Kürşat ağır adımlarla şömineli salonun eşiğinden ayrıldı. Loş ışıklarla aydınlanan merdiven boşluğuna girdiğinde, arkasında hâlâ tütmeye devam şöminenin ve Hakan’ın öfkesinin sıcaklığı kalmıştı. Ahşap basamaklar gıcırdarken, her adımı evde yankılanıyordu. Üst kattaki uzun koridora çıkınca durdu. Koridorun ucunda, bir kapının önünde bekleyen Sadık, onu görünce hemen doğruldu. Gömleğinin yakasını gevşetmiş, yüzü tedirginlikten sertleşmişti. Sadık'ın gözleri kararsız ve endişeliydi. Elindeki küçük ilaç kutusunu Kürşat'a göstererek. “Emin misin?” dedi alçak bir sesle. “İlaçları vermeyecek miyim?” Kürşat birkaç saniye durdu, başını çok hafifçe salladı. Yüzünde yine o tanıdık, her şeyi önceden hesaplamış insanların rahatsız edici sinsiliği vardı. “Komutan’a bıçağı saplamasını istiyorsak,” dedi

