merhaba arkadaşlarr herkese iyi okumalar
Bora odama çekilmek istediğini belli etmişti. Neden bunu yapıyordu?
İstese ona sunduğum bahaneyi kabul edip büyük bir rahatlıkla reddederdi. Ancak kabul etmişti.
Kalbimin benimle bir zoru vardı. Mantığım bu yaptığını hoş bulmayıp kurtuluş yolu ararken kalbim durumdan memnun bir şekilde fazla mesai yapıyordu.
Babamın onayıyla odama geçmiştik. Bu kez aldığı sandalyesiyle masama yerleşmişti.
Oturduğu yerden odamda ve kitaplığımın önündeki bende gözlerini gezdirip sessiz kalarak telefonuna dönmüştü.
Telefonuyla ilgilenirken ona daha fazla bakmayıp gerekli kitapları alarak masaya bırakmıştım.
Mesaj sayfasındaydı. Birine bir şeyler yazmış ve gülerek ekranı kilitleyip bana dönmüştü.
"Hadi bakalım küçük hanım. Hazır mısın?"
Küçük hanım?
İçime derin bir nefes çektim. Yüzümde saklamaya çalışmadığım bir asıklık vardı.
Belki çocukça davranıyordum fakat ne olursa olsun kendimi korumam gerekiyordu.
"Hazırım."
Masaya yanına oturduğumda yakınımdaki bedeninden yayılan koku ve sıcaklık anında esiri yapmıştı.
Gözlerimi kapatarak kendimi toparlamaya çalışsam da daha çok açılan duyularım yüzünden kokusu daha çok duyulur olmuştu.
Çok, çok güzel kokuyordu.
Önüne çektiği fizik defterimden konulara bakan Bora her şeyden habersiz konuşmuştu.
"Yazın güzelmiş."
Duyduğum koku huzuru tattırırken sesim mırıltı gibi çıkmıştı. Düşük bir seviyede..
"Teşekkür ederim."
Açtığı konulardan birinde durdu.
"Bununla başlayalım mı?"
Dersi dinleyebileceğimi sanmıyordum. Yine de kafamı sallayarak onu onayladım.
Uzun saçlarım nemli de olsa baş ağrısı yapacağını bile bile bileğimdeki tokayla üstünkörü topuz yaparken elindeki kalemimle Bora'nın bakışları üzerime çevrilmişti.
"Bak şimdi, öncelikle konu listesi yapalım. Ona göre gideriz."
Mantıklıydı. Böylelikle çalıştığımız konuları da işaretleyebilirdim. Ajandamı çıkarıp kaldığım sayfanın bir sonrasını açıp Bora'ya uzattığımda gözleri ajandamdaydı.
"Bakabilir miyim?"
Meraklı günü müydü bugün?
"Bakabilirsin. Derslerle alakalı zaten."
Bir önceki sayfaya çeviren parmakları sözlerimi duyunca durdu. Gözleri ağırca üzerime çevrildi.
"Günlük falan da mı tutuyorsun?"
O an kızarmamak için kendimi zorlukla tuttum.
Senin ve anılarımız hakkında bile defter tutuyorum diyemedim.
"Yok ya, günlük tutacak şeyler yaşamıyorum."
Umarım yalandan çarpılmazdım. Dediklerim kısmen doğruydu. Günlüğe yazacak, dönüp bakınca 'güzel günmüş' diyeceğim şeyler pek nadir olurdu.
Sıradan bir hayatım vardı.
Sıradan bir insandım.
Bora'nın bakışları kısa bir süreliğine ajandamın sayfalarında dolanıp tekrar açtığım sayfaya çevrildi.
Konuları yazarken onu izliyordum. Yan profili oldukça iyiydi.
Kalemi tutan kemikli büyük ve uzun parmakları ile güzel çizimler yapıyor olmalıydı.
Kirli sakallarının çevrelediği çenesi ile ona eşlik eden dudakları uyum içerisindeydi.
Erkek güzeliydi.
Uzun kirpikleri vardı. Ben kirpiklerimi uzatabilmek için yağ kullanırken kendisinin doğuştan sahip olması bir kez daha aramızdaki büyük farklılıkları fark etmemi sağlamıştı.
Gözlerimi ondan kaçırıp nefesimi tuttum. Her soluduğum solukta onun kokusunu içime çekmek, ciğerlerime işlemesi iyi gelmiyordu.
Yazması bittiğinde bunu belli ederek onun dışında her yeri inceleyen gözlerimi geri ona çevirmemi sağlamıştı.
"Hadi başlayalım."
Sessiz kalarak onu bir nevi onayladığımda defterimin üzerinden konuyu bana anlatmaya başladı.
Aslında konu bildiğim bir konuydu fakat inkar edemeyeceğim kadar güzel anlatınca belli etmemiştim.
Belli bir süre konuyu anlattı. O anlatmaya devam ederken önüne boş bir sayfa açarak defter de uzatmıştım. Ara ara ona basit düzey sorular yazarak formülü kavramama yardım ediyor ya da örnek veriyordu.
"Şimdi bur-"
Önündeki defterden soracağım soru için yeterince yakın değilmişiz gibi yakınlaştığımda başını bana çevirmesi ile burunlarımız birbirine hayal olup olmadığını anlayamayacağım kadar hafif sürtündü.
Gözleri gözlerimi bulduğunda iç çekmemek için kendimi tuttum. Yeşil gözleri gözlerime öyle bir bakıyordu ki sonrasında kendim uydurduğumu düşünüyordum.
Yüzünde hayal meyal oluştuğunu düşündüğüm küçük gülümsemeyi zorlukla gözlerimi kaçırdığımda görür gibi olmuştum.
Belki de yanılsamaydı.
Ondan biraz uzaklaşmaya çalışırken aynı şeyi kendisinin de yapması ile hızlı soluklarım anlaşılmasın diye uğraşıyordum.
Sanki nefessiz kalmış gibiydim. Çaktırmadan derin nefesler alırken kapı açılmıştı.
Annemin bedeni elindeki tepsi ile göründüğünde gülümsedim.
Tam zamanında gelmişti.
Biraz önce gelmiş olsaydı aklından ne geçerdi diye merak etmek istemiyordum.
"Bizim kız kahve düşkünü oğlum. Seversin umarım. "
Annemin yaptığı filtre kahve ile gözlerim ışıldarken yanına getirdiği kek ile son noktayı koymuştu.
Kakaolu ve sadenin karışımı 'mozaik kek'te zirveye ulaşmasını sağlayan cevizlerle otururdum yerden kalktım.
Annemin yanağına kocaman bir öpücük kondururken annem de gülmüştü.
Yine de söylenmeyi ihmal etmiyordu.
Kekin sıcak olduğu üzerindeki dumanından bile belli oluyordu. Derin'i üzmek kolay olduğu gibi mutlu etmek de bu kadar kolaydı.
"Sen annelerin bir tanesisin biliyorsun değil mi?"
Uyguladığı tüm baskıları yok etmişti.
Bora'nın gülen sesi ile varlığını hatırladığımda ona bakma gafletine düşmüştüm.
Tüm güzel yüzü ya da yakışıklı olması yetmiyormuş gibi yeni fark ettiğim gamzesi ile gülüyordu!
Çok küçük bir şeydi. Sakallarının arasına karışmış ve bu kadar geniş daha önce gülmediği için gizlenmişti.
Annem odadan çıktığında uzun masam sayesinde kekimi yerken ondan uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşmıştım.
Bora'nın sesi ise şaşkın gibiydi.
"Az önce yüzün sirke satıyordu. Çok çabuk mutlu oluyorsun."
Kekimden bir parçayı yediğimde dudaklarımdan ufak bir beğenme mırıltısı çıkmıştı.
"Sakın nazar değdirme. Mutluluğumu çalma benden."
Sözlerim üzerine yüzünde az önce solan gülüşün yerini tebessüm aldı. Sesi oldukça ciddi çıkarken ben kekimi yeme derdindeydim.
"Söz veriyorum. Çalmayacağım. "
Ağzımdaki kek parçasını yutup ona döndüğümde samimi bir gülüş canlanmıştı dudaklarımda.
Kahvemden de bir yudum alırken Bora henüz dokunmadığı kek tabağını bana doğru itti.
Kahvesinden içerken gözleri tekrar gözlerimi buldu.
"Filtre kahve mi? Şekerli, sütlü ne bileyim köpüklü kahve falan beklemiştim. Filtre kahve senin kişiliğine hem çok ters hem de çok uygun."
Filtre kahvenin tadı diğer kahvelere göre sert ve acıydı.
Başta onu hayatına almak istemeyen ve sürekli reddeden benim için uygun demiş olabilirdi.
Sonradan onu hayatına alan kıza ise ters olduğunu mu düşünüyordu?
Yüzümü buruşturdum. Konuyu değiştirerek konuştum.
"Köpüklü kahvelerden nefret ederim."
Cevap vermesini beklemeden devam ettim.
"Ayrıca büyük bir şey kaçırıyorsun. Kesinlikle yemelisin."
Kafasını iki yana salladı.
"Şekerli şeylerle aram yok. Yani pasta sevmem. Senin aksine."
Kafamı iki yana sallayarak bunu reddettim. Herkes pasta severdi? Reddetmek ne demekti?
Temiz çatala bir parça taktığım keki Bora'ya uzatırken aldığım uzak durma kararlarına oldukça tezat davrandığım gerçeği de aklımdan diğer şeyler gibi silinmişti.
Bora kafasını çevirerek istemediğini bir kez daha belli ettiğinde iyice hırs yapmıştım.
Yemeliydi!
"Hadi ama Bora ya!"
Nihayet başını bana çevirip çatalı dudaklarının arasına aldığında gülümsedim.
Alerjisi oluğunu falan söylememişti. Bu kadar ısrar etmem hoş olmamakla birlikte çocukcaydı fakat kendisinin bana yedirdiği pizza ve midyeden sonra ben de aynısını istemiştim.
Zorlukla yuttuğunda suratı buruşmaktan başka bir şey yapmıyordu
Kahvesini başına diklediğinde gülmemi zorlukla bastırdım.
"Derse devam edeceğiz Derin hanım. Sana acırsam bana Bora demesinler."
Gözlerim büyüyerek ona bakarken sandalyemin altına elini uzatarak uzaktaki sandalyemi bir anda kendisine doğru çekmişti.
"Dinlerken yersin."
Suratı tekrar burustuğunda kekin tadını hatırladığını düşünmüştüm.
Tekrar derse döndüğümüzde gerçekten acımasız olduğunu anlamıştım.
Hiç mola vermeden anlattığı konunun ardından soru çözümüne geçmiş ve bazı belirlediği soruları benim çözmemi istemişti.
O kadar ders çalışmaya alışmış olduğum halde tüm akşam yalnızca fizik çalışmak tüm beyin hücrelerimi öldürmüş gibiydi.
Nihayet yatağıma yattığımda saat son bir haftanın uyku saatimden farklı olsa da yorgunlukla uyuyakalmıştım.
Bora, her şeye rağmen iyi bir anlatıcıydı.
Ertesi gün okula gittiğimde öğretmenlerim de beni tebrik etmiş ve birkaç ders denemedeki öğrencilerin yanlış yaptığı soruları öğrencilerle birlikte derste çözmekle geçmişti.
Benim için boş ders gibi sayılabilirdi çünkü yanlış sayım oldukça azdı.
Bu yüzden fazla yorulmamıştım hatta hocalar izin verse başka testlerimden soru çözecektim fakat sık sık soruları nasıl çözdüğümü anlatmamı istemişlerdi.
Beril'in teneffüslerde hali olmaması sebebiyle hasta olduğunu düşünerek ona kantinden sıcak bir şeyler almış ve yanına aldığım tostlarla kahvaltı yapmıştık.
Okul çıkışı canımın çiğ köfte istemesi sebebiyle sahil kenarında olduğunu bildiğim dükkana tek başıma gitmiş ve dürümümü gömmüştüm.
Daha sonrasında etüte gitmeden önce sahilde biraz yürümüş ve soğuk havaya rağmen ferahlamıştım.
"Abla, bekle beni!"
Küçük bir oğlan çocuğunun sesi duyulduğunda bana olmayacağını bilerek ilerlerken bir kez daha duyulmuştu.
"Ya abla dursana!"
Bana denmiş olduğu düşüncesi ile durup arkamı döndüğümde yanılmadığımı anlamıştım.
Çok tatlı bir oğlan çocuğu bana doğru koşuyordu.
"Yavaş, düşeceksin!"
Endişeyle yüksek çıkan sesimi umursamayıp koşmaya devam ettiğinde kollarımı açıp eğilerek onu tutmak istedim.
Tahmin ettiğim gibi de olmuştu. Bana yaklaştığı halde yavaşlamaması ile bunu oyun olarak kabul ettiğini belli eden çocuk kollarıma çarparak durmuştu.
Onun zayıf bedenini kavradığımda eğildiğim için aynı boyda olduğumuz çocuğun yüzüne baktım.
Küçük çocukları sevmezdim fakat bu çocuk oldukça tatlıydı.
Beyaz tenine inat alnına düşmüş siyah saçları küçük burnu ve küçük dudaklarıyla çok tatlıydı.
Elindeki küçük çiçek demetini bana uzattı.
"Bunu abim sana gönderdi."
Kaşlarımın çatılmasına engel olamayıp elindeki çiçeğe baktığımda gözlerim tekrar çocuğa düştü.
"Senin abin kim?"
Çocuğun konuşmasını beklerken yumuşacık olduğu belli olan yanaklarına daha fazla kayıtsız kalamayıp bir öpücük bıraktım.
" Adını söyleyemem. Sır."
Boyuna ve yaşına inat büyük bir insan gibi konuşması ile güldüm.
"Yanlış kız olduğuma yemin edebilirim."
Hayatımda hiç çiçek almamışken Bu kadar kısa sürede ikinci çiçeğimi almak beni bozguna uğratırdı.
"Anlamadım?"
Çocuğun konuşmasıyla çiçekteki bakışlarımı tekrar masum yüzüne çevirdim.
Çocuk o kadar tatlıydı ki! Onu sevmek istiyordum!
Alnına düşmüş saçlarını çekmek isteyen parmaklarım yumuşak ve nemli saçlarına değdiğinde gülümsedim.
"Abin başka kızı söylemiştir. Ben değilim."
Çocuğun beni inceleyen bakışları bu kez sözümü anladığını belli eder cinstendi ve aynı zamanda utangaçca bakıyordu.
Bir şey demediğinde çiçekteki not kağıdı dikkatimi çekmişti.
Bana olmadığını düşünsem de merak ederek ve çocuğa yardım etme düşüncesiyle notu çiçeğin arasından çekip aldım.
Parmaklarımın arasındaki notu açarken hayatımın yeni bir dönüm noktasında olduğunu bilmiyordum.
Adın gibi kendin de Derin'sin. Buna eminim. Doğruları söyledim fakat ağır konuştum. Affedebilir misin beni?