2

1848 Kelimeler
Alina ile sabahın erken saatlerinde buluştuk, kahvaltı için beni çok güzel bir yere getirmişti. Deniz manzaralı, çok ferah bir yerdi. İnsan devamlı nefes alıp vermek istiyordu. Uzaktan çiçek kokuları geliyordu. "Silya, seninle konuşmak istiyorum. Bir haftadır içimde tuttum." çayımdan bir yudum alıp Alina'ya baktım. "Ne oldu? Okulda bir sorun mu var?" önündeki kahvaltı tabağına baktı. Ellerini masanın üzerine koydu. "Ben bir şey yaptım. Aslında ne yapacağımı da bilmiyordum. Hani okulda hoşlandığımı bir çocuk vardı ya. Sana bahsetmiştim, Faris." başımı salladım, devamlı ondan bahsediyordu. Başını denize doğru çevirdi. "Benden hoşlanıyormuş." gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Benimle konuşmak istedi, sana sormadım ama ben onu buraya davet ettim." "Sen delirdin mi Alina? Babanın adamları kapıda bekliyor. Ne diyeceksin?" gözlerini kaçırarak bana baktı. "Senin bir arkadaşın deriz. Tesadüf eseri görmüş gibi. Onunla konuşmak istiyorum." elini uzatıp masanın üzerindeki elimi tuttu. "Tek arkadaşım sensin. Hatta sende yanımızda olacaksın. Sadece küçük bir konuşma." elini sıktım, onu reddetmem çok zordu. "Tamam, baş belası. Ama yakalanırsak ortağız." sevinçle başını salladı. "Ölüm bile olsa, ortağız." elini elimden çekti, telefonunu eline aldı. Kahvaltımızı yapmıştı, birer bardak daha çay istedik. Alina heyecandan yerinde duramıyordu. Dirseğimi masanın üzerine koydum, yüzümü avuçlarım arasına koydum. Onun bu heyecanlı halini seyrettim. Devamlı telefonuna bakıp duruyordu. Güzel kızdı, benim gibi değildi. Güzelliğini annesinde almıştı, muhtemelen. Yeşil gözleri ışıl ışıl bakıyordu, siyah saçları devamlı geri doğru savuruyordu. "Geldi." başımı kafenin girişine çevirdim, genç bir çocuk etrafa bakıyordu. Alina'yı görünce durdu, gülümsedi, başını yere eğdi. Belli ki Alina'dan hoşlanıyordu. Bize doğru yaklaştı, Alina ayağa kalktı. Çocuk masamıza geldi, elini Alina'ya uzattı. "Merhaba." dedi, çekingen bir tavırla. Alına elini sıkıp hızla çekti. Ayağa kalktım. Bende elimi uzattım. "Merhaba." dedim. Selamlaşma faslı bitince oturduk. "Faris'di değil mi?" Alina heyecandan bizi tanıştırmayı unutmuştu. "Evet." dedi. "Ben de Silya. Tanıştığıma memnun oldum, Faris." Alina bana memnuniyetle baktı. Yüzüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Okul konusu açılınca iki sessiz aşık da açıldı. Okuldaki olayları anlatıyorlardı, gülüyorduk. Faris önce çekingen davransa da sonradan alışmaya başladı. Çantamdan telefonumun sesini duyunca telefonumu almak için telefonuma uzandım. "Kim, Silya?" diye sordu, Alina. Telefonu çıkartıp baktım. "Sadun Bey." kapıya doğru baktım, kesin Alina'yı getiren şoför bir şeyler söylemişti. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Buyrun Sadun Bey?" ikisi de pürdikkat bana bakıyordu. "Yanınızdaki genç delikanlı kim?" bu kadar korumacı olmasını anlayabiliyordum. Kızına herkesten hatta her şeyden korumak istiyordu. Faris'e baktım. "Benim bir arkadaşım oğlu. Tesadüffen görünce masamıza geldi. Bir sorun mu var?" telefonun arkasından kahkaha sesleri geliyordu. "Sadece sormak istedim. Ben Alina'nın arkadaşı sandım. Gerçi onunda senden başka arkadaşı yok." bu kez Alina'ya baktım. "Aaa şey evet. Alina ile aynı okulda okuyorlar." Alina gözlerini kocaman açtı. Sadun beyin gülme sesini duydum. "Tesadüfe bak sen." anlamıştı işte. Yalan söyleyemiyordum, ağzımdan laf almayı iyi biliyordu. "Ya bizde çok şaşırdık." dedim. "Sorun yok, Silya. Alina'nın bir arkadaşı olabilir. Benden saklamasın yeterli. Ayrıca seninde yalancı yapmasın kendisi gibi." arkadan bir kadın sesi geldi. "Kapatmam gerekiyor, sizinle bu konuyu sonra konuşacağız. Görüşürüz." deyip telefonu kapattı, telefonu masanın üzerine bıraktım. "Anladı, değil mi?" diye sordu, Alina. Başımı olumlu bir şekilde salladım. "Bir sorun olmayacağını söyledi. Bence Sadun Beye yalan söylemesek daha iyi olurdu." Alina tedirginlik olmuştu, gözleri devamlı kapıdaydı. "Ben kalkayım, Alina. Okulda görüşürüz." dedi, Faris. Alina benimle el sıkıştıktan sonra masadan kalktı. "Akşam sen de benimle geliyorsun, Silya. Babamla sen konuşursun, sana bir şey demez." gülümsedim. Ona da bir şey demezdi, ama hep babasından çekinirdi. "Hadi kalk alışverişe gidelim." Kafeden çıkıp büyük bir AVM'ye girdik, Alina kendine yeni kıyafetler almayı severdi. Lüks yerlere gitmezdi, benim gittiğim mağazara alıştırdım, onu. Ya da bana küçük düşürümemek için bu mağazalara gelmeyi kabul ediyordu. "Biliyor musun Akif abinin kızı da bizim okula yazılmış." elindeki mavi kazağı bana doğru uzattı. "Daha önce hiç görmedim." Akif Bey'in bir kızı olduğunu biliyordum, sadece ve bir de Hamit beyi tanıyordum. "Onu bende daha önce hiç görmedim, Akif abi onu sır gibi saklıyordu sanıyordum." eline beyaz bir pantolon aldı, yerine geri koydu. "Meğerse kızın yüzünde kocaman bir yanık izi varmış, kız kendi saklanıyormuş." "Nasıl yani?" Alina'nın kolundan tutup kendime çevirdim. "Sol yüzü, gözünden aşağısı." elini yüzünü koydu, tarif etmek için. "Kocam bir yanık izi var, saçlarıyla gizlemeye çalışıyor ama çok belli oluyor." bu nasıl olmuş olabilirdi ki. Alina kolunu ellerim arasında kurtardı, elbiselerin olduğu reyona doğru ilerledi. "Onunla konuştun mu?" Alina saçları savurarak arkasını döndü. "Nasıl olmuş?" "Hayır. Yani yüzü korkunç görünüyordu, yanına gidemedim. Korktum galiba." aklım Akif Bey'in kızında kaldı. Onu merak ediyordum, nasıl biriydi? Neden o hale gelmişti? Yoksa Akif bey göründüğü kadar iyi biri değil miydi? Bunu ona babası yapmış olamazdı? Başımı iki yana salladım, ne kadar düşünmek istemesem de devamlı aklıma geliyordu. Alışverişimiz bitince eve geldik, Sadun bey daha gelmemişti. Alina üzerini değiştirmek için odasına gitti. Salondaki büyük koltukta oturuyordum. Ayağa kalktım, cam kenarına doğru ilerledim. Kollarımı birbirine doladım. Uzaktan görünen denize baktım, çok kasvetli görünüyordu. Hava kararmaya yakındı. Anneme eve geç gideceğime dair haber vermişti. Kolumdaki saate baktım, kül kedisi 12 olmadan eve dönmeliydi. Gerçi bende kül kedisine benzer bir yan yoktu. O kötü kıyafetler içinde bile çok güzeldi. Yüzüme gelen kahverengi saçlarımı ellerim arasına alıp baktım, devamlı dağılıyordu. Kulağımın arkasına sıkıştırdım. Ellerime baktım, küçücük bir çocuk eli gibiydi. Parmaklarım bile özensizdi. Her daim kısacık keserdim, tırnaklarım. Uzun tırnaklar hiç tarzım olmamıştı. Camda yansıyan kendime baktım. Yüzüm çok kaba görünüyordu, gözlerim de içe çekilmiş gibiydi, elmacık kemiklerim çok dolgundu. Bir tek burnum düzdü, dudaklarım da çok dolgundu, büyük gözükmesi devamlı sinirlerimi bozuyordu. Ellerimi yüzüme koydum, diğer kadınlar gibi güzel olmak istemiyordum. Birilerinin dikkatini de çekmek istemiyordum. Bu halime alışalı çok zaman olmuştu. Aynalara bile bakmıyordum, yüzümü görmek bana kendimi hatırlatıyordu. Aynaya bakmayınca kendimi yok gibi hissediyordum. Zaten öyleydim, insanlar bile beni görmüyordu. "Silya, babam gelimiyormuş, seni şoför bıraksın. Geldiğin için çok teşekkür ederim." Alina yanıma gelip bana sıkıca sarıldı. "İyi ki arkadaşımsın." elimi sırtına koyup sıvızladım. Çantamı ve paltomu alıp evden çıktım, şoför kapıda bekliyordu. Belli ki Sadun bey haber vermişti. Alina için sürekli buraya geldiğim için evimi biliyordu, şoför. Pazartesileri hiç sevmiyordum, tatil gününden sonra çok zor geliyordu. İş çıkışı Alina beni okula çağırdı. Önemli bir konu olduğunu söyleyince bir taksiye binip okula geldim. Okulun önünde bekliyordum, Alina'ya geldiğime dair mesaj attım. Okul bahçesine girdim. "Silya!" sol tarafda Alina'nın sesini duyunca oraya doğru baktım, koşarak yanıma geldi. Elimi tutup beni peşinden sürükledi. "Ders saati sen ne dışarda ne yapıyorsun, Alina?" bir an dönüp bana baktı. "Önemli olmazsa seni çağırmazdım, Silya. Bana yardım etmen gerekiyor." okulun arka tarafına doğru koşar adımlarla ilerledik. Büyük ağaçlarla çeviriliydi, bir ağacın altında bir kız oturuyordu. Ağacın önüne gelince kız başını kaldırıp bana baktı, elini yüzüne koymuştu. Elleri kanlar içinde kalmıştı. Dizlerimin üzerine çöktüm, hemen elini yüzünden çektim. "Ne oldu sana?" yüzünün sol tarafı kan içinde kalmıştı. "Biz sadece iz biraz kapansın diye kapatıcı sürmek istedik." Alina'ya baktım, korkuyla etrafa bakıyordu. "Sen Akif Bey'in kızı mısın?" başını salladı. "Acıyor mu?" yine başını salladı. Yüzüne sürdükleri kapatıcı kan damlası olmuştu. Çantama uzanıp telefonumu çıkardım. "Ne yapıyorsun, Silya." Alina kolumu tuttu. "Kaç saattir bu halde? Alina niye hastaneye götürmedin? Ya da babana haber vermedi? Ne hale gelmiş? Nasıl acı çekiyor görmüyor musun? Akif beyi arayacağım." dedim, kolumu Alina'nın elinden kurtardım. "Babamı arama lütfen. Çok korkar, telaş yapar." dedi, kız. "O halde hastaneye gitmemiz gerek. Ama yine babana haber verecekleri." başını saldı. Elini tutup ayağa kaldırdım, rehbere girip Akif Bey'in numarasını tuşladım. Telefonumu kulağıma götürdüm, boğazımı temizledim. Alina da kızın diğer koluna girdi, okulun çıkışına doğru ilerliyorduk. "Alo, Silya." okulun bahçe kapısını açtım. "Akif bey rahatsız ettim, kusura bakmayın." yoldan geçen bir taksiyi durdurmak için elimi kaldırdım. "Bir sorun mu var?" taksi tam önümüzde durdu. "Akif bey telaş yapacak bir durum yok. Kızını yanımda yüzünde kanama olmuş, okulun yakınındaki hastaneye gidiyoruz." arabaya bindik, telefon kapanmıştı. Akif bey tek bir kelime dahi demeden telefonu yüzüme kapatmıştı. "En yakın hastaneye lütfen." dedim, şoföre. Kız elimi sıkıca tutuyordu, yüzüne dökülen saçları yapış yapış olmuştu. "Adın ne senin?" bakışları korkakça bana döndü. Yüzündeki saçları geri doğru topladım, saçımdaki tokayı çıkartıp saçlarını bağladım. "Dileda." yarasına değen birkaç saç telini yüzünden nazikçe aldım. Yarasının acımasın diye yüzüne nefesimi üfledim. Bakışlarını hem aşağıya indiriyor hem de bana bakıyordu. "Çok güzel bir ismin var." dudakları hafif de olsa kıvrıldı. Çantamdan tel toka çıkardım, kısa saçlarını tel tokayla tuturdum. Taksi durunca çantamdan çıkartıp parayı şoföre uzattım. Hızlıca arabadan indik Hastaneden içeri girince hemen acile girdik, etrafta olan insanlar bize yol açıyorlardı. Doktorun yanına gidene kadar Dileda'nın elini bırakmadım. Doktorun yanında bile onu bırakmadım, sedyeye geçtik, perdeyi kapattım. İnsanlar içeri bakıp sesli bir şekilde konuşuyorlardı. Doktor perdeyi açıp içeri girdi. Ellerine eldiven taktı, dikkatle Dileda'nın yüzünü inceliyordu. "Yüzünüze ne sürdünüz?" Dileda eğdiği başını kaldırıp doktora baktı. "Kapatıcı sürmek istemişler, birden bire kanamış." dedim, doktorun bakışları beni buldu. "Alerji yapmış olmalı, yanık yaraların üzerine bu tür ürünler sürülmemeli." yan tarafda duran çekmeceyi açtı, tentürdiyot çıkardı. Dileda elime daha fazla sıktı, yanına oturdum. "Korkma canım, ben yanındayım." elimi sırtına koydum, bir hemşire geldi. "Siz şöyle uzanın." ben ayağa kalktım, Dileda sedyeye uzandı, gözünden bir damla süzülüp aktı. Bıraktığım elini tuttum, kendini yalnız hissetsin istemiyordum. Bana baktı, gözlerini kapattı. Hemşire yüzüne tentürdiyot sürdükçe elimi sımsıkı tutuyordu. Çektiği acıyı hissediyordum. "Bir daha yüzüne bu tür ürünler sürmesin. Doktoru bu konu da uyarmış olmalı. Bir krem yazacağım, bir hafta kullansın. Tentürdiyot kanamayı durdursun diye kullandık, ağrıcısı için de bir ilaç yazıyorum." elindeki reçeteyi bana verdi. "Yüzüne herhangi bir şeyle kapatmasın. Hava alması gerekiyor." başımı salladım. Hemşirenin işi bitince Dileda sedyeden kalktı. Yüzünden daha fazla kan akıyordu. Çantamdan selpak çıkardım, yüzünden akan kanları temizledim. Perdeyi açtım, kolunu tutup sedyeden kaldırdım. "Dileda!" Akif bey telaşla yanımıza geldi, kızına korku dolu gözlerle bakıyordu. Dileda babasına sarıldı, sağ yüzünü babasının göğsüne yasladım. "Özür dilerim, baba." Akif Bey kızının saçlarını okşadı, başını küçük bir öpücük bıraktı. "Sana bir şey oldu diye çok korktum, kızım." Dileda geri çekildi, kaçamak bakışlarla babasına baktı. "Ne oldu? Yüzün bu hale nasıl geldi?" bir bana bir Dileda'ya baktı. "Alina ile yarayı biraz olsun kapatmak istedik. Biliyorum herhangi bir makyaj malzemesi sürmemem gerek ama baba onlar bana çok kötü gözlerle bakıyorlar." Alina acilin girişinde bizi bekliyordu. "Sonra ona haber verdi, bize yardım edeceğini söyledi." başıyla beni işaret etti. Akif bey bana baktı, gözlerinden olan telaş biraz olsun gitmişti. Dileda'nın diğer koluna girdi. "Baba, onlarda bana kötü bakıyorlar." diye çıkışı gösterdi, Dileda. Akif bey, kızının önüne geçti. "Onların sana nasıl bakması neden umrundaki. Bana da bakıyorlar, çirkin diyorlar ya da kilo diyorlar ya da başka şeyler. Onları duymuyorum bile. Sen de onları duyma, Dileda." dedim. Babasının arkasından bana baktı, Akif bey de bana baktı. Sıkıca tuttuğu elimi bıraktı, babasının arkasına iyice sığındı. Çıkışa kadar babasının ardından yürüdü. Alina yanıma geldi. "O iyi mi?" başımı olumluca salladım, şimdilik iyi görünüyordu. Kapının önünde siyah jeepin önüne doğru ilerledik, Dileda açılan kapıdan içeri girdi, Akif bey kapıyı kapattı. Elimdeki reçeteyi Akif beye uzattım. "Bunları doktor yazdı, ağrı kesici vermedi. Canı hâlâ açıyor." elimdeki reçeteyi alıp ceketinin iç cebine koydu. "Binin arabaya, sizi de bırakayım." arabanın ön kapısını açtı. "Biz taksiyle gideriz, Akif bey." açtığı kapıyı hızla kapattı. Alina arkamda duruyordu. "Özür dilerim, Akif abi. Benim yüzümden oldu." Akif bey arkamda olan Alina'ya bakış attı. "Dileda sana bunu söylemesi gerekiyordu. Neyse bir daha denemezsiniz. Ha! Teşekkür ederim, Silya." yanımızdan ayrılıp arabaya bindi. 'rica ederim' dememi bile beklemedi. Sanırım çok öfkeliydi, onu daha önce bu halde hiç görmedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE