Farah. Yüzüme esen rüzgardan, saçlarımın kıpırtısıyla gözlerimi açtım. Her yerim tutulmuş gibiydi. Etrafı incelediğimde biran rüya gördüğümü sandım ama değil; masmavi gökyüzünü görüyordum, ağaçları, havada uçan kuşları… “Zafir!” diye kalkarken heyecanla bağırdım. Çıkmıştık! O lanet dört duvarın arasından çıkmıştık. “Ne var Farah?” Zafir de başını tutarak yeni uyanıyordu. Kollarından sarstım onu. “Kalksana Zafir! Çıkmışız. Dışarıdayız!” Öyle çok sevinçliydim ki toprağı bile öpebilirim. “Neredeyiz tam olarak,” dediğinde Zafir benim kadar abartılı tepkiler vermiyordu. Etrafa bakındığımda tanıdık gelen yolla rahat bir nefes verdim. Evimin olduğu yoldu burası. “Birkaç dakika yürümemiz gerekecek,” dediğimde fark ettiğim gerçekle gözlerim irice açıldı. “Zafir!” dedim dehşetle. “En son

