyım, bu çarşafı benimki çıkmış gibi koyacağım." diyen Türkân'a aşk ile baktım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE