Silah

2551 Kelimeler
Adamın cansız bedeni üstüme yığılırken bir şeylerin farkına yeni yeni varıyordum, hızla yan tarafa ittiğim cesede bakmamaya çalışarak yattığım yerden doğruldum ve duvara yaslandım. Ellerime baktım, kıpkırmızı kan vardı, kokusu burun deliklerimi sızlatacak kadar ağır ve kötüydü. Üşüdüğümü hissettim, birden bire buz kesilmişti her yer. Zifiri bir karanlık çökmüştü, lambalar nafileydi etrafı aydınlatmaya. Ne mümkündü beni bu karanlık, soğuk ve de dipsiz kuyudan çıkarmak? Ne mümkündü ki dertlerime derman, yaralarıma merhem olmak? Vücudum titrerken gerçekler suratıma bir tokat gibi indi. Katil olduğumu bilmek ve bunu sürekli kafamdaki fısıldayan sesler sayesinde duymak, biraz daha silinmemi sağlamıştı hayattan. Korkarak bakışlarımı adama çevirdim. Zemine yayılan kanı görmek daha da üşümemi sağladı. Burada artık bir cinayet işlenmişti. Başımdan bela eksik olmayacaktı biliyordum, ben artık gerçek bir katildim, gerçek bir katil. Ellerimi zemine dayadım kalkabilmek için fakat durduramadığım titremelerim bana hiç yardımcı olmuyordu, ayağa kalkacak gücüm kalmamıştı. Yaram acıyordu fakat ruhum daha fazla. Mirza'ya baktım, yerde baygın yatıyordu. Yanına gidip ona sıkıca sarılıp içim çıkana kadar ağlamak istiyordum. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım, göz yaşlarım daha fazla akmıyordu kurutmuştum sanki. Asırlar gibi geçen süre zarfında gözlerimi açarak her şeyin bir hayal olmasını diledim. Fakat hayal olmadığı yetmezmiş gibi karşımda 11 yaşındaki halimi gördüm. Elindeki bırakamadığı ayıcığıyla karşımda durmuş gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Gözlerinde gördüğüm hüzün kırıntıları o zamana gitmemi sağlamıştı, gözlerimi kapayıp başımı sağa sola salladım. Deliriyordum, ve bu durduramadığım türden bir şeydi. Gözlerimi tekrar açtığımda 14 yaşımı gördüm sevinçli bakıyordu bana, ellerini uzattığında bakışlarımı ellerine çevirdim. Bir kaç saniye kanlı ellerinde oyalanan gözlerimi suratına çevirdim. Mirza'ya dönmesi beni hayli şaşırtırken "Onu tanıyorum." demesi yutkunmama neden oldu. "Tanıyor musun?" Dedim titreyen sesimle. Bir kaç saniye öyle kaldıktan sonra bana döndü. Artık 14 yaşım değilde o şerefsiz vardı karşımda. Suratını görmemle kanım dondu. Başımı sağa sola salladım, iyileşeceğim. Zorlanarak duvara tutundum ve ayağa kalktım. Lavaboya doğru gözlerim buğulu bir şekilde ilerledim, o kadar bitkin hissediyordum ki kendimi sanki tüm dünyanın yükü sırtımdaydı. Banyoya vardığımda ışığı açtım, yüzüm yoktu aynaya bakmaya. Ellerimi yıkadıktan sonra odaya döndüm üstüm başım kan içindeydi. Pislik herifin kanı bana bulaşmıştı. Peki ya o, ölmeyi hak etmiş miydi? Bu sefer vicdanını nasıl susturacaktın? Gerçek bir katilsin, birini öldürdün hemde gözlerinin içine baka baka. Katilsin sen, katilsin, katilsin, katilsin- "Sus yeter sus!" Diye bağırdım ve yere çöktüm. Bir hıçkırık firar etti boğazımdan sonraysa ağlamaya başladım. "Haketmedim ben bunları, haketmedim hiçbirini!" Dedim ve yere doğru cenin pozisyonunu alarak yattım. Yer buz gibiydi titremeye başlamıştım ama bu titremelerimin üşüdüğüm için olduğunu sanmıyordum. Berbat hissediyordum kendimi. Ne zaman mutlu olmaya kalksam canım yanıyordu hemde eskisinden daha fazla. Ne yaptım ki ben! Ne yaptım da bunları yaşıyordum. Kimin günahının bedeli bunlar? Benim suçum ne! Gülmek istedim, olmadı. Biri beni dinlesin istedim beni anlasın yanımda kalsın istedim ama olmadı. Yaralarımı sarsın artık kötülükler bitsin içimdeki sesler sussun istedim daha beter hale geldim. Ben hep istedim, hiç olduğum hal ile yetinemedim ve ben mahvoldum hemde iliklerime kadar. Acı ilmek ilmek işlemişti ruhuma, ama gocunmuyordum. Ne de olsa hissizlikten ölüyordu insanlar, bende tadabildiğim kadar tadıyordum acıyı. Beni bu enkazın altına annem itti. Annem beni o gün kurtarsaydı bana inansaydı belki de, belki de çok farklı olurdu. Ben buydum işte, annesinin bile istemediği, korumadığı o lanetli kızdım. Bende isterdim geçmişimde sayamayacağım kadar güzel anılarımın olmasını, mutlu aile tablolarını, küçüklük resimlerimi, parkta salıncakta annemin beni sallamasını ama yoktu tüm bunlar. Bir hayalden ibaretti sadece...Al artık ruhumu tanrım. Benliğimi aldın, hislerimi aldın, ruhumu da al çünkü ben farkettim ki bağlı değilim hayata ölümlerden korkacak kadar. Sessiz sessiz içimi çeke çeke ağlıyordum. Sırtım duvara yaslı, titremelerim ve gözlerimin buğulu oluşundan etrafı seçemiyordum. Karanlık odada kulakları sağır eden bir sessizlik vardı. Alıp başımı gitmek istiyordum uzaklara, herkesten her şeyden kaçmak. Hafızamın silindiğini varsayarak yeni bir hayata başlamak istiyordum. Artık çok yoruldum, harap olmuş gibi hissediyordum kendimi. Ama biliyordum ben ister şehir değiştireyim, ister ülke ya da gezegen... Bazı yaşanmışlıklar hafızaya kazınmıştı bir kere, nereye gidersem gideyim ne yaparsam yapayım unutulmamaya yemin etmiş gibi silinmezdi bir daha. "Lina." Mirza'nın dudaklarından ismim döküldüğünde ona çevirdim bakışlarımı. Başını tutarak ayağa kalkmaya çalıştı. "Ahh." Dediğinde bende doğrulmak istedim fakat o kadar bitkindim ki becerememiştim. "Mirza." Diye fısıldadım fakat duyup duymadığından bihaberdim. Ağır haraketlerle ayağa kalktıktan sonra ışığı açarak yanıma yaklaştı ve eğilerek beni kucağına aldı. Cesedi ayağıyla kenara iterek kapıyı dirseğiyle açtı ve tam çıkarken "Kedim." Diye fısıldadım. Duraklayarak gözlerimin en içine baktı, derin bir öfke ve her yeri yakıp yıkmak ister gibi bir hali vardı. Peki ya ben? Korkmuş, titreyen, üşümüş ve halüsinasyonlar görerek deliren bir zavallıydım. Bakışlarını kaçırdıktan sonra geri dönerek Gece'yi alıp bana verdi. Başımı göğsüne yaslayarak bunların koca bir kabus olmasını diledim, sanki bu dünyaya hiç gelmemiş olmayı diledim fakat sadece diledim. "Nereye?" Diye fısıldadım. "Şş yorma kendini kapa gözlerini dinlen." Dediğinde dediklerini yaparak sonsuz olmasını dilediğim bir uykuya gözlerimi kapadım. *** Burası da neresiydi böyle? Etrafıma bakındığımda her yerin aynayla kaplı olduğunu farkettim. "Geçti güzelim." Mirza'nın sesini duymamla arkamı döndüm hızla. Gözlerim her yerde Mirza'yı arıyordu, tekrar aynı ses arkamdan yankılandığında başımı çevirerek geriye baktım. Etrafımda dönmeye başladım, "Mirza?" Diye seslendim bende. Etrafımda ikinci turu dönerken Mirza tam karşımda durduğunda geriledim. "Mirza." Deyip sıkıca sarıldım, bir silah patlama sesi duyduğumda kulağım çınladı. Gözlerimi etrafta gezdirirken Mirza'nın ağırlaştığını hissettim. Onu kendimden uzaklaştırdığımda yere yığıldı. Gözlerim kocaman olurken "Mirza!" diyerek bağırdım. Yere çökerek yarasına elimi bastırdım. Başımı kaldırdığımda tüm aynalarda adını bile hatırlamak istemediğim o pisliği gördüm. "Git!" Diye bağırdım fakat aynadan elini bana uzatmıştı. Aynalar daha fazla yaklaşırken "Dokunma!" Diye bağırdım. "Lina!" "Lina uyan!" Biri beni sarsarken zar zor kendime gelebilmiştim. Gözlerimi hızla açılırken korkuyla doğrularak Mirza'ya sarıldım. "Mirza." Diye fısıldadım ve gözlerimin dolmasını engelleyemedim. "Buradayım sadece kabustu. Sakin ol." Dediğinde başımı salladım. Sakin ol Lina, sadece kabustu. "Buradasın." "Gitmeyeceğim." Dediğinde başımı geri yaslayarak gözlerimi tavana diktim gözlerim dolmuştu ve akan yaşlarıma engel olmadım. "Neden gitmiyorsun? Neden benim berbat hayatımla uğraşmayı tercih ediyorsun ki?" Dedim fısıltıyla. "Senin hayatın berbat falan değil." Dediğinde gözlerimi ona çevirdim. "Öyle birbirimizi kandırmayalım Mirza." Dedim acımtırak bir gülüşle. "Sadece o şerefsiz yüzünden bu haldesin." Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Neden uğraşıyorsun ki? Yakında ya öleceğim ya da delireceğim zaten." "Buna izin vermeyeceğim." "Neden Mirza? Neden bana yardım etmeye çalışıyorsun, olmuyor işte görmüyor musun? Bende istiyorum normal bir hayat yaşamak, diğerleri gibi saçma sapan aşk acılarına üzülüp sümüğümü mendillere silip sabaha kadar bu derde ağlamak, ama bazı şeyler istediğin gibi gitmez, istediğin gibi olmaz." Dedim sesim titreye titreye. Bana ailem bile sahip çıkmazken bu adamın sahip çıkması gururumu kırmıştı, ondan başka kimsem olmaması ama onun da kimse olması acıtmıştı beni, incinmiştim. "Bu dünyada da öbür dünyada da her zaman yanındayım." Dediğinde gülümsedim. "Teşekkür ederim, her şey için." "Uyu dinlen, ben burada olacağım." Dediğinde başımı salladım. Gözlerimi kapatmıştım ki aklıma Gece'nin gelmesiyle hızla açtım. "Gece nerede?" "Muhtemelen uyuyordur, başka odada o." Dediğinde başımı salladım. "Burası senin evin mi?" "Evet güzel mi?" Dediğinde gülümsedim. "Çok." Dediğimde o da gülümsedi. "Mirza." Dedim sessizce ve bana döndü. "Beni nereden tanıyorsun?" Dediğimde gülüşü soldu. "Nereden çıktı bu?" "Söylesene, görüyorsun ya ölüm bana senden daha yakın. Bugün öldürmeseydim, ölecektim. Tamamen şanstı, şansın varken söyle." Dediğimde farkettirmek istemese bile çenesi kasılmıştı. "Böyle bir şey bir daha yaşanmayacak." "Bunun garantisini bana veremezsin." "Veriyorum." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Cesedi ne yaptın?" "Adamlarım hallettiler." Dediğinde tek kaşımı kaldırdım. "Adamların?" "Evet." "Kimsin sen Mirza?" Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. "İnsanım." Dediğinde gülümsedim ve sonra o da gülümseyince gülerek kafamı sağa çevirdim. "Sanırım deli olan bir tek ben değilim." "Herkes kafayı sıyırdı ne yapalım?" Dediğinde gülümsedim ve daha sonra kalkmaya çalıştım. "Ne yapıyorsun?" Dedi kalkmamı engelleyerek. "Çişe gideceğim yasak mıydı?" Dediğimde kaşlarını kaldırdı. "Çişe mi?" "Evet çişe." Dediğimde gülümsedi. "Gerçekten iyi değilsin, Lina." "Çişe gitmemin nesi kötü?" "Biz genelde lavaboya gidiyoruz demeyi tercih ediyoruz." Dediğinde başımı anlıyormuş gibi salladım. Bunu zaten biliyordum sadece böyle demek gelmişti içimden. "Olsun aynı şey." "Peki o halde, kolay gelsin." Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak ayağa kalktım. Odanın içinde lavabo olması işime gelmişti, zaten yorgun hissediyordum fazla yürüyesim yoktu. İşimi halledip ellerimi yıkadıktan sonra aynaya baktım. Duş almaya ihtiyacım vardı. Odaya döndüğümde Mirza'nın bana arkasının dönük bir biçimde oturduğunu farkettim. Boğazımı temizlerken başını çevirerek bana baktı. "Şey benim, duş almaya ihtiyacım var." "Tamam." Dediğinde gözlerimi devirdim. "Temiz kıyafetlere ihtiyacım var." Dediğimde başını salladı. "Sen duşunu alana kadar ben bir şeyler koyarım yatağa." Dediğinde başımı salladım. "Teşekkür ederim." Banyonun kapısını kilitledikten sonra ilk önce giysilerimden kurtulup kirli sepetine attım. Kolumdaki ve bacağımdaki sargının değiştirilmiş olduğunu yeni farkediyordum. Sargıları açtıktan sonra sepetin üzerine koydum. Giysilerimi giderken almayı unutmamam gerekiyordu. Aslında o evde bir günü daha tek geçirebileceğime emin değildim ama sokakta yatmaktan iyidir herhalde. Suyu ayarladıktan sonra şampuanı saçıma döküp köpürttükten sonra vücut jeliyle her yerimi yırtarcasına temizledim. Tüm bu kanlardan kurtulmam gerekiyordu, artık kötü şeyler yaşamak istemiyordum. Nihayet işim bittikten sonra kapının önünde durup "Mirza." diye seslendim. "Efendim?" "Havlu verebilir misin?" Dediğimde bir kaç saniye sessizlik olduktan sonra kapı tıklandı. Kapının kilidini açtıktan sonra minicik bir aralıktan kolumu uzatarak havluyu aldım ve kapıyı geri kapadım. "Şimdi odadan çıkar mısın?" "Tabii ki." Dediğinde havluyla kurulandıktan sonra bedenime sararak gitmesini bekledim. Kapı açılıp kapanma sesi geldiğinde bende banyonun kapısını açarak içeri girdim. Ne olur ne olmaz diye odanın kapısını kilitledikten sonra benim için yatağa koyduğu giysilere baktım. E bunlar benim giysimdi? Allah'ım ne kadar da düşünceliydi. İç çamaşırlarımı görmüş olduğu için hafiften yanağım kızarsa da düşünmemeye çalıştım, üzerimi giyindikten sonra kapının kilidini açarak dışarı çıktım. Etrafta göz gezdirirken bir üst katı olduğunu farkettim. "Mirza?" Diye seslendiğimde sol taraftaki odadan çıktı. "Lina, bitti mi işin?" Dediğinde başımı salladım. "Üst katı mı var?" "Evet, aslında bir şey düşündüm ama bana kızabilirsin." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Ne için kızacağım ki sana?" "İstersen evin yarısında yani o üst katta sen kalabilirsin?" Dediğinde hemen başımı olumsuzca salladım. "Asla olmaz." "Tamam o halde, yine de görmek ister misin?" "Olur." Dedim ve beraber merdivenleri çıkarak büyük bir odaya girdik. Tek oda olması beni şaşırtsa da bir şey demedim. Ortada çift kişilik mavi fakat beyaz örtüyle kaplanmış büyük bir yatak vardı. Sağ tarafında büyük mavi bir dolap, sol tarafındaysa balkona açılan bir kapı ve yanında da makyaj masası vardı. Bizim açtığımız kapının yan taraflarındaysa kitaplık vardı, de boy aynası. "Çok güzel." Dedim gülümseyerek. "Beğendin mi?" Dediğinde başımı salladım. "Gayet güzel." "İstersen-" diye söze başlamıştı ki böldüm. "Böyle bir şey olmayacak, Mirza. Teşekkür ederim." "Sadece bir teklif sunacaktım, o evi satalım mı?" Dediğinde kaşlarımı çattım. Aslında bunu bende istiyordum çünkü cinayetin evde işlenmesini geçtim, odamda olmuştu. "Bilmiyorum, olabilir. Aslında evim çok güzeldi ama... Benim yüzüme o da kirlendi." "Kendine haksızlık ediyorsun." "Etmiyorum." Dedim sonraysa bakışlarımı kaçırdım. "Bak ne diyeceğim bu ev senin olsun. Bende yan taraftaki bir evi tutayım." Dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Neden yan taraf? Bakıcım olmana ihtiyacım yok Mirza. Ömrünün sonuna kadar beni koruyarak geçiremezsin." "Hayır geçiririm." "Ya evlendiğinde? Eşin kızmayacak mı?" "Bırak da ona ben karar vereyim." "Aslında olabilir, evi sattığımızda bu evin parasını da sana öderim." Dedim. "Konuşuruz bunları hadi gel." Dediğinde kapıyı kapatarak aşağı indik. Tekrar ilk girdiğimiz odaya geldiğimde yatağa yattım. O da baş ucumdaki ufak koltuğa oturdu. Kaşlarımı kaldırarak ona döndüm. "Neden orada oturuyorsun?" "Yanına mı geleyim." "Hayır tabiki." Dedim kaşlarımı çatıp. "Uyuyacağım yani bu yüzden çıksan mı acaba?" "Olmaz, su uyur düşman uyumaz." "Ya saçmalama." "Bizim ölümden döndüğümüzün farkındasın değil mi sen?" "Evet maalesef ki farkındayım." "O zaman izin ver de korumalığını yapayım." "Farkında mısın bilmiyorum ama onu öldüren benim." "Olur sen beni koru o zaman." "Mirza.." dedim ve gülümseden edemedim. "Bak gerçekten bu kadarına gerek yok." Dedim ellerimle oynarken, O'ysa dikkatlice her haraketimi inceliyordu. "İyi geceler Lina." Dediğinde kime anlatıyorum ki der gibi baktıktan sonra sırtımı ona dönerek gözlerimi kapadım. "İyi geceler." Yatakta gerinirken gözlerimi hafifçe araladım. Güneşin ışıkları eve girmişti. Doğrularak banyoya girdim ve elimi yüzümü yıkayarak odaya geri döndüm. Mirza yoktu, eh tabi sabaha kadar nasıl o rahatsız yerde oturabilirdi ki zaten? Kapıyı açarak çıktığımda sol taraftan sesler geldiğini farkettim. Oraya doğru ilerleyerek kapıdan başımı uzatıp içeri baktım. Mirza'nın patates kızartmış olması şaşırtsa da ses çıkarmadım. "Günaydın." Dedi gülümseyerek. "Günaydın sen-" derken patatesi koyduğu tabağı da alarak yanımdan geçti peşinden giderken terasa çıktığını farkettim. Masayı donatmıştı. "Ben?" Dediğinde gözlerim hala daha masadaydı. "Bizim için mi hazırladın?" "Evet baktım hala uyuyordun bende kalktım kahvaltı hazırladım hem neden şaşırıyorsunuz Lina Hanım?" "Bilmem." diyerek gülümsedim ve hemen oturarak bir parça ekmek kopararak reçele bandırdım. "Allah'ım çok acıkmışım." Dedim ve patates kızartmalarından bir kaçını ağzıma attım. Ağzım doluyken "Imm tost mu o?" Dedim ve diğer elime tostu alıp ondan da ısırdım. "Yavaş boğulacaksın." Dedi Mirza ama onu dinleyemeyecektim. Üşengeçliğime neredeyse hiç kahvaltı yapmıyordum, Allah'ım cennette olmalıydım uzun zaman olmuştu bunları yemeyeli. Genelde akşam yemeği olarak fasulye pilav falan yerdim. Balın bile tadı farklı geliyordu, en son ne zaman yemiştim acaba? Hızlı hızlı yerken boğazıma tostun kenarı takılmasıyla öksürmeye başladım. "Sana yavaş ye dedim ama dinleyen kim." Dedi sinirli bir ses tonuyla sonraysa su uzattı. Suyu içerken biraz rahatlamıştım. "Ah, az kalsın boğulacaktım." Dedim gülümseye çalışarak. "Yavaş ye önünden alan yok." Bir kaç dakika boyunca yemeklerden biraz daha tattıktan sonra son lokmamı da yutup gözlerimi Mirza'ya çevirdim. "Şimdi ne yapıyoruz?" "Eve gidip eşyalarını toplayalım." Dedi umursamaz bir tavırla. Olaylar karşısında bu kadar rahat olmasına şaşırarak "Mirza sen dün benim bir adam öldürdüğümü unuttun herhalde?" Dedim sesim hafiften titreyerek. "Lina bunu o kadar çok dile getirdin ki unutmak mümkün değil." "Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?" "Haketmişti Lina, vicdanının sızlamasını gerektirecek bir durum yok." "Kimse ölmeyi haketmez." Dedim kaşlarımı çatarak. "Yanılıyorsun, bazıları hak eder." Dedi ve devam etti."Şimdi eğer geliyorsan çıkacağım ben." Dediğinde oflayarak başımı salladım. Masayı toparladıktan sonra beraber arabaya binerek evimin yolunu tuttuk. Gözlerimi yoldan ayırıp Mirza'ya çevirdiğimde o pisliğin olduğunu görmemle "hiih." Deyip sıçradım. Bana dönerken Mirza eski halini aldığı için rahatlamıştım. "Ne oldu?" Dedi kaşlarını çatarak. "Hiç, bir şey yok." Dedim fakat aklım hala dün gecedeydi. Kendimi berbat hissediyordum ama biraz daha düşünürsem kafayı yiyecektim. Evin önüne geldiğimizde başka bir arabanın olduğunu görmek şaşırmama sebep olmuştu. "Kim bunlar?" Dediğinde ailem mi acaba diye düşünmedim değil. "Gel bakalım." Diyerek arabadan çıktık ve kapıdan geçerken Mirza'nın elinin silahında olması her an her şeyin olabileceğinin kanıtıydı. Merdivenlerden inerken annem, babam ve küçük kardeşimi görmem biraz şaşırtmıştı. "Baba siz mi geldiniz?" Dediğimde Mirza'da o tarafa baktığında sessizce bir küfür savurdu etrafa. "Siktir, baba mı?" Nedenini anlamasam da yanlarına yaklaştım. "Kısa bir süreliğine geldik, Yusuf abin kayıpmış." Dediğinde kanımın çekildiğini hissettim. Ne kadar da çabuk farkedilmişti. "Nasıl en son neredeymiş ki?" "Kimse bilmiyor." Dediğinde başımı salladım gözlerim Mirza'ya kaydığında "Bu kim?" Dedi babam. "Bir arkadaşım adı Mirza." Dediğinde Mirza'nın çenesi kasılmıştı. "Babam Adar." "Tanıştığıma memnun oldum Adar bey." Dedi Mirza. Elini uzattığında babamın da kaşlarının çatılı olduğunu farkettim. Ne oluyordu ya? "Her neyse baba ben eşyalarımı almaya geldim bu evde kalmak istemiyorum, satacağım." Dediğimde bu sefer bana kaşları çatık baktı. "Neden?" "Çünkü korkuyorum tek başıma Allah'ın dağında yaşamaya." "Olmaz izin vermiyorum." "Ne demek izin vermiyorum? Korktuğum bir yerde neden yaşayayım baba? Bende herkes gibi insanın çok olduğu bir yerde yaşamak istiyorum." Dediğimde annem içeriden çağırdı. "Lina yanıma gelir misin?" "Neyse." Diyerek yanlarından ayrıldım. Mirza Karşımdaki adamın babam olduğunu bilmek onu öldürme isteğimi fazlasıyla arttırmıştı. Boğazına yapışıp annem senin yüzünden tecavüze uğrayarak öldürüldü demek istiyordum, kardeşim senin yüzünden bir evde mahkum demek istiyordum! Ben senin yüzünden soy ismimi değiştirmeye ihtiyaç duydum! Her şey senin yüzünden oldu, her şeyi sen batırdın Adar! "Tanıştığıma memnun oldum." Diyerek elimi uzattım o da gülümseyerek karşılık verdi. "Kızımla nereden tanıştınız?" "Kafesinde, her neyse benim acil bir işim var siz Lina'ya söylersiniz. Tekrardan memnun oldum." Dediğimde başını salladı. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkarak arabama bindim ve dişlerimi sıktım. Acilen eve gidip Lina'ya ait saç teli bulmam gerekiyordu, onunla kardeş olamazdım. Bu imkansız bir şeydi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE