on üç

1063 Kelimeler
Kahve makinesinin iki çıkıntılı deliğinden akan sıvıları seyre daldığım vakitlerde adım sesleri kulağıma ilişti. Az evvel doldurup tezgaha koyduğum krem renkli kupama göz attım. Onu ben içiyordum, Aslan'ın inek desenli kupası ise hala makinenin işlevini bitirmesini bekliyordu. Gittikçe yaklaştığını duyduğum ve hissettiğim küçük erkeğe karşın "Şimdi gelecektim," dedim. Hem makine işi uzattığı için hem de ağırdan aldığım için zamanın uzadığının farkındaydım. "Sen ben gelene kadar," makinenin diğer tarafında durup kupamı eline aldığını görünce sekteye uğradım. Zor bela silkelenerek kendime gelmeye çalışsam da kahvemi içtiğini görünce ister istemez dengem şaştı. "Hangi konularda eksik olduğunu yazsaydın..." ağzımın içinde konuşmamla birlikte kahveden bir yudum daha alıp kupayı tutarak bana döndü. Bir yandan belini tezgaha yaslarken bir yandan da olumlu mırıltılar çıkarıyordu. "Yazdım, hocam." "İyi yapmışsın," dönüp dolmakta olan kupayı kontrol ettim, "Ondan ben içiyordum Aslan." nihayet rahatsızlığımı dile getirebildiğimde "Benim için sıkıntı yok," deyip bir yudum daha aldı. Bu defa kupayı dudaklarından uzaklaştırırken beğendiğine dair nidalar çıkarmayı ihmal etmemişti. Bu hali huzursuzluğumu katlayarak arttırdı. "Peki ya benim için?" dedim, kahveye süt eklerken, "Ya benim için sıkıntı varsa?" "Eğer rahatsız olsaydınız benimle yiyeceklerinizi paylaşmazdınız." çıkarımı o kadar mantıklıydı ki durup düşünmeden edemedim. Evet, bugüne kadar onunla birçok yiyeceğimi paylaşmıştım. Tıpkı çiçek ekerken su içtiğim mataramdan su içmesine izin vermiş olmam gibi. Geçmiş yeni yeni kafama dank ediyordu. Aydınlanmanın verdiği buruklukla işi biten kupadan aldığım bakışlarımı ona çevirdim. "Belki de artık rahatsız oluyorumdur?" Sakince elindeki kupayı tezgaha koydu. "Yine mi babanızla konuştunuz?" Neden bahsettiğini anlamadığım için yüzüne boş boş baktığım vakitlerde ağır ağır gelip arkama geçti. Önüme düşen saçlarımı nahifçe sırtıma doğru yönlendirdi. Normal şartlarda yanlış anlayıp karşı çıkmayacağım bu harekete şimdi karşı çıkmak istiyordum. Ancak devamını merak eden yanım daha ağır basıyordu. Mesela bana karşı hep mi böyleydi, ben yeni mi aydınlanıyordum? Saçlarıma boylu boyunca dokunup elini belimin iki yanına yerleştirerek beni hafifçe kendine çekti. Anın verdiği boşluk hissiyle gereğinden fazla gidince kalçam erkekliğine değmiş bulundu. Gerginlikten bir çare aralık dudaklarımla olup biteni düşlerken o çeyrek adım kadar geri çekildi. Ellerini belimden yukarıya göğsüme kadar hiç çekmeden çıkardığı esnada kulağıma doğru "Ne zaman babanızla konuşsanız öfkenizi başkalarından çıkarıyorsunuz." dedi. Vücudumu örten ince kumaş parçasına biraz daha dokunarak ellerini çekip kollarıma sardı. Dikleşmemi istediğini anlayıp dikleştim. Bahçede bir iki kere omuzlarıma yaptığı masajı burada da yapacağa benziyordu. Eli her ne kadar çıplak kollarımda fazla oyalansa da inanıyordum, yapacaktı. "Bu defa ne dedi?" diye sorup haddinden fazla verdiği molaya karşın ellerini nihayet omuzlarıma çıkardı. Mola mı? Evet, mola. Mağazaya geldiğinde ilk iş sigara molası veren satış danışmaları gibi, mesai saatinden yarım saat sonra hastaneye gelip kahve isteyen ve bitirene kadar hasta kabul etmeyen doktorlar gibi, okula gelip ilk dersten itibaren telefonuna sarılan öğretmenler gibi mola verdi. Anlamsız ve etkileyiciydi. Öyle ki ellerini kollarımdan yukarı çıkardığında olmayan tüylerimin havaya kalktığını duyumsadım. Kalbimse gerginlikten bir çare az önceki anın etkisinden çıkmaya çalışıyordu. Omuzlarıma yavaş yavaş masaj yapmaya başlayan çocuğa karşın "Aslan," diye mırıldandım. Baskısını arttırırken "Sizi çok kızdırmış olmalı," dedi. Başımı belli belirsiz iki yana salladım. "Bu defa o değil." Kulağıma doğru "Kim o zaman?" dedi. Kahve makinesinin bitişiğinde kalan telefonu dikkatimi çekti. Ne ara buğulandığını bilmediğim harelerimi oraya diktim. Telefonu titriyordu. Aklımda o telefonun titreyerek kupayı devirdiğine dair bir an canlandırıp şu yaşadığımız ne idüğü belirsiz andan sıyrılmak istedim. Biraz da olsa kopmak. Ancak pek mümkün olmadı. Daha kupa düşemeden Aslan konuştu, "Aklım almıyor, numarayı daha yeni aldım ama şimdiden dolandırıcıların eline düştü." Bildiğim ve emin olduğum gerçekle kasıldım. "Bildim bileli aynı numarayı kullanıyorsun." Omuzlarımı az önceye kıyasla sertçe yoğururken "Öyle." dedi. Ardından kısa süre sonra kalçamda erkekliğini hissettim. "Ama bazen ihtiyaç oluyor." Aklıma gelen ilk ihtimali kale almamaya çalışarak "Ne ihtiyacı?" diye sordum. İster istemez geri gidip ona sürtündüm. "Yoksa gizliden birilerine mi yazıyorsun?" "O birileri de benim olduğumu anlamayıp gidip iti kopuğu bir gruba toplattırıp ajancılık oynuyordur," gülüşü kulaklarıma dolarken eğlenmediğinin bilincindeydim. Alay etmiyordu, ciddiydi. Büyük bir huzursuzlukla "Aslan," deyip kahve makinesinin altındaki kupayı aldım. Başta iki elimle tutmaya çalıştım, sonra bunun büyük bir aptallık olduğuna kanaat getirip sadece kulpunu tuttum ve bu süreçte ona döndüm. "Öğretmeninin yaşadıklarıyla dalga geçmemelisin." 'öğretmen' diyerek had bildirmesi yaptım. Anladı mı anlamadı bilmem ama kaşları çatıldı, koyu kahveleriyse yüzüme dalıp gitti. Her bir yerimi didik didik ettiği sırada omuzlarımı dikleştirip yanından geçip gitmeye kalktım. Aniden kolumu tutunca dengemi sağlayamadım. Sağlam tutmadığım bardağım sarsılınca olan oldu. Üstüme dökülen sıcacık kahveyle acıyla inleyip elimdekini oracıkta yere bıraktım. Endişeyle yanıma gelip "İyi misiniz?" diye sordu. Hissettiğim acı ağır bastığı için cevaplamadan kolumu tutan elini ittirip crobumu tuttum ve vücudumdan uzaklaştırarak yere dökülen kahvenin etrafından dolanmak süratiyle mutfağın çıkışına ilerledim. "Yandım, yandım," diye homurdana homurdana koridora ulaştım. Zaten o zamanda crobumun eteklerinden tutup kaldırarak vücudumdan sıyırıp çıkarmıştım. Koşar adımlarla tuvalete ulaştığım gibi kapının kulpunu indirip içeri girdim. Ardından hiç durmadan elimdeki kumaş parçasını kirli sepetinin üstüne bırakıp musluğa yol aldım. Vardığımda ilk yaptığım elimi musluğun altına götürüp akan suyu avuçlamak ve karın bölgeme çarpmaktı. Bir yaptım, iki yaptım, üç yaptım derken eşofman altımın ıslandığını gördüm. O tarafların da kızarık olduğu dikkatimi çekti. Hasar beklediğimden çok daha büyüğe benziyor. Başımı onaylamaz anlamda salladım. Şu an hayatımda bir bu eksikti o da olmuştu tam olmuştu. "Yardımcı olmak istiyorum," işittiğim sözlerle birlikte kafamı kaldırıp kapının orada elinde buz kompresiyle dikilen Aslan'a baktım. Buzluktan aldığının bilincindeydim. Etrafındaki donmayı göz önüne alırsak oldukça soğuktu. Olumlu mırıltılar çıkardığımda içeri girdi, kapıyı üstüne örttü ve yaklaşmaya başladı. Kompresi tutup almak için elimi uzattığımda titrediğimi gördüm. Öyle ya, tatlıydı benim canım. Hem kendim hem de vücudum için korkmuştum. Silkelenerek zar zor "Ver." dediğimde başını iki yana sallayarak önümde diz çöktü. Musluk hemen arkamda kalıyordu. Bu hareketiyle geriye gittiğimde kalçam oraya çarptı. Aslan'sa önüme kadar gelip kendi buzu yanan yerlerime koymayı tercih etti. Göğüslerimi büyük ölçüde gösteren desteksiz sütyenimle karşısında durmak ürpermeme neden olsa da daha önce beni çıplak gördüğünü idrak edince umursamamaya çalıştım. Zaten o da kafasını kaldırıp bakmadı. Sahi, onunla yatmıştık değil mi? Şu anlık öyle gözüküyordu. "Kolunuzu tutmamalıydım," pişman olmuş bir edayla konuşup buzu karnımın üst kısmından alt kısmına götürdü, "Bunun için üzgünüm." Abartmayı seven huyumdan bahsetmek adına araya girip "Aslan," dedim. Konuşmakta benden önce davranarak "Özür dilerim." dedi. Buzu karnımın sağ tarafına götürdü. "Çok özür dilerim," usulca dudaklarını sol taraftaki kızarıklığa bastırınca çareyi arkamda kalan lavaboya tutunmakta buldum. Gerek boy gerekse boyut olarak benden oldukça büyüktü. Ancak sadece yaşının küçük olması bile ondan etkilenmemem için sağlam bir sebep olmalıydı. İçime derin derin soluklar alıp verirken ben "Yapma," diye fısıldadım. Oysa durmadı, öpmeye uzun bir süre devam etti. Ayaklarımın bağı çözülene kadar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE