Sen Benimsin

753 Kelimeler
Plan en ince ayrıntısına kadar belirlenip her şey kararlaştırıldıktan sonra Hakan derin bir nefes alıp odadan çıktı. Kendini kışlanın ağaçlık arka yoluna attı. Parmaklarını boğum boğum kıvırarak yumruk yaptı. Sakin kalmak istiyordu ama içinde bir yerlerde alev alev yanan kıskanç bir öfke vardı. Duru ve Semih. Neden bu kadar yakındılar? Semih ne konuşmuştu onunla? Neden bu ağaçlık yol? Neden bu gizlilik? Bu sorular arasında kendisine de sinir olarak onları yanında gördüğü ağaca sert bir yumruk attı. Belki de diye düşündü. Duru’dan vazgeçmeliydi. Duru, Semih gibi biriyle mutlu olabilirdi, ondan uzak durması en doğrusu olurdu. Hakan gibi bir adamın sevdası zehir, hayatı tehlikeydu. Ama yapamıyordu işte. Bir kez tattığı o masum ama cesur kadından vazgeçemiyordu işte. Sade, yumuşak, çekici. Ama aynı zamanda neşeli ve canlı. O sesi bir başkası duymamalıydı. O kahkaha... O gülümseme... Sadece onun olmalıydı. Ama o kimseye bunu söylememişti. Kendisinden bile saklamıştı. Ama şimdi geç kalmıştı. Kafasında doğan delice cesaretle odasına yöneldi. Duru onundu. Ne olursa olsun o da bunu anlamalıydı. Odasına girerken nöbetçi askere seslendi, - Bana Hemşire Duru Serveroğlu'nu çağırın. Personellerin bu haftalık sağlık raporlarıyla birlikte acilen odama gelsin dedi. Niyetini gizlemek için bulduğu bu bahaneye rağmen huzursuz adımlarla odasında volta atmaya başladı. Duru onundu. Bunu Duru da anlayacaktı. Eninde sonunda... ... Duru, revire döndüğünde yüzünde içten bir tebessüm vardı. Uzun zaman sonra ilk defa böylesine mutlu hissediyordu. Semih’le yaptığı konuşma, beklediğinden çok daha kolay ve iyi geçmişti. İkisi de önce biraz çekinmişti elbette. Sonuçta birinin hayatına ve geleceğine dair böyle ciddi bir konuda konuşmak kolay değildi. Ama Semih’in konuşmasındaki nezaket, gözlerindeki samimiyet zamanla Duru’yu da rahatlatmıştı. Duru, Serra’nın bu teklifi kabul edeceğinden neredeyse emindi. Serra dışa dönük, neşeli ama derinlerde ciddi kalp kırıklıkları taşıyan biriydi. Güçlü bir karaktere sahipti ama içindeki o neşeli kız çocuğuna sevgiyle yaklaşacak birini arayan biriydi. Semih ise onun aksine sessizdi ama çevresindekileri hep gözeten, nazik, ilgili içten bir erkekti. Üstelik Serra’ya olan ilgisi ve sevgisi gözlerinden ve her halinden çok net okunuyordu. Duru iç geçirdi. “Serra sonunda mutlu olacak,” dedi fısıltıyla. “İkisi de çok mutlu olacak.” Revirin penceresinden dışarı bakarken, gözleri ağaçlara takıldı. Hava açıktı, serin ama güneşliydi. O an içi tarifsiz bir huzurla doldu. Kendini uzun zaman sonra ilk kez gerçekten yaşıyor gibi hissediyordu. Kışlanın katı disiplininde bu his başlı başına lükstü. Tam o sırada kapı hızla açıldı. Nöbetçi asker içeri girdi. Sert bir selam verdi ve hiç tereddüt etmeden konuştu: “Komutan Alparslan, personelin haftalık sağlık raporlarıyla birlikte sizi bekliyor, hemşire hanım.” Duru, göz kırpmadan bir saniye öylece kaldı. Kalbi bir an boğazına geldi, sonra hızla çarpmaya başladı. “Beni mi?” diyebildi sadece. “Evet,” dedi nöbetçi asker, başını eğerek. Ardından sessizce kapının önüne beklemeye başladı. Duru, hızlıca toparlandı. Belki dışarıdan sakin görünüyordu ama içinde fırtınalar kopuyordu. Günlerdir Hakan'ı görmemişti. Başta umutla beklemiş, sonra kızmış ve en sonunda da öfkelenerek ondan ümidini kesmişti. Şimdi aradan onca zaman geçmişken ve tam da ondan umudu kesmişken bu da neyin nesiydi böyle? Derin bir nefes aldı. Aklına revirde yaşadıkları o tutkulu anlar geldi. O andan sonra… O andan sonra hayatı bir daha eskisi gibi olmamıştı. Duru, bunun sadece kendisini için değil onun için de özel olduğunu düşünmüştü. Ama Hakan Alparslan o günden sonra karşısına çıkmamış, sanki istediğini almış gibi bir daha yüzüne bakmamıştı. Belki de diye düşündü içini acıtan bir dürüstlükle... Belki de ona duyduğu çekim sadece bir anlıktı ve istediğini alınca bitmişti. Bu düşünce kalbini acıtsa da giderek buna inanmaya başlamıştı. Şimdi ise... Şimdi ise onu odasına çağırmıştı. Gerçekten sadece evrakları mı istemişti yoksa daha fazlası mı vardı? Bunu, onun odasına gitmeden anlamanın bir yolu yoktu. Duru, kalbinin sıkıştığını hissetti. Düşüncelere boğulmak yerine dik durmalıydı. Raftan personelin sağlık dosyalarının yer aldığı kalın klasörü aldı. Ellerinin titrememesi için klasörü sıkıca tuttu ve göğsüne bastırdı. Ardından başını dikleştirerek nöbetçi askerin peşine takıldı. Koridorda yürürken ayak sesleri, kalbindeki çarpıntıya eşlik ediyordu. Her adımda kafasında başka bir ihtimal dönüyordu. Bir an gözlerinin önüne Hakan’ın yeşil gözleri geldi. Sert ama derin. Güçlü kolları hayalinde yeniden canlandı. Güçlü ama nazik ve tutkulu... Dudaklarının erkeksi tadı… Sanki bütün geçmişinin ve geleceğinin bir araya toplandığı olağanüstü bir an yaşamışlar ve o andan sonra Duru'nun hayatında hiçbir şey aynı olmamıştı. Girdikleri bir koridorun sonuna doğru askerin adımlarının yavaşladığını hissetti. Kafasını toparlamaya çalıştı. Anlaşılan yaklaşmışlardı. Nöbetçi asker bir kapının önünde durdu. Bir adım geri çekilerek Duru’yu yalnız bıraktı. Gelmişlerdi. Duru bir an nefesini tuttu. İçinde ne varsa bir anlığına sustu. Kalbi delice atıyordu, evet. Ama gözlerinde kararlılık vardı. Kapının önünde bir an gözlerini kapattı. Yalnızca bir saniyeliğine. Sonra gözlerini açtı. Ve kapıyı sertçe çalıp, içeri girdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE