Mavi Yılmaz Sabah gözlerimi canıma can katan o odunsu kokuyla açtığımda başım sert bir zeminin üzerindeydi. Görüşüm netleştiğinde bu zeminin Afran’ın göğsü olduğunu kavradım. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde masum bir bebek gibi uyuyordu; dudaklarını büzmüş, kaşlarını hafifçe çatmıştı. O kadar güzel, o kadar saf bir ifadesi vardı ki ona tekrar âşık olmamak imkânsızdı. Afran bambaşka bir adamdı ve iyi ki hayatıma girmişti. Hafif kımıldadığımda sabah mahmurluğu taşıyan sesiyle, “Beni mi izliyorsun?” dedi. “Evet,” dedim kendinden emin bir sesle. “Tabii ki seni izliyorum.” Vücudunu bana doğru çevirdi, yavaşça aşağı kaydı. Yüzlerimiz birbirine yaklaşınca, az önce kendinden emin olan Mavi kayboldu; utangaç Mavi geri döndü. Burnunu burnuma sürttüğünde gözlerimi sıkıca kapattım. Solukları yana

