ARSLAN Telefonu çıkarıp hızla Cihan’ı aradım. Muhtemelen uyuyordu. “Çabuk, küçük odaya çık!” diye sertçe emir verdim. Sesimdeki keskin tınıyı duyunca, uykulu bir mırıltıyla cevap verdi: “Geldim abi…” Yerdeki yarı yırtık gelinliği kaptım ve öfkeyle duvara fırlattım. Yumruklarımı sıktım; delirmek üzereydim. Tam o sırada kapı hafifçe tıklatıldı. “Ağam, müsait misiniz?” diye bir ses duyunca kapıyı şiddetle açtım. “Geç lan, içeri! Oldu olacak eline bir de megafon vereyim!” diye bağırdım. Cihan odaya girince bakışlarını yerden kaldıramadı. Çekinerek, “Bi isteğiniz mi oldu abi?” dedi. “Oldu lan, olduuuu!!!” diye bağırdım. “Oğlum, kız nerede?!” Şaşkın gözlerle bana baktı: “Ne bileyim ben abi… damat sensin.” Çenem öfkeden kasıldı; yumruklarımı sıktım. “Ulan ayılamadın mı, ben mi ayılta

