Güneş kasabanın üzerinde yükselirken, biz de eski liman bölgesine doğru ilerledik. Lara yanında, dikkatle çevreyi tarıyordu. Her adımımızda taşların çıkardığı sesleri dinliyor, olası bir pusuyu hesaplıyorduk. “Burası…” dedi Lara, nefesini tuttu, “geceki çatışmanın hemen yanı. Her şey hâlâ yerli yerinde duruyor.” Başımı salladım. “Doğru. Ama bazı izler var. Gölgeyi takip eden adam, paketleri burada saklamış olabilir. Hadi bakalım.” Eski bir depoya yaklaştık. Kapının kenarında taze ayak izleri vardı. Tozun üzerinde hafifçe belli olan bu izler, bizi doğrudan kasabanın arka sokaklarına götürdü. Lara ve ben sessizce ilerlerken, konuşmak yerine birbirimize bakarak anlaşmaya çalışıyorduk; her bakış bir komut gibiydi. “Burada dur,” dedim bir noktada. “İzler burada çatallanıyor. Biri soldan git

