KIRILMA NOKTASI

1133 Kelimeler
Ertesi gün öğleden sonra dayım uğradı. Babam, iki gün izinli olacağını duyar duymaz soluğu amcamın yanında almıştı. Bir gün görmese eksik hisseder; kardeş sevgisi onun için başka bir şeydi. Dayım eve adımını atar atmaz kollarını açtı. -Dayım canım dayım, asayişin en yakışıklısı!” dedim şakacı bir tonla. O da gözlerimin içine bakarak gülümsedi. “Tamam be siyah inci, bakma öyle. Senin kara gözlerine kurban olurum.” “Benim gözlerim kara değil, koyu kahverengi!” diye düzelttim. Gülümsememe engel olamasam da gözlerim hafifçe küçüldü. Kısaca kendimi anlatayım… Esmer, beyaz tenli, koyu kahverengi gözlü (ama herkes siyah der), 1.60 boylarında, ince, çıtı pıtı biriyim. Uzun, dümdüz saçlarım belime kadar iner; onlara gözü gibi bakan biriyim.Her gün serumunu, yağını eksik etmem. Lafımı sakınmam, konuşmayı severim. Sabırlıyımdır ama biri damarıma basarsa… işte o zaman bambaşka bir insan olurum. Annem hep ortanca teyzem Emine’ye benzediğimi söyler. Emine teyze, kırk yaşında hâlâ içindeki okuma tutkusunun peşinde koşan, elinden her iş gelen biri. Ona benzemek benim için gurur kaynağı haberleri yok. Akşam yemeğinde dayım ve yengem de vardı. Onların çocuğu olmadığı için bize ayrı bir sevgiyle yaklaşırlar. Sofrada kahkahalar yükselirken babamın yüzündeki garip ifade dikkatimi çekti. Sanki söylemek isteyip de yutkunduğu bir şey vardı. Yemek bitti, çay faslı başladı. Balkonun serin havasında otururken babam birden lafa girdi. “Yarın akşam için hazırlık yapın, Gülbeyaz’ı istemeye gelecekler.” Söylediği cümle havada asılı kaldı. Elimdeki çay bardağı ısısını avuçlarıma bırakırken gözlerim babama kilitlendi. -Ne istemesi baba? Kim gelecek? Daha yeni döndüm.” “Amcanlar gelecek,” dedi, sanki en doğal şeymiş gibi. Şaşkınlığım yerini öfkeye bıraktı. - Bana sormadan kabul mü ettin? On sekiz yaşımdan beri kendi kararlarımı verdim, hiçbir zaman size karşı gelmedim… Bu nasıl olur?” “Dur kızım,” dedi, sesinde hem savunma hem de çaresizlik vardı. “Ben sana sormadan cevap vermem. Ama ‘gelmeyin’ de diyemedim. Sonuçta amcan…” -Evet amcam , her işimize karışan her şeyi yönlendiren amcam. Sen bu duruma normal bakıyor olabilirsin ama benim için sadece senin abin bundan sonra. İçimdeki şüphe bir anda netleşti. Bu işin içinde Onur vardı. Çocukluğumdan beri bana karşı bastıramadığı bir ilgisi olan, takıntılı, ne yapıp edip beni kendine bağlamaya çalışan Onur. Ailesine, ‘Bir kızın tek başına başka şehirde yaşaması uygun olmaz” diye az kalsın eğitimeme de engel olacaktı fuşki yiyen. Annem ve diğer aile bireyleri bu fikre karşı çıktı. Evin içinde tartışma büyüdü. Babam, amcama olan bağlılığından ötürü net bir şekilde ‘hayır’ diyemese de huzursuzdu. Ama alışkanlıklar… bağlar… onun kararını bulanıklaştırmıştı. O gece yatağımda dönüp durdum. Onur’un gölgesinde yaşamak istemiyordum. Hayatımı kendi ellerimle kurmak istiyordum. Sabah telefonumu alıp İstanbul’daki teyzemi aradım. - Teyzem bir yol bul , beni bu manyak ile aynı ortama sokma. Bir kaç gün sende kalayım,” dedim. Ama gerçek planımı söylemedim: Bursa’ya gidip yeni hayatıma başlamak istiyordum. Bunun için teyzemi kullanmış olma fikri ne kadar kötü hissettirse de başka bir çarem yoktu. Akşama gelecek olan amcamlar beni göremeyince ne yapacaklar acaba. Teyzem babamı ve annemi arayıp bu işin olmayacağı yoksa kendisi gelip rezillik çıkaracağını söyleyince kimse bir şey diyememiş. Anlaşılan babam gerçekten sıkışmış ki itiraz dahi etmemiş. Yoksa büyük bir hengame çıkardı kesin. Otobüse bindim herkes İstanbul a gideceğim sanıyor.Oysa Bursa’ya gidiyordum. Yanında kalacağım arkadaşıma da, erkek arkadaşım Erkan’a da haber vermedim. Amacım onlara sürpriz yapmaktı. Belki de bu sürpriz, yeni başlangıcımın ilk adımı olacaktı. Teyzemi arayıp bir kaç gün Bursa da işlerimi halledeceğimi sonra geleceğimi söyledim. İş yeri görüşmesi ve yüksek lisans için başvurularımı yapıp teyzeme sonra söyleyecektim hepsini. Belki de artık emri vaki yapıp kararlarımın netliğini göstermem gerekiyor. Bursa’ya akşam saatlerinde vardım. Şehrin ışıkları otobüs camına yansırken içimde hem heyecan hem huzursuzluk vardı. Arkadaşımın evine yöneldim. Anahtarı vardı, sessizce kapıyı açtım. İçeriden hafif müzik ve kahkahalar geliyordu. Ayaklarım ağırlaştı. Salona adım attığımda gördüğüm manzara, hayatımın belki de en sert tokadıydı: Erkan ve en yakın arkadaşım… öyle bir hâlde ki, yanlış anlamaya yer yok. Gözlerimden ateş fışkıracak gibiydi. “Sürpriz!” dedim alaycı bir gülüşle. Erkan’ın yüzü bembeyaz oldu. “Gülbeyaz, dur, açıklayabilirim,” dedi panikle. “Ne açıklayacaksın Erkan? Bunca zaman benimle dalga geçtiğini mi , yıllarımı ve hayallerimi hayvansı zevklerin uğruna hiç ettiğini mi? Söylemen gereken tek şey ‘Hoş geldin’di. Ama sen…” Sesim çatladı. Arkadaşım araya girdi. “Bak, öyle değil—” “Sakın birşey açıklamaya kalkma bana,” dedim sert bir tonla. “İkinizin de benim gözümde yeri yok artık.” Valizimi kaptığım gibi kapıdan çıktım. Bursa otogarına, oradan İstanbul’a… Teyzeme vardığımda gözyaşlarım hâlâ dinmemişti. Her şeyi anlattım. O beni dinledi, saçlarımı okşadı. “İyi ki gelmişsin. Şimdi dinlen, sonra konuşuruz kararını verirsin,ne yapmamız gerekiyorsa ona göre hareket ederiz “ dedi. Ama kararım çoktan verilmişti. Rize’ye dönecektim. Tek şartım vardı: Evlenmeyecektim. Babamı aradım , telefonu açar açmaz konuşmasına fırsat vermeden - Bir kaç gün sonra geri döneceğim , o istediğin fabrikada da çalışacağım fakat bana Onu ile ilgili tek kelime etmeyeceksiniz. Yüksek lisansımı devam ettireceğim . Şimdi tel cevap istiyorum senden EVET Mİ HAYIR MI? “ Kabul kızım . Sen gel yeter ki , sana istemediğin hiçbir şeyi kimse yaptıramayacak. Annen daha dönmeyecek dediğinde çok pişman oldum” Bir kaç gün teyzemle deli gibi gezdik İstanbul u. Beni mutlu etmek ve unutmam için her şeyi yaptı ama ihanetin sancısını öyle kolay geçmeyecekti anlaşılan. Arkadaşım ve Erkan kaz kez aradılar , mesaj attılar sayamadım. Bir mesajda silmeden şu cümle takıldı “ sadece bir kerelik bir şeydi , ikimizde sarhoştuk “ Ne güzel bahaneleri var insanların… Bundan sonra o naif kimse kırılmasın diye her işin bir yolunu bulan Gülbeyaz yok artık. Bundan ilk nasibini alacak kişinin Allah yar ve yardımcısı olsun. Veda vakti geldi , geldiğim gibi dönüyordum. Teyzem iyi ki vardı , verdiği öğütler sayesinde kendi yolumu daha kolay ve sağlam çizecektim. Bazen insanın hayatında deliler olmalı cesur ve akıllı deliler. Rize otogarında indiğimde Onur’u gördüm. Kollarını cebine sokmuş, sanki bütün bu yaşananlardan habersizmiş gibi gülümsüyordu. Meğer beni o almak istemiş. “Hoş geldin,” dedi, valizimi almak için uzandı. “Gerek yok,” dedim. “Sahildeki kafeye gidelim. Konuşmamız lazım.” İlk kurbanımız belli oldu , ama en çok hakeden de o olacaktı yeni Gülbeyazı. Kafeye oturduğumuzda gözlerimi onunkilerden çekmeden başladım: “Onur, bu boş hayallere kapılmayı bırak. Benim hayatım senin oyuncağın değil. Bundan sonra tek bir yanlış tavrında seni siler ayarımı. kimsenin bilmediği kumar alışkanlığın var ya hani her ay Gürcistan a parça almaya gidiyorum diye herkesi kandırdığın , ha işte ortaya dökerim. Anladın mı? Yüzündeki gülümseme dondu. Bir an için gözlerinde öfke kıvılcımı parladı ama sustu. Sadece başını eğdi, çayından yudum aldı. Ben ayağa kalktım. “Bitti,” dedim. “Bundan sonra kendi yolumda yürüyeceğim.” Kafeden çıktım. Deniz kenarına yürüdüm. Dalgalar sert vuruyordu kayalara; sanki içimdeki fırtınayı yankılıyordu. Saçlarımı rüzgâr savurdu, burnuma tuzlu deniz kokusu doldu. Belki hayatımın en zor virajını dönmüştüm ama biliyordum ki bu sadece başlangıçtı. Önümde bilinmezliklerle dolu bir yol vardı ve bu kez kontrol tamamen benim elimdeydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE