5. BÖLÜM

3992 Kelimeler
Arkadaşının heyecanına ortak olan Pınar onun gibi dizlerinin üzerine oturup kıvırcık saçlarını sevmişti. "Hep mutlu ol adı gibi neşeli arkadaşım benim. Geleceğim akşam, siz konuşurken ben de telefonda takılırım." "Canım dostum benim. İyi ki varsın." Kızlar akşam için konuşurken erkekler televizyonun karşısında yabancı film izliyorlardı. Daha doğrusu Selim, Talha, Kaan izlerken Buğra Neşe'yle mesajlaşıyordu. Kapı çalınca herkes birbirine baktı. "Annemler gelmiştir" deyip ayağı kalkan Talha kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açıp karşısında sabah çarpıştığı kızı görünce kaşları kendiliğinden havaya kalktı. Azra da aynı şekilde Talha'yı görünce şaşkın halde Talha'ya baka kalmıştı. "Hayırdır sabah seni yere düşürdüğüm için izimi mi sürdün? Beni şikâyet mi edeceksin?" Azra şaşkın halden çıkıp, "ne münasebet" dedi sesini sert tutarak. "Ben Buğra enişteme kek getirdim, senin burada olduğunu bilmiyordum bile." "Enişte?" Azra omzunu silkip, "çağırır mısınız?" dedi karşısındaki adama bakmayarak. "Çağıralım bakalım." Talha arkasını dönüp salona girdi. "Buğra baldızın gelmiş, seni bekliyor kapıda." "Baldızım mı?" Talha başını sallayınca Buğra ayağı kalktı ardından da Selim. Kapıya gelince ikisi de Azra'yı görünce tebessüm etti. Selim'in gülümsemesi kısa sürdü hemen. "Buğra enişte bunlar senin." "Enişte mi?" Selim'in bağırmasına Azra gözlerini devirdi. "Evet, enişte enişte Alla Allah sabahtan beri bu lafı duyan herkes, neden enişte mi diye tepki veriyor?" Selim Buğra'yı kenara itip, "sen Pınar'ın kız kardeşiydin dimi?" dedi karşısındaki tatlı kıza. "Evet ama konumuzla ne alakası var?" "Pınar'la Buğra arasında bir şey yok güzelim. Buğra Neşe'den hoşlanıyor, o yüzden o senin enişten olmuyor." Buğra arkadaşının bacağına tekme atıp, "iyi bok yedin" dedi dişlerinin arasından. "Ulan ben kıza daha söylemedim duygularımı. Siz ağzınıza sakız ettiniz başlamayan ilişkimizi." "Kardeşim ben yanlış anlaşılma olmasın diye söylüyorum. Yoksa senin duygularına saygı duyuyorum." "Neden yanlış anlaşılma olsun ki? " "Buğra enişte galiba bu abi ablamdan hoşlanıyor. Ben sana enişte deyince o yüzden yanlış anlama olmasın dedi." Buğra sinsi sinsi gülerken Selim şok olmuş halde karşısındaki küçük kıza bakıyordu. "Nereden çıktı bu? Ablanda böyle mi düşünüyor?" "Yoo ben öyle düşünüyorum, verdiğin tepkilere göre düşüncelerimde haklıyım sanırım. Yalnız işin zor, ablam zor bir karakterdir öyle Neşe abla gibi hemen âşık oldum iki güleyim deyip yanına yanaşmaz benden söylemesi." "Allah kocasına sabır versin." "Efendim Talha abi?" Talha başıyla kapıyı işaret edip, "şu kapıda çok konuşan kızın kocasına Allah sabır versin diyorum. Alt tarafı elindeki tabağı verip gitmesi gerekirken o iki dakikada pembe dizi çevirdi dışarıda." Kaan kahkaha atıp, "valla hiç duymadım" dedi. "Sende de iyi kulak varmış yalnız nasıl duydun? " Talha omzunu silkip televizyonu izlemeye devam etti. Selim ise Azra'nın ağzından çıkan sözlerden sonra şok olmuş halde içeri girdi. Elindeki tabağı sehpanın üzerine bırakıp Talha baktı. "Tabağı neden almadın kızın elinden oğlum?" "Bana mı getirmiş? Buğra enişteme getirdim dedi, ne alacağım." Selim ve Buğra gözlerini devirip, "az kibar ol" dediler ruhsuz gibi duran adama. "Ben normalim oğlum, sorun siz de. Mahalleye taşınalı yeni olmasına rağmen kızlarla içli dışlı olmuşsunuz. Nereden geliyor bu samimiyet?" Selim kaşlarını çatıp sert bir sesle, "laflarına dikkat" dedi. "Onlar senin bildiğin gibi basit kızlardan değiller. Ayrıca her kadını ucuz kadınlarla aynı kafese koyma." Talha gülümseyip ayağı kalktı. Tekli koltuğun üzerinde duran ceketini alıp, "haklısın" dedi. "Her kadın Aylin değil. Haydi, ben gidiyorum size iyi oturmalar." Salondan çıkıp giden Talha'nın ardından üç genç adam üzgün halde baktılar. Kaan açık olan televizyonu kapatıp pencereye doğru yürüdü. "Arabasına binip gitti." Selim ellerini dizlerinin üzerine koyup sessizce yeri izledi. "Bu adamın hiçbir kadına güveni yokken evlenmesi zor. Demet teyze ve Ömer amca hata yapıyor onu evlendirmeye çalışarak. Adam doğuda askerlik yapıyor, düşünsene ayda bir kere eve gelse karısına neler eder. Yazık kıza." Selim saçlarını karıştırıp; "yaşadıkları kolay değil" dedi. "O da sevmek istiyor hayatına birini istiyor. Kendini bildiği için frenliyor. Farkındaysan hiçbir kadınla samimi olmuyor. Onun için varı yoğu vatanı." "Bizimde öyle. Ama bu vatanda tek başına hayat yürümez illaki bir gün ailemiz olmalı hayatımızda. Gündüz kötü insanları kovaladıktan sonra akşam eve geldiğimizde bize huzur veren eş, çocuk olmalı selim. Yoksa bu hayat zor geçer." Selim ayağı kalkıp pencerenin yanında duran Kaan'ın yanına geldi. "Umarım Talha âşık olur. O zaman kalbinin acısı birazda olsa diner." "Umalım ki öyle olsun. " ** Saat yedi civarı Pınar ve Neşe evden çıkıp parka doğru yürüdüler. Sonbaharın temiz havasını ciğerlerine çekip sarı yapraklara basarak parka doğru gülüşerek geldi iki dost. Biri onu bekleyen adamın yanına bankın oraya doğru yürüdü. Biri de başıyla Buğra'ya selam verip parkın arka tarafına doğru yürüdü. Onları rahatsız etmemek için gözükmeyecek bir şekilde banka oturup kulaklığını kulaklarına taktı. Telefonundan açtığı müziği gözleri kapalı dinlerken yanında hareketlilik hissetti. Gözlerini açıp yanına oturan üniformalı polise baktı. Kulaklığını kulağından çıkarıp, "merhaba" dedi kısık sesle. "Merhaba Pınar. Neşe yine seni peşine takmış gibi." Pınar tebessüm edip başını aşağı yukarı salladı. Bu adamın yanında sürekli gülesi geliyordu. Sert yapısı nedense yumuşuyordu. Sanırım karşısındaki adamın pozitifliğinden kaynaklanıyordu. Gözlerini genç adamın üzerinde gezdirip, "göreve mi gidiyorsun?" diye sordu. "Evet, Buğra'ya evin anahtarını vermeye gelmişken senin burada olduğunu duydum. Komşu kızına iyi akşamlar demeden göreve gitmeyim dedim." "Teşekkür ederim komiserim. Hayırlı nöbetler." "Sağ olasın." Genç adam kolundaki saati kontrol edip ayağı kalktı. "Gitme vakti. Burada oturup da hasta olma. Bu iki deli seni unutur saatlerce konuşur." "Yarım saat beklerim gelmezse eve giderim." Genç adam başını sallayıp deri eldivenlerini düzeltip, "ben gidiyorum" dedi. "Dikkatli et." Selim geri geri yürüyüp göz kırptı karşısındaki güzel kıza. "Edeceğim." Elini alnına getirip selam verdi Pınar'a. Sonra parktan ayrılıp arabasına bindi. Karakola gelince devriye arkadaşlarıyla motorlarına binip anons edilen olay yerine geldiler. İstanbul'un sokakları karışmıştı yine. Genç adam silahını alıp kendini koruyarak çatışmanın olduğu bölüme hızlı hızlı yürüdü. Diğer görev arkadaşının yanına gelip, "dertleri neymiş?" diye sordu. "Uyuşturucu satışı, birlikte satıyorlar biri birbirini ihbar edince dostlar alsana düşman oluyor. Şerefsizler. Şeytan diyor hepsini diz mermiye." Sinirlenen görev arkadaşının omzuna dokunup, "sakin ol" dedi. Narkotik ekibiyle beraber birbirine ateş eden gruba yaklaştılar. Öndeki ekip teslim olmalarını söylerken adamlar umursamadan ateş ediyorlardı. Bir süre sonra etrafının sarıldığını gören adamlar birbirine ateş etmek yerine polislere ateş etmeye başladılar. Savaş alanına dönen mahallede herkes bir yere dağılmıştı. Ara sokağa koşan iki kişinin ardında Selim ve iki polis peşlerinden koştular. Selim havaya ateş açıp teslim olmalarına söylerken, adamlar üzerlerine doğru ateş ediyorlardı. Hem kendilerini koruyup hem de adamları yakalamaya çalışan polisleri zorlu bir gece bekliyordu. Adamlar iki yana ayırılınca Selim on beş yaşlarında olan genç çocuğun peşine koştu. Çocuk sağa sola ateş ettikçe Selim hırslanıyor ardı sıra küfür ediyordu içinden. Korkusu mermilerin etrafındaki masum insanlara gelmesiydi. Genç çocuğun mermisi bitince Selim hızlanıp ona yaklaştı. "At o silahı yere! Ellerini havaya kaldır teslim ol!" Genç çocuk gözlerini Selim'den ayırmadan silahını yere bıraktı. Yavaşça ayağı kalkıp ellerini havaya kaldırdı. Selim genç adama doğru yürürken sessiz ortama düşün silah sesi geldi. Genç adam derin nefes alıp sırtını yakan acıya inat çocuğa doğru yürüdü. Sırtında tekrar acı hissedince gözlerini yumup dizlerinin üstüne çöktü. İkince kez mermi vücuduna girmişti. Vatanını korumak için annesi, babası için değerli olan bedenine kurşun saplanmıştı. Öne doğru düşüp alnı yere değdi. Ağzından kanla birlikte acı bir feryat döküldü. "ANNE!" Gözleri tamamen kapanınca sesler kesildi kıyamet kopan mahallede. ON BİRİNCİ BÖLÜM. Bir hüzün çökmüştü genç polisin evine. Anne babası yan yana çift kişilik koltuğa oturmuş, kız kardeşleri tek koltuklar da televizyondan komedi programı izliyorlardı. Televizyonun içindeki oyuncular gülmekten yerlerinde duramıyorlarken onlar sanki drama filmi izliyorlarmış gibi ekrana bakıyorlardı. Her biri neden durgun olduklarını bilmiyordu. Sadece bir kişi ansızın kalbinin ortasına saplanan acıya gözlerini yummuştu. "Hayır olsun" deyip derin nefes alıp vermişti. Sehpanın üzerinde duran telefonunu alıp kardeşi Selim'e "iyi misin ikizim" diye mesaj atmıştı. Beş dakika, on dakika, yirmi dakika, beklemiş mesajına karşılık alamamıştı. Yüreğindeki sıkıntı onu daraltırken bakışlarını anne ve babasına çevirdi. İkisi de televizyonun karşısında uyuklamak üzereydi. Koltukta doğrulup 'yatağınıza yatın' diyeceği zaman kapının zili çaldı. Poyraz Bey gözlerini hızla açıp etrafına baktı. "Hayırdır inşallah." Tuana kapıya doğru gidecekken Poyraz Bey kızını durdurmuş, kendisi kapıyı açmak için ayağı kalktı. Kapıya doğru giderken gözü duvarda duran büyük saate kaydı. Saat gecenin on ikisiydi. Derin nefes alıp kapının kolunu tuttuğu gibi kendine çekti. Karşısında üniformalı polisleri görünce yüreğinin ortasında bir sızı hissetti. Elini göğsünün üzerine getirip 'Allah'ım canım uğrana feda olsun' dedi içinden. "Yirmi yaşımda asker olduğumda vatanım için gözümü kırpmadan savaştım, bedenime kurşun girdiğinde korkup pes etmedim. Vatanım için, ailem için, sevdiklerim için, tüm Türkiye için korkmadan en önde düşmana doğru koştum. Ama şimdi..." Derin nefes alıp arkasında ağlayan karısını ve kızlarını dönüp; "ama şimdi çok korkuyorum" dedi. "Korkum oğlumun şehit olması değil." Zeynep Hanım hıçkırarak dizlerinin üzerine çöktü. Aynı zamanda kızları da annelerine sarılarak ağladılar canları parçalanarak. "Hayır hayır bu olamaz!" "Korkum oğlumun geride bıraktıklarının acı çekmesi. Aslan oğlum görevini yaparak şehitlik mertebesine ulaştıysa ne mutlu bana onun gibi aslan bir evlat yetiştirdiğim için." Poyraz Beyin gözünden yaş damlayınca karşısında duran Amir kolunu tuttu. "Yaşıyor, sana açık konuşacağım Poyraz, durumu ağır. Aileni al hastaneye gidelim, senin güçlü oğlun ailesinin varlığını yanında hissedince bence sevdiklerini geride bırakmayacak." Poyraz Bey güçlü durmaya çalışırken yan evde oturan dostları Kemal Beyle ailesi koşarak yanlarına geldiler. Sevgi Hanım yerde ağlayan arkadaşının yanına çökerken şok olmuş halde etrafına bakınıyordu. Kemal Bey ise gözlerindeki acıyı hissettirircesine dostuyla beraber sessizce acı çekiyordu. İkisi de biliyordu bu acının tarifini. Doğu da birlikte görev yaptıklarında kaç arkadaşının tabutunu omuzlarında taşımışlardır. Ailelerine haber verdiklerinde kendi canları da cayır cayır yanmıştı. Sağlık görevlilerin ve polislerin yardımıyla hastaneye gitmek için arabalara oturttular Selim'in ailesini. Ağızlarında duayla birlikte hastaneye doğru yol aldılar. *** Genç adam içindeki sıkıntıyla evin içinde turluyordu. Bu gece hiç neşesi yoktu. İki saat önce Neşe'yle sevgili olmasına rağmen mutlu olamıyordu. İçinde onu boğan garip bir his vardı. Pencerenin önüne gelip derin nefes aldı. Yağan yağmuru izlerken koltuğun üzerinde duran telefonu acı bir şekilde çalmaya başladı. Genç adam arkasını dönüp koltuğun üzerinden telefonunu aldı. Görev arkadaşının aradığını görünce kaşları çatıldı. Telefona cevap verdiğinde her bir kelimeyi şok geçirerek dinledi. Bir arkadaşı şehit olmuştu. Dostu ağır yaralıydı. Elleri titreyerek telefonu kapadı. Üzerini değiştirmeden koşarak evden çıktı. Merdivenleri ikişer ikişer inerken düşme tehlikesi atlattı. Apartmandan çıkacağı zaman Osman'la çarpıştı. Osman telaşlı ve ağlayan adamın kollarından hafif tutup, "iyi misin kardeşim?" dedi. Buğra başını iki yana sallayıp, "değilim" dedi "değilim" diye bağırdı. "Kardeşimi vurmuşlar benim hastaneye gitmem lazım." Osman sanki kırk yıllık dostunu vurmuşlar gibi üzülmüş, "Selim'i mi?" diye sordu durgun sesiyle. Buğra başını sallayıp arabasına doğru koştu. "Sen kullanma ben kullanayım, kaza yaparsın." Buğra yine başını sallayıp şoför koltuğunun yanına attı kendini. Osman arabayı çalıştırınca derin nefes aldı. Ne zordu asker olmak, ne zordu polis olmak. Yanında sessizce gözyaşı döken adamın dizine hafif vurup, "iyi olacak" dedi kendinden emin bir sesle. İyi olmasını diliyordu. Hastaneye geldiklerinde Buğra girişte bulunan yunus timlerinin yanına koştu. Meslektaşlarının yüzüne sırayla bakıp, "nasıl oldu?" dedi gözlerini kırpmadan. "Tayfun'un çatışma esnasında göğsüne mermi saplanmış, orada şehit oldu. Selim ise ara sokakların birinde sırtından iki kurşun yemiş. Biri sol omzundan dışarı çıkıp biri içeride kalmış. Buğra ellerini yumruk yapıp, "yakalandı mı şerefsizler?" dedi dişlerinin arasından tükürük çıkarken. Öfkeliydi, o adamları parçalamak istiyordu. "Hepsi yakalandı. Şu an karakoldalar." Genç polis başını sallayıp hastanenin merdivenlerini çıkmaya başladı. İçiri girdiğinde danışmadan ameliyathanenin yerini öğrenip asansöre doğru koştu. Peşinden de Osman gidiyordu. Zeynep Hanım ve kızları hıçkırarak ağlıyorlardı ameliyathanenin önünde. Selim'den bir haber almak için gözlerini bir saniye ayırmıyorlardı ameliyathanenin üzerinden. Poyraz Bey ise gözlerini beyaz duvara dikmiş kendini kalabalıktan soyutlamıştı. Gözlerinin önünde oğlunu ilk kucağına alışı, okula başlayışı, polis olacağım demesi vardı. Beyaz duvarda geçmişini görüyordu. Oğlunun ilk bisiklete bindiği an bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçince güçlü duruşu orada bitmişti. "Of!" diye bağırıp yumruğunu göğsünün ortasına vurmuştu. Zeynep Hanım kocasının sesiyle yerinden kalkıp yanına gelmişti. "İyi olacak, dimi Poyraz? Oğlumuz şu kapıdan sağ salim çıkacak, dimi?" Poyraz Bey gözyaşlarını koluna sert bir şekilde silip karısını sağ kolunun altına aldı. Diğer kolunu açıp kızlarının yanına gelmesini bekledi. Tuana ve Sude sessizce ağlayarak yerlerinden kalktılar. Onlarda babalarının sol tarafına geçip sıkı sıkı sarıldılar. "Her ne olursa olsun güçlü olacağız." "Baba abim ölmesin, ne olur." Poyraz Bey küçük kızının saçlarını öpüp, "ölmesin" dedi dişlerini sıkarak. Evladı, canı, kanı, her şeyiydi. Doyamamıştı ki oğluna henüz. Yirmi dokuz yaşındaydı oğlu, evlenecek çocukları olacaktı onun. Dede yapacaktı biricik oğlu onu. Koridorda meraklı bekleyiş sürerken Osman çalan telefonunu açmak için koridorun sonuna doğru yürüdü. "Efendim Neşe?" "Abi saat gecenin ikisine geliyor, nerede kaldın?" "Hastanedeyim güzelim, arayamadım." Neşe telaş yapıp yatağından kalktı."Ne oldu abim? Bir yerine bir şey mi oldu? Bugün işe de gitmedin, konuşsana abim?" "Susarsan konuşacağım güzelim. Ben iyiyim telaş yapma." "Neden hastanedesin o zaman?" "Alt kat komşumuzu bu akşam görevde yaralamışlar." Neşe gözlerini kocaman açıp yatağın üstüne sersemleşmiş halde oturdu. "Selim mi?" "Evet, durumu ağırmış. Anneme söyle Kur'an-ı Kerim okusun. Rabbim ailesinin yüzüne gülsün de gencecik çocuk ailesine kavuşsun." Neşe gözyaşlarıyla beraber, "tamam" deyip telefonu kapamıştı. Elini ağzına bastırıp omuzları sallanarak ağladı. Ölüm ne kadar acıydı. Tanıyanında canını yakıyordu tanımayanında. Genç kız yatağından kalktığında anne babasının odasına geldi. Sessizce onları uyandırıp olanları anlattı. Sevim Hanım sanki kendi evladı yaralanmış gibi sessizce döktü gözyaşlarını. Kocası ise bir sigara yakmış pencerenin önünde sandalyeye oturmuştu. Televizyonda gördükleri şehit haberlerine içleri giderek bakıyorlardı. Bu sabah gördükleri delikanlı vurulmuş ağır yaralıydı. Akraba olmaya gerek yoktu ki fazlasıyla acı çekiyorlardı. Neşe odasında Buğra'yla konuştuktan sonra Pınar'ı aramıştı. Genç kız telefonun sesiyle uykusundan sıçrayıp hiç susmayan telefonuna cevap vermişti. "Neşe hayırdır, bir şey mi oldu?" Neşe'nin hıçkırığını duyunca, "ne oldu?" diye bağırdı endişeyle. Gözü saate kaydığında iki buçuğa geliyordu. Telaşla yataktan kalkıp, "annen mi? Baban mı? Osman abi mi? Söylesene kime ne oldu?" diye bağırdı. Azra ablasının telaşlanmış sesini duyunca yataktan kalkıp ışığı yaktı. "Abla ne olmuş?" Aynı zamanda Ayşem Hanım ve Ali Bey de uyanmışlardı. İkisi de telaşlanıp kızlarının yanına gelmişlerdi hızla. "Pınar?" "Size geliyorum Neşe." Pınar telefonu kapatıp ona telaşla bakan ailesine döndü. "Ağlıyor, kesin bir şey oldu. Ben gidip bakayım." "Biz de gelelim kızım." "Tamam baba." Üzerlerine kalın hırkalarını giyip evden çıktılar. Komşudan çok aile gibi olan dostların evine geldiklerinde gözlerini ailenin üzerinde gezdirdiler. "Hayırdır Ali?" "Gürkan, Neşe ağlayarak Pınar'ı aramış size bir şey oldu sandık." Gürkan Bey derin nefes alıp, "bize değil" dedi. Alt komşumuz olan genç polislerden biri vurulmuş, durumu ağırmış." "Yapma be! Hangisi?" "Selim, sarı olan." "Of be çok üzüldüm bak şimdi. Allah ailesine bağışlasın." Gönlünün ortasına düşen ateş öyle bir yakmıştı ki genç kızın küçük kalbini. Kulaklarına gelen sesleri duymuyordu. Bedeni karın ortasında çıplak kalmış gibi titriyordu. Salonda ne yaptığını bilmeden boşlukta yürür gibi kendini dostunun odasına zor atmıştı. Dizlerinin üzerine çöktüğünde gözyaşı krem rengi halının üzerinde damlamıştı. "Abla?" "Pınar iyi misin?" Dudaklarını ısırıp derin nefes aldı. "Edeceğim, demişti ama! Dikkat et demiştim ona ben!" Neşe arkadaşının yanına oturup sarıldı. "Kalbim cayır cayır yanıyor Neşe, komşu oğlu için bu kadar acı çekmem sence normal mi? Hı? Neden tüm bedenim uyuştu? Neden gözyaşlarım hiç durmadan akıyor? Ve ben neden ölecek gibi hissediyorum?" Genç kız gözyaşlarını dökerken, kardeşi ve arkadaşı sessizce onu izliyorlardı. İkisi de farkındaydı Pınar'ın Selim'e olan hislerini. İkisi de onların arasındaki çekimi göremeyecek kadar kör değillerdi. Sadece susuyorlardı. Her zaman olduğu gibi Pınar'ın hislerinin kendisinin fark etmesini istiyorlardı. Zor geçen gecenin ardından mahalledeki komşular hastaneye gitmek için yola çıktılar. Ayşem Hanım yanında üzgün halde oturan kızının elini tutup, "iyi misin?" dedi kulağına eğilerek. Pınar başını annesinin omzuna yaslayıp, "bilmiyorum anne" dedi kısık sesle. Annesinin elini göğsünün üzerine koyup, "burası çok acıyor" dedi dolan gözlerini yumarken. "Eve gelince seninle anne kız konuşalım mı meleğim?" "Konuşalım annem." İkisi de susmuş hastaneye gidinceye kadar konuşmamışlardı. Hastaneye geldiklerinde girişte onları Buğra ve Osman karşılamıştı. Buğra yüzünde tebessümle manav Hüseyin'in İhsan bakkalın kasap İrfan'ın ve diğerlerinin ellerini öpmüştü. Bu tatlı insanları karşısında görünce iyi ki o mahalleye taşınmışız demişti. "Selim oğlumuz nasıl evladım?" Ali beye dönüp, "yoğun bakımda" dedi kısık sesle. "Kurşunu sırtından zor çıkarmışlar. Çok fazla kan kaybettiği için yoğun bakımda tutuyorlar." "O güçlü bir adam, eminim en yakın zamanda sağlığına kavuşacak." "İnşallah Ali amcam. Sağ olasın." "Sen sağ ol evladım. Ailesini görme imkanımız var mı?" "Tabi ki, buyurun ben sizi onların yanına götüreyim." Birlikte Selim'in ailesinin dinlendiği odanın önüne geldiler. Buğra kapıyı vurup içeri girdiğinde bakışlar ona dönmüştü. "Poyraz amca, mahalleden komşular geldi. " Poyraz Bey oturduğu koltuktan kalkıp, "buyursunlar evladım" dedi yorgun sesiyle. Herkes sırayla içeri girince gençler dışarı çıktılar. Ayşem Hanım Zeynep Hanıma sarılıp teselli ederken, Ali bey de Poyraz Beyle konuşuyordu. Dışarıda bulunan gençler ise üzgün bir şekilde birbirine bakıyorlardı. "Durumu nasıl?" diye sordu Pınar kısık sesle. Tuana Pınar'a yaklaşıp, "iyi olacak" dedi. "Görmek ister misin?" "Ben mi?" "Evet, ikizimi görmek istemiyor musun?" "Şey." Tuana Pınar'ın elini tutup, "biz kantine iniyoruz" dedi diğer gençlere bakarak. Talha tebessüm edip, "selam söyleyin kantindeki abiye" dedi. "Bir an önce aramıza dönsün yoksa benden büyük demem kafasını kırarım." Herkes üzgün halde tebessüm ederken Talha karşısında gülümseyen kızın gözlerine bakıp göz kırptı. Azra gözlerini hemen kaçırıp kızaran yanaklarıyla ayakkabısının ucuna baktı. İki genç kız yoğun bakımın önüne gelince hemşirelerin olduğu bölüme doğru yürüdüler. Tuana Pınar'a beklemesini söyleyip hemşire odasının içine girdi. İki dakika sonra hemşireye odadan çıkınca Pınar'a tebessüm etti. "Beş dakika görmene izin verecek." "Teşekkür ederim ama siz girin isterseniz. Eminim sizin geldiğinizi hissedince tepki verir." Tuana genç kızın elini tutup gülümsedi. "Rahat ol Pınar, görmek istediğin kişi içeride. Ona de ki ikizin çok acı çekiyor, lütfen Bir an önce uyan de. Bu dünyaya beraber geldiniz beraber gideceksiniz de. Ya da boş ver sen içinden gelenleri söyle. Hadi gir içeri birazdan annem gelir." "Tamam." Genç kız hemşirenin verdiği yeşil önlüğü giydiğinde içindeki garip hisle yoğun bakımın içine adım attı. Hemşire önde o arkada beyaz kısa koridorda yürüdü. Cam kapının önüne gelince maskesini takıp derin nefes aldı. Hemşire kapıyı açınca bedenini içeri attı yavaşça. Gözleri yatakta sessizce yatan adama kayınca gözleri kocaman doldu. Ten rengi solmuş ağzında maske göğsünde kablolarla çaresiz gözüküyordu genç adam. Yanına yaklaştığında moraran göz altlarına baktı üzgünce. Günlerdir gülen adam sessiz bir şekilde yatıyordu. Vücudunun her yerinde kablolar vardı. Monitörden kalp atışlarının sesi odada yankılanmasa genç kız korkardı ona bir şey oldu diye. Yanına biraz daha yaklaştığında kulağına eğildi. "Hani kendine dikkat edecektin?" Başını iki yana sallayıp, "sözüne güvenmemem mi gerekiyor komiserim?" Genç adamın parmak uçlarından tutup, "böyle de hiç çekilmiyorsun" dedi burnunu çekerek. "Uyan hadi yakışmıyor sana. Ailen dışarıda perişan halde onlar için gözlerini aç komiserim. Hem biliyor musun? Mahallede yokluğun belli. Sen şimdi nasıl diyeceksin, mesela bu sabah pencereye çıktığımda seni göremedim. Tülünüz kapalıydı. Bu durum benim hiç hoşuma gitmedi komiserim. Ben seni her sabah pencerede görmeye alışmışım. Bak yedi saat sonra akşam olacak ve sen yine o pencerede olmayacaksın, bir an önce uyan da seni röntgenlemeye devam edeyim. Hadi yine iyisin, itiraf ediyorum aslında ben seni izliyordum. Sebebini bilmiyorum ama sana sürekli bakmak istiyorum. Aslında aklıma bir şeyler geliyor ama cesaretim yok dillendirmeye." Genç kız kendi kendine konuşurken hemşire cam kapıya parmağını vurdu. Pınar başını sallayıp ayağı kalktı. Daha fazla burada duramazdı ki, biri onu görse ne diyecekti insanlara, burada hangi sıfatla durduğunu bile açıklayamazdı. Odadan çıkmadan önce genç adamın parmak uçlarını hafif sıkıp, "bir an önce uyan" dedi. "Seni bekliyorum Selim." ON İKİNCİ BÖLÜM. Yoğun bakımın soğuk odasından çıktığında, gözünden damlayan yaşı silip derin nefes aldı ciğerlerine genç kız. Daha düne kadar seyrinde giden hayatı genç adamı gördüğünde seyrinden çıkmıştı. Her zaman normal atan kalp atışları yeri geldiğinde hızlanmış yeri geldiğinde ağır ağır atmıştı mavi gözlerin karşısında. Ona göre ilk görüşte aşk diye bir tanım yoktu. Her zaman annesinin bahsettiği aşkı büyük bir hayranlıkla dinlerken, kendini hiç birine âşık olurken düşünmemişti. Belki beğenme ya da hoşlanma olabileceğini düşünse de, yatakta sessize yatan genç adamı görünce, kalbinin ortasına yeni ateşten çıkan kızgın demir sokmuşlar gibi hissetmişti Nefesi kesilir gibi olmuştu gördüğü an. Yoğun bakımın kapısı açılınca adımını koridora atıp karşısında dikkatli bir şekilde ona bakan Tuana'ya doğru yürüdü. "Uyuyor dimi?" Gözlerini açmasını çok istemesine rağmen, "uyuyor" dedi kısık sesle. Karşısında hıçkırarak ağlayan kızın elini tutup, "uyanacak inanıyorum" dedi durgun bir sesle. "Ağlama, ikizin artık ağladığını hissettiği için üzülür bak." Tuana başını sallayıp, "haklısın" dedi. "Ben onun acısını derinden hissediyorum. Aynı anda canımız yanıyor bizim. Sanki sırtımı bıçaklıyorlarmış gibi oluyor ve bunların ona da olduğunu bildiğim için iki misli acıyor canım." Pınar dolan gözlerini saklamak için başını yere eğip, dudaklarını birbirine bastırdı. Şimdi ağlamanın sırası değildi. Eğer ağlarsa karşısında üzgün halde duran kıza, ne diyecekti. Sen neden ağlıyorsun diye sorsa verecek bir cevabı yoktu. O sadece komşu kızıydı. "Yukarı çıkalım, bir haber olursa haber veriler zaten." Başını usulca sallayıp ellerini lacivert kabanın ceplerine sokup yumruk yaptı. Yere sağlam bastığı ayaklarıyla buz gibi olan hastane koridorunda yürüdü. Başı hafif bir şekilde omzunun üstünden arkaya kayıyordu. Geride kalbini bırakıyormuş gibi hissettiği için, içinde atan kabinin tık takları azalmaya başlıyordu. Sanki ileri değil geri git diyordu. Sevdaya geç kalma, fark et duygularını diyordu. Sen içindeki sevgiyi anlayınca benim yanıma gel diyordu. Asansöre binince daracık alanda göğsünün ortasına gelen yumruğu düşünmemeye çalışıp aynada solgun yüzüne baktı. Aynada gördüğü yansıma her şeyi açıklıyordu zaten. İnkâr etmesine gerek yoktu. 'Eler yukarı, teslim ol' demişti gördüğü komşu oğlu. Elini ağır bir şekilde atan kalbinin üzerine bastırıp, tebessüm etti aynadaki yansımasına. "Gerçekten de varmış, İlk görüşte aşk!" Gözünden akan damlayı silmeden açılan asansör kapısından sersem bir şekilde dışarı attı kendini. Sis bulutların üzerinde yürüyormuş gibi adım atıyordu kalabalığa doğru. Etrafında insanlar konuşuyor o duymuyordu. Sadece kalbin hızlanan tik taklarını dinliyordu. "Gidiyoruz kızım." Başını ağır bir şekilde annesine çevrilip gözlerini açıp kapadı. Ayşem Hanım, kızının gözlerinde gördüğü dalgalanan denizin anlamını çok iyi bildiği için, yanağını öpüp elinin üstüne hafif bir şekilde destek olur gibi vurdu. Anneydi o anlıyordu. Kızı ne kadar sessiz dursa da kalabalığın içinde, fırtınalar kopuyordu yavrusunun küçük yüreğinde. Selim'in ailesiyle vedalaştıktan sonra hep beraber arabalara binip mahalleye döndüler. Esnaf dükkânlarını açmak için işlerinin başlarına dönerken, kadınlar çoktan eve varmış akşam yemekleri için hazırlığa başlamıştı. Pınar ise odasında yatağına uzanmış yeni yeni fark ettiği duygularını anlamaya çalışıyordu. Odasının kapısı açılınca dizlerinde olan başını hafif kaldırıp yanına oturan annesinin omzuna yasladı. "Aşk insanın karşısına ansızın çıkıyor, derdin annem. Sana tebessüm eder, 'aşk bana uğramaz anne.' derdim her konuştuğumuzda. Ta ki o güne kadar; bir Eylül ayında gelmişti kamyon mahallemize, eşyalar yavaş yavaş taşınmıştı evimizin karşı binasına. Yeni kiracı gelmiş deyip tülü kapadığımda, bilememişim kalbimin tülünü araladığımı. Gözlerim onu üniformasıyla gördüğünde, aşk denilen duygunun o an bana uğradığını anlamamışım. Bir açıklaması yoktu onu görünce hissettiklerimin. Üzerine yapışan polis formasıyla ne kadar ilgi çekici görünse de, gözlerimi üzerinde daha fazla tutamamıştım. 'Merhaba' demişti kadife sesiyle. Bedenim uyuşmuş karnımın içinde kelebekler dans etmeye başlamıştı. 'Merhaba' demiştim kısık sesle. O an neden böyle olduğunu anlamamıştım anne. 'Ben mahallenize yeni taşındım, adım Selim.' demişti güven veren sesiyle. Heyecan ve telaşla "hoş geldiniz" demiştim. Neden heyecanlandığı mı bile bilmeden. Söylesene annem bahsettiğin ilk görüşte aşk bu muydu?" Ayşem Hanım tebessüm edip kızının kumral saçlarını sevdi narin bir bebeğe dokunur gibi. "Bazen gördüğümüz insanın yakışıklılığından çok etkileniriz. Kendimizi ona bakarken hayal kurarken buluruz bir an. Sonradan bu yaptığımızın yanlış olduğunu anladığımızda silkelenip kendimize geliriz. Kimi zaman o beğenme orada biter, kimi zaman ise aklına ansızın düşer. Yemek yerken, çalışırken, her hangi bir iş yaparken aklına ansızın gelir. Ama bu öyle beğendiğin için değil, mesela gülüşü gelir gözünün önüne kalbin yerinden çıkacak gibi atmaya başlar, seninle konuşurken sesi kulağına gelir karnının içine kramplar girer. Ya da hiçbir şey yapmasın gözleriyle sana derinden baksın. O zaman bu aşk seni esir almış olur kızım. Çünkü sen o yokken bile etrafında varmış gibi hissedersin. Sesi, bakışı, gülüşü seninle her yerde olur." Pınar başını annesinin omzundan kaldırıp yüzüne baktı gözünden akan yaşları silmeden. "Anne ben âşık olmuşum o zaman. Bak kalbim o yanımda yokken bile hızlı atıyor," parmağıyla pencereyi gösterip, "şu pencereden ne zaman baksam sanki kapalı tülün ardından beni izliyormuş gibi hissediyorum. Ya da adliyede çalışırken sanki her an bir yerden çıkacak gibi hisse kapılıyorum. Ben ona âşık olmuşum, dimi anne?" dedi kısık sesle. Ayşem hanım kızını kendine çekip sıkı sıkı sarıldı. "Benim kızım âşık olmuş ve bu özel duyguları annesiyle paylaşmış. Ben çok mutlu bir anneyim meleğim, beni kendine yakın gördüğü için duygularını benimle paylaştığı için." "Annem, seni çok seviyorum." "Ben de güzel kızım. Hadi şimdi yat uyu, dün geceden beri gözüne uyku girmedi biraz uyu kendine gel. Hem babanda sendeki durgunluğu fark ediyor, haberin olsun." Genç kız başını hızla geri çekip, "babama sakın söyleme" dedi tedirgin bir şekilde. Babasının kızacağından korkmuyordu. Utanıyordu sadece. "Hiç söyler miyim meleğim. Ben senin bizi üzecek bir harekette bulunmayacağını biliyorum. Babanın da benim de güvenim tam sana." "Sağ ol annem." "Hadi yat şimdi." Yataktan aşağı kayıp yorganın içine girdi. Ayşem Hanım kızının saçlarını öpüp odadan çıktı. Pınar ise acıyan gözlerini kapayıp uyumaya çalıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE