Kaygı...

1063 Kelimeler
Søren Kierkegaard; 'Kaygı nedir?' sorusuna 'ertesi gündür.' yanıtını vermiştir. İnsan yaşamı kaygı üzerine şekillenir. Kaygının atası sayılır yarınlar kaygısı? Yarın nasıl bir gün olacak?, yaşanacak mı, ölünecek mi? İşler yoluna mı girecek yoksa yolundan mı çıkacak? Başka bir yönüyle bakarsak; kendimizi bir trenin altına atmayışımızın ya da bir uçurumdan aşağı bırakmayışımızın tek sebebidir yarın. İşlerin yoluna girme ihtimalini, hiç umut yok deseler bile bir umut doğma ihtimalini içinde barındıran sihirli bir sözcüktür yarın. Tuna, yarınlara hep umutla bakan birisiydi. Akılcı hedefler koyan, gerçekleşmeleri için çabalayan ve hedefine ulaştıktan sonra haklı gurur yaşayan biriydi. Şimdi ise yarına çıkma gayretine esir düşmüş bir beden. Daha bu sabah bir kurşunun hedefi olmuşken, ikinci saldırı onu tedavi gördüğü hastanede yakaladı. Cüneyt, telefonu kapatır kapatmaz Tuna'yı kucaklayıp odanın içinde bulunan banyoya götürdü ve dışarı çıkarken sesini sakin tutmaya çalışarak ama itiraz istemez tonda konuştu. - Her ne duyarsan duy sakın bu banyodan çıkma. Kapıyı içerden kilitle ve ben sana seslenmeden sakın açma. - Neler oluyor? Beni korkutuyorsun. - Korkma ben buradayım. Hastanede şüpheli bir kaç kişi olay çıkarmış. İkisini yakalamışlar ama iki kişiyi gözden kaçırmışlar. Bizimki sadece bir önlem. Ne olup bittiğine bakıp seni buradan çıkaracağım. - Tamam ama sen de kendine dikkat et lütfen. Ve çabuk dönmeye çalış. Burada uzun süre kapalı kalamam. - Ne olur sakin olmaya çalış. Bunu sadece bir önlem olarak düşün tamam mı? Kimseye bir şey olmayacak. Bana güven. - Tamam sakin olmayı deneyeceğim. Ayrıca sana güveniyorum. Cüneyt, Tuna'nın kapıyı kilitlediğinden emin olduktan sonra silahının emniyetini açıp koridoru kontrol etmek için odanın kapısına doğru yöneldi. Kapıyı hafif aralayıp etrafı kolaçan etmeye başlamıştı ki koridoru dönen eli silahlı birinin kat görevlisini rehin alarak onlara doğru geldiğini gördü. Hızlı aramada hemen bir kat aşağıda bulunan güvendiği bir adamını aradı. - Şüpheli şahıs 3. Katta genel cerrahi servis koridorunda. Bir rehinesi var ve bize doğru geliyor. Üç kişi giriş çıkışları tutsun, geri kalanınınız derhal bu kata gelin. Çabuk olun! Yanıt beklemeden telefonu kapatıp pozisyonunu aldı ve rehineye zarar vermeden saldırganı etkisiz hale getirmenin yollarını aramaya başladı. Aralık olan kapıdan adım sesleri iyice yaklaşmaya başlayınca konuşmalar da daha net duyuluyordu. - Abi tamam geldik. Ne olur bırak beni. Tuna Korkut'un odası burası 1003 numara. - Eğer bir numaranı yakalarsam seni bulur gebertirim. Cüneyt, namluya takılan susturucunun klik sesini duydu ve aynı işlemi kendisi de hızlıca yaptı. Hafif aralık olan kapının arkasında kolay hareket edebileceği bir pozisyon aldıktan sonra adamın odaya girişini bekledi. Adam kapıyı açar açmaz, Cüneyt'in sanki hasta varmış gibi yastıkla şişirdiği yatağa art arda kurşun sıkmaya başladı. Tam beş atıştan sonra yatağa ilerledi ve örtüyü kaldırmak için uzandı. O sırada sessizce arkasından yaklaşan Cüneyt, adamın ensesine silahının namlusunu dayadı ve "çabuk silahını at ve arkanı dön" dedi. Adam elindeki silahla ellerini teslim olmuş gibi kaldırdı ve ani bir hareketle kendisine çok yakın olan Cüneyt'in karnına sert bir dirsek darbesi vurdu. Kendini çabuk toparlayan Cüneyt, karşı saldırıya geçti ve adamın elindeki silahı düşürerek, kendi silahının kabzasıyla adamın elmacık kemiğine sert bir darbe indirdi. Odayı dolduran çığlık sesiyle Tuna için içerde kapalı kalmanın stresi biraz daha arttı. Zaten klostrofobik bir yapıya sahip olan genç kız, dışarda neler olup bittiğinin bilinmezliği ve yaşadığı korkuyla iyice panik atağın kıskacına çekildi. Ne orda daha fazla kalmaya takati ne de dışarı çıkmaya cesareti vardı. Olduğu yere çöktü ve derin derin nefes almaya çalıştı. Lakin aldığını sandığı soluk bir türlü ciğerine ulaşmıyordu. Bilincini kaybetmemek için debelenirken odadaki gürültü de iyice arttı. Korkusu giderek büyüdü ve ayak dirediği karanlığa çekilmek zorunda kaldı. Dışarıda ise odayı dolduran Cüneyt'in adamları saldırganı derdest edip, diğerini de yakaladıklarını söyledikten sonra adamları sorgulamak için götürecekleri depoya gitmek üzere hastaneden ayrıldılar. Cüneyt, o gelmeden sorguya başlamamalarını tembihledi. Oda boşaldıktan sonra banyonun kapısını çalarak Tuna'ya seslendi. - Beni duyuyor musun? Her şey yolunda. Kapıyı açabilirsin. Hey, neden ses vermiyorsun? Benim Cüneyt.... Tuna iyi misin? İçeriden bir türlü ses gelmeyince direk servisteki görevlilere ulaştı ve Tuna'nın banyoda kilitli olduğundan ve ses vermediğinden bahsetti. Hastanede görevli teknik ekipler aceleyle odaya gelip banyo kapısını açtılar. Tuna 'yı ameliyat eden doktor da her ihtimale karşı odada hazır bekliyordu. Kapı açıldığı da yerde dertop olmuş ve rengi kireç gibi birini görmeyi beklemiyorlardı. Banyodan derhal çıkarıldı ve oksijen takviyesi yapıldı. Doktor gerekli muayenesini yaptıktan sonra, muhtemel panik atak teşhisiyle tedaviye başladı. Oda boşalıp Cüneyt ile Tuna yalnız kaldığında ise, Cüneyt sandalyeyi yatağa yanaştırıp uyuyan kızı dikkatlice izlemeye başladı. Aklından geçen tek şey ise; eğer es kaza engelleyememiş olsalardı, bu yatakta Tuna'nın cansız bedenini bulacak olduklarıydı. Bu düşünce onun içindeki kaygıyı iyice büyüttü. Daha dikkatli olması gerektiğini bir kez daha hatırlattı kendine. Ne olursa olsun, bu masum güzelliği canı pahasına koruyacaktı. Salih bey hastaneye gelmiş, Tuna derin uykusuna devam ederken Cüneyt'ten gerekli malumatı almış ve Cüneyt'in ısrarıyla köşke dönmüştü. Aradan geçen birkaç saatin ardından Tuna uyandı ve nerde olduğunu anlamaya çalışırcasına etrafa bakındı. Başucunda ona bakan Cüneyt'le göz göze geldikten sonra boğazındaki kuruluğu hiçe sayarak konuşmaya başladı. Çatallaşan sesini kendisi bile tanıyamadı. - Ne oldu? Herkes iyi mi? - Kimseye bir şey olmadı merak etme. Sadece basit bir taşkınlık. - Basit bir taşkınlık mı? Ama bilincim kapanmadan önce odada yüksek sesler duydum. - Haklısın. Bir hasta yakını kat görevlisini rehin almış. Bizim güvenlik elemanları da karışınca işe, bu odaya çekip etkisiz hale getirmeye çalıştık. Sonra da hastane polisine teslim ettik. - Olayın bizimle bir alakası yoktu yani. - Hayır, münferit bir olay. Kapandı gitti merak etme. Aslına bakarsan senden özür dilemeliyim. Panik atak geçireceğini tahmin edemedim. Klostrofobin olduğunu bilmiyordum. Bu kadar geç açmamalıydım kapıyı. Ortalık yatışsın diye bekledim sadece. - Ama bilemezdin. Kendini suçlama lütfen. Çok sık olan bir şey değil. Son zamanlarda yaşadıklarım ve bugünkü heyecan tetikledi sanırım. Ama bak iyim bir sorun yok. - Çok şükür iyisin. Sen uyurken Salih bey geldi. Çok endişelenmişti zor sakinleştirdim. Uyanınca sesini duymak istedi. Arasam konuşur musun? - Ara hadi. Daha fazla endişelendirmeyelim. Tuna bütün yaşadıklarının etkisinden mi bilinmez, hayatın kısalığının bir kez daha farkına varmış ve sert yanlarını törpüleyerek, Salih beyle içten bir konuşma yapmıştı. Ne olursa olsun, ailesinden kalan iki insandan biriydi Salih bey. Güzide hanımla da duvarları yıkmanın zamanının geldiği bilinciyle telefonu kapattı. Cüneyt'in aklı ise bir an önce buradan çıkıp, gözünü kırpmadan Tuna'yı öldürmeye çalışan adamın kimin köpeği olduğunu bulmaktaydı. Tuna'ya şimdilik gerçekleri söylemedi. Maksadı daha yeni kriz atlatmış genç kızın daha fazla endişelenmesini engellemekti. İçinde bir yerlerde, görev icabı olmaktan çok bu kızı daha fazla sahiplenmesini sağlayan değişik bir duygu filizlenmişti. Henüz adını koyamıyordu ama çok yakında o duygu ona kaygıların en büyüğünü yaşatacaktı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE