1.7

1191 Kelimeler
herkese merhaba arkadaşlarr Nasılsınız? umarım iyisinizdir. Herkese iyi okumalar dilerim. Çarptığım bedenden duyulan ses oldukça tanıdıktı. Yaman'ın sesiydi. Bu çocukla neden bu kadar çok ve sık karşılaşıyordum ki? "Kusura bakma, görmedim." Aramızda biraz mesafe oluşmuşken yüzündeki küçük gülümsemeyi gördüm. Konuyu değiştirmeyi seçmişti. "Buraya geldiğini bilmiyordum." Gözlerim biraz uzağımızdaki Bora'ya kaydı. "Bugün başladık." Kullandığım 'biz ' gizli eki ile Bora'yı da kastettiğimde Yaman'ın dudaklarındaki küçük gülümseme hiç var olmamış gibi kaybolmuş ve gözleri gözlerimden çekilip Bora'ya dönmüştü. Aralarında geçen ufak bir bakışma hiç de iyi niyetli gibi durmazken Bora'nın sesini duydum. "Hadi gidelim Derin. Terlisin, üşütme." Yaman'a ikinci kez ayıp olacağını düşündüğümden itiraz için ağzımı açmıştım ki bunu fark eden Yaman konuştu. "Hasta olmanı istemeyiz küçük kız. Ben seni her halükarda bulurum. Bilirsin." Küçük kız, lakabı ne alakaydı? Yaman da benden büyük müydü? Ben niye küçüktüm? Bir şekilde sürekli karşılaştığımız aklıma geldiğinde gülümseyerek onu onayladım. "O halde görüşürüz." Beni başını sallayarak onayladığında dudaklarıma bir süreliğine bakmış ve gülümsememden memnun bir şekilde gülümsemişti. Yanından geçip giderken Bora'nın yakınına vardığımda kendi kendine bir şeyler söylediğini duyar gibi olmuştum fakat sesi kısıktı. Bana olmayacağını düşünerek sessizliğimi koruduğumda kısa bir süre sonra arabaya varmış ve binmiştik. Sessizlik içinde geçen yolculuğun sırasında gözlerim ara ara onu bulmuş fakat bir şey dememiştim. Evin önüne park edilen araçtan inmeden önce Bora konuşmuştu. "Onunla yeni tanıştıysan nasıl buluşuyorsun Derin?" Bakışlarım ona döndüğünde gözlerinin üzerimde olduğunu fark etmiştim. Yeşil gözlerine hakim olan ifadesizliğin ardına ne saklanmıştı bilmiyordum. "Sahilde denk geliyoruz. Evleri yakın olmalı. Spor salonu da sahile yakın olduğundan karşılaşmak çok da şaşırtıcı değil." Sorusuna farklı bir cevap olmuştu fakat yine de tatmin olmamış gibi bir ifade yüzünde oluşmadı. Başını anladığını belirtircesine sallayıp arabadan indiğinde ben de inmiştim. En fazla bir buçuk saat sürmüş olsa da spor yemek vaktimi çalmış ve yemek yemem gerektiğinden mantıken ders saatim azalmıştı. İçimde baş gösteren sıkıntı bakışlarım Bora'ya kaydığında kaybolurken gülümsedim. Yüzünü ısırarak sevme isteği oluşturuyordu ben de. Sanki... sanki bir bebekmiş gibi.. Ufak bir konuşmanın ardından evlere ayrılmıştık. Anahtarımla kapıyı açtığımda beni sessizlik karşılamıştı. Selin okuldaydı. Babam da işte. Annem ise sanırım alışverişe gitmişti. Evde yalnız olduğumu fark etsem de anında banyoya ilerlemiş ve duşun altına girmiştim. Saçlarımı köpüklerken zilin çaldığını duymuştum. Annem dışarıdaki spor ayakkabılarımı fark edip elleri dolu olduğundan kapıyı çalıyor olmalıydı. Aceleyle saçlarımı üstünkörü durulayıp elime geçen ilk havluya sarıldığımda banyodan çıkmıştım. Kapıyı ne olur ne olmaz diyerek görünmeden açtığımda annem olduğunu hissederek kimin olduğuna dikkat etmeden banyoya yönelmiştim ki açılan kapıdan gözleri üzerime çevrilmiş Bora göründü. Yeşil gözlerinden geçen birçok ifade ile neye uğradığımı şaşırdığımda elim saçlarımla oynamaya çıkmış ve elime değen ıslaklıkla kaşlarım çatılmıştı. Sıkı sıkıya bir şeyi tutan elime bakmak için gözlerim üzerime çevrildiğinde gördüğüm şeyle gözlerimi sımsıkı yumdum. Bu gerçek olamazdı. Hayır, şu an bir rüyada olmalıydım ve birazdan uyanacaktım. Bora'nın karşısında küçük bir havluyla duracak kadar kafayı yemiş olamazdım. "Şey ben.. ben şey.. kitaplarım yani defterlerim çantanda kalmış." Duyduğum ses beni kendime getirirken nihayet beynimin ayaklarıma komut vermesi ile bedenimi hızlıca kapının arkasına sakladım. "Tabi, ben birazdan veririm." Bora'nın koyu olan yeşil gözleri iyice koyulaşmış gibi miydi? Yoksa ben mi yanlış görüyordum? Bu ne demek oluyordu? "Tamam ben gideyim." Bora sözlerinin ardından gözden kaybolduğunda kapıyı sertçe kapatarak kızarmış vücudumun aksine içimden kayan buz tanelerini sırtımda hissetmiştim. Hem yazı hem kışı aynı anda nasıl yaşayabilirdim? Hızlı adımlarla duşa girip kendimi suyun altına attığımda heyecan içinde titreyen bedenimi zorlukla zaptediyordum. Sert ve hızlı bir şekilde durulanıp çıktığımda ıslak bir şekilde attığım havlum gözlerime çarpmış ve o anın gerçek olduğunu bir kez daha hatırlatmıştı. Üzerimi giyinip saçlarımı tararken dahi aklımdan çıkmayan sahneler yüzünden yanaklarım kıpkırmızı olmuş ve beni iyiden iyiye strese sokmuştu. Bora'nın yüzüne nasıl bakacaktım? Bakamazdım... Beklediği defterler ne olacaktı? Kapısına koyup kaçmayı düşünsem de ve bu fikir mantıklı gelse de yapamazdım. Çok aptalca bir hareket olurdu. Çalan kapı ile bu kez gelen kişinin annem olduğunu teyit etmek için kapının gözünden bakmış ve annem olduğunu görerek kapıyı açmıştım. Elindeki eşyalarla içeri girmeye çalışırken düşüncemde yanılmadığımı ve kapıdaki gözün ne kadar önemli olduğunu anlamıştım. Aptalca davranmalarım bitmiyordu! Annem telaşından yüzümü fark etmediği için bile sevinemezken aldığı eşyaları mutfağa kadar taşımış ve poşetlerin içlerini karıştırırken gördüğüm muzlardan birini almıştım. Muz, güzel bir meyveydi. Birkaç dakika sakinleştikten sonra Bora'ya defterlerini vermeye kendimi hazır hissetmesem de gaza gelerek anneme Bora'nın fizik defterimi istediğini söylemiş ve birkaç dakika sonrasında da kapısında zilini çalarken bulmuştum kendimi. Yüzüne bakmaya yetecek kadar kendimde gaz bulamamıştım. Bu yüzden ben de yüzüne bakmadan defterleri uzatmış, ardından mırıltı denebilecek bir tonda konuşmuştum. "Defterlerin.." Ondan da karşılığında benimkinden daha güçlü olsa da yine de düşük bir tonda 'teşekkür ' gelmiş ve ben anında oradan ayrılarak açık bıraktığım kapıdan içeri girmiştim. Ardından kendimi mutfakta yemek yaparken bulmuştum. Anneme birkaç saat sonra çalışmaya başlayacağımı söyleyerek onun da yorulduğunu gördüğümden yemekleri kendim hazırlayacağımı söylemiştim. Annem telefonu çalmasıyla mutfaktan çıkmış ve mutfakta düşüncelerle birlikte yalnız kalmıştım. Önce sahte sevgili yalanı ve ardından da beni neredeyse yarı çıplak görmüş olması her aklıma düştüğünde , aslında aklımdan hiç çıkmıyor , yanaklarım yanıyor, mideme kramplar giriyor, aldığım nefesler sıkıştığı gibi bir de elim ayağım birbirine dolanıyordu. Bu hallerime sinir olarak mutfakta hızımı alamayıp yaptığım karnıyarık ve pilavın ardından pasta yapmaya yanaşmıştım. Annemi yemek yaparken izlemeyi çok sevdiğimden ve sık yardım ettiğimden yemek yapmayı da öğrenmiştim. Karnıyarık ise en sevdiğim olmasa da sevdiğim bir yemekti. Fırında karnıyarığı pişirdiğimden ve kokusu tüm mutfağı esir aldığından pasta yerine muhallebi yapmıştım. "Anne sofrayı kurayım mı?" Anneme işim bittiğinde seslenmemle mutfağa girmiş ve memnuniyetle yaptıklarıma bakmıştı. Selin'den daha iyi övgü alamayacağımı bilsem de beni övmesini beklemiştim. Bir Selin kadar ses getiremesem de annem beni övmeyi yine de ihmal etmemişti. Ona gülümseyerek verdiği mutlulukla yorgunluğumu unutup sofrayı kurmaya başladığımda saçlarımdaki boneyi de çıkarmıştım. Hem yemek kokusu saçlarıma sinmesin diye hem de saçım düşmesin diye kullanmayı mantıklı buluyordum. "Anne..." Benimle birlikte sofraya yardım eden anneme seslendiğimde dudağımı ısırmamak için uğraşıyordum. Annemin bana bakmasıyla devam ettim. "Şimdi Bora abi bana ders veriyor ücret de almıyor. E annesi de yanında değil. Yemek verelim mi? " Neden bu kadar açıklama yaptığımı ya da gergin olduğumu bilmesem de yaptığım yemeklerden yemesini isteyen tarafım oldukça baskındı. Her ne kadar o , yemekleri annem yaptı sanacak olsa da.. "Aferin kız, iyi düşündün. Hayret ediyorum şu an. Sen böyle bir şey düşünür müydün?" Kaşlarımı çatarak anneme baktığımda güldü. Ellerim belimde kaşlarım çatık ona kendini hatırlatıyor olmam gerekiyordu. "E hadi koy da götür o zaman , Bora abine." Aslında Bora aşık olduğum adamdı. Bunu kabul etmiştim. Hislerim aşk mıydı emin değildim fakat hislerim hoşlantıdan çok daha fazlasıydı. Bora'ya abi demek istemiyordum fakat bir anda Bora demem dikkat çekebilirdi. Neticesinde Bora, Selin ablamla yaşıttı. Bora'yla tekrar karşılaşmak istemiyordum. Yüzüne bakacak halim yoktu. Yaptığım hesaplara göre eve gelmek üzere olan Selin'i kapıda hazır tepsi ile karşılarsam o , vermek zorunda kalırdı. Mutfağa geçip bir tepsiye karnıyarık ve pilavdan koymuştum. Yanına koymakta kararsız kaldığım muhallebiden koymaya karar vererek, neticede annem onun tatlı sevmediğini bilmiyordu, benim hazırladığımı düşünmeyecek olsa da bu ihtimali yok etmiştim. "Selin gelmeyecekmiş yemeğe. Baban da geldi. Ver de gel onu da yemeğe başlayalım." Şokla anneme baktığımda kendi kazdığım kuyuya düştüğüm gerçeği ile kalakalmıştım. Annemin bir şeyler daha söylemesi üzerine elimdeki tepsi ile kapıdan çıkarken bulmuştum kendimi. Bölüm sonuuu Düşüncelerinizi buraya alalım. Okuyan herkese çok teşekkür ederim. Evet, Derin bir şeyler yapmaya başladı ama sanki başarılı olamıyor? Yaman hakkında ne düşünüyorsunuz? Bora? Teşekkür ederim diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE