Karanlıkdere köyü

1388 Kelimeler
Karanlıkdere köyünde Polat Ağa’nın adı saygıyla anılırdı. İnsanlar ona yalnızca bir ağa olarak değil, aynı zamanda köyün manevi bekçisi olarak bakarlardı. Evinin avlusundan Kur’an sesi eksik olmaz, gece yarıları bile ışık yandığında bilen bilirdi ki Polat Ağa, abdest almış dua ediyordur. Onun hüddamlığı köyde bir sır değildi ama korkulan değil, güven duyulan bir sırdı. Çünkü o, Allah’ın adını anarak, mümin cinlerle birlikte köyü kâfir cinlere karşı korurdu. Çocuklar korku içinde değil huzurla büyür, kadınlar çeşmeden su taşırken içleri rahat olurdu.Köylüler arasında şöyle denirdi: “Polat Ağa’nın duası da eli de güçlüdür. Onun olduğu köyde kimseye cin musallat edemez.” Bir akşam üzeri, köy kahvesinde oturan yaşlılardan biri, elindeki çayı yudumlarken şöyle dedi: “Vallahi, geceleri rüzgârın uğultusunu bastıran onun Kur’an tilaveti oluyor. Bu köyü Allah’ın izniyle Polat Ağa koruyor.” Bütün masa başlarıyla onayladı. Ama Polat Ağa’nın içi rahat değildi. Çünkü kızı Halise, paramparça bir halde baba ocağına dönmüştü. Hamileydi, yüzü morluklarla doluydu, kolları çiziklerle kaplıydı. Bir baba için en ağır sınav, evladını böyle görmekti. O gece Halise’yi avludaki sedire yatırmışlardı. Saadet Nine kızının başına su serpip alnını okşuyor, gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu. “Ah kuzum,” dedi Saadet Nine, kısık bir sesle. “Kim kıyar sana böyle… Allah o elleri kurutsun.” Halise, gözlerini kapamış, yalnızca karnındaki bebeğin kıpırtısına tutunuyordu. Dudaklarından bir dua döküldü: “Allah’ım, sen koru yavrumu…” Polat Ağa ise kızının başında volta atıyor, elindeki tespihi sıkı sıkı çekiyordu. Yüzü öfkeyle kasılmış, gözlerinde ateş parlıyordu. “Saadet!” dedi sert bir sesle. “Ben kızımı böyle mi gönderdim onların evine? Bir damat dediğin karısını incitir mi? Anası dediğin kızımı döver mi? Vallahi ben bunu yedirmem.” Saadet Nine eşinin öfkesini dindirmek için sakin bir sesle konuştu: “Ağam, Allah büyüktür. Sen de öfkeni Allah’a havale et. Biz kızımıza sahip çıkalım, o bize emanet.” Polat Ağa yumruğunu havaya kaldırdı, sonra derin bir nefes aldı. Sonunda yavaşça sedire oturdu. Halise’ye eğildi, kızının elini tuttu. “Kızım,” dedi, sesi titreyerek. “Senin gözünden tek damla yaş düşsün istemem. Bu ev artık senin sığınağın. O yavruyu da, seni de canım pahasına korurum.” Halise gözlerini açtı, yeşil gözleri dolmuştu. Dudakları titredi. “Baba…” diyebildi sadece, sonra hıçkırıklara boğuldu. Saadet Nine kızını bağrına bastı, Polat Ağa da bir an başını göğe kaldırıp gözlerini yumdu. Sessizce içinden dua etti: “Allah’ım, kızımı ve yavrusunu sen koru. Bana güç ver ki bu köyde zulme uğrayan hiç kimse kalmasın.” Köyde herkes Halise’nin dönüşünü konuşuyordu. Dedikodu kazanı kaynıyor, ama kimse Polat Ağa’nın yüzüne karşı tek kelime edemiyordu. Çünkü biliyorlardı: kızına yapılanı o asla unutmayacak, hesabını Allah’a bıraksa da oğlunun, kızının hakkını yerde koymayacaktı. Aradan aylar geçmiş Halisenin karnı büyümüş artık 4 aylığı geçmişti istemsizce çekiniyor ama karnını saklamak ta bir güç oluyordu. Ara sıra köydeki ebenineler ziyarete geliyor hamilelik ve annelik hakkında öğütler veriyorlardı O sıralar, Yakup ise köyün imamı olarak görevine devam ediyor, ama kalbi Halise’nin acısıyla yanıyordu. Ne zaman minareye çıkıp ezan okusa, sesinde bir titreme olurdu. Cemaatten yaşlı bir dede, bir gün namaz sonrası omzuna dokunup, “Delikanlı, sesinde bir yanıklık var. Kalbin bir derdinle meşgul, belli,” dedi. Yakup tebessüm etmeye çalıştı ama gözleri uzaklara daldı. O, çeşme başında gördüğü o narin kadını, Halise’yi unutamıyordu.Ve böylece köyün kaderini değiştirecek zincirin ilk halkaları sessizce örülüyordu... Günler, Halise’nin yolunun önünde bekleyen Yakup’un sabırsız adımlarıyla geçiyordu. Artık tüm köy için sır olmaktan çıkmıştı Yakubun Haliseye olan aşkı. Herkes yeni imamin aşkı ve Polat ağanin tüfeğini konuşuyor du. "Vallah vuracak bu adam bu sebiyi" "Deme aşk galip gelir belki" "Polat ağa diyoruz... kızı diyoruz... Halise diyoruz... Bilmezmisin Ağa'nın kızına olan düşkünlüğü nu" fısıltılari köyü sarmıştı Köydeki her hareket, her çeşmeden su taşıyan kadın, her sokaktan geçen çocuk, Yakup’un gözünden kaçmıyordu. Gözlerini Halise’den ayırmıyor, her gün biraz daha onun hayatına dokunmanın yollarını arıyordu. Polat Ağa ise evinde huzursuzdu. Kızının geçirdiği travma, onu daha da katı ve dikkatli yapmıştı. Halise’nin her adımı, her nefesi onun için bir hazineydi. Öfkesini ve koruma içgüdüsünü kontrol etmek zorundaydı, çünkü köy halkı da onun tavrını yakından izliyordu. Ama gece olduğunda, gözleri hep gökyüzüne kayıyor, dualarla kâfir cinlerin köyü rahatsız etmesini engelliyordu. Bir gece, hava aniden soğudu. Sis köyü kaplamış, rüzgâr uğuldarken evlerin bacalarından çıkan duman, gökyüzünü örter gibi oldu. Polat Ağa, avluda tespihiyle sessizce dururken, gözleri uzaklarda parlayan karanlık bir ışığı fark etti. Kâfir cinler köye yaklaşmaktaydı. “Yasin!” diye seslendi zihninden Polat Ağa, yaver cinine. “Buyurun, efendim,” diye ortaya çıktı Yasin, boynunu eğerek. "Gelenleri gördün mu?" Dedi "Gördüm efendim" dedi hala elleri önünde bağlı "Sessizce takip et kimler nereye giderler niçin geldiler bi bak bakalim" dedi ama sesinde tedirginlik vardı Yasin göz açıp kapayana kadar ortadan kayboldu. Bir kaç dakika sonra geri geldi "Efendim geldim" dedi başı eğik "Köyde biri günaha bulaşmış Hafsa hatunu bilirsiniz gelini ve oğlu yıllardır çocuk sahibi olamiyorlardi her yolu denediler ama olmamış ve civar köyde kara huddam Rüstem diye birinden medet ummuşlar o da ayinle gebe kalmasına yardım etmiş ama karnındaki bebe insan değil cin çocuğu onlar da verdikleri emaneti almak için günlerdir onlara musallat olmuşlar " dedi üzüntüyle "La havle La havle insan oğlu neden Rabbinden yüz çevirir" diye kızdı "Efendim dönüşte de şeyi gördüm " "Neyi? Kötü bişey yoktur umarım " "Yakup efendi... yine gelmiş çalıların orada altına cübbesini sarmış gözleri yere sabit kalbinde aşkının kör ateşi oturur bekler" Polat Ağa ellerini açtı ve sessiz bir dua mırıldandı. Bir yandan da kendine sabir diler gibiydi. Ardından, Yakup’u çağırdı: “Yakup efendi... Çık bakalım hele" Yakup orda olduğunu nasıl anladığını bilmediği için irkildi ve olduğu yerden çıkıp mahcup şekilde kafasını eğdi "Selamün aleyküm Polat ağa... Ben ben evini dikizlemedim haramdir Allah'tan korkarım. Halise hatuna asla bakmadım sadece Allah için oturdum onun iyiliği için dua ediyorum" dedi tedirgin şekilde daha önce çok kez onu tüfekle kovalamışti Polat ağa yine aynı şekilde beklerken adam gülümsemekle yetindi "Gel, delikanlı. Bu gece farklı bir gece olacak. Öğreneceksin, iman ve cesaret birleşince neler mümkün olur.” Yakup başta tereddüt etti, ama gözlerini yerden kaldırıp cesaretini topladı ve Polat ağanin peşinden avluya girdi. Polat Ağa, omuz omuza duracakları geceyi anlatırken bir yandan da içten bir tebessümle ona baktı. Kısa süre sonra kâfir cinlerin musallat olduğu eve gittiler. Evden çığlıklar yükseliyor sanki 10 aygır evin içinde koşuyor gibi sesler geliyordu. Yakup korkuyla baktı "Korkma Allah'a sığın bu dünyada gördüğün kadar görmediğin şerli varlıklar da vardır" Birazdan içeriden 3 yaratık çıktı geldi. Yakup korkudan aklını kaybedecekti neredeyse bembeyaz olmuş elleri titremişti. Gözleri kırmızı, karanlık gölgelerle kaplı, korkutucu yaratıklardı. Polat Ağa ellerini kaldırıp yüksek sesle dua etmeye başladı. Yakup da onun yanında durdu, korku ve hayranlık içinde: hayatında ilk defa cinleri görüyordu. “Dur!” diye bağırdı Polat Ağa. “Allah’ın izniyle burada duracaksınız!” "Çamur sen işimize karışma bu kadın bize bebe vermesi için anlaşma yapıldı sen kimsin ki bize karşı gelirsin" "Ey aciz ateş parçası asil siz kim oluyorsunuzda size haram kilinana el uzatır siniz bilmezmisiniz adem oğulları ve havva kızları size haram kılındı yaklaşmanız yasaklandı sonunuz sonsuz cehennem ateşi olacak" Kâfir cinler kahkaha atıyorlardi. "Çamur sen kendini ne sanıyorsun da bize kafa tutuyor sun seni hemen burada 10 parçaya ayiracam ve kendime ziyafet çekecem" dedi iğrenç kahkaha atarak Tam saldıracakken Polat ağa "Yasin şimdi" dedi ve görünmez bir el göz açıp kapayana kadar 2 yaratığı parçalara ayırıp 3uncusunu diz üstü çöktürerek Polat ağanin önüne attı "Büyüyü yapana geri dön ve Polat ağanin selamını iletmeyi unutma o beni iyi bilir ve sizi bile bile benim pençeme attı size ihanet etti" Gökyüzü bir anda aydınlandı, kâfir cinlerin gölgeleri savrulmaya başladı. Yakup, ellerini açıp dua etmeye çalıştı ama gücünü tam olarak bilmiyordu. Polat Ağa’nın duasıyla birleşince, kâfir cin geri çekildi ve içeriden gelen korkunç sesler durulmaya başlamıştı. İkisi birlikte yüksek sesle Kur'an okurken Yakup’un dizleri titremeye başladı, nefesi kesildi. Sonunda, kâfir cinler geri çekildi ve köy sessizliğe gömüldü. Yakup, tüm güçsüzlüğünü hissetti ve ayakta duramadı; gözleri karardı ve bayıldı. Polat Ağa, yakındaki taşın üstüne oturmuş gülümsedi “Ah, delikanlı… Bu haline bak! İlk defa görüyor tabi, biraz fazla hevesli…” Yasin, Yakup’u nazikçe yerden kaldırdı. Devasa güç ve saygıya sahip olan yaver, onu Polat Ağa’nın evine taşıdı. Halise’nin evine vardıklarında, ezan sesi ufukta yükselmeye başlamıştı. Yakup hâlâ baygındı; Yasin sessizce onu sedire yatırdı. Polat Ağa, Yakup’un hâlini görünce başını salladı, gülümsedi ve gözlerini göğe kaldırarak sessizce dua etti. Köy, bir kez daha güven altındaydı; ama artık Yakup’un hayatında bir şey değişmişti: Halise’ye olan aşkı kadar, artık cinlerin varlığını ve bu dünyayla olan bağlantıyı da biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE