Beş

1574 Kelimeler
Seyhan getirdiği bez çantanın içindeki saklama kaplarını birer birer açıp karşısında bağdaş kuran adamın önüne koydu. "Gelirken biraz soğudular ama köfte daha sıcak." Halil parlayan gözlerinin aksi tam da yüzüne vurur gibi kocaman gülümseyip "Ellerine sağlık güzel görünüyor" deyince Seyhan tek kaşını kaldırıp "Tatları da güzel, ye de önce öyle de" dedi. Halil dudaklarına yapışan gülümsemeyle kaşığı alıp sulu köfteyi yemeğe başladı Seyhan ona elleriyle ekmek bölerken. "Sen yedin mi?" diye sordu tek kaşığı fark edince. Seyhan omuz silkip "Ben eve gidince yerim" dedi ama Halil kaşığı kabın içine bırakınca dudak büzdü. "Beğenmedin mi, kötü mü olmuş?" Halil başını iki yana sallayarak "Sen yemezsen yemem Seyhan, o kadar yolu geldin kahvaltı da az yedin" deyince Seyhan başını eğip gülümseyerek "Tamam tamam, köftenin suyuna ekmek banarım" deyip hemen bir parça ekmek bölüp köfteye bandırıp ağzına attı. Sonra da kaşlarıyla Halil'e kaşığı gösterip "Hadi yedim işte" dedi. Halil köfteden de yemesi için kaşığa küçük yuvarlak köfteleri pirinç pilavının üstüne koyup ondan da biraz alıp kaşığı Seyhan'a uzattı. "Tiksinmem dersen, bunu da yiyeceksin." Seyhan ağzına attığı ekmek parçasıyla "Halil" diye uyarsa da eli havada bekleyen adamla "Tiksinmem" deyip kaşığı ağzına götürdü. Halil onun da yediğini gördüğü için rahatlıkla yemeğe döndü ve ara ara Seyhan ne kadar yok dese de ona da yedirdi. Seyhan yanında getirdiği küçük su şişesini de omuz silkerek başına dikti. Madem o tiksinmiyordu aynı suyu da içebilirlerdi. Suyun yarısını da onun önüne koyup "Bunu iç de yukarıdaki çeşmeden doldurum ben" dedi. Bir yandan da Halil'in şişeyi alıp başına dikmesini izliyordu. Ama fazla baktığını fark edince başını tarlaya çevirdi. "Daha çok sürer mi? Ben de geleyim yardıma." Halil de tarlaya dönüp "Az kaldı aslında, çapa biter bir iki güne" dedi ve ayağa kalkan gencin elini alnına siper ederek tarlaya bakışını izledi. "Tamam o zaman kalanını beraber bitirelim." Gülümseyerek "Olur, yarın gelir devam ederiz" diyen Halil'le başını salladı Seyhan. Evlenmişti bir kere Halil'le ya öyle ya da böyle. Bütün işi, bütün sorumluluğu ona yüklemek istemiyordu. Geldiği eve girecekse bir lokma ekmek, pişecekse her gün sıcak yemek Seyhan da paylaşmalıydı o işi, o ekmeği. Her şeyi Halil'den beklemeyi konduramıyordu kendine, el verip beraber yaşayabilirlerdi. Belki de eş olmasalar da yoldaş olurlardı birbirlerine. Tarlada kalan yeri de bugünlük çapalayıp bir kısmını bitiren Halil'le toparlanıp köy yoluna düşmüşlerdi yan yana. Köyün içine girdiklerinde onları gören köylüleri Halil umursamıyordu da Seyhan rahatsız oluyor mu diye dönüp dönüp bakıyordu adam. Seyhan ise sadece önlerindeki yola bakarak boş olduğu için hafif olan çantayı sallaya sallaya yürüyordu. O zaten umursamazlığı çocukken öğrenmişti, ne kadar kendi içine tepiştirerek sıkıştırmaya çalışsalar da Seyhan bir tek kendine güveniyordu şu koca dünyada, bir de sivri diline tabi. Önlerinden gelen çiçekli entarisi ve uzun boyuyla güzel bir kızın Halil'e bakışını görünce garipseyerek kaşlarını çattı. Evet, Halil uzun uzun bakılacak kadar esmer teniyle oldukça yakışıklı, heybetli ve dikkat çekiciydi ama kızın bakışları hayranlıktan daha başkaydı, tarif edemediği bir bakıştı bu. Seyhan kaşlarını çatarak solunda yürüyen adama baktı. Halil ise başı önde saatler önce Seyhan'la aynı kaşıktan yemek yiyebildikleri için sırıta sırıta yürüyordu. Dünyadan haberi yoktu, onun aklı fikri Seyhan olmuştu bir kere. "Halil" diyen kızın senini işte bu yüzden duymamıştı da Seyhan "Halil" deyince hızla başını yerden kaldırıp sağındaki gence baktı. Seyhan başıyla karşılarındaki kızı gösterince Halil başını çevirip ona gülümseyen kızla kaşlarını çattı. "Nasılsın?" Halil hâlâ neler olduğunu anlamıdığı için boş bulunup "İyiyim Filiz, ne oldu?" diye sordu. Kız Halil'in boş bakışlarını görünce bozularak onun yanındaki Seyhan'a şöyle bir bakıp tekrar Halil'e baktı. "Evlenmişsin, hayırlı olsun." Seyhan kızın sesindeki imayı yakalayınca kafasında yavaş yavaş bir şeyler oluşmaya başladı. Hızla yanındaki adamın ne diyeceğini görmek için Halil'e döndü. Halil sakince başını sallayıp "Sağolasın" diyerek yoluna devam etmeleri için adım attı onu takip eden Seyhan'la "Hayırlı akşamlar" diye geveledi ama kız yanlarından geçmeden Halil'in sol kolundan tutup durdurdu. "Halil bari helallik almadan evlenmeseydin" deyince Seyhan iyiden iyiye şüpheyle kıza bakarak kaşlarını çattı. Aralarında geçen bir geçmiş olduğu çok belliydi ve birine helallik vermek için o hakka girmiş olacak kadar yakın bir geçmişin olmalıydı. Halil yanında duran Seyhan'ın farkında bile olmadan gözlerinin dolduğunu gördüğünde şaşırarak kaşlarını çattı ve gözlerinin içine bakan gencin gözlerinde gördüğü kafa karışıklığıyla sessiz bir küfür savurdu. Filiz ise ikilinin uzun bakışmalarından rahatsız olduğu için Seyhan'a bakarak göz devirip "Uğursuz değil ağlak demeleri lazımdı" diye mırıldandı. Halil sertçe karşısındaki kıza dönüp ona doğru bir adım attı. "Ne dedin sen?" Kız Halil'in sert bakışlarından korkup başını iki yana sallayarak "Bir şey demedim" diyerek geri adım attı. Halil onları izleyen Seyhan'ın yanına dönüp sağ elini uzatıp gencin elini tutup Filiz'e döndü. "Seyhan'la evlendiğim gün sana hakkımı helal ettim, kendini yoluna bak." Kızın bir şey demesine izin vermeden elini sıkı sıkı tuttuğu Seyhan'la yollarına devam ettiler ve yarı yolda elini yavaşça eli arasından çeken gençle gözlerini kapatıp oflayarak açtı. Evin önüne geldiklerinde Halil kapı önünde beklerken Seyhan düğümlenen boğazı yüzünden sesini toparlayıp "Bugün de gelme olur mu?" diyerek çatal kapıyı açtı. Halil zaten o istemediği sürece gelmeyecekti ama neden şimdi tekrar hatırlatmıştı anlamıştı. Seyhan ise ninenin evine dönünce bu gün isterse gelsin dediğini söylerse diye gelmemesi için söylemişti. Kesinlikle şu anda en son istediği şey Halil'i evin içinde görmekti, istemiyordu onu. Sessizce "Olur" diyen Halil kapıyı yüzüne kapatan Seyhan'la elini ensesine atıp kısa saçlarını çekiştirerek ofladı. "Ben naptım ki şimdi?" Eve giren Seyhan ise ayakkabılarını kapının arkasına çıkarıp koridordaki aynanın önünde durdu ve buğulanan gözlerine baktı. O kız kadar güzel miydi? Halil neden o kıza hakkını helal etmişti? Aralarında ne geçmişti ve Halil o kızı seviyorsa da neden Seyhan'la evlenmişti? Üstündeki kıyafetlere uzun uzun bakan Seyhan gözleri dolu dolu aynada kendine baktı. O ağlamazdı kolay kolay ama lanet ettiği regl günleri yaklaştığı zaman saçma sapan şeylere gözleri dolardı. Çünkü az önce olan şeyler tamamen saçma sapandı işte, niye şimdi olmuştu ki? Hem de Halil'in yanında, o güçlü görünürdü hep, yarasını, zayıflığını, umutsuzluğunu ve acılarını çok güzel gizlerdi. Neden şimdi yapamamıştı? Ağır adımlarla odaya girip pencerenin önündeki koltuğa kendini bıraktı. Sehpanın üstünde duran ve günlerdir dokunmadığı sigara tablasına ve tütüne baktı. Halil onun yanındayken hiç sigara içmemişti. Ama neden? Sigara tablasına uzanıp eline aldı ve pencereden dışarı baktı. Çatal kapının dışında dolanıp duran Halil'i görünce kaşlarını çattı. Hızla koltuktan kalkıp sigara tablasını ve tütün paketini alıp odadan, ardından da ayakkabılarını giyip evden çıktı. Çatal kapıyı açıp biraz ileri de kapının sesini duyduğu için önüne gelen adama tabakayı ve tütünü uzatıp "Çakmağını bulamadım" dedi. Halil gözlerinin içine bakmak istediği genç başını eğince o da başını yana eğip "Seyhan, bak bi bana" dedi ama omuz silken genç eli havada kaldığı için "Almayacak mısın?" diye sorarak elindekileri biraz daha uzattı. Halil oflayarak Seyhan'ın havada duran elinin bileğinden tutup kendine çekti ve Seyhan elinden düşenlerle şaşkın şaşkın uzun boylu adama baktı. Halil ise başını kaldırıp buğulu gözlerle ona bakan gençle "Gönül isterdi ki diğer elim olsaydı da yüzünü okşasaydım" dedi ve yutkunarak gözlerinin içine bakmaya devam eden koyu kahve gözlerle "Şimdi bıraksam elini uzaklaşmasan olmaz mı?" diye sordu. Seyhan hiçbir şey söylemeyince de yavaşça bileğini bırakıp elini yüzüne götürdü ve yumuşacık yanağına ilk kez dokunmanın heyecanıyla korkarak elini yüzüne yasladı. Bundan nefret ediyordu ama Seyhan tam da şu anda ağlayacak gibiydi ve çatalanan sesiyle mırıldandı. "Neden benimle evlendin Halil? Ben o kız gibi değilim ki, sen sade bir kadınla mı evlendin sandın?" Halil duyduğu soruyla gözlerini sıkıca kapatıp derin bir nefes vererek açtı. Elinin altındaki yüzü nazikçe okşayıp yüreğinden geçenleri söylemek için sertçe yutkundu. "Kimse gibi olmanı istemedim ki Seyhan. Gönlünden erkek mi olmak geçiyor o zaman ben de bir erkekle evlenmişim demektir, kadın mı olasın var o zaman ben de kadınla evlenmişimdir. Ama ne erkek ne kadın, ben bir gönülle evlenmiş olmak istedim. Beni severse o gönül dünyanın en mutlu adamı olurum ama sevmezse de varsın olmayım, sana yoldaşlık ve yarenlik ederim, yaşayıp gideriz." Seyhan burnunu çekerek "O kimdi? Eski nişanlın mı?" diye sorunca Halil hızla başını iki yana salladı. "Hayır değildi. Ben askere gitmeden önce Nazike nine istemişti anasından babasından, ben askerden dönünce söz keseriz denilmişti ama ben tabi çolak dönünce" diyerek kendi acısına güldü. Seyhan diğer elini kaldırıp Halil'in göğsüne götürmek istedi ama sonra vazgeçip yumruk yaparak geri indirdi. Halil "Kınalı kuzu" dedi Nazike nine gibi ama kuzum diyemedi Seyhan istemez diye "Evlendiğin adamı istemezsen seni anlarım ama seninle sadece eş olalım diye evlenmedim. Yeter ki sen geldiğin evde huzurlu ol istedim, çektiklerim şükür ki bitti diyesin istedim, insanların kendileri gibi olmayana nasıl baktığını bilirim. Kendine uğursuz demeyesin, kadın da olsam erkek de olsam bir yuvam oldu de diye evlendim. Ama istemezsen bu evliliği boşanırız, ana evine dönmek zorunda değilsin, evim evindir isteğin isteğimdir." Seyhan, Halil'in söylediklerinden sonra sanki içine su serpilmişti. Aslında Halil kiminle evlendiğini biliyordu ve ana evinden kurtulması için onunla evlenmişti. O da eş olmak zorunda değiliz diyordu. Ama boşanmak isterse de gerçekten boşanacak mıydı? Sertçe yutkunarak "Eğer boşanmak istersem kabul edecek misin?" diye sordu. Halil en çok korktuğu şeyi söylediği için yüreğine ok saplanmıştı ama Seyhan istemiyorsa evli olmayı buna engel olamazdı. Acı bir yumruyu zorlanarak yutkundu ve dudaklarını büzerek başını salladı."Eğer öyle daha rahat edeceksen kabul ederim." Seyhan rahat bir soluk verip dudaklarını hızlıca ıslatarak Halil'den bir adım uzaklaşıp çatal kapıya yöneldi. Halil boş kalan eline bakıp yumruk yaparak indirdi. Demek ki onu hiç istemiyordu. Açık kapıdan giren Seyhan ise Halil'in yumruk sıkmasına gülümseyerek "Bugün de Nazike ninede kal, yarın tarladan sonra eve beraber döneceğiz" deyip Halil'in anlamayan kaş çatmasına kapıyı yüzüne kapattı. Halil ise saniyeler sonra anladığı şeyle "Ha öylee" diyerek elini ensesine attı. Kapalı kapıya "Tamam" dediğinin farkında bile değildi. Gözüne ilişen yerdeki tabakayı tütünü aldığı gibi ayağının altındaki taşlara vura vura ninenin evinin yolunu tuttu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE