0.07

1567 Kelimeler
merhaba, iyi okumalar :) Bowlinge gitmek için kafeden çıkmış ve Bora'nın 'arabayla geldim' sözü üzerine ikiye bölünmüştük. Çünkü Eren de arabayla gelmişti. Eren ve Beril'le gitmek istesem de onların yalnız kalmasını istediğimden ve Bora'ya ayıp olmaması için Bora'nın yanına bindiğimde elim radyoya gitmiş ve bir şarkı açmıştım. Kısık sesteki radyoda gezinirken Bora aramızdaki sessizliği bozmuştu. "Farklı görünüyorsun." Bu ne demekti? İyi mi kötü mü demekti acaba? "Nasıl yani?" Bunu daha fazla sorgulamayıp sorduğumda ise kısa süre bana dönüp tekrar yola odaklanmıştı. "Hayatı ders olmuş o kız değilsin gibi. Matruşka gibisin. Sürekli içinden farklı..." Düşünürcesine durduğunda doğru kelimeyi aradığını anlayarak ona müsaade ettim. "Yönlerin ortaya çıkıyor. Sürprizlerle dolusun." Gülümsememi gizlemek istemedim. Bu yüzden kendime şaşırsam da her şeyi boşverip içimden geldiği gibi davranmak istedim. En azından bir günlüğüne.. Rezil olmaktan korkmadan.. Gerçek Derin olarak. Bu benim için oldukça zordu. Çoğu zaman mantığımı asla bırakmam ve kalbimi değil aklımı dinleyerek hareket ederdim. Annem, babam yaşıma göre büyük davrandığımı söylerlerdi. Aslında öğretmenlerim bile söylerdi. 'Genç' yaşlarda olduğumdan işin sonunu düşünmeden hareket etmem mi gerekiyordu bilmiyordum fakat benim karakterim buna izin vermezdi. Sorumluluğunu alamayacağım işe olumlu sonuçlanacağını bilsem bile giremezdim. Şimdi Bora'nın yanında duvarsız bir gün geçirecek olmam beni bir yandan tedirgin etse de düşünmeme kararı almıştım. Gençliğimi bir gün de olsa hissetmek istiyordum. Bunda Bora'nın payı azımsanmayacak kadar büyüktü. Onun bana davranışı. Her şeyden öte beni tanımak ister gibi, sakladığım benliğimi görmek ister gibi davranması beni mutlu ediyordu. Bunu yalnızca Oğuz yapmış sanıyordum fakat o da öyleymiş gibi davranmıştı. Kafamın içindeki düşünceleri boşverip Bora'ya döndüm. "Bu kötü bir şey mi?" İyi anlamda dediğini biliyordum fakat yine de sormak ve duymak istemiştim. "Aksine,oldukça güzel." Gözlerimi bana çevirdiği yeşil buğulu gözlerinden kaçırdım. Geldiğimiz avm'nin otoparkına girerken önümüzde olmaları gereken Eren ve Beril görünürde yoktu. Ne ara kaybolmuşlardı? "Beril'ler nerede?" Konuyu değiştirmiş ve utanmamı engellemeye çalışmıştım. "Az önce petrole girdiler. Gelirler." Omuz silkip arabadan inerken çantamı almayı da unutmamıştım. Omzuma taktığım küçük çantamla ilerlemeye başladığımda yanımda uzun boyum olduğu halde kendimi kısa hissetmemi sağlayan Bora vardı. "Çok uzunsun. Kendimi kısa hissettim." Aramızda rahat on santimetrenin olduğunu düşünüyordum açıkçası! Gözleri aşağı,yani bana,çevrildi. "Sen kısasın. " İşte bu hayatımda hiç duymadığım bir söz olmuştu. Şaşkınca ona baktığımda yürüyen merdivenlere binmiştik. Benim bir alt basamağımda iken bile benden uzun duruyor gibiydi. Ya da gözlerim oyun oynuyordu. "Bakış açısı Derin. Bakış açısı.." Gözlerimi kısarak ona karşılık verip önüme döndüm. "Onlar gelene kadar, gel şuraya girelim." Pahalı olduğunu bildiğim bir kıyafet mağazasıydı. Onu takip ederek içeri girdiğimizde erkek reyonuna ilerlemiştik. "Sence hangisi?" Elinde aynı model kazakların farklı renkleri varken düşünürcesine bir ona bir de kazaklara baktım. Biri lacivert, diğeri ise siyahtı. Askıda gezinen gözlerim koyu yeşili asıl adıyla haki yeşilini bulduğunda gülümsedim. "Bence bu." Kafasını iki yana sallayarak reddetti. "Renkli giymem ben." Onu sürekli siyahlar içinde görmem demek bu yüzdendi. "Ya hadi ama Bora, dene en azından. " Renkli sayılmazdı bile. Koyu yeşildi sonuçta. Gözlerinin rengine benziyordu. "Hayır,pencere kuşu. Israr etme." Somurtarak onu taklit ettim. "Osror otmo." Yüzümdeki ifadeyi gördüğünde şaşkınca kalakalsam da gülmüştü. Onun ardından elindekileri de bırakmıştı. O diğer kazaklara bakarken gördüğüm tişört ile gülümsedim. Geçiş mevsiminde olduğumuzdan az sayıda yazlık ve de kışlıklar vardı. Büyük, düz bir tişörttü. Bedenlerine bakınırken haki yeşilini ve lacivert olanını elime aldım. "Sence hangisi?" Elimdeki tişörtlere kısa bir bakış atmış ve konuşmuştu. "Laciverti şu an üzerimde zaten Derin." Dudağımı ısırarak üzerine çevirdim gözlerimi. Gerçekten de öyleydi. "Ben senin için demedim ki!" Bana üstten küstah bir bakış attı. "Onlar sana olmaz pencere kuşu. Zayıf, bir şeysin sen." Ona ters bir bakış attım. "Elbise olarak kullanacağım." İkisini de elime alarak arkamı döndüğümde gözlerim kabin arıyordu. Bulduğumda ilerlemeye başlamıştım ki yanımda varlığını belirten Bora ile ona baktım. "Boşversene şunları Derin. Elbise istiyorsan elbise bakarız. Tişört değil." Söylense de devam eden adımlarımı takip etmişti. Kabinlerin önüne geldiğimizde gördüğüm çalışan çoktan Bora'yı fark etmişti. Fark edilmeyecek gibi değildi ki! Gözlerini kaçırsa da tekrar tekrar Bora'ya dönüp bakıyordu. Maalesef ki 'bakacak neyi var?' diyemiyordum çünkü gerçekten yakışıklıydı. Ben bu duyguyu hiç yaşamamış gibiydim. Sanırım bir ortamda hiçbir zaman gözler üzerime çevrilmemişti. Sanırım değil,gerçekten öyleydi. Ben karanlıkta kalandım.Bora ise ışıkların altındaydı. Tıpkı Selin ablam gibi. Omzumdaki çantamı çıkarıp Bora'ya uzattım. "Moda bu Bora. Tut çantamı da bir deneyeyim." Çoktan eline tutuşturmuştum. Refleks olarak tutmuştu. Boş olan bir kabine geçip hızlı hareketlerle üzerimi çıkarttım. Saçlarım uzun olduğundan üzerimi çıkartırken birbirine girmişti fakat umursamadan lacivert olanını giymiştim. Bora da o var diye. Dudağımı ısırarak üstünkörü saçlarımı düzeltip kabinden çıktım. Bora'ya doğru mu geliyordu bilmiyordum fakat kız bizden tarafa doğru geliyorken sanki geri işine dönmüş gibiydi. "Nasıl olmuş?" Bora'dan gelecek cevabı beklerken bakışlarım aynada dolaştı. Fena olmamıştı. Bence yani. Kalçamın yaklaşık beş santim altında bitmişti. Üst bedenim bacaklarıma oranla oldukça kısaydı. Manken fiziği dedikleri gibi boyumu bacaklarım oluşturuyordu. Bu yüzden elbise normal elbise boyundan bir iki santim kısa olmuştu. Bora'dan ses çıkmazken arkamı önümü dönerek kendime baktığım aynadan gözlerimi Bora'ya çevirerek ona döndüm. Elindeki çantamı omzuna takip ifadesiz gözlerle bana yaklaştı. Eli saçlarıma gittiğinde heyecanımı bastırmaya çalışmıştım fakat beni yine dinlemiyordu. Saçlarımı düzeltip yaka kısmımı da düzelttiğinde tam konuşacakken kızın sesi araya girdi. "Bence yakışmış." Ona kısa bir bakış atıp gülümsemeye çalıştım. "Teşekkür ederim. " Tekrar Bora'ya döndüğümde nihayet konuşmuştu. "Bence bu olmadı Derin. Hem kışa girdik. Giyemeyeceksin de. Boşver." Yakışmamıştı. Dediği gibi zayıf mıydım? Kötü mü duruyordu? Moralimin bozulması neden bu kadar kolay oluyordu? İtiraf etmek istemesem de beni beğenmesini istiyordum. Kabine geçip tekrar kıyafetlerimi giymeye çalıştığımda telefonumun zil sesi duyulmuştu. "Bora, baksana kimmiş?" Üzerimi giyinirken söylediğim sözlerle çantamı açan Bora daha sonra 'Beril' demişti. "Açabilirsin. Nerede olduğumuzu soracak muhtemelen." Bora telefonu açtığında kısa sürede kapatıyordu ki kapıyı açıp çıktım. Telefonu kapatıp çantamla birlikte bana uzattığında mağazadan çıkıyorduk. Kısa sürede sessizlik içinde bowling salonuna girdiğimizde moralim iyice düşmüştü. Kendi kendime sinir olurken Eren'i görmüştüm. Yanına vardığımızda yanında Eren'e bakamayan Beril'i de görmüştüm. Kesinlikle bir şey olmuştu! "Biz Derin'le takım oluruz." Beril bebeğim ne kadar kötü olduğumu bildiğinden ve kendisine sonra kızmayayım diye bizi ekip yapmaya çalışırken asıl amacının Eren'den kaçmak olduğunu tabiki anlamıştım. "Biz Derin'le takım oluruz, Beril. Baştan kaybetmenizi istemeyiz." Sinirle Bora'ya bakıp omzuna vurduğumda Eren sırıtıyordu. "Evet, Beril. Hadi bakalım takım arkadaşım. " Yaptığı ima hiçbirimizden kaçmazken Beril şaşkınlığını ve heyecanını saklayamıyordu. Konuşamayacağını hissettiğimde araya girdim. "Bora kaybetmesin diye yanına birini bulalım, madem kaybedenim. " Trip mi atıyordum şu an? Ağh kendime asla anlam veremiyordum. Bileğimden tutup çeken Bora konuştu. "Aşk olsun Derin. Öğreteceğim şimdi sana." Arkasından beni de çekip götüren Bora ile bileğimdeki sıcaklığını düşünmemeye çalıştım fakat nafileydi! Beril'den daha kötü hale gelmiştim! Topların yanına geldiğimizde bileğimi bırakan Bora bir topa parmaklarını geçirmişti. "Bak şimdi." Durup onu izlerken topu nasıl atmam gerektiğini anlatıp atışı yapmıştı. Hepsini devirmişti. Bu kez başarabilmek amacıyla topu tuttuğumda Bora beni izlemeyi bırakıp yanıma gelmişti. Bir eli bileğimi tutarken diğer eli elimi tutmuş ve toptan çıkarmıştı. "Yanlış tutuyorsun." Hemen yanımdaki bedeninin sıcaklığını, sevdiğim kokusunu hissederken elleri elimdeydi. Yanaklarım kızarmaya başlamıştı, emindim. Ah, bir elimi tutmasıyla kızarmak kızarmak da neydi? Topa parmaklarımı geçirip kaldırmaya çalıştığımda ağır gelmesiyle diğer elimle destekleyecektim ki Bora topu alttan tutmuştu. Çok yakınımdaydı. Hemen karşımda topu tutmuşken gözleri gözlerimi bulmuştu. Gözleri çok çok güzeldi. Elimdeki topu ya da utanma duygusunu unutup gözlerine bakakalırken aradan çok geçmemişti ki bir kızın sesini duydum. "Çok tatlısınız." Yakınımdaki yüzü de benimle birlikte kıza döndüğünde kızın bize bakıyor olmasıyla gözlerimi kaçırmıştım. Öksürerek araya girip topu daha sıkı kavradım. Geçmeme izin verdiğinde çizginin olduğu yere geldim. Atmaya hazırlanırken arkamda varlığını hissettiğim Bora çıplak bacağıma elini koyduğunda kalbim yerinden çıkıp Bora'nın üzerine atlayacak kıvama gelmişti. Sakin kalmak hayal olarak kaldığında dokunduğu elim gibi bacağım da karıncalanmaya başlamıştı. Sanki oradan tüm vücuduma bir elektrik dağılıyordu. Nihayet bacağımdan elini çektiğinde üşüme hissi içime dolmuştu. Sıcaklığını sevmiş olmam normal miydi? "Üşüdün mü? Bacağın buz gibi." Hemen arkamda olan bedeni kulağıma eğilip fısıldamasıyla bacaklarım titremeye ve elimdeki top ayağıma düşecekken Eren'in öksürmesiyle kendime geldim. "Heyecandan olmalı.Bu kez başarabileceğim gibi." Kafasını salladığını hissettiğimde benimle birlikte eğilmiş ve bileğimden tutarak elime kuvvet kazandırmıştı. Birlikte attığımız topu büyük bir heyecanla izlediğimde hepsini devirmiş olmasıyla yerimde zıpladım. Mutluluk içinde arkamdaki bedenine dönüp boynuna sarıldığımda yine zıplamıştım. "Başardım!" Belime bir elini koyduğunda beni durdurmak istediğini belli etmişti. Güler gibi çıkan nefesi saçlarımı dağıtıp tenimi yaladığında ne yaptığımın farkına varmıştım. Bora'ya sarılmıştım! Anında geri çekilirken daha sonra oyun başlamıştı ve biz son atışı Bora'nın yapması sayesinde kazanmıştık. Mutlulukla yanıma yeni oturmuş Bora'ya bakıyordum. Az önce kazandığımız için ona tekrar sarılmıştım ve itiraf etmek gerekirse ona sarılmayı çok sevmiştim. Sarılmak güzel şeydi. İçimdeki koca heyecanın yanında büyük bir huzuru da bana vermişti. Bu pencere kenarında yalnız başıma otururken hissettiğim gibi bir huzur değildi. Çok başkaydı ve ben ilk kez tatmama rağmen bağımlısı olmuştum. "Teşekkür ederim." Şimdi oturmuş masaya sipariş ettiğimiz limonatanın pipeti ile oynarken Bora'ya söylediğim sözlerde ciddiydim. Onun sayesinde bu denli huzurlu ve tamamlanmış gibi hissediyordum. Dağılmış saçları ona her baktığımda kalbimi yerinden çıkartacakmış gibi olurken gözleri gözlerime kısa süre döndü. Eridim. "Sen başardın Derin. Ben sadece gösterdim." Ona kocaman gülümserken avmden çıkma kararı almıştık. Eren ve Beril bize yemek ısmarlayacaklardı. "Sıkıldım kapalı mekanlardan. Sahil kenarına gidelim mi?" Beril'in sözlerine herkes tamam derken kısa sürede arabalara yerleşmiştik. Bu kez dün gece reddettiğim midye teklifini kabul edecektim. Hatta ben teklif edecektim. "Ben hiç midye denemedim. Yiyelim mi ?" Kafasını sallayarak beni onaylamış ve ufak bir gülümseme sunmuştu. "Nasıl istersen pencere kuşu." Artık bu lakabı kabullenmiştim ve eskisi gibi sinirlendirmiyordu. Bunu fark edince Bora da gülümsemişti. Belki güzel bir lakap değildi. Hatta kesinlikle güzel değildi fakat Bora söylediği için hoşuma gidiyordu. Sahil kenarına geldiğimizde seyyar bir arabadaki midyeciyi bulmuştuk. Nasıl yiyeceğimi daha önce görmüştüm fakat hiç denememiştim. Merakla Bora'nın nasıl yiyeceğini izlerken açtığı midyeyi benim dudaklarıma uzatmıştı. Pizzadan sonra o kadar şaşırmazken şaşırtma sırası bende olduğundan elinden tutarak ağzımı açmıştım. Yüzümdeki ifadeyi izlemeyi seçtiğinde tadını beğenmiş olmamla birlikte dudaklarımdan güzel bir mırıltı dökülmüştü. Çoktan yemeye başlamış Eren ve Beril'in aksine sonradan başlayıp onlardan çok yiyecek hale gelmiştim. Midem daha fazla kabul etmeyeceğini belli ettiğinde yemeği bırakmış, hesaba ortak olmuştum. Neredeyse en çok ben yemiştim. Sahildeki bir banka oturduğumuzda Beril yanıma oturmuştu. "İlk sene tüm mühendisliklerin dersi aynı yani?" Eren de mühendis olmak istediğinden Bora ile bu konu hakkında konuşuyordu. Birbirlerini sevmiş gibi duruyorlardı. "Evet,aslında zor ama vakit buluyorum yine de. Futbolu bırakamam." Böylelikle Bora ve Eren futbol maçı için anlaşmışlardı. Gördüğümüz dondurmacı ile Beril'le erkeklerin yanından sıyrılıp amcanın yanına vardığımızda dördümüze de dondurma almıştık. "Baya samimisiniz anlaşılan." Ağır adımlarla geri dönüş yolunda konuşan Beril beni utandırmak için konuşmaya başlamıştı bile. "Beni boşver de asıl senden ne haber? Eren'in iması neydi öyle?" Beril'in yüzü kızarmaya başlarken mırıldanmıştı. "Sonra anlatırım." İşte böylelikle Beril'i şimdilik atlatmıştım. Bir anda nereden geldiğini bilmediğim çiçekçi teyze elimdeki diğer dondurmayı Bora'ya uzatırken belirmişti. "Alasın sevdiğine bir çiçek." Bora'ya söylediği sözlerle şaşkınca kadına bakarken kızarmaya başlamıştım bile. "Yanlış anladın teyze. Sandığın gibi değil." Araya girip konuştuğumda teyzenin gözleri kısıldı. "Az önceden beri sizi görürüm. Ben anlarım bu işten. Aha da bu delikanlı sana yanık." Başıyla Bora'yı gösterdiğinde gülen Bora ile iyice pancara dönmüştüm. "Teyz-" Kadın sözümü kesip konuştu. "Nerden teyzen oluyorum? Senden iki yaş büyüğümdür ben. Hem sus bakayım. Delikanlı sana alacak. " Beni azarlayıp susturan kadınla birlikte kafamı iki yana sallayıp susarken Bora çıkardığı parayı kadına uzattı. "Bakma sen ona abla.Her şeye hayır diyor o. Ver sen çiçeklerinden." Şokla Bora'ya baktığımda iki demet almıştı bile. Kadın bana onaylamaz bakışlar atarak yanımızdan giderken Bora çiçek demetinin birini bana uzattı. Papatya demetiydi. Diğerini de bankta gülerek bizi izleyen Beril'e uzattığında o teşekkür ederek gerek olmadığını söylemişti. Bense sessizliğimi korudum. Eren'in telefon konuşması bitip nihayet yanımıza geldiğinde ellerimizdeki çiçekleri fark etmişti. Beril ona olayı anlattığında Bora'ya bakmış daha sonrasında başını sallamıştı. "Hadi artık. Gidelim." Kafamı sallayıp Eren'i onayladığımda sessiz kalmayalım devam ediyordum. "Hadi Derin." Beril'le vedalaşırken Bora'nın kurduğu cümleyle kafamı salladım. Arabaya yerleştiğimizde sessizlik içinde hareket ederken Bora'nın bakışları bana dönmüştü. "Küs müyüz?" Küsecek bir şey yapmamış ve dememişti. İstemediğim halde çiçek alması hoşuma bile gitmişti fakat Beril'e de almıştı. "Hayır, yoruldum sadece." Kafasını sallayıp beni onaylamıştı. Ardından çiçeği eve nasıl sokacağım düşüncesi aklıma takılmıştı. Annem görürse ne diyecektim? Abi demem gerektiği halde demediğim ve etkilendiğim, bana nasıl davrandığını çözemediğim, annesinin ablamı beğendiği karşı komşumuz Bora aldı. Suratımı buruşturmamak için kendimi tutup çantama sokmayı düşündüm. Çiçeklerime yazık olacaktı. Öyle böyle düşünceler içinde apartmana geldiğimizde ayrılık konuşması yapmak için Bora'ya baktım. "Teşekkür ederim." Onun da gözleri beni bulduğunda henüz arabadan inmemiştik. "Asıl ben teşekkür ederim. Güzel bir gündü. Arkadaşların da çok iyiler. Teşekkür ederim beni de çağırdığınız için." Yüzümde ufak bir gülüşle cevapladım onu. "Teşekkür etmene gerek yok. Hem onlar da senin arkadaşın artık." Omuz silkip arabadan inmeye yeltendiğimde o da iniyordu. Mahalle sakinlerinin görmesi en son isteyeceğim şeydi fakat sakin görünüyordu. Birlikte apartmana girip merdivenlerden çıktığımızda kapıyı anahtarımla açıyordum. "Görüşürüz Bora." Ona omzumun üstünden baktığımda gülümsedi. "Görüşürüz Derin." Anahtarı çevirip kapıyı açtığımda mutfaktan ses geliyordu. Derin bir nefes bırakıp hızlı adımlarla odama geçerken anneme seslendim. "Anne ben geldim!" Annem 'Nerede kaldın?' diye sorarken kararmış hava ile saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediğimi anlamıştım. Annem ya da babam çok da kısıtlayan insanlar değildi. Bu konuda oldukça şanslıydım. Sadece nerede olduğumuzu bildirmemizi istiyorlardı. 'Başına bir şey gelirse ya da ulaşamazsak bilelim' her zaman duyduğum sözleriydi. Beril ve ailesiyle annemler tanışmışlardı. Eren'i de isim olarak bildiği gibi okula geldiğinde yüz yüze de tanışmışlardı. "Stres attık valla anne. Çok iyi geldi." Annemin yanına pijamalarımı giyip vardığımda saçlarımı topuz yapmış cevap yüzümdeki makyajı çıkarmıştım. Babamın gelmesi yakındı ve annem yemek hazırlıyordu. Anneme yardım ederken babam gelmiş ve sofrayı kurmuştuk. Tok olduğumu söyleyip odama çıktığımda yüzümdeki gülümseme ve dinçlikle masama oturmuş ve ders çalışmaya başlamıştım. Çok güzel bir gün geçirmiştim. Belki çoğu yaşıtıma göre oldukça sıradan bir aktiviteydi ya da değildi ama benim oldukça hoşuma gitmişti. Bir deneme çözdüğümde ardından analizini yapmış ajandamı doldurmuştum. Yapamadığım sorulara tekrar bakmış, moralimi bozmamıştım. Yorgunlukla kendimi geç bir saatte yatağa attığımda dudaklarımdan silinmeyen tebessümle Bora'ya sarıldığım anları ve diğerlerini düşünmeye başlamıştım. Bölüm sonuuu Okuyan varsa düşüncelerini bırakabilir mi ? Teşekkür ederim
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE